Özgürce Bir Yaklaşım

Dilim Sert, Gönlüm Mert!

28 Apr 2007 için Arşiv

Şapka Kanunu Yüzünden Kellesi Gidenler

Yazan: Free Stand Nisan 28, 2007

ŞAPKA YÜZÜNDEN KELLESİ GİDENLER

Türk tarihçilerin yakın Cumhuriyet tarihi hakkında objektif araştırma yapabilme hakkı ne yazıkki bulunmuyor. Resmi ideolojiye aykırı olabilecek her türlü çalışma ‘Atatürk Düşmanlığı’ ile yaftalanıp engelleniyor.

Türkiye’de bu konuda araştırma hürriyeti tam olarak bulunmuyor.
Oysa gerek cephelerde savaşmış, gerekse cumhuriyetin kuruluş sürecini görmüş insanlar hâlâ yaşıyor. Hâlâ canlı tanıkları var yakın Cumhuriyet tarihimizin. 103 yaşındaki Bilal Dede onlardan birisi. Bilal Dede, Vatan

Gazetesi’nden Mine Şenocaklı’nın ‘Asırlık çınarlardan hayat dersleri’ başlıklı yazı dizisine öyle şeyler söylemiş ki, okuyanların kanını donduruyor. Atatürk’ün devrimlerini yerleştirmek için ne tür metodlar kullandığını anlatıyor Bilal Dede. Aradan seksen şu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen bugün rejimin vatandaşlarına reva gördüğü bir kısım antidemokratik yasakların kaynakları bu röportajın satır aralarında kendisini gösteriyor. Satır aralarından beliren silüet mesela bugünkü başörtüsü yasağının kökenlerini resmediyor.

103 yaşında Bilal Dede diyor ki:

‘ Mustafa Kemal büyük adamdı. Dal kırılmadan ucundaki yaprağın düşeceğini bilirdi… Bu adam asılacak dedi mi derhal! Vurulacak dedi mi derhal!

Sen şahit oldun mu?

‘Gözümlen gördüm’

Nerede?

‘Şu şapka var ya! Ha bu şapka meselesi yüzünden binlerce alim asıldı ki, eşi benzeri yok. Baktılar ki Mustafa Kemal Paşa hepsini asacak, kıracak…

Şapkayı koydular başlarına. Sen ne diyon?

Dedeciğim peki sen şapkayı hemen giydin mi?

‘Giymem mi? Millet giydi hep. Bu iş nereden çıktı biliyor musun?

Cumhuriyet ilan olunacağı zaman ecnebiler hep ayağa kalktılar. ‘Sen 12.5 milyon nüfusla cumhuriyet kuramazsın’ dediler Mustafa Kemal Paşa’ya.

‘Bize uyarsan kurarsın, uymazsan kuramazsın. Bizim altı maddemiz var. Bu maddeleri kabul edeceksin’ dediler. Maddeleri sordu Mustafa Kemal Paşa.

‘Burada söylenmez, Lozan’a gelip öğreneceksiniz’ dediler. Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya ‘Git bunların altı maddesi ne öğren. Kabul edileceği kabul et, gerisini reddet’ dedi. İsmet Paşa Lozan’a gitti. ‘Sizin bize Cumhuriyeti kuramazsınız demenizdeki sebepler ne oluyor? ‘ diye sordu, masaya vurdu. Masanın tahtası çatladı. Biz yanlarında yokuz. Ama öyle söylediler sonra… ‘Birinci maddemiz şu: Karılar açılacak. Tabii bizim karılar peçe, çarşaf, börük geziyordu, ikinci madde, fesi atacaksınız başınıza şapka koyacaksınız dediler. Üçüncü madde, sizin tarih 1300′den başlıyor, bizim gibi 1900′ü alacaksınız dediler. Geldik dördüncü maddeye.

Sizin yazınız Osmanlı yazısı, bizim yazıdan yazacaksınız dediler. Yani Latince. Beşinci madde: Sizin tatiliniz cuma günü. Bizim gibi pazara alacaksınız dediler. Altıncı madde: Sizin yılbaşı martta bizim gibi ocağa alacaksınız dediler. İsmet Paşa geldi, anlattı. Mustafa Kemal Paşa hemen birinci emri verdi vilayetlere. Karılar açılacak. Burada, polis, jandarma, sokakta gezen karıların börüğünü hep dağıttı. Kimisi direndi, polis cop ilen vurdu.

Senin karın da açtı mı börüğünü?

Tabii… Herkes açtı.

Yoksa korktun mu karşı çıkmaktan?

Ne karşı çıkacağız? Karılar hep açıldı. Sonra şapka işinde alimler ‘Böyle namaz kılınmaz’ dediler. Şapkayı koymadılar başlarına… Kavgaya durdular. Bu sefer çok alim asıldı. Köy ağalarının, hocaların hepsi asıldı…

Bir tek şapka yüzünden mi?

He, bir şapka yüzünden.

Yazık değil mi?

Yok canım… Öyle gerekiyordu bu millete. Sonra ‘tarih’ kabul edildi. Öyle kabul edildi ki yağdan kıl çekmiş gibi… Hiç laf olmadı. Yazı, yılbaşı, tatil 4 sene ertelendi. Sonra bu üçü de kabul edildi.

Burada da Şebinkarahisar’da da adam asıldı mı şapka takmadı diye…

Asılmaz mı? Caminin oraya darağacını çektiler. İki genç alim asıldı. Sonra Cumhuriyet kuruldu. İstiklal Mahkemeleri’ni Mustafa Kemal Paşa

Ankara’dan Menemen’e kaldırdı. Menemen’i işittin mi?

İşittim…

İşte bu İstiklal Mahkemeleri orada 10 sene kurulu kaldı. Kabahat edenlerin, suçu olanların hepsi oraya sevk edildi. Asılan orada asılırdı Cumhuriyet kurulandan sonra…

Atatürk’ten korkuyor muydunuz?

Korkulmaz mı? Atatürk öyle bir adamdı ki, cumhuriyet kurulduktan sonra Erzurum’a, Trabzon’a, Giresun’a her yere hafiye bıraktı. Hafiye ne biliyon mu? Bir yanda adam konuşuyordu. Bu hafiyeler senin benim ağzıma bakıyordu. ‘Cumhuriyetin aleyhine konuşuluyor mu, konuşulmuyor mu? ‘ diye… Erzurum’da 6 kişi yakalandı. Biri asıldı, üçünü de sürgün ettiler.

Suçsuz yere adam astılar mı peki?

Söyleyenleri astılar. Dil konuşuyor… Bizim Giresun’da da dört kişi çıktı. Üçünü affettiler de, bir Çıtlakkaleli Abdullah Usta vardı, onu da Amasya’ya sürgün ettiler.

Sen de Atatürk’ten korktuğun için mi şapka taktın?

Bize bir şey dediği yoktu Atatürk’ün. Ama şapkayı hemen koyduk başımıza…

İstersen koyma başına değil mi?

Öyle! Geldi geçti hep. Millet öyle bir korktu ki Mustafa Kemal Paşa’dan, kurt ile koyun dağda yayıldı.

Anlayamadım…

Kurt bile koyuna dalamıyordu dağda. Şimdi kurt koyuna dalıyor değil mi? O zaman dalamıyordu.

Bu anlattıkların şimdi bile rahat konuşulamıyor Bilal Dede… Atatürk diktatördü diyorsun ya… O zaman diyebilir miydin böyle?
Öyle diyenlerin hep kafası gitti. ‘Böyle cumhuriyet kurulmaz, böyle Atatürk olmaz’ diyen ne kadar adam varsa, Erzurum’da, Trabzon’da, Giresun’da hep asıldı. Hep sürgün oldu gitti… Atatürk tek laf söyletmedi.
Öyle mi yapması lazımdı?
Milleti islah etmek için öyle yapmak lazımdı.
Şimdi de bir Atatürk lazım mı?
Şimdi lazım ama gelmez daha… Şimdiki millet hep avukat. Kimseye laf söylenmiyor. Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir Paşa, İsmet Paşa… Ahh ah hepsi akıllı büyük adamlardı… (Röportajın bu son bölümünün Vatan’ın İnternet sayfasında yayınlanan kısmı böyle. Ancak gazetede basılı bölümünde bu bölüm şöyle: ‘Bu ülkeye bir reisicumhur bir de başbakan geldi zaten. Biri Atatürk diğeri Menderes. Gerisini boşver gitsin kızım.’ Ve İnternette yayınlanan yazının başlığı ‘Atatürk Herifin tekiydi’ cümlesi. Oysa gazete de yayınlanan bölümün başlığı ‘Atatürk öyle bir adamdı ki, kurt kuzuya bile dalamazdı korkudan’ şeklinde.
Anlaşılan röportaj daha sertmiş, anlaşılan vatan yazı işleri röportaja bir miktar yumoş eklemiş. Yoksa internetteki röportajla gazetedeki röportaj arasında fark olmazdı!

15 NİSAN 2005

Yazı kategorisi: Geriye Kalanlar | 120 Yorum »

M. Kemal, Kur’ana Hakaret Etti Mi?

Yazan: Free Stand Nisan 28, 2007

MUSTAFA KEMAL KUR’ANA HAKARET ETTİ Mİ?
“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..”Atatürk
Kazım Karabekir-Paşaların Kavgası Syf,159 

Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini  gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır..  Atatürk-1926
Andrew Mango, Atatürk Syf.447

Syf. 364 9- Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk Milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.
Atatürk’ün bu sözlerinden kolaylıkla anlaşılacağı gibi, Din Birliğinin, Türk Milleti’nin millet teşkilinde etkili olmadığını, tam tersine zararı olduğunu vurgulamaktadır. Yazılarının devamında ise Atatürk, İslam Dini’ni açık olarak Arap Dini olarak tanımlamakta ve bu tanımlamayı tekrar etmektedir.
Türk’ler Arap’ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk’lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi…

Syf. 365 milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi lisanında değil Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin
Syf. 366 manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.

EL YAZISIYLA

http://img106.imageshack.us/img106/701/mb364ok5.jpg

http://img106.imageshack.us/img106/5448/mb365rw6.jpg

http://img106.imageshack.us/img106/4425/mb366ss9.jpg

Yazı kategorisi: Geriye Kalanlar | 67 Yorum »

Atatürk, İslam’ı Yok Etmek İstedi Mi?

Yazan: Free Stand Nisan 28, 2007

ATATÜRK İSLAMI YOK ETMEK İSTEDİ Mİ?
Kazım Karabekir şöyle anlatıyor:
10 Temmuz 1923 Ankara istasyonundaki kalem-i mahsus binasında Fırka nizamnamesini müzakereden sonra, Gazi ile yalnız kalarak hasbihallere başlamıştık.

“Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkumdurlar” dediler. Kendisini hilafet ve saltanat makamına layık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan, din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla latife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen Mustafa Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce, şu izahatı verdi:

“Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar! Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz!”

Bkz. Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası: Atatürk-Karabekir, Yayına hazırlayan: İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, Aralık 1991, s.143.

Aynı hatıraları Uğur Mumcu “Kazım Karabekir Anlatıyor” ismiyle neşretmişti. Oradaki ifade şöyledir: “Bunun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız.” İsmet Bozdağ ifadeyi kendine göre yumuşatmış olabilir. Devam edelim:

Karabekir 14 Ağustos 1923 tarihinde Türk Ocağı’nda verilen bir çay ziyafetine gitmeden önce şu bilgileri işitdiğini bildiriyor:

“Gazi Kur’an-ı Kerimi bazı İslamlık aleyhdarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur’anın Arapça okunmasını namazda bile yasaklayarak bu tercümeyi okutacak! Ve o züppelerle işi alaya boğarak, güya Kur’anı da, İslamlığı da kaldıracaktır!” ( s.158)

Akşam M. Kemal’e bu konudaki itirazlarını bildirince olanları şöyle anlatıyor:

“M. Kemal paşa beyanatıma karşı hiddetle bütün içini ortaya döktü:

Evet Karabekir; Arapoğlunun yavelerini Türkoğullarına öğretmek için Kur’anı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip aldanmakda devam etmesinler!…

Şüphe yok ki, yakın günlere kadar Kur’anı ve Peygamberi her yerde medh ve sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza veriyordu.” (s.159)

Kazım Karabekir’in hatıralarında şu satırlar da dikkat çekiyor:

“19 Ağustos Pazar akşamı, Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar-Latife Hanım ile birlikte bana akşam yemeğine geldiler. Keçiören’e giderken sağ tarafta kubbeli köşk denen mevkide, bol suyu ve büyücek havuzu olan bir köşkte kira ile oturuyordum. İsmet Paşa Lozan’da iken Mustafa Kemal Paşa, Latife Hanım’la birlikte, bir kere daha bana akşam yemeğine gelmişlerdi. Münakaşayı İsmet Paşa ile ben yaptım. Mustafa Kemal Paşa sükunetle bizi dinledi. Mustafa Kemal Paşa, Lozan’dan da aldığı hızla, ne İktisat Kongresi’nin ve ne de heyet-i ilmiye’nin hazırladığı programlara ilgi göstermeyerek müthiş bir inkilap hamlesi teklif etti:

“Hocaları toptan kaldırmadıkça hiç bir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak, başka hiçbir zaman yapamayız.”

İlk Fethi Bey Grubundan sonra da Mustafa Kemal Paşa’dan işittiğim bu yeni inkilap zihniyetini İsmet Paşa bir çırpıda tamamlıyordu. Aradaki zaman fasılaları kendiliğinden ortadan kalkarak, bu üç şahsiyetin üç maddelik programları kulaklarımda tekrarlandı.
1- İslamlık terakkiye manidir
2-Arapoğlu’nun yavelerini Türklere öğretmeli
3- Hocaları toptan kaldırmalı ! ” (s.165)

http://kuzucuk.wordpress.com/2006/12/04/hocalari-toptan-kaldirmak/

ATATÜRKÜN HAZIRLATTIĞI TARİH KİTABI:
http://www.geocities.com/islampencereleri/lisetarih_kapak.htm

Yazı kategorisi: Geriye Kalanlar | 202 Yorum »

Hilafet Nasıl Kaldırıldı ?

Yazan: Free Stand Nisan 28, 2007

HİLAFET NASIL KALDIRILDI“Keyfini bozarım hoca!”

M. Kemal’in has adamlarından Falih Rıfkı Atay, hilâfetin kaldırılması kararının alınışının şâhidi olarak şunları anlatmaktadır.

“Atatürk, o akşam biz devrimcileri sofraya çağırdı. Yemeğin bitimine doğru, ‘Çocuklar, yarın hilâfeti kaldırıyoruz” dedi.

“Çılgınca alkışladık, sevinç içinde ‘Bunu sizden başkası yapamaz Paşam!’ dedik.

“Peki öyleyse, dedi Atatürk. Geçin öbür odaya, yazın bir takrir. Ben onu hocalara imzalatayım. Yani Hilâfetin kalkmasını hocalar istemiş olsun.

“Geçtik yazdık. Sabah Atatürk, eliyle Meclis’e getirdi, odasına çıktı. Hocaların kendi aralarında toparlanarak, bu ‘Hilâfeti ilga takririne’ ateş püskürdüklerini Atatürk’e biz haber verdik. Hocalar aşağıda hâlâ bağırışıp çağırıyorlardı. Gazi, bunun üzerine öfkelenerek:

“Çağırın bana aşağıdan Rıfat Hoca’yı”

“Çağırdılar Hoca hem öfkeli, hem sıkılgandı. Mustafa Kemal yüzüne bile bakmaksızın:

“Hoca şu takriri imza et, dedi

“Ama paşam, Hilâfetin ilgası gibi ciddi bir konuda, müzakere filan olmaksızın… Sonra biz, din adamları bunu istemi…”

“Hoca imza et dedim, keyfini bozarım sonra..”

“O günlerde İstiklâl Mahkemeleri, her gün birçok kişiyi sallandırmakta zaten… Sonradan Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat [Börekçi] Hoca biraz yutkundu, ama mecburen imzaladı. Üzgün, öfkeli bir halde aşağı inince hocalar etrafını sardılar. Onun, ‘Şöyle bağırdı, böyle zor kullandı’ demesine vakit bırakmadan:

“Neee? Yoksa takriri imzaladın mı? Diye bağırdılar. Hoca:

“Canım, imza değil de, ne yaparsın! Şöyle bir boktan Rıfat attık işte”.

Bu anekdotu nakleden Ahmet Kabaklı 15 Ağustos ‘90 tarihli tercüman’daki köşesinde şu ilaveyi ve yorumu yapmaktadır:

“Falih Rıfkı, bu olayı kahkahalarla anlatırken: ‘Bu mürteci heriflere, ne demokrasisi be! Dermiş. Nitekim öbür mebus hocalar da birer birer Gazi’nin odasına çıkarak, Hilâfeti kaldıran o takrire boktan imzalarını attılar’.

“Unutulmaması gereken nokta: Bu hocalar da Falih Rıfkı gibi ‘devrimci’ de, tayinle gelmiş olan 2. TBMM’nin mebusları idi. Tayinle gelen milletvekilleri ancak o kadar demokrasi yapabilirler”.

Şimdi milletvekiline “İmza et. Yoksa keyfini bozarım!” diyen birisine demokrat denilebilir mi? Devrimci mahkemelerinin düzinelerle adam astığı bir vasattan istifade ile kafasındakileri gerçekleştirmeye çalışana Cumhuriyetçi denilebilir mi?

Şu “keyfini bozarım” tehdidi, o devirdeki cumhuriyetin ne biçim bir cumhuriyet olduğunu ortaya koymaya kâfidir.

(Kaynak: Kim Cumhuriyetçi, Bediüzzaman mı, M. Kemal mi? Burhan Bozgeyik, s. 214)

Yazı kategorisi: Geriye Kalanlar | 12 Yorum »

Atatürk’ün Unutmak İstediği Mektup

Yazan: Free Stand Nisan 28, 2007

Mustafa kemalin unutmak istediği mektup
Mustafa armağan; mustafa kemal’in mandacılık konusunda ki tavır ve görüşlerine atıfta bulunan bir yazı kaleme aldı.Mustafa armağana göre atatürk abd mandasına pekte soğuk bakmıyordu.Hem de bu sonucu nutuktan çıkarıyor.Yazısının bir kısmını paylaşıyoruz:
BU MEKTUP YAZILDI MI YAZILMADI MI?

Nutuk’taki ifade aynen şöyledir. 1927 baskısını kullanıyorum:

“Efendiler, pek uzun ve münakaşalı devam eden bu manda müzakeresi, taraftarlarını iskât edecek [susturacak] mutavassıt [orta yolcu] bir çare ile hitam buldu [sona erdi]; hem de bu çareyi teklif eden yine Rauf Bey oldu… Bu teklif ittifâk-ı ârâ [oybirliği] ile kabul olundu. Kongre divan riyasetinin [başkanlığının] imzalarıyla bu yolda bir mektup tesvid olunduğunu [müsveddesinin hazırlandığını] hatırlıyorsam da, bu mektubun gönderilebilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Esasen bu mektuba suret-i mahsusada [özel olarak] ehemmiyet atf etmiş değildim.” (s. 68)

Kongre başkanı ve başkan vekillerinin imzaladıkları ve bir yabancı devletin senatosuna çekilen telgrafın gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamayan Gazi’nin, aynı Nutuk’un 92-94. sayfalarına aldığı Kâzım Karabekir’e yazdığı bir cevapta bu mektubun yazıldığını ve kendisinin imzaladığını gayet güzel hatırladığını görmekteyiz. Mektupta geçen ifadeleri şöyledir Mustafa Kemal’in:

“Yalnız Amerika senatosuna yazılan ve malumunuz olan bir mektuba kongre kararıyla 5 kişi vaz’-ı imza etmiştir [imza atmıştır] ki, bu meyanda bendenizin de imzam vardır.” (s. 92)

Kaldı ki, gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlayamadığı mektubun hemen arkasından, yani sadece 10 gün sonra, ABD Kongresi’nin Sivas’a inceleme yapmak ve rapor tutmak maksadıyla gönderdiği General Harbord’la görüşen de Mustafa Kemal’den başkası değildir (bu görüşmede Rauf Bey de tercümanlık yapmıştır.) Dolayısıyla mektubun gönderilip gönderilmediğini en azından onun doğurduğu bu ziyaretten hatırlayabilirdi. Ancak ben Gazi’nin, bu biraz kafa karıştıracak ayrıntıyı Nutuk’un resmi tarih oluşturma amacını göz önünde tutarak hatırlamak ve hatırlatmak istemediğini düşünüyorum.

Nereden mi çıkartıyorum bunu? Şaşıracaksınız belki ama yine gerçek bir hazine olan Nutuk’tan.

Zamanın Matbuat Cemiyeti Başkanı olan Velid Ebuzziya, bir söyleşi yapacaktır Mustafa Kemal’le. Mustafa Kemal Paşa’nın Tasvir-i Efkâr gazetesi adına 13 Ekim 1919′da yollanan 21 sorudan sadece 12 numaralı soruya cevap vermediği dikkatlerden kaçmaz. Bu soru ise tahmin edebileceğiniz gibi, General Harbord’la görüşmesinde ne konuştukları üzerinedir. (“General Harbord ile ne mülakat ettiniz?”) (Nutuk, 1927 baskısı, cilt II, s. 145-146.)

Epeyce şaşırtıcı değil mi? Bütün sorular içinden sadece Amerikalı General ile yaptığı görüşme hakkındakini cevapsız bırakan Mustafa Kemal, aynı kitapta Harbord’u gönderen ABD Senatosu’na yazdığı ve altında imzası bulunan mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlayamadığını söylemekteydi.

Neydi işin sırrı acaba? Nutuk’ta Kurtuluş Savaşı tarihi yeniden yazılırken bazı ayrıntılar neden atlanmıştı?

Ben yoruldum gayrı. Varsa kudretiniz siz verin cevabını

Kaynak: http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=136444

Yazı kategorisi: Hayata Dair | 6 Yorum »