Özgürce Bir Yaklaşım

Dilim Sert, Gönlüm Mert!

İşine Bak General! – Ahmet Altan , Taraf Gazetesi -

Yazan: Free Stand Ağustos 26, 2009

ilker başbuğ

ilker başbuğ

Taraf Gazetesi Yazar Ahmet Altan’dan cesurca bir başlık ve cesur bir yazı. Yazının içeriğide tamamen akla yatkın ve gerçektir. Buyrun okuyun:

Genelkurmay Başkanı, görevi ve yetkisi olmadığı halde Kürt açılımı için kırmızı çizgilerini açıkladı: Ulus-devlete tarafız, taraf kalacağız. Orgeneral Başbuğ, 30 Ağustos mesajını Kürt açılımı konusuna ayırdı; “TSK kültürel farklılıklara saygılıdır” deyip Kürt kimliğinin siyasette temsiline karşı tavır aldı: Kültürel farklılıklar siyasallaştırılamaz, siyasi temsil aracı olamaz, toplumsal kimlik unsuru haline gelemez. Resmî dilin Türkçe olduğunu ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini belirten Başbuğ, “Demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananların terörü hiçbir nedenle hoşgörmeleri kabul edilemez” deyip tartışma özgürlüğüne sınır koydu: Devletin varlığını riske atarak tartışılmaz”

Orgeneral İlker Başbuğ Zafer Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada Kürt açılımı tartışmalarına da değindi. İlker Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ulus-devlet ve üniter-devlet yapısına hiçbir gerekçeyle zarar verilmesini kabul edemeyeceğini belirterek, “TSK, terör örgütü ve destekleyicileriyle ilişki kurulmasına yol açabilecek hiçbir faaliyet içinde bulunamaz. Demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananların, bireylerin en temel hakkı olan yaşam hakkını hedef alan terör faaliyetlerini hiçbir nedenle hoş görmelerini kabul edemez’’ dedi. “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye’dir” vurgusuyla sona eren Başbuğ’un mesajları şöyle:


»
Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3’üncü maddesinde ifade edildiği gibi ‘Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir’ Türk Silahlı Kuvvetleri, Atatürk tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa’nın 3’üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir.

»
Ülkelerin ve milletlerin bütünlüğünün korunmasının bir bedeli vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu bedelde kendisine düşen tarihî görev ve sorumlulukların bilinci içerisindedir.

»
Türk Silahlı Kuvvetleri, bölücü terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleyi kararlılıkla sürdürürken, güvenlik alanının dışında kalan ekonomi, sosyo-kültürel ve uluslararası alanlarda da devlet tarafından gerekli tedbirlerin alınmasının önemli olduğuna inanmaktadır.

»
TSK, Ulus-devlet ve üniter-devlet yapısına hiçbir gerekçeyle zarar verilmesini kabul edemez.

»
Kültürel farklılıklara saygılıdır. Ancak kültürel farklılıkların siyasallaştırılmasını, başka bir ifadeyle siyasal temsil aracı olmasını, toplumsal siyasal kimlik unsuru haline getirilmesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası içinde mümkün göremez.

»
Terör örgütü ve destekleyicileriyle ilişki kurulmasına yol açabilecek hiçbir faaliyet içinde bulunamaz.

»
Demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananların, bireylerin en temel hakkı olan yaşam hakkını hedef alan terör faaliyetlerini hiçbir nedenle hoş görmelerini kabul edemez.

»
‘Usul ve yöntem esası belirler’, noktasından hareketle, takip edilecek usul ve yöntemlerde özenli olunmasının gereğine inanır.

»
Her konuyu tartışabilme özgürlüğünün, devletin varlığını riske sokacak, ülkeyi kutuplaşmaya, ayrışmaya ve çatışma ortamına sokacak konuları içermemesi gerektiğine inanır.

Takvim işliyor, perşembeyi bekleyin
Genelkurmay Başkanı  Başbuğ’un açıklamalarının ardından Başbakan Erdoğan’ın tavrı merakla bekleniyordu. Genelkurmay Karahgâhı’nda düzenlenen devir teslim törenine katılan Erdoğan’dan bir cümlelik bir yanıt geldi: “Takvim işliyor, bizi izlemeye edin.” Erdoğan’ın geniş açıklamayı perşembe günü yapması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, “Çok güzel bir açıklama” değerlendirmesinde bulundu.

‘Aynen katılıyoruz’ kızdırdı
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Kürt açılımına yönelik açıklamalarına AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın “Genelkurmay’a aynen katılıyoruz” sözleriyle destek vermesi Demokratik Toplum Partisi’ni (DTP) kızdırdı. DTP Grup başkanvekilleri Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş’ın imzasıyla yapılan açıklamada bir süreden bu yana devam eden Kürt açılımı çerçevesinde, AKP hükümetinin gelinen noktadaki tutumunun “umut verici olmaktan öte, kaygı duyulacak bir yaklaşım halini aldığı’’ belirtildi. AKP hükümetine sert eleştirilen yönelten açıklamanın satırbaşları şöyle:

»
Demokratik açılım adıyla yürütülen çalışmalarda üslup ve yöntem konusundaki hassasiyetleri öne çıkararak işe başlayan ve bu vesileyle DTP’den destek alan Hükümet gelinen aşamada üslubu bir kenara bırakmakla kalmayarak, çözümü zorlaştıracak girişimlere de imza atmaya başladı.

»
Açılım sürecinin başından bu yana yapıcı ve sorumlu bir politika izlemeyi esas alan partimize yönelik tutuklama ve gözaltı furyası devam ederken, diğer yandan Kürt halkının değerlerine yönelik saygı sınırlarını aşan saldırılara karşı, AKP de aynı üslupla cevap vererek bu provokatif ve saygısızca tutuma ortak olmaktadır.

»
Kürt halkının dilinin, kültürünün, demokratik haklarının CHP ve MHP tarafından bölücü talepler olarak değerlendirilmesi karşısında AKP Hükümeti, bu taleplerin bölücü olmadığını, tam tersine 80 yıldır inkâr edilen Kürtlerin demokratik hakları olduğunu savunmak yerine, ürkek ve korkak bir yaklaşımla ‘zaten biz de sizin gibi düşünüyoruz’ diyerek, muhalefetin haksız tutumuna ortak olmakta ve çanak tutmaktadır.

»
Askerî operasyonları durdurarak kalıcı barış sürecine destek sunması beklenen Hükümetin, tam aksine bir yandan operasyonları sürdürüp, diğer yandan Kürt halkının değerlerine dil uzatarak Kürtlerin sorununu çözmeye çalışması trajik bir yaklaşımdır.

»
Son MGK bildirisinden ve Genelkurmay’ın açıklamasından da anlaşılacağı üzere AKP’nin açılım dediği şey aslında bilinen resmi söylemin allanıp pullanmasından ibaret kalmaya adaydır.

»
AKP’yi sürece daha sorumlu, daha cesur sahip çıkmaya çağırıyoruz. Demokrasiden, hak ve özgürlük anlayışından uzak, demokratikleşme söylemini bir kenara bırakıp terör söylemine sarılan bir anlayış, daha işin başında tökezlerse halkın umutlarının kırılması an meselesi olur.

»
Bir kez daha hatırlatıyoruz ki, demokrasi mücadelesi vicdani bir duruşu ve elbette ki bedel ödemeyi göze almayı gerektirir. Eğer, bu cesareti ortaya koymaktan kaçacaksanız halkı boş yere umutlandırmaktan vazgeçin, aksi takdirde en çok kaybeden siz olursunuz.

CHP’de ‘kırmızı çizgi’ sevinci
Muhalefet partileri, Kürt açılımı tartışmalarına katılan İlker Başbuğ’un açıklamalarından memnun. CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay, “Zafer haftası dolayısıyla TSK, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini bir kez daha hatırlatmıştır, TSK’dan beklenen açıklama” değerlendirmesi yaptı.
Hakkı Suha Okay şunları söyledi: “TSK bugünkü açıklamasıyla ‘Anaysa’nın değiştirilmez, değiştirilmesi teklif dahi edilmez’ hükümlerinin TSK için de bir düstur olduğu, ‘devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden yana’ ve ‘terörle mücadele kararlılığını aynen sürdürecek olduğu’ açıklaması TSK’den beklenen bir açıklamadır. TSK, bu vurguyu Zafer Bayramı münasebetiyle de olsa bir kez daha açıklamıştır.

CHP’nin de görüşü
Sayın Genel Başkanımız basın toplantısında milli kimlik, etnik kimlik sorununun tartışma dışında kalacağı, Türk milletinin teriminin bir kimlik olduğu ve etnik kimliğe indirgenmeyeceği; eğitim dilinin Türkçe olması konusu dışında bir tartışma olmaz ise sosyal, ekonomik ve eğitim gibi konularda görüşme ve değerlendirmeye açık olduğunu söyledi. CHP’nin görüşü de budur. CHP, kimlik ve dil ötesindeki her konuda görüşmeye hazırdır.”

Samsun’a çıkmasına az kaldı
İlker Başbuğ’un yaptığı açıklamanın ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Ülkenin birliği konusunda yol ayrımındayız. Herkesi Türk bayrağı altında toplanmaya çağırıyorum” dedi.
Hükümetin Kürt açılımı çalışmalarını sistematik bir yıkım projesi olarak değerlendiren Bahçeli, “Gelişmeler devlet, millet ve ülke birliğinin bir yol ayrımına sürüklendiğini ortaya koymaktadır” dedi. “Artık karar anı gelmiştir, herkes tavrını belirlesin” diyen Bahçeli, herkesi Türk bayrağı altında toplanmaya davet etti.
Bahçeli, AKP Hükümeti’nin Sevr’e boyun eğen, Mondros’u imzalayanlarla aynı zihrniyette olduğunu iddia etti. MHP lideri, ‘yıkım projesi’ adını verdiği açılımın “Başbakan Erdoğan ile İmralı canisinin” başa baş yarışarak Türk milletini tuzağa düşürmek için hazırlandığını öne sürdü.
ABD’nin güdümünde hazırlandığını ileri sürdüğü planın amacının “Irak’ın Kuzeyi’ni içine alacak ve aşiret reislerini kucaklayacak şekilde çok devletli ve milletli konfederal Devlet yapılanması” olduğunu kaydetti.
MHP Grup Başkanvekili Cihan Paçacı da Başbuğ’un açıklamalarını olumlu karşıladıklarını belirterek, “Başbuğ’un açıklamasında, altı maddelik görüşler ifade ediliyor. İlk beş maddesi ‘Ulus devlet yapısına zarar verilecek hiçbir çalışmaların kabul edilemeyecek olduğu’, kırmızı çizgi diyebileceğimiz temel görüşlerdir. Bu önemlidir. Olumlu karşılıyoruz.”

Kaynak:  http://www.taraf.com.tr/haber/39632.htm

Yazı kategorisi: Gündem, Hayata Dair | Etiketler: , , , , , , | 3 Yorum »

Polisten Vali Olmaz!

Yazan: Free Stand Haziran 13, 2009

celalettin cerrah

celalettin cerrah

 

AK Parti Hükümeti’nin bence şimdiye kadar aldığı en berbat, en çirkef, en kötü karar Celalettin Cerrah’ın Osmaniye Valiliğine atanması olayıdır.

Aslına bakarsak yıllardır polisleri vali yapmıyorlardı. Sanırım en son 1999 yılında yine bir emniyet müdürü vali olarak atanmıştı. Buna en sert tepkiyi, bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük valisi Recep Yazıcıoğlu vermişti. Peki o dönemde Merhum Recep Yazıcıoğlu ne demişti?  “POLİSTEN VALİ OLMAZ!”  Bu sözleri söylediği için başına bir sürü iş açmışlardı. Yağlı kazığa oturttular adamı.

Evet kardeşim olmaz. Peki neden olmaz?

Celalettin Cerrah’ın şahsi kişiliğini bir kenara bırakalım. Polis ve asker kökenli insanlar sert mizaca sahip insanlardır. Vur, kır ile, kelle koltukta hareket ederler. Sürekli emirler yağdırırlar. İçlerinde hep sert bir yönetim tarzı vardır. Sivil hayata, sivillere yaklaşım tarzları hep temkinlidir. Onlar için siviller sürekli olarak devleti tehdit edenlerdir. Diplomasiden ve siyasetten anlamazlar. Hoş valiler siyasetten uzak durmaları gerekir burası ayrı. Karşılarındaki insanları robot gibi görürler -emirlere uymak için yaratılmış robotlar-.

Demokrasiyi benimsemiş ülkeleri siviller yönetirler. Askerler ve polisler, siyasi otoritelerin emirlerine uymaları zorunludur ve aksi düşünülemez. Fakat ülkemizi biliyorsunuz. Gerçi son zamanlarda demokratikleşme sürecinde oldukça önemli basamaklar çıktık ta ki bu son olaya kadar. Polisleşmiş ve askerleşmiş bir devlet istemiyoruz! Silahlı kuvvetler otorite sahibi değil, ototriteyi koruyan güçler olmalılar. Celalettin Cerrah’ı sivil bir otoritenin başına getirdiğimizde ne oluyor? Polisleşmiş bir devlete bir adım daha gidiyoruz.

Yok mu kardeşim koskocaman devletin içinde valilik yapabilecek başka birileri ? Yüzlerce çok kaliteli kaymakam var. Onlardan birini seçin. Yada yok mu merkeze atadığınız valileriniz? Onlardan birinide eski makamına getirtebilirsiniz.

Zaten valiliğin hükümet tarafından atanmasınada karşıyım. Valiler rahat hareket edemiyorlar siyasi otoriteler yüzünden. Özerk bir sistem oluşturulup valilik atamaları çok güzel bir şekilde o özerk kurum tarafından da yapılabilir. Böylece Merhum Recep Yazıcıoğlu gibi valilerimiz merkeze alınmazlar. Doğru yerlere tayin edilirler. Aydın Valisi iken İstanbul Valiliğine atanması gereken bir kişiyi alıp güya sürgüne, Erzincan’a, yolluyorsunuz. Orada güzel işler yapıyor diye merkeze atıyorsunuz. Yanlış işler bunlar.

Celalettin Cerrah konusuna geri dönecek olursak. Onun kişiliğini konu dışında tutalım demiştim. Şimdi kişiliğine bşir kaç cümle ile bakalım.

Sayın Cerrah çocukluktan beri silah hastası bir kişiymiş. Kendisi söylüyor bunu. Silah kullnırken rahatlıyormuş. Git kardeşim git dağlarda sık silahını pkk itlerine. Böyle bir insanı hangi akla hizmetle vali yapıyorlar anlamak çok güç.

Ak Parti hükümetine bu olay yüzünden yazıklar olsun diyorum.

Yazı kategorisi: Gündem | Etiketler: , , , , , , , , | » yorum bırak;

28 Şubat Postmodern Darbesinin Bütün Gizli Belgeleri ve Merak Edilenler

Yazan: Free Stand Şubat 28, 2009

Askeri Darbe

Askeri Darbe

Taraf gazetesi etkileri günümüzde hâlâ süren post-modern darbenin 12. yıldönümünde 28 Şubat’ın gizli belgelerini yayınladı. İşte söz konusu belgelerdeki talimatlar:

Mehmet Baransu‘nun haberi

Etkileri hâlâ süren post-modern darbenin 12. yıldönümünde, başta Çevik Bir olmak üzere dönemin generallerinin Refahyol hükümetini devirme ve toplumu biçimlendirme planlarını içeren resmî yazışmalar ilk kez Taraf’ta. 28 Şubat sürecinin, dönemin Genelkurmay’ınca, “irticacı” grupların Silahlı Kuvvetler dahil bürokrasiye, topluma ve siyasete sızdığı iddiasıyla tetiklendiğini gösteren belgelerde “Bu tehditle mücadele ordunun birinci önceliğidir” deniyor. Çevik Bir imzalı gizli belgede, Refahyol’a ve Milli Görüş hareketine askerî müdahale yapılmazsa, bu çizgideki partilerin 2000’de yüzde 34, 2005’teyse yüzde 67 oy alarak iktidara gelip rejimi değiştireceği öngörüsünde bulunuluyor. Dindarlaşmanın tehdit olarak algılandığını kanıtlayan belgelerde, “laik kesimin aymazlık içinde olduğu” ve gidişata “dur” demenin orduya düştüğü ancak bunun medya ve sivil toplum kullanılarak yapılması gerektiği ifade ediliyor

Bundan 12 yıl önce, 28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu toplantısında irtica ile mücadele kapsamında 18 maddelik kararlar alınmış ve tarihe “postmodern darbe” olarak geçen bu süreçle ilgili olarak Taraf, 28 Şubat süreciyle ilgili bugüne kadar kamuoyuna yansımayan çok önemli bir belgeye ulaştı. Elimizdeki belge 28 Şubat sürecinin en önemli aktörlerinden biri olan dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in imzasını taşıyor. 6 Mayıs 1997 tarihli “Gizli” damgalı 12 sayfalık rapor, 28 şubatın yol haritası niteliği taşıyan karar ve emirlerden oluşuyor. Bu raporun yanı sıra başta Jandarma Genel Komutanlığı olmak üzere Genel Kurmay Başkanlığı içerisindeki birçok birim arasındaki “Gizli” damgalı yazışmalara ve belgelere de ulaştık.

“Zamanında harekete geçilmesi…”
28 şubat sürecinin yol haritasının belirlendiği ve kamuoyuna ilk kez yansıyan belgelerde, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi’nin oluşturulduğu ve Batı Harekat Konsepti’nin yayımlandığı belirtilip, Türkiye genelinde “Her türlü gelişmenin sürekli takip edilerek ilgili makamların zamanında harekete geçirilmesi” “sorumluluk bölgesi ayrımı gözetilmeksizin” isteniyor. Kişilerin, kurumların, ticari firmaların, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların fişlenmesinin istendiği belgede, “Jandarma Genel Komutanlığı’nın yurdun en ücra köşesine kadar ulaşan yaygın teşkilat yapısı ve vatandaşlarla olan ilişkileri nedeniyle her türlü gelişmeyi anında tespit edebilecek imkanlara sahip olduğuna” da vurgu yapılıp, jandarmanın nasıl bir yol izleyeceği de anlatılıyor.
İşte 28 şubat sürecinin perde arkasına ışık tutacak, irtica ile mücadele yöntemlerin anlatıldığı, o dönem basında çıkan pompalı silahlar başta olmak üzere kuran kursları başta olmak üzere, sekiz yıllık eğitim kararlarına giden süreçle ilgili resmi raporlardan çarpıcı satır başları…

Darbenin ‘gizli’ emirleri
Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir tarafından hazırlanan 6 Mayıs 1997 tarihli “Batı Harekat Konsepti” başlıklı 12 sayfadan oluşan gizli belgede “irtica” ile mücadele adı altında yapılması gerekenler ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Sivil toplum örgütleri, aydınlar ve Atatürkçü çizgideki kurum ve kuruluşların mücadeleye ortak edilmesi istenen belgedeki ayrıntılar 28 Şubat dönemine ışık tutuyor. Belgenin “Mücadele Esasları” başlıklı bölümünde şu maddeler dikkat çekiyor:

Mücadele zarureti doğmuş
Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapısına, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne yönelen terör tehdidi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarı ile sürdürdüğü iç güvenlik harekatı sonucu büyük çapta etkisiz hale getirilmiş ve terörist gruplar baskı altına alınmış, buna karşılık devletin laik ve demokratik yapısını hedef alan irticai faaliyetler ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamış ve terörle mücadelede olduğu gibi bu tehdide de Türk Silahlı Kuvvetlerinin birinci önceliği vererek bilinçli ve kararlı bir mücadele başlatma ve ısrarla sürdürme zarureti doğmuştur.

Köklü tedbirler
İrticai faaliyetlerinin daha fazla gelişmesini önlemek ve ulaştığı bu seviyeden daha alt seviyelere çekerek Cumhuriyetin temel nitelikleri olan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olma özelliklerini ilelebet muhafaza etmek maksadıyla, köklü tedbirler alınmasına ihtiyaç duyulmuştur.

TSK polemiğe girmesin
Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerini koruma ve kollama yükümlülüğünün bilincinde olarak, siyasi çatışma ve polemiklerin üstünde kalmak suretiyle yüce Türk milletinin büyük çoğunlugunun beklentileri ve duyarlığı paralelinde, bütün ağırlığını irticanın daha fazla mesafe katetmesini önlemede kullanılacaktır.

Aydınlar göreve
Türk aydının halktan kopukluğuna karşılık din elitinin halkla yakınlığıda İslam hareketinin güç kazanmasında önemli bir etkendir. Laik aydınların halkla paylaşılacak ortam temalar bulması, yakınlaşması ve onun hizmetinde olduğunu hissettirmesi son derece önemlidir. Şüphesizki eğitimdeki atılımlar, fikri paylaşımı ve dolayısıyla bütünleşmeyi hızlandıracak ve Türk insanının bu milletin ferdi olmaktan onur duymasını kolaylaştıracak bir yoldur.

Lâik kesim aymazlık içinde
Ülkenin sürüklendiği karanlığı gören laik kesim Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlığından ve bir gün mutlaka bu gidişata dur diyeceğinden emin olmanın rahatlığı ve aymazlığı içindedirler. Türk toplumuna bir taraftan TSK’nın anayasa ve kanunlarla kendisine verilen Türkiye Cumhuriyetini koruma ve kollama görevini yapacağını doğal bir şekilde izah ederken, diğer tarafdan özellikle irtica  ile mücadeleye TSK’nın siyasi polemiklerin içine çekmenin sakıncaları hatırlatılmalıdır.

Psikolojik harekât
İrtica ve mücadelede kullanılacak en güçlü öğe psikolojik harekettir. Batı çalışma gruplarından ve konuyla ilgili görevlerde çalıştırılacak personelin bir plan dahilinde Psikolojik Hareket Kursu’ndan geçirilmeleri sağlanmalıdır. İrticai görüş yanlısı basın ve yayın organları ile irticai görüşü benimsenmiş şahıslar her platformda Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve ebedi önderimiz Atatürk’ün dine karşı olduğu temasını işlemekle ve halkımızın nazarında Atatürk’ü ve Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak için korkunç bir psikolojik hareket icra etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türk milletinin bağrından çıktığı kesinlikle dinsiz olmadığı gibi, dini inançların korunmasına ve en iyi şekilde yaşanmasına hizmet ettikleri gerçeği daima göz önünde bulundurulacaktır.

——————————————————————————————————————————-
*************************************************************************************
——————————————————————————————————————————-

Çevik Bir imzalı: Okuyup imha edin

Genelkurmay yazışmaları ve Çevik Bir’in eliyle yazdığı notta, darbe emirlerinin çok gizli tutulması, asla çoğaltılmaması, okunduktan sonra derhal imha edilmesi ve imha edildiğinin bildirilmesi isteniyor, çünkü…

: Darbe belgeleri, Genelkurmay’ın “Batı Çalışma Konsepti” adı altında dindar kesimin cemaatlerini, derneklerini, okullarını, yurtlarını, mahallelerini ve köylerini fişlediğini kanıtlıyor. Belgelerde “irticacıların” orduya sızmasının önlenmesi, sızanların tasfiyesi ve tasfiye sonrasında sivil hayatta iş bulmalarının engellenmesine yönelik ayrıntılı talimatlar yer alıyor. İrticaî kesimin “şeriat” düzeni getirmek için silahlanmaya başladığı endişesine yer veren belgelerde, bunu önlemek için pompalı tüfek ruhsatlarının yeniden düzenlenmesi kararı var

Çevik Bir’in 29 nisan ve 6 Mayıs 1997’de gönderdiği emirlerle ilgili olarak 12 Kasım 1998’de Jandarma Genel Komutanlığı “İrticai faaliyetlerin takibi ve rapor edilmesinde görülen aksaklıklar” başlığı ve “gizli” damgalı bir yazıyla tüm Jandarma Bölge Komutanlıklarını uyarıyor. Aksaklıkların yerine getirilmesini müteakip “emrin imha edilmesi” isteniyor.

Tatil günlerinde rapor gelmiyormuş

Dönemin Kurmay Başkanı Korgeneral Çetin Haspişiren imzalı belgede “Ağrı Belediye Başkanı’nın Atatürk hakkındaki konuşmasını medyadan öğrendik. 2. Jandarma Komutanlığı’nın duyarsız kalması dikkat çekmiştir” denilerek, bölge komutanlıklarının daha dikkatli olmaları uyarısı yapılıyor. Aynı belgede tatil günlerinde raporların Ankara’ya iletilmesinde de aksaklıklar olduğuna dikkat çekilerek bunun giderilmesi isteniyor.
İşte Çevik Bir’in gönderdiği emirden sonra, aksaklıklarla ilgili Jandarma Genel Komutanlığı’nın alt birimlere gönderdiği yazıdan satır başları:

Batı Hareket Konsepti

1- “İrtica tehdidinin daha fazla büyümesini önlemek amacıyla ülke düzeyinde meydana gelebilecek her türlü gelişmeyi sürekli takip ederek alınması gereken tedbirler bakımından ilgili makamları zamanında harekete geçirmek üzere Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi oluşturulmuş ve ilgi (b) ile Batı Hareket Konsepti yayınlanmıştır.

2- Bu duruma göre irticai unsurların faaliyetlerinin sorumluluk bölgesi ayrımı gözetmeksizin devamlı olarak takip edilmesi, elde edilen bilgiler ve meydana gelecek gelişmelerin, vakit geçirilmeksizin üst makamlara bildirilmesi gerekmektedir.

3- Bununla birlikte konu hakkında alınan bazı duyumlar ve meydana gelen bir kısım gelişmeler, önemsiz olduğu düşüncesiyle Jandarma Genel Komutanlığı’na rapor edilmemekte, durum medyadan ve diğer kaynaklardan öğrenilmektedir. En son olarak Ağrı Belediye Başkanı’nın Atatürk aleyhine yaptığı konuşmayla şehirdeki bazı cadde ve meydanların isimlerinin yandaşlarına mesaj verecek şekilde değiştirildiği basından izlenmiştir. Laik ve Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik faaliyetlerin alanen yapılması karşısında 2. Jandarma Komutanlığı’nın duyarsız kalması dikkat çekmiştir.

4- J. Gn. K’lığının yurdun en ücra köşesine kadar ulaşan yaygın teşkilat yapısı ve vatandaşlarla olan ilişkileri nedeniyle her türlü gelişmeyi anında tespit edebilecek imkanlara sahiptir. Bu nedenle;

a. Sıralı birlik komutalarınca ilgili personel tekrar uyarılacak, sorumluluk bölgesindeki gelişmelerin yakınen takip edilmesi ve konu hakkında üst makamların zamanında bilgilendirilmesi sağlanacaktır.

b. Polis bölgesinde meydana gelen irticai nitelikli olaylar dahil, önemli olaylar emniyet müdürlükleri/amirlikleri ile koordinede bulunarak rapor edilecek, bu hususta özellikle tatil günlerinde görülen aksaklıklar giderilecektir.

c. Raporlar açık ve anlaşılır şekilde hazırlanacaktır.

5- Her amir tarafından astların bu konuda sözlü olarak uyarılmasını, yukarıda belitilen hususların yerine getirilmesini müteakip emrin imha edilmesini rica ederim.”

İvedi olarak bildirin
7 Kasım 1997 tarihli Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fikret Ö. Boztepe imzalı 5 sayfadan oluşan el yazısıyla yayınlanan bir genelgede de “irticanın birinci öncelikli tehdit olma özelliğinin devam ettiği” vurgulanıp, “Batı Eylem Planı” doğrultusunda alınacak önlemlerin ve derlenen bilgilerin üst makamlara “ivedi” olarak bildirilmesi emrediliyor. Toplam 7 maddeden oluşan emrin son maddesi ise oldukça ilginç: “Bu emir okunduktan sonra imha edilecek, imha edildiği bildrilecektir.”

Çevik Bir’in elyazısıyla
Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in el yazısıyla 12 Eylül 1997’de daha önce Hava, Deniz, Kara, Jandarma ve Harp Akademilerine gönderdiği yazılı emirlerle ilgili olarak bu emirlerin yerine getirilmesinde izlenecek yöntemle ilgili altı maddelik talimatname:

1- Hiçbir kademeye yayınlanmayacak.
2- Kesinlikle fotokopi yapılmayacak.
3- Hiçbir kimseye gösterilmeyecek.
4- Devamlı kilitli kasada bulunacak.
5- Yapılması gereken hususlar bizzat Bölge Komutanı tarafından yapılacak.
6- Yapılan bütün çalışmalar bu dosyanın ekinde bulundurulacak.

Generallerin fişleme formu
Fişlemelerle ilgili bir de form hazırlanıp, tüm Türkiye çapındaki alay düzeyindeki komutanlıklara gönderilmiş. Form iki bölümden oluşuyor. “İrticai faaliyetler içerisinde bulunan kuruluşlar” ve “Yasalara aykırı görülen tesisler.” Bu formda özel okullar ve özel dershanelerde çalışanların ve okuyanların isim isim tespit edilmesi, öğrenci kapasitesi gibi bilgiler istenip, Ankara’ya gönderilmesi emrediliyor. Yasalara aykırı görülen tesisler bölümü ise kendi arasında üçe ayrılıyor: Kuran kursları, özel öğrenci yurtları ve özel eğitim kurumları.

Gizli belgede irtica paranoyası
Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’in imzaladığı 6 Mayıs 1997 tarihli gizli belgenin “İrtica faaliyetlerinin hali hazır durumu” başlıklı bölümünde Türkiye Cumhuriyeti’nin “büyük bir irtica tehditi ile karşı karşıya kaldığı” savunularak, Milli Görüşçüler, radikal İslamcılar ve tarikat gibi grupların şeriata dayalı İran benzeri bir İslam Cumhuriyeti kurmak istediği  ileri sürülüyor. İrticai grupların hedeflerine ulaşmak için büyük bir kararlılık ve inançla ilerlediği belirtilen belgede, “İrticai grupların, amaçları doğrultusunda insan gücünün yetiştirilmesi ve bu insanların devletin kilit noktalarında görev alarak kadrolaşma gayretlerini organize etmesi yönünde aldıkları mesafe dikkat çekmektedir” ifadelerine yer veriliyor.
Çevik Bir imzalı gizli belgede şöyle deniyor:

Hedef TSK
“İrticai kesim; amaçlarına ulaşmada en büyük engel olarak TSK’yı görmektedir. Bu nedenle TSK’ya sızma girişimlerini büyük bir gizlilik içerisinde ve inatla sürdürmektedir. İrticai kesim, belirtilen hedefin tahakkuku amacıyla bir taraftan İmam Hatip Okulu mezunlarının Harp Okullarına girmesi yönünde yasa değişikliği dahil çeşitli alanlarda mücadele verirken, diğer taraftan askeri öğrencilere, astsubaylara ve uzman erbaşlara el atmaktadır.

Basını kullanıyorlar
Ülkemizdeki özgürlük ortamı irticai kesim tarafından en üst düzeyde kullanılmak suretiyle amaçları doğrultusunda yayın yapan görsel ve yazılı basın vasıtasıyla halkın dini duyguları istismar edilmekte ve kitleler etki altına alınmaya çalışılmaktadır.
Bahse konu gruplar, iktidarın silahla ele geçirilmesi gerektiğinde ihtiyaç duyacağı silahlı gücü yaratma ve silah temin etme yönünde büyük atılımlar göstermekte ve bu maksatla başta radikal İslami gruplar olmak üzere hızla silahlanmakta, irticai görüşür benimseyen personelin bu konuda eğitilmesi için Milli Gençlik Vakfı tarafından inşa ettirilen öğrenci yurtları içerisinde atış poligonlarına yer vermekte ve “özel koruma timleri” teşkil ederek irtica ordusununun alt yapısını oluşturmaya gayret etmektedir.
Sonuç olarak; Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde görülmeyen irticai bir tehdit ile karşı karşıya bulunmaktadır.”

Devlet kuşatılıyor
Belgenin “İrticai faaliyetlerin yakın gelecekteki durumuna dair değerlendirme” başlıklı bölümünde ise milli gelir ve işsizlik oranları verilerek buradan doğabilecek olası “tehditlere” dikkat çekiliyor. İrticai çevrelerin çocukları kendi istekleri doğrultusunda eğitmek için büyük gayret içinde olduğu ileri sürülen belge, “Bu kapsamda, 561 İmam Hatip Lisesi’nde; kabiliyetli, zeki, çalışkan ve fakat çoğu yoksul ailelerin çocuğu yaklaşık 493 bin öğrenci şeriat esaslarına göre yetiştirilmektedir. Bu okullardan mezun olanların sayısı 1995 yılı için (53 bin 553) ihtiyacın (1995 yılı için 2 bin 288) 23 katıdır. Şeriatçı görüşe göre yetiştirilen bu personel, özellikle hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakülteleri ile Polis Akademilerine yöneltilmekte ve kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirilerek devlet kuşatılmaya çalışılmaktadır” ifadeleri kullanılıyor.

‘2005’te yüzde 67 oy alacaklar’ tahmini
Çevik Bir imzalı gizli belgede “irticai kesim” adı verilen siyasi partilerin alacağı oy oranları da tahmin ediliyor. Belgede şu ifadeler yer alıyor: “Mevcut seçim yasası ve eğitim sisteminin devam etmesi halinde; 2000 yılı Milletvekili Genel Seçimlerinde milli görüşçü partilerin din eğitimli seçmenin etkisiyle toplam oyların yüzde 34’ü ile tek başına iktidara gelerek, ülkede dine dayalı devlet düzenini kurabilecek her türlü değişikliği yapabilecekleri, 2005 yılı genel seçimlerinde ise yaklaşık 6,5 milyon ilave din eğitimli seçmenin etkisiyle toplam oyların yüzde 67’sini alarak her konuda mutlak çoğunluğu elde edebilecekleri değerlendirilmektedir.”

——————————————————————————————————————————-
*************************************************************************************
——————————————————————————————————————————-

Subay eşlerine casusluk rolü

“İrticaî okul, dershane ve kursların kontrolü için subay/astsubay ve güvenilir devlet memurlarının öğretmen eşlerinin bu okullar ve dershanelerde görev almaları sağlanacak”

İrticai faaliyetlerin beşiği durumundaki okul, dershane ve kursların kontrol altında tutulabilmesi için subay/astsubay ve güvenilir devlet memurlarının öğretmen eşlerinin gönüllü olarak bu okullar ve dershanelerde görev almaları sağlanmalıdır. İrticai örgütlerin kontrolündeki öğrenci yurtları, özel okullar dershaneler takip edilmeli cumhuriyet ilke ve niteliklerine aykırı tutum ve faaliyetleri mutlaka yargıya intikal ettirilerek en azından takip ve kontrol edildikleri izlenimi uyandırılmalıdır.

——————————————————————————————————————————-
*************************************************************************************
——————————————————————————————————————————-

Sıkıyönetime geçildiğinde yapılacaklar

“EMASYA ve Sıkıyönetim planlarının uygulanmaya konulması halinde takip edilecek hareket tarzları, kontrol altında tutulması gereken kritik noktalar ve topluluklar iyi analiz edilerek muhtelif hareket tarzları belirlenmelidir”

Çevik Bir imzalı gizli belgede olası bir darbeden bahsediliyor ve bu durumda yapılması gerekenler sıralanıyor. Belgede şöyle deniyor: “EMASYA ve sıkıyönetim planlarının uygulanmaya konulması halinde, takip edilecek hareket tarzları, kontrol altında tutulması gereken kritik noktalar ve topluluklar iyi

analiz edilerek muhtelif hareket tarzları belirlenmeli ve hakiki Müslümanlara karşıymış pozisyonuna düşürmeyi, bu suretle halkla karşı karşıya getirmeyi planlayacakları bir faraziye olarak dikkate alınmalıdır.”

——————————————————————————————————————————-
*************************************************************************************
——————————————————————————————————————————-

Aczmendîler gündemde tutulacak

“Basın ve yayın organlarında ‘Aczmendî’ ve ‘Üfürükçü Hoca’ gibi konuları sürekli gündemde tutarak bunların gerçek yüzlerinin anlaşılması sağlanacak. Erkek ve kadınların modern giyimleri özendirilecek”

Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in 6 Mayıs 1997 tarihinde “Batı Harekat Konsepti” adı altında tüm birimlere gönderdiği emrin yanı sıra, Genelkurmay Başkanlığı adına “Kişiye Özel Gizli” damgasıyla “Faaliyet Planı” başlığıyla ikinci bir emir daha yayınlanıyor. Plan dört bölümden oluşuyor. Konu/faaliyet, alınacak tedbirler/önlemler, icra makamı ve icra zamanı. İcra makamı bölümünde Askeri savcılık, askeri mahkeme, adli müşavirlik başta olmak üzere hemen hemen tüm askeri birimler var. İcra süresi olarak da “Sürekli takip edilecek” notu düşülmüş. İşte o rapordan da bazı satır başları:

- Laiklik konusunun dinsizlik olmadığı, uygun radyo, televizyon, yazılı basın ve neşriyatla halka doğru şekilde anlatılması sağlanacak. Erkek ve kadının modern giyimini özendirmek. Yasalara aykırı giyimi menetmek.

-
Tarikatlara bağlı ve onların kontrolünde olan özel yurt, vakıf, okul ve dershanelerin amacı, öğrenci miktarı ve yöneticilerini tespit etmek. Bunları finanse eden kurumları ve yöneticilerini belirlemek. Bunları haberli habersiz denetlemek. Bu kuruluşların zayıf ve hassas yönlerini ve zararlarını medyayı kullanmak suretiyle afişe etmek.

-
Tüm yurtta mevcut olan dini tesis ve derneklerin, yer ve amaçlarını tayin etmek. Varsa olumsuz faaliyetlerini tespit etmek. Mali destek ve kaynaklarını belirlemek.

-
İrtica faaliyetleri nedeniyle, YAŞ kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ilişkileri kesilen personelin kamu kurum ve kuruluşlarında işe alınmaları suretiyle, istismar edilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerini dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının silahlı kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınların önlenmesi…

——————————————————————————————————————————-
*************************************************************************************
——————————————————————————————————————————-

Gazeteciler kullanılacak

“İrticaî unsurlar ve basın ve yayın organlarıyla doğrudan polemik yerine Atatürkçü dernek, basın ve yayın organlarının devreye girmesi sağlanacak…”

Dernekleri kullanalım
İrticai unsurlar ve onların sözcüsü durumunda olan basın ve yayın organları ile doğrudan tartışma ve polemiğe girmek yerine, Atatürkçü çizgide olan kurum, kurtuluş, dernek, basın ve yayın organlarının devreye girmesini sağlamak ve onlara destek vererek halkın bilinçlenmesine katkıda bulunmak bir yöntem olarak tercih edilmelidir.

Basına brifing
Fikir ve düşünce yapısı olarak gericiliğe şiddetle karşı olan ancak ilmi yetersizlik ve yol yöntem bilmeme nedenleriyle tepkisi gösteremeyen veya yanlış yöntemlerle hareket ederek fayda sağlamak yerine irticanın daha fazla değer kazanmasına sebep olan kişi kurum ve kuruluş temsilcileri ile basın ve organları mensupları aydınlatılmalı ve yönlendirilmelidir.

Bilim adamları kullanılmalı
Basın ve yayın organları ile laik Türkiye Cumhuriyetinin yetişdirdiği mumtaz bilim ve din adamlarının yönlendirilmeleri ve yüreklendirilmeleri halinde mücadeleye çok büyük fayda sağlayacakları ve irticacıları kendi silahlarıyla  vuracakları değerlendirlmektedir. Bu nedenle mahalli basın ve yayın organları da dahil olmak üzere üniversite öğretim üyeleri, aydın din adamları ve halk arasında itibar sağlamış değerli şahsiyetlerle samimi ilişkiler içinde bulunulmalı ve onlardan yararlanma yolları araştırılmalıdır.

KAYNAKLAR: TARAF GAZETESİ ve HABER7.COM

Yazı kategorisi: Gündem, Hayata Dair | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 9 Yorum »

Davos Fatih’i Erdoğan İçin Yapılan Bir Video

Yazan: Free Stand Ocak 31, 2009

DAVOS FATİH’İ RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN FOTOĞRAFLARI VİDEO SLAYT OLARAK KARŞINIZDA. BUYRUN İZLEYİN!

Yazı kategorisi: Gündem | 2 Yorum »

Osmanlı Padişahları Resimleri Slayt Halinde

Yazan: Free Stand Kasım 22, 2008

Sevip saygı duyduğum biri böyle bir video çalışması yapmış. Video hoşuma gitti ve siteme ilk defa bir video ekleme kararı aldım. Video’yu izlemek için alternatifleriniz mevcut.

İsteyen http://www.ikinciabdulhamid.com/iaforum/index.php?showtopic=200&hl linkinden isteyense direk buradan izleyebilir. Seçim size kalmış.

İyi seyirler.

2:24 dakika

Yazı kategorisi: Pek Fazla Önemli Değil | » yorum bırak;

Vahdettin’e Göre Atatürk Türk Değil!

Yazan: Free Stand Kasım 18, 2008

Atatürk ve Vahdettin

Atatürk ve Vahdettin

 

VAHDETTİN’E GÖRE ATATÜRK HANGİ MİLLETTENDİ?

 

“Zampara”, “Puşt”… Meclis Başkanı Ahmed Rıza Efendi mebusları her ne kadar edeb-i lisanla konuşmaya davet etse de genel kurulun tansiyonu hiç düşmedi.  Milletvekillerinin birbirlerini sözlerle taciz ettiği genel kurulun gündeminde “zina yasası” vardı! Hepsi zinanın suç olduğunu kabul ediyordu. Tek farkları erkeğin zinası mı daha ağır suçtu, kadının mı? Gelin 100 yıl önceye gidelim; bakalım bugünle farkı var mı görelim?..

 

1908 Temmuz Devrimi (II. Meşrutiyet) sonucu yapılan seçimlerin ardından Meclis-i Mebusan 27 Aralık 1908’te açıldı.

 

Üç yıl görev yapacak Meclis-i Mebusan hukuk alanında da devrim niteliğinde düzenlemeler yapmak için çalışmalara başladı. .

 

Ceza Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştiren yasa tasarısı Meclis Adliye Encümeni’nden geçip meclis genel kuruluna geldi.

 

Değiştirilmesi istenen maddelerden biri de zinaya ilişkin olan 201’inci maddeydi. Zina maddesi dört fıkradan ibaretti.

 

ZİNA MADDELERİ

 

-Zina yapan kadın hakkında soruşturma açılması; eğer evliyse eşi; evli değilse velisinin şikayetine bağlıydı. Zina sabit görülürse kadın 3 aydan 2 yıla kadar hapsedilecekti.

 

-Şikayetçi olan koca veya veli davadan vazgeçer ya da mahkeme sırasında vefat ederse dava düşecekti. Kocası kadınla evlenirse dava yine düşerdi.

 

-Kadının zina yaptığı erkek evliyse, 3 aydan 2 yıla kadar; evli değilse 1 aydan 1 seneye kadar hapis cezasına çaptırılacaktı. Ayrıca her iki durumda da 5 Osmanlı altınından 100 Osmanlı altınına kadar para cezası verecekti. Ancak bu durumun kanıtlanması için suçüstü veya bir Müslüman’ın evinde yakalanılmasını ya da erkeğin kendi tarafından yazılmış mektuplarının bulunması şart koşuluyordu.

 

-Erkek karısıyla birlikte oturduğu evde zina yapmayı alışkanlık edinmişse 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve 5 Osmanlı altınından 100 Osmanlı altınına kadar para cezası öngörülüyordu.

 

“ALLAH GÖSTERMESİN”

 

Zina yasa tasarısının görüşülmesine 18 Nisan 1911 günü, Ahmed Rıza Bey’in başkanlığında Meclis-i Mebusan’da başlandı.

 

İlk sözü alan Halep Mebusu Artin Boşgezenyan, Hüseyin Üzmez vakasında da ortaya çıkan bir gerçeğin altını çizdi: Bu ceza erkekleri koruyor!

 

Sözleri sürekli laf atmalarla kesilen Artin Efendi şöyle konuştu:

 

“Kanun aslında erkeğe diyor ki, ‘Ey birader, biz senin kıymetini biliyoruz. Her ne kadar biz sana ceza verir gibi gözüksek de sen bundan korkma. Ama dikkatli ol sakın kendi evinde yapma. Ama ola ki bir kere yaptın ziyanı yok, fakat bunu adet edinme. Yani metres tutma, çiçekten çiçeğe kon.’”

 

Artin Efendi erkeğin kollandığını belirtikten sonra, “farz ediniz ki Meclis-i Mebusan kadınlardan teşekkül etse” demesiyle salondan bir kahkaha yükseldi. Kütahya Mebusu Cemal Bey, “Allah o günleri göstermesin” diye laf attı.

 

Artin Bey yine sözlerini sürdürdü:

 

“Bu gök kubbenin altında her şey olur efendim. Kadınlar meclise gelseler ve bu yasadaki kadınların yerlerine erkekleri, erkeklerin yerlerine kadınları yazsalar; siz buna ne dersiniz? Zannederim ki ‘bu gayet haksızdır’ dersiniz. Bu nedenle kadınların hukukunu korumalıyız efendim.”

 

Daha sonra kürsüye gelen Şebinkarahisar Mebusu Mustafa Hayri Efendi, kadınların ve erkeklerin eşit ceza almalarına karşı çıktı; “kadınlar daha ağır ceza almalıdır” dedi. Ayrıca, zina kovuşturmasının sadece eş ve veli şikayetine bağlı olmasının kocasız ve velisiz kadınları yasa kapsamı dışına bırakacağını söyledi.

 

Bingazi Mebusu Mansur Paşa, ayetlerden alıntılar yaparak başladığı konuşmasında, iffetin korunmasının sorumluluğunun erkekten çok kadında olduğunu belirterek, “bu nedenle kadınlara daha çok ceza verilmesi gerekir” dedi.

 

“ZAMPARA”… “PUŞT”…

 

İpek mebusu Hafız İbrahim’in kadınlardan yana çıkan konuşması yine genel kurulu karıştırdı.

 

“Kadınları baştan çıkaran erkeklerdir. Bugün bir kadının aklı başında bir erkeği olursa, hiçbir vakitte fenalığa bulaşmaz. Fakat namussuz alçak bir erkek, kendi zevcesini evinden bırakıp Beyoğlu’nda sabaha kadar sürterse, kadıncağız da bir zamparayı evine almaya mecbur kalabilir. Bir erkek bütün gün Beyoğlu’nda zamparalıkta bulunursa ona ceza yok. O kadın ne yapsın?”

 

Bu sözü duyan mebusların büyük çoğunluğu hep bir ağızdan bağırıp çağırarak itiraz ettiler. Kimi mebuslar kürsüye yürümek istedi.

 

Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey mebusları sakin olmaya çağırdı. Hafız İbrahim Efendi’yi de daha dikkatli konuşması için uyardı:  “Lütfen edeb-i lisanla konuşunuz. Bu kürsüye, meclise yakışmayacak sözler sarf etmeyiniz.”

 

 Konya Mebusu Mehmed Vehbi Efendi, Artin Efendi ve İbrahim Efendi’nin sözlerini eleştirerek, kadınların dışarıda erkeklerini kontrol etmesi gibi bir durumun asla mümkün olamayacağını söyledi.

 

ERKEK İKTİDARI

 

İstanbul Mebusu Kirkor Zohrab da genel kurulu hareketlendiren bir konuşma yaptı. “Bu cürümde en büyük kabahat erkeklerindir” deyince salon yine ayaklandı.  Sataşmalar üzerine Kirkor Zohrab, “bu tahammülsüzlüğünüzün nedeni, erkeklerin zorla kadınlar üzerinde egemenliğini muhafaza etmesinden kaynaklanıyor” dedi.

 

En çok laf atan Kengiri Mebusu Mehmed Tevfik söz alarak kürsüye çıktı. Hiçbir Osmanlı ferdinin Zohrab Efendi’nin bakış açısına ve düşüncelerine iştirak etmeyeceğini söyleyerek, konuyu “dinsel farklılıklar” meselesine getirmek istedi. Müslümanlar’ın Ermeni ve Rum gibi Hıristiyanlarla bu konuda ayrı olduğunu belirtti. “ Müslüman erkekler mümtaz bir mevkidedir ve bu mevki-i hiçbir vakit terk etmeyeceklerdir.”

 

Serfice Mebusu Yorgo Boşo Efendi, soruşturma açılması hakkının sadece erkeklere tanınmasını eleştirdi. Ayrıca, erkeklerin rezil olmamak için şikayette bulunamayacağını da belirtti.

 

Son olarak söz alan Sinop mebusu Hasan Fehmi Efendi konuşmasına zinanın İslam şeriatındaki yeri hakkında geniş açıklamalar yaparak başladı. Bırakın kadının zina hakkındaki şikayetçi olup olmamasını, kadın böyle bir davada tanık olarak bile dinlenmemesi gerektiğini söyledi.

 

Tartışmalar uzayınca Meclis Başkanı yeterlilik önergesini oylamaya sundu. Kabul edildi. Yasa tasarısı da yapılan oylamada hiçbir fıkrası değiştirilmeden kabul edildi.

 

Sonuçta; aradan 100 yıl geçse de, yasaları erkekler yaptığı sürece, adına ister zina davası, ister taciz- ister tecavüz davası deyin korunan hep “Hüseyin Üzmezler” olacaktır!

 

 

 

VAHDETTİN’E GÖRE ATATÜRK HANGİ MİLLETTENDİ?

 

Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Sultan Vahdettin’in gönderdiği tezi yine medyada yer almaya başladı. Bu sözleri sadece saltanat ve hilafet özlemi çeken medya dile getirmiyor. Peki, gerçek böyle mi? Gerçeği bulmanın tek yolu var; belgeler! Gelin İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivleri’ndeki bir belgeye göz atalım. Bakalım Vahdettin, ulusal mücadele için ne diyor; Atatürk’ün hangi milletten olduğunu söylüyor?

 

Public Record Office, Foreign Office Archives (Devlet Arşiv İdaresi, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivleri)  406/45’te kayıtlı; İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’dan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord George Curzon’a gönderilen; 23 Mart 1921 tarih ve 300 numaralı belge:

 

 “Efendim,

 

22 Mart tarih ve 199 numaralı telgrafıma atfen, 21 Mart’ta, Fransız ve İtalyan meslektaşım ve bendenizin, Sultan Vahdettin tarafından sırayla huzura kabul edildiğimizi bildirme şerefine nailim.

 

Sultan’ın benimle, daha ayrıntılı olarak görüşmeyi arzuladığını anladım. Ayağıma kadar gelen bu fırsatı, Londra Konferansı’nın sonucunu meslektaşlarımıza arz etmek suretiyle değerlendirdim ki; teklif edilen antlaşmanın (Sevr) Türkiye tarafından kabulü, bizim almamız için beklememiz gereken Sultan’ın desteğine bağlıdır.

 

Sultan beni iki saat onbeş dakika tuttu. Mr. Ryan bana eşlik ediyordu. Sultan yine, bir başka kişinin huzurda hazır bulunmamasını tercih etti. Maiyetinde çalışan memura kabulden önce yol verdi ve Mr. Ryan’dan tercümanlık yapmasını rica etti.

 

Sultan başlıca fikirlerini açıklarken umumiyetle olduğundan bile daha açık ve kesin ifadeliydi. Fakat söylediklerini tekrar ediyor ve sık sık duraksıyordu. Bu yüzden elinizdeki belge görüşmenin tam sırasını gayretinde bulunmadan, konuşulanları her boyutuyla izlemenizi sağlayacaktır.

 

Sultan kendisine ve mevkiine gösterilen hürmetten ötürü minnettarlığını ifade etti. Mamafih, Anadolu’da durumun malum olduğunu söyledi: ‘Bir avuç çeteci tam bir nüfuz kurmuşlar. Sayıları azdır fakat genellikle boynu bükük, mahcup ve fakir oluşlarından istifade ederek, bu zavallı millet üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. Bunların gücü, sayıları 16 bine varan asker ve gelecekteki kişisel çıkarları için onlara omuz veren subaylardan ibarettir.’

 

Sultan, Bekir Sami Bey gibi bir adamın makul olduğunu ancak onu Londra’ya gönderenlerin büsbütün aşırı milliyetçi olduklarını belirtti.

 

Ben Londra görüşmelerinin ülkedeki iyi niyetli tüm unsurları, Sultan’ın rehberliği altında birleştirip canlandırılabilecek yeni bir yapı oluşturduğu ümidimi ifade ettim.

 

Sultan temelde aynı fikirde olduğunu, ancak ayrıntılar konusunda hemfikir olmadığını söyledi: Ankara liderleri, bu memlekette hiçbir dikili kazığı olmayan adamlardır; bu memleketle ne kan ne de bir başka bağları vardır. Mustafa Kemal kökeni belli olmayan Makedonyalı bir devrimcidir. Kanı herhangi bir şey, örneğin, Bulgar, Yunan veya Sırp olabilir. O daha çok bir Sırp’a benziyor.

 

Bekir Sami Çerkez’dir. Onların hepsi aynı; Arnavutlar, Çerkezler, Türk hariç her şey. Aralarında gerçek Türk yoktur. Gerçek Türkler özüne sadıktır ancak, kendi esirliğinin hikayesi gibi hayali yalanlarla Türkler sindirildi, aldatıldı…”

 

 

 

Soner Yalçın

 

Odatv.com

Kaynak: odatv.com/index.php?id=14001

Yazı kategorisi: Gündem, Hayata Dair | 81 Yorum »

Ahmet Altan ve Atatürk

Yazan: Free Stand Kasım 10, 2008

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

Tabii ki insanlar saçmalayabilirler.
Ama saçmalığı bir ideoloji haline getirip “herkes bu saçmalığı tekrarlamak zorunda” dediğiniz zaman sorun da başlamış demektir.
Can Dündar’ın “Mustafa” filmi fevkalade ciddi bir saçmalama yarışı başlattı.
Filmle ilgili şöyle eleştiriler okudum:
“Atatürk’ü kısa göstermiş.”
Eee, ne olmuş?
Uzun boylu muydu Mustafa Kemal?
Yoo, kısa boylu, ince sesli bir adamdı.
Onun bu fiziksel özellikleri, onun yaptıklarını ya da yapmadıklarını değiştirir mi?
“Atatürk’ü içki içerken gösteriyordu,” diyorlar.
İçmiyor muydu?
Sıkı içiciydi ve içiyordu.
Ne var bunda?
Tabii filmle ilgili asıl söylemek istedikleri şu:
“Atatürk’ün insani zaaflarını gösteriyor.”
Yok muydu Atatürk’ün insani zaafları?
Vardı ve çoktu.
Kimin yok ki?
Hepimizin var.
Mesele tam da burada işte.
“Atatürk sıradan fanilere benzeyemez, benzetilemez, o bizler gibi değildir.”
“Onun insani zaafları olamaz.”
Türkiye’nin çok önemli kilitlerinden birini çözecek soru burada karşımıza çıkıyor işte.
“Neden Atatürk’ü insanüstü biri gibi anlatmak istiyorsunuz bize?”
Niye onun önemli bir lider, tarihte yerini almış bir şahsiyet olması yetmiyor da, ona “tanrısal” bir görüntü yüklemek istiyorsunuz?
Bir insanı, bütün insani zaaflarından soyarak tanıtmak, ona bir tür “dinî dokunulmazlık” sağlamaya uğraşmak, “laiklikle” ne kadar bağdaşır, o da ayrı bir soru.
Her dinden insan için “peygamberi” kutsaldır, buna rağmen peygamberlerle ilgili filmler yapıldı.
Hatta Hıristiyanlar kendi peygamberleriyle dalga geçen filmler bile çektiler.
Bizde ise, Atatürk’e, neredeyse “peygamberlerin” bile sahip olmadığı bir “tanrısallık”, bir dokunulmazlık yüklemeye uğraşıyorlar.
Neden yapıyorlar bunu?
Çünkü Atatürk, bu ülkenin yaşadığı birçok çarpıklığın, çürümüşlüğün sorgulanmasını önleyen bir kalkan gibi kullanılıyor birçokları tarafından.
Atatürk’e “tanrısal” bir statü verip, onun arkasına saklanıyorlar.
Şu anda, halkı tarafından böyle algılanan ve böyle algılanması için çaba gösterilen bir tek “lider” var.
O da Kuzey Kore’nin yöneticisi.
Doğrusu ya, Atatürk’ün o adama benzetilmek isteyeceğini de hiç sanmıyorum.
Kendi yaptıklarını Atatürk’ün arkasına saklanarak yapmak isteyenler, saçmalıklarını gittikçe artırıyorlar.
Ne İskender, ne Napolyon, ne Lenin, ne Washington kendi halkları tarafından böyle değerlendirilmiyor.
Değerlendirilmemesi de gerekir.
Bu insanlar, özel yetenekleri olan liderlerdi.
Ama hepsinin de zaafları vardı.
O zaafların açıkça bilinmesine, söylenmesine rağmen hâlâ saygı görürler, halkları, insanları onları zaaflarıyla sever ve saygı gösterir.
Ya da sevmez ve saygı göstermez.
Atatürk bir diktatördü.
Bunu kendisi bizzat Fethi Okyar’a da söylemişti.
Katı bir adamdı.
Muhaliflerine karşı çok sertti.
Çok ihtiraslıydı.
Bir asker olarak kendisini çok mutlu edecek kadar büyük başarılara sahip değildi ve yaşadığı dönemde onu en çok kızdıran eleştirilerden biri “bir meydan savaşını bizzat kazanmamış olduğunun” söylenmesiydi.
Buna karşılık olağanüstü iyi bir örgütçü, dengeleri her zaman çok iyi gözeten yetenekli bir politikacıydı.
Kendi ilkeleri yoktu, duruma göre görüşlerini değiştirirdi, pragmatikti.
Kendine ait bir kuramı, derinliğine kapsamlı bir fikir sistemi bulunmuyordu.
“Bu, Mustafa Kemal’in kendi fikriydi, daha önce hiç söylenmemişti” diyebileceğiniz tek bir fikir bile bulamazsınız zaten.
Batılı bir hayat tarzını Türkiye’ye getirmek isterdi.
Ve o Batılı ülkeyi de kendisinin yönetmesini isterdi.
Bir asker olduğu için “emirlere” inanırdı.
Klasik Batı müziğini bile Türk köylüsüne emirle sevdirebileceğini sanmıştı.
Denemişti.
Bunu “iyi niyetli” bir şekilde yapmıştı, çünkü Sofya’da, Selanik’te, Berin’de gördüğü hayatın Türkiye’de de yaşanmasını istiyordu.
Sadece o hayatın nasıl şekillendiğini, hangi aşamalardan geçilerek o noktaya gelindiğini bilmiyordu.
Zorla şapka giydirip, zorla müzik dinleterek Batılı bir toplum yaratabileceğini sanıyordu.
Yaratılamazdı, yaratamadı.
Ama Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi örgütledi, cumhuriyeti kurdu.
Liderliği ile ülkenin önemli bir dönemeçten geçmesini sağladı.
Bu gerçek değişmez.
Atatürk’ün zaafları bulunan bir insan olduğu gerçeği de değişmez.
Onun kurduğu cumhuriyetin hâlâ demokratikleşemediği gerçeği de değişmez.
Zaten gerçekleri değiştirmeye değil, o gerçekleri görmeye ihtiyacımız var.
O gerçekler görüldüğü zaman Atatürk’ün ne değeri eksilir ne de değeri artar, sadece onun arkasına saklananların asıl yüzü ve amaçları ortaya çıkar.
Esas korktukları da bu, onun için bu kadar saçmalıyorlar zaten.

Kaynak: http://www.taraf.com.tr/makale/2531.htm

Yazı kategorisi: Gündem, Hayata Dair | 3 Yorum »

Barack Obama Kimdir?

Yazan: Free Stand Kasım 5, 2008

Barack Obama

Barack Hussein Obama
Doğum tarihi 4 Ağustos 1961
Doğum yeri Honolulu, Hawaii, ABD
Eğitimi Columbia Üniversitesi
Harvard Üniversitesi
Mesleği siyasetçi, senatör, avukat.

Barack Hussein Obama (d. 4 Ağustos 1961) ABD Senatosu’nda İllinois eyaletini temsil eden iki senatörden biridir ve 4 Kasım 2008′de yapılan 2008 ABD başkanlık seçimleri’nde ABD’nin 44. devlet başkanı seçilmiştir.

 

 

Yaşamı

Barack Obama 4 Ağustos 1961 tarihinde ABD’nin Hawaii eyaletindeki Honolulu kentinde Kapiolani Tıp Merkezi’nde dünyaya geldi. Kendisiyle aynı adı taşıyan babası Kenya’nın Siaya Bölgesi’ndeki Nyang’oma Kogelo yerleşim yerinde doğmuş ve büyümüş bir Kenyalıydı. Annesi Ann Durham ise Kansas eyaletinin Wichita kentinde doğmuş ve büyümüş bir Amerikalıydı. Obama’nın anne ve babası, babasının yabancı öğrenci olarak geldiği Hawaii’de tanıştı ve evlendi. Yeni evli çift Obama 2 yaşındayken boşandı. Babası Boston’a giderek Harvard Üniversitesi’nde doktora yaptı ve 1965 yılında Kenya’ya geri döndü. Annesi ise gene bir yabancı öğrenci olan Endonezyalı Lolo Soetoro’yla ikinci bir evlilik yaptı. Obama’nın hem babası, hem de üvey babası Müslüman kökenli ailelerden gelen fakat fazla dindar olmayan kişilerdi.

Barack Obama ve eşi Michelle Obama

Annesi ve üvey babasıyla birlikte Endonezya’ya taşınan Obama 6-10 yaşları arasında Cakarta’da ilkokul öğrenimi gördü. Sonra Honolulu’ya geri dönerek 1979 yılında liseyi bitirene kadar anneannesi ve dedesiyle yaşadı. Liseden sonra Los Angeles’teki Occidental College’de üniversitenin ilk iki sınıfını okudu. Sonra New York’taki Columbia Üniversitesi’ne geçiş yaparak 1983 yılında Siyasal Bilimler bölümünden mezun oldu. 1988 yılında Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Harvard Üniversitesi’ndeyken öğrenciler tarafından yayınlanan prestijli “Harvard Law Review” dergisinin yayın işleri müdürlüğünü yapan ilk Afrikalı-Amerikalı oldu. 1991 yılında avukatlık diplomasını aldı.

Obama anne ve babası boşandıktan sonra babasını sadece bir kez ABD’ye olan ziyareti sırasında 1971 yılında gördü. Yaşamının geri kalan kısmını Kenya’da geçiren babası Ruth Ndesandjo ile evlendi ve 1982 yılında Nairobi’de bir otomobil kazasında öldü. Annesi ise 1972 yılında ikinci eşinden ayrılarak Endonezya’dan ABD’ye geri döndü. 1992 yılında Hawaii Üniversitesi’nden antropoloji dalında doktora kazandı. 1995 yılında rahim kanseri’nden öldü. Obama’nın anne tarafından 1 tane üvey kardeşi, baba tarafından ise 7 tane üvey kardeşi vardır.

Barack Obama 1989 yılında Michelle Robinson’la tanıştı. 3 Ekim 1992 tarihinde evlenen çift 1998 ve 2001 yıllarında doğan iki kız çocuk sahibi oldular. 1964 doğumlu Michelle Obama eşi Barack Obama gibi Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu bir avukattır. Obama çifti Protestan Hristiyandır ve United Church of Christ mezhebine üyedirler.

 

 

Siyasi yaşamı

Obama’nın ABD Senatörü sıfatıyla 2005 yılında Rusya’ya yaptığı ziyareti sırasında çekilmiş resim

Obama avukatlık diplomasını aldıktan sonra 1992 yılından itibaren 12 yıl süreyle Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa hukuku dersleri verdi. Avukatlık firmalarında çalıştı, çeşitli yardım dernekleri ve vakıflarda görev yaptı. 1996 yılında İllinois’in eyalet senatosuna seçilerek siyasete ilk adımını attı. 1998 ve 2002 yıllarında iki kez tekrar eyalet senatosuna seçildi. 2000 yılında ABD Temsilciler Meclisi’ne girmek için Demokratik Partinin ön seçimlere katıldı ama başarılı olamadı. 2004 tarihinde adaylığını koyduğu ABD Senatosu’nuna % 70′lik bir oy çoğunluğu almak suretiyle seçildi.

Obama’nın ABD’de ilk defa ülke sahnesine çıkması 2004 ABD başkanlık seçimleri sırasında Boston’da toplanan Demokratik Parti kurultayında yaptığı ve ülke çapında televizyonda canlı olarak yayınlanan konuşması sayesinde olmuştur. Obama Senato’daki hizmet döneminde Senato Dışişleri Komisyonunda görev yaptı. Doğu Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika’ya resmi ziyaretlerde bulundu. Filistin cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’la buluştu. Kenya’da Nairobi Üniversitesi’nde bir konferans verdi. ABD Senatosu’nda henüz 6 yıllık ilk dönemini tamamlamamışken 10 Şubat 2007 tarihinde 2008 ABD başkanlık seçimlerine Demokratik Parti’den adaylığını koyduğunu açıkladı[1].

 

2008 ABD başkanlık seçimleri

Ana madde: 2008 ABD başkanlık seçimleri

Obama’nın başkanlığa adaylığını koyduğunu ilan ettiği miting

Barack Obama’nın yanısıra Demokratik Parti içindeki başkanlık ön seçimlerine adaylığı koyan siyasetçiler arasında Hillary Clinton, John Edwards, Joe Biden, Christopher Dodd ve Bill Richardson gibi birçok tanınmış siyasetçiler bulunmaktaydı. Özellikle aday adayları arasındaki New York senatörü Hillary Clinton eski ABD başkanı Bill Clinton’un eşi olarak çok tanınmış bir siyasetçiydi ve 2007 yılı boyunca Demokratik Parti içinde en şanslı aday olarak görülmekteydi.

ABD başkanlık seçimleri’nde iki büyük partiyi temsil edecek başkan adayı her eyalette ayrı ayrı ve değişik tarihlerde yapılan ön seçimlerle belirlenmektedir. Bu ön seçimlerden ilki Iowa eyaletinde 3 Ocak 2008 tarihinde gerçekleşti. Barack Obama’nın bu eyalette beklenmedik bir başarı elde ederek seçimi kazanması Hillary Clinton’un adaylık şansını olumsuz yönde etkiledi. Ancak Clinton 5 gün sonra New Hampshire eyaletindeki seçimleri kazanarak yarışı sürdürdü. 2008′in Ocak ayı boyunca Demokratik Parti içinde Hillary Clinton ve Barack Obama dışındaki bütün adaylar birer birer adaylıktan çekildiklerini ilan ettiler.

Ön seçim takvimine göre 5 Şubat 2008 günü 20 eyalette aynı anda yapılacak Süper Salı seçimleri kritik bir önem taşımaktaydı. Ancak Süper Salı gününde kazanılan oylar iki aday arasında eşitliği bozmadı. Ön seçimler diğer eyaletlerde devam etti. Zamanla Obama’nın Clinton’a kıyasla az bir farkla öne geçtiği gözlendi. Buna rağmen Haziran ayına kadar adaylık yarışı başa baş devam etti. Hillary Clinton Obama’yı sonuna kadar az bir farkla takip ediyordu. Ancak ön seçimler 3 Haziran 2008 tarihinde South Dakota ve Montana eyaletleriyle tamamlandıktan sonra Hillary Clinton’un Obama’nın açtığı bu küçük farkı kapatamayacağı anlaşıldı. Barack Obama Demokratik Parti’nin 2008 ABD başkanlık seçimlerindeki adayı olarak ilan edildi. Böylece Obama ABD tarihinde iki büyük partinin birinden aday gösterilmiş ilk Afrikalı-Amerikalı aday olma özelliğini kazanmış oldu.

Joe Biden ve Barack Obama bir seçim mitinginde

Demokratik Partinin kurultayı 25-28 Ağustos 2008 tarihleri arasında Colorado eyaletinin Denver kentindeki Pepsi Center’da yapıldı[2]. Barack Obama 28 Ağustos gecesi canlı yayınla aktarılan konuşmasında Demokratik Parti’nin adaylığını resmen kabul etti. 1 hafta sonra Minnesota eyaletinin St. Paul kentindeki XCel Energy Center’da yapılan Cumhuriyetçi Parti kurultayında Arizona senatörü John McCain’in başkan adaylığını onaylandı[3]. Böylece 2008 ABD başkanlık seçimleri kampanyası resmen başlamış oldu.

Barack Obama ve John McCain 26 Eylül- 15 Ekim tarihleri arasında televizyon kameraları önünde 3 defa münazara yaptılar. Seçim kampanyası sırasında ABD gündemi 2008 Ekonomik Kriziyle sarsıldı. Irak Savaşı ve Terörizm gibi konular arka plana itildi. Obama McCain’in Cumhuriyetçi Partili başkan George W. Bush’un başarısız ekonomik siyasetlerini devam ettireceğini öne sürdü. McCain ise Obama’nın küçük esnafın gelir vergilerini arttıracağını iddia etti.

Yazı kategorisi: Gündem, Hayata Dair | » yorum bırak;

Hugo Rafael Chávez Frías, Obama’ı Tebrik Etti!

Yazan: Free Stand Kasım 5, 2008

Chavez

Chavez

05 Kasım 2008 13:33
Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in, ABD Başkanlık seçimlerini kazanan Barack Obama’yı kutlayarak, ABD ile “yeni ilişkilerin” kurulması isteğini dile getirdi.

Dışişleri Bakanlığının bildirisinde, “Amerikalılar için umut günü olan bu günde, Venezuela halkı adına Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD halkını ve büyük zaferinden dolayı, seçilmiş Başkan Barak Obama’yı kutluyor” denildi. Bildiride, Chavez’in “bu tarihi seçimin Washington’la yeni ilişkilerin başlangıcını gösterdiğine inandığı” belirtildi.

-HILLARY CLINTON-

Demokrat Parti’de başkan adaylığı seçimini Obama’ya karşı kaybeden New York Senatörü Hillary Clinton da Amerikalıları Obama’yı seçtikleri için kutladı ve kendisine tam destek sundu.

Bayan Clinton yaptığı açıklamada, “Amerikan seçmeni, sessiz, kendi başına gerçekleştirdiği bir vatandaşlık hareketi ile kendi umut ve değerlerini dile getirdi ve değişime oy verdi, artık daha fazla görünmez olmayı reddetti” dedi.

Avustralya Başbakanı Kevin Rudd ise Obama’nın başkan seçilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve “Obama, Martin Luther King’in rüyasını gerçekleştirdi” diye konuştu.

Rudd, “Martin Luther King 25 yıl önce, kadın ve erkeklerin, derilerinin renklerine göre değil, kişiliklerine göre yargılanmasını düşlemişti” dedi ve Obama’nın ABD’deki başkanlık seçimiyle bu rüyayı gerçekleştirdiğini söyledi.

Rudd, “Senatör Obama’nın umut mesajı, yalnızca Amerika’nın geleceği için değil, aynı zamanda dünya için bir umut mesajı. Şu anda dünya birçok bakımdan geleceğinden endişeli” açıklamasını yaptı.

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yardımcısı Ali Ağa Muhammedi de ABD’de seçilen başkanın, politikalarda değişiklikler vaat ettiğini belirterek, Obama’nın seçim kampanyasında verdiği sözleri yerine getirmesi halinde İran ile ABD arasındaki ilişkilerde iyileşme kapasitesinin doğacağını söyledi.

Güney Afrika Devlet Başkanı Kgalema Motlanthe de başarısından gurur duyan ülkesinin Obama ile birlikte daha iyi bir dünyanın yaratılması için ikili ve çok taraflı zeminlerde verimli ilişki kurmak istediğini belirtirken, Endonezya Devlet Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono, ülkesinin, ABD’nin yeni liderlik döneminde, ABD’deki finansal durumun tetiklediği küresel mali krizin üstesinden gelinmesi için gerçek bir eylemde bulunması ve krizin karşısında durmasını umduğunu ifade etti.

ABD’de başkanlık seçimini Barack Obama’nın kazanması, Pakistan’da da umutları besledi. Pakistan’da analizciler, yeni başkanın döneminde ABD’nin, terörizmle mücadelede müttefikine karşı daha az zorlayıcı olacağını ve kısa süre önce sivil demokrasiye geçen ülkeyi destekleyeceğini düşünüyor. Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani, Obama’nın zaferinin bölgesine barış ve istikrar getirmesini umduğunu söyledi.

Gilani, Obama’yı tebrik ettiği konuşmasında, ”Sizin yönetiminizde ABD’nin insanlık için bir barış ve yeni fikirler kaynağı olmaya devam etmesini temenni ediyorum” ifadesini kullandı. Gilani, Başkan Obama’nın iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin yollarının görüşülmesi için yeni fırsatlar yaratmasını umduğunu da sözlerine ekledi.

Pakistan’da halk ise konuya şüpheli yaklaşıyor. Multan kentinde elektrik tesisatçısı olan 26 yaşındaki Hafız Muhammed Eşref, “Obama ya da herhangi başka birinin seçilmesi fark yaratmaz çünkü aynı Müslüman, İslam karşıtı politikalara sahipler” dedi.

İslam dünyasının tek nükleer gücü olan Pakistan, Bush yönetiminin ”teröre karşı savaşında” ABD’nin en önemli müttefiklerinden biri olma özelliğini taşıyor. Bununla birlikte son dönemde ABD’nin Pakistan topraklarında Taliban ve El Kaide mevzilerine bir dizi füze saldırısı düzenlemesi iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratıyor.

 

 

AA

Yazı kategorisi: Gündem | » yorum bırak;

Obama Dünya’ya Neler Vaad Etmişti?

Yazan: Free Stand Kasım 5, 2008

Barack Obama
Barack Obama

 

05 Kasım 2008 07:15
Obama, ABD Ordusunu Irak’tan çekmek başta olmak üzere seçildiği takdirde yapacağı pek çok vaad etmişti. O vaatler nelerdi, dünya nasıl değişecek?

ABD’nin yeni başkanı olarak seçilen ve halka “değişim” vaat eden Barack Obama’nın, seçim kampanyası sırasında gerek kendi ülkesinde, gerekse uluslararası çapta önemli olan vaatleri, 5 ana başlıkta toplanıyor.

Reuters’ın analizine göre Obama’nın vaatleri ve seçilmesinin olası sonuçları şunlar olabilecek:

1. Obama, Irak’taki askerleri belirli bir düzen içerisinde çekmeyi, bu ülkedeki ABD askerlerini, her ay 1 tugay olmak üzere tamamen çekmeyi ve Afganistan’a daha fazla asker kaydırmayı vaat etmişti. Demokratlara oy veren seçmen, bu vaadini yerine getirmesi için Obama’ya baskı yapabilecek. Ancak Obama, son gelişmeleri, özellikle ABD’nin Irak’taki  varlığının son aylarda sağladığı kazanımları dikkate alarak, bu vaadini yerine getirme konusunda yavaş davranabilir.

2. Obama, 20 Ocak 2009′da görevini devralacak. ABD ekonomisinde halkın tüketim harcamalarının arttırılarak ekonomik durgunluğa karşı mücadele edilmesini amaçlayan “ikinci teşvik paketi” bu tarihe kadar Başkan George Bush yönetimi ve Kongre tarafından yasalaştırılmazsa, Obama ve Kongre’deki demokratlar paketi geçirebilir.

3. Obama, kredi krizi içerisinde bulunan ve bu yüzden Wall Street’te hisse senetlerinin zayıflamasına, halkın emeklilik fonlarının değer kaybetmesine yol açan finans sektöründe yeni düzenlemeler için muhtemelen bir dizi adım atacak. 

4. Obama, yıllık geliri 200 bin doların altında olan Amerikan vatandaşlarına vergi indirimi vaat etmişti. Bu kesim, toplam vergi mükelleflerinin yüzde 95′ini oluşturuyor. Obama, yıllık geliri 250 bin doların üzerinde olanların vergilerini ise arttıracağını söylüyordu. Ancak Obama ve Kongre’deki Demokratlar bu vaatlerinden kısmen geri adım atabilir. Vaatlerde belirtilenden daha küçük bir kesimin vergilerinde indirim, vaatlerde belirtilenin daha fazla bir kesimin vergilerinde ise arttırıma gidebilir.

5. Obama başkan seçilirse, ABD karşıtlığı ile tanınan devletlerin liderleriyle önkoşulsuz olarak görüşmeyi arzuladığını belirtmişti. Bu ülkelere örnek olarak İran, Küba ve Venezuela sayılabilir. Ancak Obama’nın bu ülke liderleriyle görüşmesi, ABD’nin bu ülkelerle diplomatik trafiği yoğunlaştırdığı oranda anlamlı olabilecek.

(aa)

Yazı kategorisi: Gündem | 2 Yorum »