

İşte müthiş bir iddia. Tek satırına bile dokunmadan, yazının Türkçe kısmını c/p yapıyorum. Kaynağıda veriyorum.
| Sayın A. R. S, “Şimdı buraya asılan bu İngilizce yazıda, İsrail Cumhurbaşkanına “Atatürk’ün Yahudi kökenli olduğunu biliyor musunuz?” şeklindeki soruya “Elbette, elbette” diye cevap verdiği söyleniyor. Bu da delil olarak yazılıyor.” diyerek işi geçiştirmeye ve İngilizce bilmeyenlerin konuyu detayıyla öğrenmesine mani olmak amacını güdüyorsunuz. Atatürk Sabetayci veya değil bunu ne siz ne de ben kesin olarak bilemeyiz ama lütfen konuyla ilgilenenlerin araştırmalarını yalan yanlış ifadelerle baltalamaya çalışmayın.Bu yazıda Atatürk’ün bizzat kendisinin Itamar Ben-Avi adındaki gazeteciye “ben Sabetay Sevi’ye inananların soyundan geliyorum” dediğini gözardı etmeyelim lütfen. Kaldı ki “adı isminde” o Türk’tür de ne demek ? Yani İsmail Cem, Abdi İpekçi, Tansu Çiller, Rahşan Ecevit, Cahit Arf, Orhan Pamuk, Coşkun Kırca Türk değil mi? Bir insan hem Kurt hem de Türk olabileceği gibi bu kimseler de hem Sabetayci kökenli hem de Türk olamazlar mı? Kimlerin Türk sayılabileceğini belirlemek size mi kalmış ?Kendisini Türk hisseden herkes Türk’tür. Ne oldu “ne mutlu Türk’üm diyene” ideolojisine. Birinin Türk olması için illa da kanının Orta Asya Türklerine mi dayanması gerekir? Ortaçağda kalmış ırkçı ideolojilerle hiç bir yere varamayacığınız gibi, Türkiye için de hizmette bulunmuş olmazsınız. İngilizce bilmeyenler için makalenin Türkçesini özetleyeyim. Forward gazetesindeki Ataturk’le ilgili yazı bizzat Hillel Halkin adlı, Amerikan asıllı ünlü bir İsrailli gazeteci tarafından kaleme alınmıştır. Referans verdiği Filistin Yahudisi bir gazeteci olan Itamar Ben-Avi’nin İbranice otobiyografisi de 1940 yılında Kudüs’te yayınlanmıştır. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin en güçlü olduğu bir devirde daha İsrail devleti kurulmamışken ve İslamcılar bugünkü güçlerine kavuşmamışken yayınlanmış eserde bahsedilen bu anı kesinlikle İslamcıların bir palavrası değildir. Bu anısında Itamar Ben-Avi 1911 yılında, Mustafa Kemal daha 30 yaşında, Trablusgarp Savaşı’na katılmak üzere olan bir subayken o zamanlar bir Osmanlı vilayeti olan Filistin’den geçtiğini berlirtiyor. Ben-Avi, Kudüs şehrinde bulunan Kamenitz Oteli’nde giderek parlamakta olan Osmanlı subayı Mustafa Kemal ile tesadüfen karşılaşmalarını anlatıyor. Ben-Avi, gazeteci kimliğiyle , Mustafa Kemal ile dostane bir mülakat yapıyor. Konuşmalarının da ana eksenini o yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu savaş ortamından nasıl kurtarılabileceği oluşturuyor. Birkaç gün üstüste devam eden toplantılarının birinde Mustafa Kemal, aslen Sabetay Sevi’ye inananların soyundan geldiğini, fakat Yahudi olmadığını, küçüklüğünde babasının kendisine Venedik’te basılmış eski bir Tevrat’ı okuyabilmesi için Karaim Yahudisi bir öğretmen tuttuğunu belirterek, aklında kalan tek duanın da ; “Shema Yisrael Adonai Eloheinu ve Adonai Ehad” olduğunu söylüyor. Yani; “Dinle ey İsrail Rabbimiz olan Allah Tektir.” Itamar Ben-Avi de unutamadığı bu toplantıyı yaşamındaki diğer tüm anılarla beraber 1940 yılında Kudüs’te bir kitap halinde bastırıyor. Fakat baskı çabucak tükendiğinden ve İbranice olarak basıldığından, bu önemli konu sadece dar bir çevrenin bildiği bir konumda kalıyor. Hillel Halkin ise 1994′te İsrail Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’yi ziyareti dolayısıyla, Atatürk’ün Yahudi geçmişinin iki ülke arasındaki bağları nasıl etkileyebileceğini düşünerek, Cumhurbaşkanı sözcüsüne konuyu gündeme alıp almayacaklarını soruyor. Onların da bu konudan habersiz olduklarını görmesi üzerine New York’ta yayınlanan 103 senelik bir Yahudi gazetesine konuyu aydınlatan geniş bir özet sunuyor. Makalesinde, Itamar Ben-Avi’nin otobiyografisinden, Atatürk’ün Şemsi Efendi’nin yönettiği Fevziye Mektebi’nde babası tarafından okutulmasından ve Nazilerce katledilen Selanik Musevilerinin (1912-1943) Atatürk’ün kendi cemaatlerinden çıkmış olmasından ötürü duydukları kıvançtan bahsediyor. Encyclopedia Judaica’ da bile Atatürk’ün Dönme asıllı olduğuyla ilgili iddialar var. Sonuçta, Atatürk, Sabetay Sevi’ye inanan ailelerin soyundan gelmiş olabilir. Bu konuyu herhangi bir duygusal evhama kapılmadan objektif olarak değerlendirmemiz lazım. Dönme dahi olmuş olsaydı, Atatürk, Türk’tür ve bu milletin modern dünyaya katılması için elinden geleni yapmıştır. Pavlus |
|
|
|
Ali Rıza Efendi’nin Ailesi Nereliydi ? Sayın Faruk Bey, Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin ailesinin kökeni hakkındaki dört ayrı senaryoyu size yolluyorum. Eğer okuyup, fikirlerinizi iletirseniz çok sevineceğim. Teşekkür ederim. Hürmetler.http://www.mkataturk.gen.tr/ozel/ozel3.html |
|
Kocacık halkının KONYA’DAN geldiğini, çok eski tarihlerde köyün adının “Kocacenk” olduğunu hatta bir ara köye “KONYACIK” dahi denildiğini anlattı. Civarda yaşayan insanlar da burada yaşayanları, “KONYARLAR” olarak tanıyormuş. Köy yakınlarındaki büyük çarpışmadan dolayı köyün adının bir ara Kocacenk, daha sonra da Kocacık olarak anıldığını anlattı. Makedonca resmi adı da aynı imiş. Türkçe yazıldığı gibi Kocacık. Atatürk atalarının KONYALI yörükler oluşundan çok mutluydu. Bir gün ilk KONYA Milletvekillerinden Naim Hazım Onat’a “KONYA benim dedelerimin öz vatanıdır. Onlar, Rumeli’ne KONYA’DAN göçmüşlerdir” dedi. Atatürk’ün babası Ali Rıza Bey, o dönemin Manastır vilayetinin Debre-i Balâ Sancağı’na bağlı Kocacık nahiyesinde dünyaya gelmişti. Hafız Ahmet Efendi, kardeşi Hafız Mehmet Emin’le birlikte 1850 yıllarında ticaret amacıyla önce Manastır’a sonra da Selanik’e gelerek yerleştiler.http://www.f16.parsimony.net/forum27628/messages/1616.htm Laz Uşa Bey’in daha önce ifade ettiği düşünceleri; Atatürk’ün babasının ARNAVUT Ali Rıza sanıyla çağrıldığını, ARNAVUT olduğunu Yahudilikle alakası olmadığını yazabilirdiniz. Atatürk’ün Sabetaycı değil ARNAVUT olduğunu düşünüyorum, babası ARNAVUT olan birisi otomatikman ARNAVUTTUR, ama kendisi ben Türk’üm diyorsa ARNAVUT asıllı Türk olabilir. Osmanlı döneminde biliyorsunuz soyadı yoktu, birisi hayatı boyunca ARNAVUT Ali Rıza diye çağrılıyorsa bunun makul bir sebebi olmalıdır. Düşünün Makedonya’da Türkler, Sırplar, ARNAVUTLAR, Yahudiler, Yunanlılar, Çingeneler ve doğal olarak Makedonlar yaşıyor. Ali Rıza Bey’in ailesi ARNAVUT değil, Türk olsaydı kimse ona ARNAVUT demezdi o dönemde Makedonya’da dünya kadar Türk yaşamaktadır, Yahudi olsaydı neden ARNAVUT densin ki? Adam ARNAVUTLUK’TA değil, Makedonya’da yaşıyor. Uluğ İĞDEMİR : Atatürk’ün Yaşamı, I. Cilt (1881-1928), T.T.K., yayını, 1980.Bu kitabın I. cildinin 23. sayfasında Mustafa Kemal’in 1911′de Libya’ya giderken Kudüs’e uğradığından bahsedilerek şu anıya yer verilmektedir: “8 Eylül 1911′de Istanbul’dan yola çıkan Mustafa Kemal, 19 Ekim’de Iskenderiye’ye vardı. Bu yolculuk esnasında Mustafa Kemal’in Kudüs’e de uğradığı ve orada Ibrani dilini yeniden konuşma dili haline getirme çabası içinde bulunan ve Ibranice’nin Büyük Sözlüğü’nü meydana getiren Eliezer Ben Yehuda (1858-1922) ile görüştüğü anlaşılıyor.”Adı geçen eserde, Mustafa Kemal’in o zamanlar Yehuda’ya “Ibrani yazısının güç bir yazı olduğunu, bunun yerine Latin harflerini kabul etmelerinin yerinde olacağını, eğer kendisi Türkiye’de söz sahibi olursa Arap harfleri yerine Latin harflerini kabul ettirmeye çalısacağını” söylediğinden bahsedilmektedir.Eliezer Ben Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi hatıralarında uzun uzun Mustafa Kemal’le babasının ve kendisinin tanışması ve konuşmalarından sözeder. Ben-Avi’ye, Mustafa Kemal o zaman ilgilendiği konuları ve planlarını anlatır. Hatta Kudüs’de bir otel odasında bu Yahudi ile konuşurken onlara Enver ve Cemal Paşalara olan güvensizliğinden sözetmektedir. Itamar Ben-Avi, Mustafa Kemal’le tanışıp konuştuktan sonra “Türkiye için daha güzel bir istikbal umutlarının kapısının açıldığını ve Mustafa Kemal’in anlattıklarına, bir Osmanli tebaası olarak kendisinin de yürekten katıldığını” ifade eder. http://www.f16.parsimony.net/forum27628/messages/1517.htm Bir sonraki görüşmesinde ise “evimde Venedik’te basılmış eski bir TEVRAT var. BABAM onu okumam için bana KARAİM YAHUDİSİ bir öğretmen tutmuştu. Öğrendiğim ayetlerden bazılarını hala hatırlıyabiliyorum” dedikten sonra biraz düşünüp ; Itamar Ben Avi’nin “efendim, bu YAHUDİLERİN en önemli duasıdır” demesi üzerine Atatürk de (o zamanki adıyla Mustafa Kemal) şöyle cevap vermiştir : “Benim de GİZLİ DUAMDIR bayım, benim de” ve sonra da sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmişlerdir.
|
|
NOT; Bir kaç dost, kaynak linkinde virüs olduğu uyarısında bulundular ve bende bu sebepten dolayı kaynak linkini kaldırıyorum. Yazı bana ait değildir. Google dan aratıp ta kaynağına ulaşabilmeniz mümkündür.