Özgürce Bir Yaklaşım

Dilim Sert, Gönlüm Mert!

M. Kemal, Kur’ana Hakaret Etti Mi?

Yazan: Free Stand Nisan 28, 2007

MUSTAFA KEMAL KUR’ANA HAKARET ETTİ Mİ?
“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..”Atatürk
Kazım Karabekir-Paşaların Kavgası Syf,159 

Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini  gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır..  Atatürk-1926
Andrew Mango, Atatürk Syf.447

Syf. 364 9- Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk Milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.
Atatürk’ün bu sözlerinden kolaylıkla anlaşılacağı gibi, Din Birliğinin, Türk Milleti’nin millet teşkilinde etkili olmadığını, tam tersine zararı olduğunu vurgulamaktadır. Yazılarının devamında ise Atatürk, İslam Dini’ni açık olarak Arap Dini olarak tanımlamakta ve bu tanımlamayı tekrar etmektedir.
Türk’ler Arap’ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk’lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi…

Syf. 365 milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi lisanında değil Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin
Syf. 366 manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.

EL YAZISIYLA

http://img106.imageshack.us/img106/701/mb364ok5.jpg

http://img106.imageshack.us/img106/5448/mb365rw6.jpg

http://img106.imageshack.us/img106/4425/mb366ss9.jpg

67 Yanıt “M. Kemal, Kur’ana Hakaret Etti Mi?”

  1. ibrahim demiş

    yapmayın abi ya nereden buluyorsunuz bu kadar yalan dolanı.. kaynağı aldığınız yerler bile yabancılar.. şimdi Türk milleti için bu kadar işi adalet içinde yapmış ve ülkeyi feraha kavuşturmuş Atatürk’e çamur atmak için 2 tane kıytırık yabancı siyasinin yalanına mı inanacağız??
    ne malum onların bize doğru yolu gösteren Atatürk’ten bizi soğutmaya çalışmadıkları.. duyduğunuz herşeyi bu denli yazıyorsanız Atatürk’ün yaptıkları da aşılayın bu yerde..
    özgürlüğümüzü karalayanları göstermek yönünde kullanacağız diyorsanız zaten sizin de tarafsız baktığınızdan şüphe ederim..

  2. Free Stand demiş

    ibrahim; Atatürk’ün kendi el yazısıyla kaynakları verdik. Siz hala bağnazlığınıza devam edin durun. Koyun sürüleri gibisiniz.

  3. Tuğçe Ayan demiş

    Koyun sürüsü gerçekten sizsiniz.
    Çobanınızda ALLAH’ı PEYGAMBER’i sömüren ahlak kumkuması.
    İşinize bakın artık ölmüş adamın arkasından bütün günahlarını almayın ya.
    Yeter gerçekten…

  4. Tuğçe Ayan demiş

    Sen ATATÜRK’Ü savunma zaten. Rumuz dediğimiz takma adın bile Türkçe değil.
    Türkçe kullanma sen! Senin gibilerin kullanmasına ihtiyacımız yok,gerçekten.
    Mavi kimliğini de iade et bence…

  5. Tayfur demiş

    Eğer bir gün zaman makinesi icat olursa ve 1920-1938 tarihleri arasına bi giderseniz o zaman Free Stand’e hak verirsiniz.

  6. Free Stand demiş

    Yani gözünüzün içine soktuk yazıları. Atatürk’ün kendi el yazısı bunlar. Bir zhamet bakın ya şu yazılara ne var diye. Allah rızası için bakın. Kimse Atatürk’e iftira atmıyor. Çobansız sürü

  7. isayelken demiş

    evet arkadaşlar okuduk dinledik ve malesef gerçekleri gördük.katiyen kesinlikle atatürk bir islam düşmanıdır benim dedem 112 yasında vefat etti(ALLAH RAHMET EYLESİN) amin sürekli anlaturdı ahırlarda kuran okuduklarını ataturk o şehre gelecegi zaman kuranları samanlıklara ahırlara saklarlrdı bırakın bu işleri savunmayın bu adamı ondan büyük ALLAH var ona tapın bırakın adamı bari ruhu birazcık azaptan kurtulsun sizi gidi ilericiyiz diyen cahiller o adamın hangi hastalıktan öldügünü hepiniz biliyorsunuz.Kahraman dedelerimiz savasdı bizim için şehit oldular ALLAH hepsine rahmet eylesin onları konusan yok varsa yoksa ataput adamı put yaptınız hergun tapıyorsunuz ALLAH hepinizin gözlerini açar inşallah….

  8. muslumanturk demiş

    bende düne kadar atatürk cüydüm.. ama son bir senedir atatürk ve cumhuriyet tarihini araştırıyorum ve artık kendimi bir kemalist olarak görmüyorum.. sanırım kemalistlerin genel olarak ortak paydası zayıf veya hiç olmayan dini itikatleri.. çünki aziz peygamberimiz hakkında söylediği sözler aşigar olan ulu kurtarıya bu gözü kapalı bağlılığı başka bir şey ifade etmiyor zannımca.. milli mücadeleyi başlatılmasında çok büyük katkıları olmuş bir kişi olmasından dolayı atatürke minnet borçluyum tabikide fakat dinime peygamberime hakaret etmesine müsade etmez, hiç bir emeği,hiçbir hizmeti..

    atatürkçülere göre atatürk herne söylemişse en güzelini , en isabetlisini söölemiştir, ne yapmışsa hakeza öyle.. yanlış yapmaz,sürçmez atatürk..(peygamberlerin bile sürçmeleri vardır) atatürkün şurada yanlış bir sözü vardır diyen ya vatan hainidir yada irancı, şeriatcı.. başka bir alternatif yoktur.. atatürkçü olmak ilericiliktir, karşıısndakilerin hepsi gerici.. atatürkçü olmayanların gerizekalı olduunuda bunlara eklemek lazım tabikide..

    ATATÜRK 1931′de manevi kızı Afet İnan’a Medeni Bilgiler kitabını yazdırdı. bu kitap ortaokul ve liselerde okutuldu. İşte Atatürk’ün el yazısıyla kaleme aldığı o notlardır yukarıda fotosunu ve içeriğini gördükleriniz..
    bu kadar açık net ve birde kitapla nesnel hale gelmiş gerçeğe nasıl bu kadar göze perde inmişcesine yorumlar gelir inanılır gibi değil.. gerçeğe kulak bu akdar nasıl kapatılır anlayamıyorum.. sanki hipnotize olmuş gibiler.. üzerine doğru hızla gelen tutsinaminin dev dalgalarına hiç hareketsiz donmuş gibi bakanlara! ne kadr da benziyor halleri..

    atatürk ün 1931 de liselerde okutulması için yazdığı 4 ciltlik tarih kitabındada kırılmadık cam devrilmedik çam bırakmamıştır ulu önder büyük kurtarıcı.. merak edenler google amcaya “atatürk 1931 tarih kitabı” diye sorsunlar..

    olsun herşeye rağmen o bizi kurtardı vardır illaki bir bildiği.. bu cümle eğer atatürk müslüman ve türk değilse bu millete nasıl koyar bir düşünsenize.. ama şakası bile komik değilmi atatürk müslüman ve türk olmaması diye bir alternatifmi var.. en büyük türk lakaplı atatürk türk olmayacak, ülkeninin ismini türkiye koyan insan türk olmayacak, 1923 e kadar islam hakkında, aziz peygamberimiz hakkında güzel sözler söyleyen insan müslüman olmayacak.. şaka gibi ha.. neyseki atatürk müslüman ve türk..
    lise tarih kitaplarımıza ve kemalistlere kucak dolu sevgiler..

  9. buyrun demiş

    ATATÜRK’ÜN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN V. DÖNEM

    3. Yasama Yılını Açış Konuşmaları

    1 Kasım 1937

    Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. V, C. 20, Sa. 3

    Beşinci dönemin üçüncü yasama yılını açıyorum.
    ………………. ………………. ………… ………………. ………………. ………..
    ………………
    Aziz milletvekilleri,

    Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.(Alkışlar)

    KAYNAK:
    http://www.tbmm.gov.tr/ta…ataturk_konusma/5d3yy.htm
    (aslını görmek icin tıkla) (metnin son üçüncü paragrafı)

  10. gulten oz demiş

    Atatürk hem Türk milletinin hem de Allah ın en büyük düşmanıdır.Zavallı şimdi Allah ın yanına gitti.Rabbim hiç bir kimseyi o duruma düşürmesin.
    Atatürk ve Atatürkçüler laiktir ve şeriat karşıtıdırlar.Allah ve peygamber efendimiz ise şeriatçıdırlar,Şeriat zaten Rabbimizin emirleridir.en küçük bir konu da dahi Allah ve Peygamberimizden farklı düşünen kafir olur.İblis de Allah a inanıyordu ve 200000 yıl ibadet etti.Sadece Ademin kendisinden hayırlı olduğu konusunda ayrı düşündü ve kafir oldu. MUSTAFA KEMAL ve KEMALİSTLER in durumu TEVHİT inancı konusunda oldukça vahimdir.Allah sağ olanlarına hidayet nasip etsin.

    • asena demiş

      SEN TÜRK DEĞİLSİN OLAMAZSIN.MÜSLÜMANDA DEĞİLSİN.HATTA Bİ DİNİN BİLE YOK.
      SEN Bİ KÖŞEYE SIKIŞTIRILIP BEYNİ YIKANANLARDAN SIN.

    • asena demiş

      SEN KİMSİN YARATAN MISIN Kİ BİRİNİN KAFİR OLDUĞUNA KARAR VERİYERSUN?

      BU HAKKI KENDİNDE NASIL BULUYORSUN?

      ALLAHTAN VAHİY Mİ GELDİ SANA?

      YOKSA KENDİNİ PEYGAMBER FALAN MI SANIYORSUN?

    • vatansever demiş

      kimse kimsenin ne olacagını bilemez cenabı ALLAH arkadaşın galiba ( yazık ALLAH’IN yanına gittide nedemek )cümleleri kullanırken sygılı ol senin gibi asalak sürülri oldukça biz daha çok savaşlar çok müslüman katliyamlari görürüz MUSTAFA KEMAL ATATÜR OLMASAYDI BELKİ HIRİSTİYANLARIN VE YAHUDİLERİN SÖMÜRGESİ VE EGOMANYASI ALTIN OLACAK İDİN SEN ÇOK SARIKLI CÜBPELŞ KİTAPLARI OKUMUŞSUN HİÇBİR ZAMAN UNUTMA DİNİMİZDE DÜŞMANLIK YOKTUR YASER ARAFAT KIRAL APDULLAH ESAD VE DİGER MÜSLÜMAN ÜLKELERİNE BAK HEPSİNİN EŞLERİ NERELİ İNGİLİZ BUMU MÜSLÜMANLIK SENİN SİMDİKİ AKP’Lİ BAKANIN KARISI İNGİLİZ

  11. Özcan Akar demiş

    bana bakın edepli olun yönetici kimse yazdığım yorumu silmesin! web sitenin adına güvenip tarafsızlığınıza inanıyoruz ve yorum yazıyoruz malesef öyle olmadığını görüyoruz .

    Gülten’ e tekrar diyorum sensin zavallı pislik !

    ve admin’ e lütfen tarafsız olmasını tavsiye ediyorum … eğer zavallı pislik demek hakaret ise bu gerizekalı Gülten’in hakareti silinsin önce !

  12. köstebek demiş

    -Ya benim anlamadığım;Fethullahçılar Atatürk’ü gerçekten çok sever.O zaman bu Gülten isimli arkadaş niye kendini bu kadar paralıyor.Eğer Fethullahçı biriyle yüzyüze Atatürk tartışmasına girerseniz ne demek istediğimi anlarsınız.Ayrıca Atatürk’ün yürüttüğü misyonu devraldığını açıklamama gerek yok heralde.İkiside soysuz(çok şükür),ikisininde amacı yaşadığı ülkeyi bölmek.Yani diyeceğim;siz kardeş sayılırsınız,ikinizinde gideceği yer aynı.Öpüşüp barışında bizimde her iki tarafla uğraştırmayın.

  13. Özcan Akar demiş

    Köstebek!

    Ülkeyi bölmek derken nasıl bir beyine sahip olduğunu apaçık dile getirmişsin helal olsun sana :)

    Az çalıştır şu beyinciğini ve düşün bakalım ! insan hiç kendi kurduğu ülkeyi bölmek ister mi ? Nasıl bir düşünce yapınız var, komik ve bilgisiz insanlar topluluğu… Feto ile Kemalist düşünceyi aynı göstermişsin bu da komik kısmı… fetişin düşüncesi tamamen dinseldir oysa M.Kemal düşüncesinde din yoktur ;çünkü din farklıdır siyaset farklıdır ve bunun içinde laiklik ilkesi vardır bu da M. Kemal’in anlayışıdır ; fakat dine inanlar özgürdür. Önce terimlerin ne olduğunu öğrenin sonra gelin tartışalım bence öğrenince tartışma daha seviyeli olacaktır !

    Fetocular tamamen gardorap Atatürkçüdür. Bu platform da bu düşünceyi bir kez daha ispatlıyor.

  14. köstebek demiş

    -Sende haklısın kardeşim,kusursuz eğitim sistemimizin zorbalığı yüzünden daha 7 yaşından itibaren Atatürk sevgisi aşılanmaya başlıyor.Aynı Cuhhuriyetin zorla kabul ettirilmesi gibi.Beyni küçük olanlar,o yaşta öğrenebildikleriyle yoluna devam ediyor.Biraz daha hoşgörülü olsanız eğer bu yazıların asıl sizi bilgilendirmek için yazıldığını anlardınız.Ve artık şu Atatürk’ün arkasına saklanmayı bırakın bence…

    -Fethullahçıların depolarında onlarca cumhuriyet gazetesinin ne aradığını bir Fethullahçı açıklarsa eğer o zaman aranızdaki ilişkiyi belki daha iyi anlarsınız.Cumhuriyetini kuran insanın ne hale geldiğini görmek istersen işte sana link(bu kıyağımı unutma);

    http://img530.imageshack.us/img530/2183/unbenannttn1.png

    -Videoyu indirmek isteyen varsa;hani çoluk çocuğuna ibret olsun diye göstermek isteyenler olabilir,alttakide indirme linki;

    http://uploaded.to/?id=uwdwps

  15. Özcan Akar demiş

    Eğitim sistemini tartışmıyoruz ama mutlaka tartışmamız lazım çünkü baksana halen gericileri eğitememiş bu sistem … Atasının bağımsızlık savaşı anlatılırken öğretilen bilgileri aşı olarak görmüş.

    ve şu an bunları yazabiliyorsan …eğitim sistemi insanlara bilgiyi vermiş ve özgür düşünmeyi amaçlamıştır.

    Konu eğitim sistemi değil ama hatalar elbet vardır konumuz bu olsa tartışırdık. Asıl konu sizin yobazlığınız.

    Bana ne fetoculardan, istediklerini okusunlar bana kalırsa herkes Atatürkçü olmalıdır çünkü aydınlık yol M.Kemal yoludur. Sizin yolunuzu görüyoruz dini öne süren fakat dini bilmeden dini sömüren bir düşünce.

    Gerizekalısın ! neden iltifat ettin şimdi dersen ;çünkü

    M.Kemal ‘ in şu cümlesini halen bilmiyorsun(aşağıda yazıyor) ve mumyalama konusunu da bilmiyorsun insan bünyesini de bilmiyorsun bir bok bilmiyorsun köstebek ! kusura bakma ama cahilsin ; çünkü bilseydin o saçma video ve fotoğrafı koymazdın. İyi oku ve anla, yobaz olsan da cümle çok kolay anlayacağını umuyorum …

    Benim naciz vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır.

    ve biz olduğumuz sürece sizin Cumhuriyeti yıkma uğraşınız beyhude … senin ona buna kıyaklık yapacağına ilk kıyağı önce kendine yap ve öz eleştirini yap ben ne yapıyorum diye düşün ! senin gibi yobaz zihniyete harcayacak boş vaktim yok ! Yezid’ in torunu diyorum başka bir şey demiyorum…

  16. köstebek demiş

    Kur’an (haşa) Araboğlu’nun yaveleri mi ?

    Kazım Karabekir şöyle anlatıyor:

    10 Temmuz 1923 Ankara istasyonundaki kalem-i mahsus binasında Fırka nizamnamesini müzakereden sonra, Gazi ile yalnız kalarak hasbihallere başlamıştık.

    “Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkumdurlar” dediler. Kendisini hilafet ve saltanat makamına layık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan, din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla latife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen Mustafa Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce, şu izahatı verdi:

    “Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar! Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz!“

    Bkz. Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası: Atatürk-Karabekir, Yayına hazırlayan: İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, Aralık 1991, s.143.

    Aynı hatıraları Uğur Mumcu “Kazım Karabekir Anlatıyor” ismiyle neşretmişti. Oradaki ifade şöyledir: “Bunun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız.” İsmet Bozdağ ifadeyi kendine göre yumuşatmış olabilir. Devam edelim:

    Karabekir 14 Ağustos 1923 tarihinde Türk Ocağı’nda verilen bir çay ziyafetine gitmeden önce şu bilgileri işitdiğini bildiriyor:

    “Gazi Kur’an-ı Kerimi bazı İslamlık aleyhdarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur’anın Arapça okunmasını namazda bile yasaklayarak bu tercümeyi okutacak! Ve o züppelerle işi alaya boğarak, güya Kur’anı da, İslamlığı da kaldıracaktır!” (s.158)

    Akşam M. Kemal’e bu konudaki itirazlarını bildirince olanları şöyle anlatıyor:

    “M. Kemal paşa beyanatıma karşı hiddetle bütün içini ortaya döktü:

    Evet Karabekir; Arapoğlunun yavelerini Türkoğullarına öğretmek için Kur’anı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip aldanmakda devam etmesinler!…

    Şüphe yok ki, yakın günlere kadar Kur’anı ve Peygamberi her yerde medh ve sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza veriyordu.” (s.159)

    Kazım Karabekir’in hatıralarında şu satırlar da dikkat çekiyor:

    “19 Ağustos Pazar akşamı, Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar-Latife Hanım ile birlikte bana akşam yemeğine geldiler. Keçiören’e giderken sağ tarafta kubbeli köşk denen mevkide, bol suyu ve büyücek havuzu olan bir köşkte kira ile oturuyordum. İsmet Paşa Lozan’da iken Mustafa Kemal Paşa, Latife Hanım’la birlikte, bir kere daha bana akşam yemeğine gelmişlerdi. Münakaşayı İsmet Paşa ile ben yaptım. Mustafa Kemal Paşa sükunetle bizi dinledi. Mustafa Kemal Paşa, Lozan’dan da aldığı hızla, ne İktisat Kongresi’nin ve ne de heyet-i ilmiye’nin hazırladığı programlara ilgi göstermeyerek müthiş bir inkilap hamlesi teklif etti:

    “Hocaları toptan kaldırmadıkça hiç bir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak, başka hiçbir zaman yapamayız.“

    İlk Fethi Bey Grubundan sonra da Mustafa Kemal Paşa’dan işittiğim bu yeni inkilap zihniyetini İsmet Paşa bir çırpıda tamamlıyordu. Aradaki zaman fasılaları kendiliğinden ortadan kalkarak, bu üç şahsiyetin üç maddelik programları kulaklarımda tekrarlandı.
    1- İslamlık terakkiye manidir
    2-Arapoğlu’nun yavelerini Türklere öğretmeli
    3- Hocaları toptan kaldırmalı ! ” (s.165)

    -Atatürk’ün bir hristiyan gibi nasıl gömüldüğünü görmek isteyenler;
    http://img412.imageshack.us/img412/4882/15067411vp3.jpg
    http://img412.imageshack.us/img412/3445/12020851yr5.jpg

  17. mehmet a demiş

    kendi yazdıklarından çok altına yazılan yorumlar daha çok düşündürücü.. yoksa “ahbes” diye müslüman anadoluda nam yapmış adamı kim tanımaz.. idrakleri iğdeş cins cins ahbesin çocukları!

  18. büyük TÜRK demiş

    Kemalistler Allah ın dediği gibi kör ve sağırdırlar.Onları hiç bir gerçek ilgilendirmez hayalerindeki sahte kurtarıcıyla avunurlar kemikleri kalmamış atalarına hala muhtaçtırlar
    Kemalistler Allah düşmanıdırlar onlarla tartışmak boşuna çabadır inanmazlar ataya taparlar
    sapkındırlar enses ilişkileri vardır çoğu Allah a inanmaz

  19. Elmabağı demiş

    Yıkın Heykellerimi

    Ey milletim
    Ben Mustafa Kemal’im
    Cagin gerisinde kaldiysa düsüncelerim
    Hala en hakiki mürsit degilse ilim
    Kurusun damagim dilim
    Özür dilerim

    Unutun tüm dediklerimi
    Yikin diktiginiz heykellerimi

    Özgürlük hala
    En yüce deger
    Degilse eger
    Prangali kalsin diyorsaniz köleler

    Unutun tüm dediklerimi
    Yikin diktiginiz heykellerimi

    Yoksa cagdas medeniyetin bir anlami
    Ortacaga tasimak istiyorsaniz zamani
    Bas taci edebiliyorsaniz
    Sanatin icine tüküren adami

    Unutun tüm dediklerimi
    Yikin diktiginiz heykellerimi

    Yetmediyse acisi siddetin savasin
    Anlami kalmadiysa
    Yurtta sulh dünyada barisin
    Eger varsa ödülü silahlanmayla yarisin

    Unutun tüm dediklerimi
    Yikin diktiginiz heykellerimi

    Özlediyseniz fesi peceyi
    Aydinliga yegliyorsaniz kara geceyi
    Hala medet umuyorsaniz
    Sihtan seyhten dervisten
    Sifa buluyorsaniz
    Muskadan üfürükcüden

    Unutun tüm dediklerimi
    Yikin diktiginiz heykellerimi

    Esit olmasin diyorsaniz kadinla erkek
    Karacarsafa girsin diyorsaniz
    Yobazin gazabindan ürkerek
    Diyorsaniz ki okumasin
    Kadinimiz kizimiz
    Budur bizim alin yazimiz

    Unutun tüm dediklerimi
    Yikin diktiginiz heykellerimi

    Fazla geldiyse size
    Hürriyet cumhuriyet
    Özlemini cekiyorsaniz
    Saltanatin sultanin
    Hala önemini anlayamadiysaniz
    Millet olmanin
    Kul olun
    Ümmet kalin
    Fetvasini bekleyin sayhül islamin
    Unutun tüm dediklerimi
    Yikin diktiginiz heykellerimi
    RAHAT BIRAKIN BENI

  20. büyük TÜRK demiş

    Evet biz ALLAH a kul PEYGAMBERİMİZE ümmet olacağız biz bu yola baş koyduk DECCAL in çoçukları olarak siz aydınlık yolda atanızın izinden gidin yolun sonun da ateş var yolun aydınlığı da ateşin aydınlığıdır bizim yolumuz cennet gölgelerinin loşluğuna gider size karanlık gelir
    Pol pot kemalin astığı binlerce müslümanın kanı sizi boğacaktır

  21. özden demiş

    hala atatürkçü olmanın cehenneme bağdaşırılma olayını nasıl beyniniz alabiliyor hayret doğrusu…su konulara dini karıştıracak kadar cahil olmayın lütfen!!1

  22. MEHDİ demiş

    sayın özden kardeşim cahilin kıralı sensin ve senin gibiler mensup oldugun dini bilmiyor cahil cahil konuşuyorsun peyganber efendimiz HZ.MUHANMED MUSTAFA (SAV) bir hadisi şerifinde buyuruyorki kişi sevdigiyle beraberdir ahirettede onunla haşr olunacaktır eger sen ALLAHA VE PEYGANBERİNE İNANIYORSAN SENİ İLGİLENDİRİYOR BU HADİS YOK İNANCIN YOKSA PEŞİNDEN KOŞMAYA ONA TAPMAYA DEVAM EDİN O ZAVALLI ADAMIN VESSELAM……

  23. mümine demiş

    yazıklar olsun böyle sığ düşünennlere…o olmasaydı eğer sabah ezan sesıne kalkabılırmıydınız şehıtlerımızın kanlı temsılcısı semalarımızda suzulebılırmıydı… Nolur bıraz ınsaf

  24. ergenekon demiş

    BU MÜMİNE DENEN KADININ MÜSLÜMANLIKLA ALAKASI OLAMAZ HİÇ BİR GERÇEK İMAN SAHİBİ ATATÜRK Ü SAVUNMAZ ZATEN MUHAMMED İN EZANINI SUSTURAN ATATÜRK TÜR…
    BU DİNİ DE EZANI DA KULLARINI DA KORUYAN O BİR OLAN ALLAH DIR BUNLARI ATASINDAN BİLEN ALLAH I ACİZ BİLEN ONA ORTAK KOŞANLARDIR TEVHİD İNANCI ALLAH I HAYATIN TEK BELİRLEYİCİSİ OLARAK GÖRMEYİ GEREKTİRİR

  25. aslıı demiş

    isa, köstebek, mehdi, ergenekon ve binlercesi… silkinin ve kendinize gelin ATAM’I da ağzınıza almayın sizin ağızlarınızda adının zikredilmesini bile haketmiyor ‘O’. ben 16 yaşındayım (belki kendinizden biraz utanırsınız diye belirtmek istedim); PEYGAMBER EFENDİMİZin de ULU ÖNDERİMİN de aydınlık yolundayım. çünkü ikisinin de şu dünyaya kazandırdıklarını YÜCE YARATICININ bahşettiği akıl,düşünebilme yetisi ve ATAM’ın sunduğu eğitim sayesinde idrak edebiliyorum. Mustafa Kemal şu dünyanın nimetlerinden biri bizim için. YÜCE TÜRK MİLLETİ için .. ama bunu sizden anlamanızı bekleyemem eğitimim bana bunu da öğretti; toplumda insanların vasıflarını bilip, onlara hitap edebilmeyi. bu yüzden size sadece ‘insan’ olun sonra size hitap edeyim diyebiliyorum .. çok yazıkk
    Son olarak: benim gibi düşünen arkadaşlarım olduğu sürece ben Atamın Türkiyesi’ne güveniyorum.. ONLAR şu tarihte rusu,ermeniyi,ingilizi,fransızı devirdiği gibi işine geldiğinde bizi sırtımızdan bıçaklayan ingiliz yalakası arap’ı da devirecek.arap’ın hayalleri vardı ingilizlerle, halbuki ingiliz işi bittiğinde atacak onu yanından napsın arabı; onlar her fırsatta batının arkasındaydı biz ise; kendi çizgisinden şaşmayan, gücüyle kendisini dünyaya duyuran, atamın onlara kabul ettirdiği bir ülkeyiz. bizim gibi olamıyorlar, batıya yanaşamıyorlar diye bizi bölmeye çalışıyorlar. suçladıkları şey de ne mi? kemalizm’in ilime,fenne,batıya yönelip dini boşlaması.1.dünya savaşndaümmetçiliği yıkan da sizsiniz dinini satan da.. şimdi de ülkemde bir kitle takmışsınız peşinize, Atama karşı doldurmuşsunuz gizli örgütlerinizle..nasıl oluyor,ne yapıyorsunuz,neler söylüyorsunuz da bu insanları hain yapıyorsunuz diyeceğim de neler yapıldığı ortada..3-5 cahilin ağzında..UYANIN ARTIKKKKKKK

  26. yusuf demiş

    neden kaynak gösterilen yerler açılmıyor.böyle bilgi ve belge yoktur.atıyorsunuz.size vatan bırakan bir adamın hala diniyle uğraşıyorsunuz.yazıklar olsun….

    • gereksiz demiş

      belgeleri sen açamiyorsun çamur atma o linki al kopyala adres cubuğuna açılır.

  27. yusuf demiş

    ayrıca sitenizi bile koruyamayacak kadar zayıfsınız.sitenizde güvenlik açığı var.kalkmış atatürke dil uzatan yazıları alıyorsunuz…siz önce sitenizi düzeltin

  28. yusuf demiş

    ATATÜRK’ÜN ANILARI
    ATATÜRK’ÜN SOFRA ARKADAŞLARI
    Atatürk’ün, özellikle akşam sofrası, çok konuşulmuş ve hala da konuşulan bir konudur. Halbuki, bu sofrada, yapılacak bütün işler ele alınır ve enine boyuna ciddi olarak konuşulurdu. Ayrıca, hangi konu ele alınacaksa, o konuyu iyi bilen üniversiteden veya dışarıdan şahıslar da yemeğe çağırılır ve o konu iyice tartışılıp karara bağlanırdı. Toplantıyı Atatürk idare ederler ve konuşmaları da kesinlikle şahsiyete dökmezlerdi. Eğer o konuyla ilgili kişi yoksa, hemen getirtilir veya konu başka bir güne bırakılarak o kimse de toplantıya çağırılırdı.
    Toplantılarda, daima bir kara tahta ve tebeşir bulundurulur, bazen de dünya ve Türkiye haritaları astırılırdı.
    Genellikle bazı kimseler, Atatürk’ün sofrasında hemen daima bulunurlardı. Atatürk, bu kişilere ya not aldırırlar, ya makale yazdırırlar veya elçi gibi kullanarak gidip araştırma ve tetkik etme görevi verirlerdi. Sofrada bulunan kimselere, her zaman ki kişiler; bilinen, belirli kişiler anlamında “Zevat-ı Mutade” denirdi. Bu kimseler ya hükümet üyesidirler veya zamanın en ileri gelen fikir ve kalem üstatlarıdır. Bu sofra başı sohbetleri bazen sabaha kadar sürerdi. Herhangi bir konu görüşülürken o konuyu iyi bilene Atatürk sualler yöneltirler ve onu konuşmaya zorlarlardı. Bilmediği konuları can kulağı ile dinler ve öğrenmek isterlerdi.
    Sofrada genellikle mevsim sebzeleri dışında, pilav ve kuru fasulye mutlaka bulunurdu. Lüks sayılan yemekler genellikle sofrada bulunmazdı. Kendileri meze olarak peynir, leblebi ve kavunu tercih ederlerdi. Hala da konuşulanların tam aksine, böyle gecelerde, en az eğlenceye yer verilirdi. Sırf misafir ve dostlar için çağırılan ses ve saz toplulukları, pek çok defalar hiç sazlarını bile açmadan evlerine geri dönmüşlerdir.
    Muzaffer Kılıç ve Halil Nuri Yurdakul’dan
    MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK
    Fevzi Paşa çok iyi yetişmiş bir asker olmasından başka çok dürüst ve başarılı bir kumandandı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son hükümetinde harbiye nazırı olmuştu. Bu mevkide iken Kuva-yı milliyecilerin İstanbul’da bulunan birçok silah ve mermi depolarını basarak silahları Anadolu’ya kaçırmalarına göz yummuştu.
    23 Nisan 1920′de TBMM’nin ilk defa açılmasından ancak 4 gün sonra Ankara’ya gelmiş ve kurulan ilk hükümette Milli Müdafaa Bakanlığı verilmişti.
    Atatürk, Mareşal Fevzi Çakmak’a ayrı bir hürmet beslerdi Mareşal içki içmez, beş vakit namazında, çok dürüst ve faziletli bir kişi idi. Atatürk ve Mareşal seyahatlerinde hiç harcırah (yolluk) almamışlardır.
    Mareşal’e yolluk teklif edilince, “Biz oraya askeri araçlarla teftişe gittik. Orduevinde yedik içtik, yattık kalktık. Görev yapıp döndük. Ne harcırahı” der ve yollukları daima orduya kalırdı. Bu nedenlerle Atatürk’ün Mareşal’e çok değişik bir hürmeti ve saygısı vardı. Paşa’nın yemekte olacağı zaman, kesin olarak masaya içki konulmaz, sadece limonata içilirdi.
    Atatürk, Mareşal’in her yemeğe gelişinde, bizlere bunu tekrar tekrar hatırlatırlar, herhangi bir yanlışlık yapıp masaya içki getirilmesini önlerlerdi.
    Muzaffer Kılıç, Halil Nuri Yurdakul’dan
    RAMAZANLARDA ATATÜRK
    Atatürk, Ramazan ayına büyük önem verir; bu ay içinde ince saz heyeti saraya kesin olarak sokulmazdı. Akşamları, beni huzurlarına çağırır ve Kuran-ı Kerim’den sureler okuturlar, kendileri de bunu derin bir hazla dinlerlerdi.
    Ramazan aylarında, Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu Camilerinde şehitlerimizin ruhu için hatim okumamı emrederlerdi. Ben de, tıklım tıklım dolu olan bu camilerde emirlerini yerine getirir, hatim okurdum.
    Peygamberimiz Efendimiz’den bahsederlerken, “Hazret-i Peygamberin Zaman-ı Saadetlerinde” diye, daima saygı ifade eden kelimeler kullanırlardı.
    Peygamber Efendimiz’in, ayrıca, çok yetenekli bir devlet adamı ve iyi bir başkomutan olduğunu daima söylemişlerdir.
    Din işlerinin cahil kimselerin kontrolünden alınıp, bu işi iyi bilen alimlere verilmesinin gerekliliğini ifade ederler, “Mukaddes Mihrabı, cehlin cahillerin elinden alıp ehlin (konuyu iyi bilen) eline vermek zamanı çoktan gelmiştir” derlerdi. 1

    En uzun tatillerin dini bayramlarda yapılmasının da şart olduğu söyleyip, “Herkes, dini vecibeleri, görevleri yerine getirecek, sonra da dinlenecekler” derlerdi.
    Hafız Yaşar Okuyan’dan
    KURAN OKUYANA SAYGI
    Sakarya Harbi 22 gün 22 gece devam etmiş, tam deyimle kan gövdeyi götürmüştü. Bu nedenle tarih kitapları Sakarya Harbi’ni en kanlı muharebelerden biri olarak yazmıştır.
    Bu muharebe içinde mermilerin üzerimizden geçtiği günlerden bir gün, Atatürk beni çadırlarına emrettiler. Çadıra koştum, Atatürk ayakta ve masada açılmış harita başında çok gergin ve sinirli idi. Çadıra girer girmez, bana hemen Fevzi Paşa’yı çağırmamı emrettiler.”Baş üzerine Paşam” diyerek çıktım, atıma atlayarak Fevzi Paşa’nın çadırına atımı yıldırım gibi sürdüm. Artık neredeyse düşman mermileri bizim çadırlarımıza düşecekti. O toz toprak arasında, Paşa’nın çadırına nefes nefese geldim ve hemen içeri daldım. İçeri girince baktım ki, Fevzi Paşa arkaları kapıya, yüzleri kıbleye dönük diz çökmüş vaziyette kendilerinde geçmişler ve vecd içinde yüksek sesle Kuran-ı Kerim okuyorlardı. Kendilerinden o kadar geçmişlerdi ki, arkaları da kapıya dönük olduğundan benim içeri girdiğimi görmediler ve duymadılar bile.
    Ben hiç ses çıkarmadan ağzımı elimle tutarak geri geri yavaşça çadırdan çıkıp, atıma atlayıp Ata’ya yıldırım gibi geri geldim. geldim ama, attan inerken aklım başıma gelmişti. Ata’ya ne diyecektim. Emrine ne cevap verecektim. Fakat bunları düşünmeye bile zaman yoktu. Hemen Ata’nın çadırına daldım. Çadıra girdiğimde Ata hala ayakta ve açık harp krokisi önünde idi. Girer girmez, “Nerde Fevzi Paşa” diye gürledi. “Paşam” dedim “Fevzi Paşa’nın çadırına gittiğimde, Fevzi Paşa Kuran-ı Kerim okuyorlardı. Beni görmediler, ben de hiçbir şey söylemeden geldim. Emrederseniz tekrar gidip emrinizi bildireyim” dedim.
    Atatürk şöyle bir durdu, “Bırak paşa Kuran’ını okusun. Allah’ın izni ile biz düşmanı yeneceğiz. Rahatsız etmeyelim Paşa’mızı” buyurdular.(1921)
    Muzaffer Kılıç’tan
    EZAN
    Dolmabahçe önünde demir atmış olan Savarona’nın güvertesinde, hasır koltuğunda güneşin batışını seyrediyordu. Ufuk, minarelerin arkasında kıpkızıl bir renk almıştı. İstanbul, camileriyle ateşten bir fona yaslanmış gibiydi. Füreya, Atatürk’e son okuduğu kitabı getirmiş, yanıbaşında oturtuyordu.
    “Söyler misiniz, bana bir Münir çalsınlar,” dedi Atatürk.
    Yaveri koşup gramofona bir taş plak koydu. Az sonra, minarelerin birinde yanık sesli bir müezzinin ezanı duyuldu. Atatürk başıyla işaret verdi. Plağı susturdular. Hepsi huşu içinde ezanı dinlediler. Füreya, başını öteye, camilerden yana çevirmiş olan Ata’nın göz pınarlarında yaşların biriktiğini gördü. Bir damla süzülmüş, yanağından aşağı akıyordu. Atatürk, uzun müddet yanındakilere doğru dönmedi. Nihayet başını çevirdiğinde, hem ezan bitmişti, hem o kendini toparlamıştı.
    “Ne yazık ki ezanı tekrar ettirmemize imkan yok, Füreyanım,” dedi yumuşak bir sesle.
    “Sabah ezanını bekler, hep birlikte dinleriz Paşam,” dedi Füreya.
    Füreya Koral’dan
    ATATÜRK’ÜN ZAFERDEN SONRA ANKARA’YA GELİŞİ
    Büyük Taarruz başarılmış ve düşman denize dökülmüştü. Ülkenin her yerinde bu bayram kutlanıyordu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynanıyordu. Her evde, her ocak başında bu konuşuluyor; herkes birbirine sarılıp bunu kutluyordu.
    Ben, bu son muharebede yaralanmış, Ankara’ya gönderilmiştim. Ankara’da Numune Hastanesi’nde yatıyordum. Bizler bu olayları gazetelerden ve gelen hasta bakıcılardan öğreniyorduk.
    Bir Ekim günü Ata’nın Ankara’ya döneceği haberi hastanede yıldırım gibi duyuldu. Bu haber bütün hastalara bir hayat iksiri gibi tesir etmiş ve herkes iyileşmişti. hepimiz Ata’yı karşılamaya gitmek istiyorduk. Fakat hastanedeki doktor ve bakıcılar tabii ki buna izin vermek istemiyorlardı. Biz birkaç gazi asker ve subay arkadaşla beraber istasyona gizlice gitmeye karar verdik. O gün sabahleyin kendimize çeki düzen vererek; yarı sivil, yarı asker, yarı hastane kıyafetiyle ile istasyona koştuk.
    İstasyona bir geldik ki, mahşeri bir kalabalık; bugünkü Gençlik Parkı ve Paraşüt Kulesi’nin olduğu yeri hınca hınç doldurmuştu. Yüzbinlerce kişi, kadını, erkeği, ihtiyarı genciyle civar köy, kasaba ve vilayetlerden; atlarla, arabalarla, kağnılarla, eşeklerle gelmişler, Ata’yı görmek için meydanları doldurmuşlardı.
    Adım atacak yer yoktu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynuyor, halaylar çekiliyordu.
    Az sonra sesler kesildi. Herkes trenin istasyona girmekte olduğunu söyledi. Sonra da tren istasyona girdi. “Yaşa var ol!” sesleri, davul-zurna seslerine karışıyordu. Atatürk trenden inmiş ve istasyondan Meclis’e kadar yürüyerek kumandanlarıyla beraber ilerliyordu.
    Kurbanlar kesiliyor herkes ve bizler gözyaşları ile bu sevince katılıyorduk. Ata’nın adımının önüne kundaktaki çocuğunu, “Sana bu evladım veya torunum da feda olsun” demek için koyan kadınlar, nineler gördüm. Bizler bu coşku içinde erlerle sarılıp ağlaşıyorduk. Atatürk, bir ilah gibi, bu coşkulu karşılama arasında hiçbir aşırı hareket göstermeden rüzgar gibi tak, tak, tak, tak diye askerce yürüyerek geçip, Meclis’e gitti.
    Bizler bu mutlu sonu bir muhteşem film gibi seyrederek ve gördüklerimizi birbirimize anlatarak hastaneye döndük. Hastaneye bir geldik ki, hastanede birkaç ağır hasta ve birkaç bakıcıdan başka hiç kimse kalmamış. Sargılarla, alçılı ayaklarla koltuk değnekleriyle herkes bizler gibi bu muhteşem merasimi görmeye koşmuştu.
    Halil Nuri Yurdakul’dan
    ATATÜRK’ÜN DİKKATLERİ
    Atatürk çok dikkatli bir insandı. Herhangi bir yere girildiğinde etrafa şöyle bir göz atar, bütün eksiklikleri hemen görürlerdi. Gezilerde ve toplantılarda bizleri bile kontrol eder, kılık kıyafetimiz ve hareketlerimizle ilgilenirler, hatalı bir tutumumuzu görünce daha sonra uyarır, düzelttirirlerdi. Bazen öyle şeyleri ikaz ederdi ki, biz ve arkadaşlarımız bile o şeyin farkına varmamış olurduk. Ne bizlerin, ne de başkalarının sarhoşluğunu kesin olarak hiç affetmezlerdi.
    Bir gün birlikte baloya gidilmişti. Bizler de Ata’nın yaverleri ve yakınları olarak genç hanımlardan ve kızlardan pek ilgi görürdük. Baloda genç bir hanımla tanıştırıldım ve birkaç defa dans ettim. Bu arada vakit epey geçmiş, hanım da ben de biraz alkol almıştık. Neşeli bir vaziyette dans ediyorduk. Atatürk’de pek neşeli idi. Etrafına espriler dağıtıyor, bizlerle hiç ilgilenmiyorlardı.
    Ben bu fırsattan istifade ederek hanımı salonun arka taraflarına doğru bir köşeye dans ederek götürdüm. Zaten bekardım. Orada biraz şakalaşmak istedim. Fakat gitmemizle Atatürk’ü karşımda görmem bir oldu. Bana kızgın bir şekilde, “Herkesin sizi takip ettiğini görmüyor musunuz? Çabuk yerinize dönünüz” deyip, geçip gitti.
    Tabii benim aklım başıma gelmiş, hemen salona dönmüştüm. Dönmüştüm ama, balo dağılıp Çankaya’ya dönerken, “Şimdi Ata’nın yüzüne nasıl bakacağım?” diye düşünüyordum. Az sonra veda ederek balodan ayrıldık. Ben utancımdan Ata’nın yüzüne hiç bakamıyordum. Arabanın önüne mecburen bindim. Kendileri de arkaya bindiler, biraz ilerledikten sonra, “Muzaffer” dedi. Ben hemen arkama döndüm. Baktım yüzü pek yumuşaktı. Hafif gülerek, “Toplantı iyi geçti değil mi?” diyerek bana bir göz attı.
    Anladım ki, bu hatalı davranışımı, gençliğime ve bekarlığıma vermişler; hoşgörü ile karşılayıp beni affetmişlerdi. Ondan sonra da herhangi bir şekilde bu olaydan hiç bahsetmemişler, babacan bir davranışla unutup gitmişlerdi.
    Muzaffer Kılıç’tan
    ATATÜRK’ÜN ANNESİNİN ÖLÜMÜ
    Atatürk’ün annesi, Ankara’ya gelip yerleşmiş, fakat kısa bir süre sonra zaten bozuk olan sağlığı iyice bozulmuştu. Doktorların, Ankara’nın yüksek ve sert iklimi yerine deniz havasının daha iyi geleceğini ısrarla söylemeleri üzerine, onu İzmir’e göndermişti. Orada Uşakizadeler’in yazlık köşkünde ve müstakbel gelini Latife Hanım’ın dikkatli bakımına karşın 15 ocak 1923 günü vefat etmişti.
    Atatürk o gece Eskişehir’de bulunuyordu. Bu haberi kendisine İzmir’de bulunan Başyaver Salih Bey (Bozok) telgrafla bildirmişti.

    Derhal cevap verildi.

    “Verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti. Merhumenin münasip bir tarzda merasim-i defniyesini ifa ettiriniz.”
    Birkaç gün sonra İzmir’deydik. Trenden iner inmez, anasının Karşıyaka’daki mezarını ziyarete gitti ve büyük bir teessür ve heyecan içinde, gözleri dolu dolu, “Anam ölmüş, bu hazin hakikat karşısında benim için tecelliye mucip bir nokta var: Kurtuluşu hepimiz için, gaye-i emel ifade eden bu güzel İzmir’in mukaddes topraklarına gömülmüş olmasıdır. Annem benim için çok sıkıntılar çekti. Allah orada rahat uyumasını nasip etsin” diye içini döktü.
    Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, bir gün annesi için galiba Latife Hanımefendi tarafından yaptırılan mermer sandukalı ve uzun kitabeli kabrin fotoğrafını görmüş, hiç beğenmemiş, hele kitabede, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin Valide-i Muhteremleri Zübeyde Hanımefendi’nin…” diye başlayan cümleden hiç hoşlanmamışlardı.
    Bir gün Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak Bey’e, “İlk fırsatta İzmir’e gidersin, bu sandukayı ve kitabeyi kaldırtırsın, dağdan iki büyük ve uzun taş getirtirsin, birini olduğu gibi bir temel üzerine tespit ettirir, diğerini baş tarafına diktirirsin. Bir yerini de biraz düzelttirerek, ‘Atatürk’ün anası Zübeyde burada gömülüdür’ diye yazdırırsın, altına da ölüm tarihini koydurursun, yeter” emrini vermişti.
    Bir gün İzmir Belediye Reisi Dr. Behçet Uz, Dolmabahçe Sarayı’na geldi. Beraberinde Atatürk’ün annesi için, Belediye Meclisi kararı ile, hazırlattığı bir türbe projesi getirmişti. Bu tatbik edilirse, abide halinde, muazzam bir eser olacaktı. Etrafında bir park bir de çocuk bahçesi yaptırılacaktı.
    Bu proje Atatürk’e sunuldu. Bir an göz ucuyla projeye baktı… “Hayır…” dedi, “Ben size mezarın nasıl yapılacağını tarif etmiştim; gene öyle yapılmalıdır. Hem belediyenin masraf etmesine lüzum yoktur, bunu biz yaptıralım.”
    Atatürk’ün bu isteği belediye reisi ve üyelere bildirilince çok üzülürler. “Arzu ettikleri mezar 1500-2000 liralık küçük bir masrafla yapılabilir. Lütfetsinler, hiç değilse bu küçük gideri İzmirlilere bıraksınlar” diye rica ederler. Durum Atatürk’ü bildirilince olumlu cevap vermiş ve böylece Atatürk’ün isteğine uygun mezar yapılıp, yazı da onun isteğine uygun yazılmıştır.
    Muzaffer Kılıç’tan
    ŞARAPNEL PARÇASI
    Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım.
    Elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu. Olayı Yarbay Servet Bey’den başka kimse görmemişti.Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması bütün cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde, cebimde bulunan saat paramparça olmuştu.
    O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı çarpıştım. Yalnız bu şarapnel vücudumda, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı.
    HUKUK
    Kongre üyelerinin dinlenmesi için hazırlanmış olan çadırlardan birinde bir kaç arkadaş hem çay, kahve içiyor, hem de o günkü ajans haberlerini okuyorduk. Mustafa Kemal Paşa oturum aralarında toplanan bu sohbet gruplarına katılarak üyelerle konuşurdu. Bu şekilde hem üyelerle daha yakından tanışıyor, hem de gelecek oturumlarda konuşulacak işler üzerinde sezdirmeden telkinler yapıyordu. O gün Paşa, bizim sohbet grubumuza geldi. Ajansta, Erzurum’a yeni atanmış olan ve bir kaç gün önce sarayda padişah tarafından kabul edilerek kendisine direktif verilen Reşit Paşanın İstanbul’dan hareket ettiği yazılıyordu. Bu haber Mustafa Kemal Paşa’yı düşündürdü. Biraz sonra oradaki arkadaşlara, Reşit Paşa’yı tanıyıp tanımadıklarını ve nasıl bir adam olduğunu sordu. Yeni valiyi içimizden yalnız Süleyman Necati tanıyordu. Reşit Paşa’nın 1328’de Erzurum’da bulunduğunu ve o zaman bile tükenmiş bir ihtiyar olduğunu söyleyerek, Paşa’dan niçin merak ettiğini öğrenmek istedi.
    Mustafa Kemal Paşa kısaca, “Eğer işimize zarar verecek bir adamsa, Trabzon’dan İstanbul’a iade edelim, başımıza iş açmasın” dedi.

    Bu sohbet grubu arasında bulunan, eski teşkilatı mahsusa çeteciliğinden ve mollalığından kinaye olarak “Piyerlermit” lakabını taşıyan Rize üyesi Hoca Necati atılarak “Paşam üzülmeyin, icap ederse Kop dağında temizlenir” dedi. Mustafa Kemal Paşa, acı bir infialle, “Hocam ne diyorsun, kutta-i tariklik ederek (yol keserek, haydutluk ederek) adam mı vurduracağız. Bu memlekette hükümsüz vatandaş öldürülmez. Vatandaş ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır. Devlet adamının böyle düşünmesi lazımdır” cevabını verdi. Bu sözler benim üzerimde unutulmaz bir etki bırakmıştı. Çünkü yeni bir anlayışın müjdecisi idi: İnsan hayatına, dokunulmaz en yüksek değer biçiyor, vatandaş hayatına saygıyı, en büyük görev sayıyordu
    Mustafa Kemal Paşa, ömrü oldukça bu düşünceye sadık kaldı. Zamanında hükümsüz bir vatandaş cezalandırılmadı. En keskin muhaliflerine sordum. Hiç birisi, bunun aksine bana bir tek inandırıcı örnek gösteremediler. Modern devlet adamı demek, bu demektir.
    Cevat Dursunoğlu’ndan( öğretmen)
    DİKTATÖR
    İstanbul’da bir baloda idim. Sarı saçlı bir delikanlı gelip karşıma dikildi. Adı Ekrem yahut Kenan olacak… Bir balo için aşırı sayılacak laubaliliklerle etrafındakilerin dikkatini çekmiş olacak, bir aralık ortadan uzaklaştırdıklarını hissettim. Halbuki onunla konuşmak da istiyordum. Nihayet döndü dolaştı bir fırsatını buldu gene karşıma çıktı. Bana düpedüz: “Size diktatör diyorlar, doğru mu?” dedi. Ona şu cevabı verdim:
    “Ben diktatör olsaydım sen bana bunu soramazdın. Bir takım inkılap zaruretiyle bir takım yenilikleri kabul ettirmeye çalışan adam diktatör değildir! Diktatör, hoşgörüsü olmayan adamdır. Karşısında her fikir söylenemeyen adamdır. Diktatör, kendi düşüncelerine aykırı fikir söyleyenlere kin güden adamdır. Bunun haricinde diktatörlük, tehlike, inkılap, fevkalade zamanlarda lazım bir demokrasi müessesesidir. Demokrasi tarihinde böyle muvakkat böyle muvakkat diktatörlüklere rastlanır. Benim, on beş senedir, bazı fikirleri bu memleket hayrına kabul ettirmek için sarf ettiğim gayretlerde hiç bir şahsi endişe yoktur. Benim, belki demokrasinin anladığı manada diktatörlüğe benzer hareketlerim görülmüştür. Fakat, Tiran asla olmadım.”
    Bu vesile ile Atatürk’ün çok önemli bir hatırasını da nakletmek isterim. Rusya’dan kendisine mensup bir genç:
    -Rusya’da bir takım inkılap hareketlerini yürütmek için terör olduğu bir hakikattir. Fakat doğrusu buna hak verdirecek sebepler de var. Eğer terör olmasa birçok inkılaplar bu süratle yürüyemez, demişti.
    Atatürk, karşısında söylenen fikirler ne kadar kendi düşüncesine aykırı olursa olsun dinlemeyi severdi. Ancak, ana prensiplere ve esas davalara aykırı sözlere asla müsaade etmezdi. Bu sefer de aynı müsamahasızlığı gösterdi. Muhatabının sözünü kesti:
    -Terör öyle bir maniveladır ki, bir defa insan onun kulpuna elini kaptırdı mı, bir daha bırakamaz. İlk hareketleri kendi tanzim edebilir. Fakat, ondan sonra kendi bildiği gibi dönecek olan makinenin kolu kopuncaya kadar esiri olur.

    VATANIMIN TOPRAĞI TEMİZDİR
    Kral Edward İstanbul’a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı’na yanaştı. Atatürk de rıhtımda O’nu bekliyordu. Deniz dalgalı idi ve kralın bindiği motor inip çıkıyordu. Kral rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de Kral’ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk:
    -Vatanımın toprağı temizdir, o, elinizi kirletmez! diyerek, Kral’ı elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi.
    Enver Behnan Şapolyo
    ANKARA’YI NEDEN BAŞKENT YAPTIM?
    Sıcak bir günün akşamında yanında bazı ileri gelenler ile Köşkü’nün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski Köşk’ün tavan dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir akşam Ankara’nın üzerine çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu. Bize:

    -Ankara’yı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim? diye sordu. Tabii herkes müspet cevap verdi. Arkasından:
    - Neden? suali gelince, kimi staratejiden, kimi siyasetten bahsetti. Hatta birimiz kayalık güzeldir” gibi bir estetik nazariye de ortaya attı. Atatürk :
    -“Şimdi dalkavukluğu bırakın” diye münakaşayı kapattı.
    -Ankara’nın hükümet merkezi olmak için saydığınız meziyetleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara’yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. Türk’ün imkansızı imkan haline getiren kudretini dünyaya bir kere daha tekrar etmek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakında olacak”.
    Anekdotlarla Atatürk, Em.Tümg. Muzaffer Erendil
    TÜRK MİLLETİNE OLAN HAYRANLIĞI
    Zamanının ünlü biyografi üstadı alman Emil Ludwig 1934’de Atatürk’ün hayatını yazmak için Ankara’ya gelmişti. Eserleri arasında geçmişin ve yaşanılan devrin iz bırakmış nice şahsiyeti vardı.
    O günlerde Polonya Cumhurbaşkanı, çok ünlü bir piyanist, bir virtüöz olan Ignas Jan Paderavsky’nin hayatını yazıyordu. Mustafa Kemal kendisini kabul ettiğinde, önce bedeni hususiyetlerini uzun uzun tetkik etmesi genel sekreteri Hikmet Bayur’un dikkatini çekmişti. Nitekim soyu sopu üzerinde bilgiler edindikten sonra Hikmet Bayur’a Ata’nın musiki ve bilhassa keman-piyano ile meşgul olup olmadığını sormuş Bayur’un bu soru üzerine şaşkınlığını görünce şu açıklamayı yapmıştı:
    -“İzah edeyim. Atatürk’ün parmakları daha çok bu müzik aletleriyle meşgul olanların bariz hususiyetleridir. Mesela Paderavsky’ninki böyledir. Size rica edeceğim. Bana bir elinin parmaklarını bir kağıda çizer, verir misiniz?”
    Atatürk, bu isteğe tebessüm etmiş, daima nazik ev sahibi olarak arzuyu yerine getirmiş, fakat tarihçinin yanlış hüküm vermemesi için şu açıklamayı yapmıştı:
    - “Bana ailemde zafer kazanmış büyük kumandanlar olup olmadığını sormuştunuz. Size yoktur cevabını vermiştim. Şimdi parmaklarımı ömrü savaş meydanlarında geçmiş bir askerde yadırgadığınızı seziyor gibiyim. Size kestirmeden bir açıklama yapacağım. Eğer, bende bazı fevkaladelikler görüyor ve buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız. Bu ülkenin bütün insanları temelde benzer yapı içindedir. Hatta kusurlarımızda bile… Biz bu aynı kaynağın kök sağlamlığı ile milliyet ve devlet yapısını muhafaza edebilmiş müstesna milletiz. Sadece ben değil, tarihte bu büyük millete sahalarında hizmet edebilmişler varsa, hepsinin ilham kaynağı aynıdır”
    Cemal Kutay, Atatürk Olmasaydı
    MİLLETİNE GÜVEN
    Toplantıda kendisinden evvel söz söyleyenlerden biri ona: “nereden ilham ve kuvvet” aldığını sormuştu; büyük adam bu soruya millet hizmetinde bulunan insanların ilham kaynakları hakkında, uzunca bir tahlil yaparak cevap verdi… Sonunda kısaca demişti ki :
    “Efendiler… İlham ve kuvvet kaynağı milletin kendisidir; milletin müşterek arzusu, gerçek temayülüdür. Varlığımızı, istiklalimizi kurtaran bütün teşebbüs ve hareketler; milletin müşterek fikrinin, arzusunun azminin yüksek tecellisinden başka bir şey değildir.”
    (Atatürk’ün bu nutku, seyahatini temsilcisi ile takip eden Anadolu ajansı tarafından çıkarılan bir broşürde mevcuttur.)
    Soyak, Hasan Rıza, Atatürk’ten Hatıralar, S.50
    SİLAHIN, ORDUN, PARAN VAR MI?
    Birinci Dünya Harbi yenilgisinden sonra öz yurdun kurtuluşu için mücadeleye atıldığı zaman O’na, “Silahın, ordun, paran var mı?” Diye soranlar olmuştu. Eşsiz kahraman; bu zayıf iradeli ve kısa görüşlülere şu cevabı vermişti:
    “Paramız olacak, silahımız olacak, ordumuz olacak, savaşacağız ve muzaffer olacağız.”
    Bu sefer de, “devletin bünyesini yaşatmak için, harice baş vurmaksızın, memleketin gelir kaynakları ile idaresini sağlamak çare ve tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür, ” diyordu.

    VATAN İÇİN
    Ölümünden otuz altı gün önce, birinci komutan, sonra Başvekil Celal Bayar, hastalığı süresince yaptığı hafta sonu ziyaretinde, beraberinde hazırlığı tamamlanmış üçüncü beş yıllık plan dosyasıyla gelir. Hekimler, zaman alan ciddi konularla meşgul olmasını yasaklamışlardı. Başvekil, bir-iki temel konuda fikrini öğrenme ihtiyacındadır. En çok beş dakika için evet derler.
    Bundan sonrasını Celal Bayar şöyle anlatır :
    -”Sanki hasta değil, rahat bir uykudan yeni kalkmış gibiydi.
    Elimdeki dosyanın ne olduğunu sordu :
    -”Üçüncü beş yıllık planın son şekli Atatürk” dedim.
    Eliyle işaret etti.
    -”Şöyle, yanıma otur anlat”
    Şezlongunu yükseltmelerini ve arkasına bir yastık konulmasını istedi. Göreceği yakınlıkta oturdum. Dinledikçe alakası artıyordu. Verilen beş dakika geçmişti. Genel sekreteri Hasan Rıza’nın bana bunu hatırlatmak için içeri girdiğini hissetti:
    -”Gel Soyak, sen de dinle, başbakan çok güzel şeyler anlatıyor” dedi.
    Sadece başlıkları okuyor, birkaç cümle ile o bahsi tamamlıyordum. Öğrenmek istediklerimi de öğrenmiştim. Yakın gelecekleri okurcasına:
    -”Ufukta yeni bir dünya harbinin bulutları var. Acele edin. Bunların çoğu ordu ve halk ihtiyaçları için şart olan tesisler, Allah muvaffak etsin acele edin” dedi.
    Bunları söyleyen insan birkaç gün önce komadan çıkmıştı.
    Sağlığı ile ilgili bir tek kelime etmedi.
    Cemal Kutay, Atatürk Olmasaydı
    MİLLETE GÜVENİ
    Bir gün Müslüman memleketlerden birinde (Mısır’da) bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal’i görmeye gelmişti, kendisine:
    -Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz ? diye sordu.
    Olabilecek bir şey değildi ama, insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal:
    -Yarım milyonun bu uğurda ölür mü ? diye sordu.
    Adamcağız yüzüme baka kaldı:
    -Fakat paşa hasretleri yarım milyonun ölmesine ne lüzum var ? Başımızda siz olacaksınız ya… dedi.
    -Benimle olmaz, beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne zaman halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse o vakit gelip beni ararsınız.
    F.Rıfkı Atay, Çankaya
    BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR
    Ata Kastamonu’yu ziyaret etmişti. Kışlaya da uğramıştı. Koğuşları geziyordu. Her koğuşta birçok vecizeler vardı. Güzel sözlerdi bunlar. Bir koğuşta büyük bir levha yazılmış :
    -Bir Türk on düşmana bedeldir.
    Atatürk bunu görünce birdenbire durdu, yüzü değişti, gözleri daldı. Sonra sert bir sesle:
    -Hayır, hayır… dedi. Bir Türk dünyaya bedeldir.
    Zeki Cemal Bakiçelebioğlu
    İNGİLİZ KRALI’NA VERİLEN ZİYAFET
    İngiliz kralı VIII. Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce:
    -“Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz!…” dedi.
    Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular… Akşam kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk’e dönerek:
    -“Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere’de zannettim” diyerek memnuniyetini bildirdi.
    Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral’a eğilerek:
    -“Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!” dedi.

    Bütün sofradakiler Atatürk’ün zekasına hayran oldular. Atatürk garsona da “vazifene devam et” emrini verdi.
    Enver Behram Şapolyo
    MUSTAFA KEMAL HAKİKİ BİR TÜRK MİLLİYETÇİSİ İDİ.
    Mustafa kemal 5. Orduda Arap ırkından olan askerlere daha özel muamele yapıldığını ve Anadolu çocuklarından daha üstün tutulduklarını gördükçe müteessir oluyordu.
    -Osmanlılığın telkin ettiği bu aşağılık duygudan ne zaman kurtulacağız?
    diyordu. Aynı ıstırabı bende duyuyordum. Yafa’da Mustafa Kemal’in bölüğünde alaydan yetişmiş Makedonya Türkleri’nden yaşlı bir yüzbaşı vardı. Yüzbaşı Anadolulu kıta çavuşlarına karşı şiddetli davranıyor, yeni erlere karşı ise lüzumundan fazla müsamaha gösteriyordu. Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu.
    Mustafa Kemal, başından geçen bir olayı şöyle anlattı:
    -”Bir gün Makedonyalı yüzbaşı, kıta çavuşlarından birini bölük kumandanlığı odasına çağırdı. Müfit ile ben de orada idik. Çavuş sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısı idi. Yüzbaşı gencin onurunu kıracak şekilde azarlamaya başladı. Daha ziyade mensup olduğu ırka hücum ediyordu.
    -Sen, diyordu, nasıl olurda necip Arap kavmine mensup peygamber efendimizin mübarek soyundan gelen bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil, sen onların ayağına su bile dökemezsin.
    Gibi gittikçe manasızlaşan sözlerle hakaret ediyordu. Sesi yükseldikçe yükseliyordu. Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım. Önce bir babaya duyulan saygının samimiyeti okunan çizgiler sertleşmeye, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinden okunmaya başladı, fakat gerçek itaatin sembolü olan Türk askeri gibi iç duygularını gemlemeye çalıştı. Göz pınarlarından tanelenen yaşlar yanaklarından döküldü.
    Dayanamadım.
    -“Yüzbaşı efendi susunuz!” diye bağırdım, birden şaşırdı, sözlerin bizden onay görmesini beklediği anlaşılıyordu.
    -“Yoksa fena bir şey mi söyledim?”
    -Evet, çok fena hareket ettiniz, buna hakkınız yok, bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok bakımdan necip olabilir, fakat senin de benim de, Müfid’in de ve çavuşun da mensup olduğumuz kavmin de büyük ve asil bir millet olduğu asla inkar edilemez bir gerçektir.
    Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı.
    Çok yıllar sonra, bir gün Ankara’da beni de şahit göstererek anlattığı bu hakiki olay karşısında görüşü şu idi:
    Bu ve buna benzer hadiseler, Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır.
    Mustafa Kemal’in, Türk Tarih Kurumu’nu kurmasının en büyük nedeni bu asil düşüncede aranmalıdır. Türk Milleti’nin asaletine, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu iftiharla savunmasını hayatı boyunca amaç edinmiştir. Milletine:
    -”Ne mutlu Türküm diyene!”
    Hitabıyla seslendiği zaman, buna bütün mevcudiyeti ve samimiyeti ile inanmıştı.
    Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk
    EFELERİN AKŞAMI
    Atatürk’ün Ankara’ya ayak basışının yıldönümü halkevinde ilk defa kutlanıyordu. Ankaralıların gönülden kopan kadirşinaslığı ile gündüzden beri heyecan içinde olan Atatürk efelerin oyunundan sonra yanına gelmelerini istedi. Efeleri yakınına konmuş iki sandalyeye oturmağa davet etti.
    -Şimdi size soframdakileri tanıtayım. Bu büyük bir alimdir, tarih yazar ve okutur. Bu büyük bir yazıcıdır, olanı ve olacağı dile getirir.
    Sofradakilerin hepsi için mahsus iltifat ve mübalağa dolu vasıflar buluyor, keskin, kesin, özlü methiyeler sıralıyordu. Sıra seymenlere geldi onlara döndü ve masadakilere tanıttı:
    -Bunlar da, bu dünyanın en kahraman milletinin en yiğit insanlarından. Bana gelince, eğer bundan daha iyi tarihimizi bilmesem, bundan daha iyi dertlerimizi dile getiremeseydim, bundan daha iyi asker, bundan daha iyi hatip ve sizden biraz daha yiğit olmasam başınız olmazdım!
    Bir an başını önüne eğdi, biran yüzünde koyu bir pembelik dolaştı gülümseyerek seymenin birine hitap etti:
    -Bırak şunu bunu; ne Mustafa Kemal, ne reisicumhur… İkimizde Türk, ikimizde efe… Sen beni bilmiyorsun , ben seni… Dağda karşılaştık; benden korkar mısın, korkmaz mısın?
    -Sayende düşmandan korkmadık ki, senden korkalım.
    Cevap Atatürk’ün hoşuna gitmemişti : düşmandan tabii korkmayacaksın, düşman bir başka, Türk değil ki korkasın gel bakalım, tam efe misin?
    Başını dizine doğru çekti, gel bana desteklik et bakalım, dedi. Ve onun boynuna namlusunu dayadı; duvarın bir yerine nişan almağa başladı kurşun boynunun tüylerini yalayarak geçen seymende hiçbir kımıldama yoktu, oradakiler seymenin korkudan bayıldığını sanıyordu, kurşunlar bitmişti.
    Seymen doğruldu, yüzünde ne bir pembelik, ne bir sarılık vardı, hiç titremeyen, belki biran gürleyen ve gülen bir sesle:
    -Kurşunlar bitti mi, paşam? diye sordu:
    Bu yüzdeki huzuru bir anlık bakışla sezen Atatürk seymenin ata kurşunu insana zarar vermez inancı ile öyle dimdik ve sakin kalabildiğini anlamıştı. Birden tabancayı yere attı, gözlerinden iri yaşlar damlıyordu. Hıçkırıklı bir sesle dedi ki:
    -Demin söylediklerim yalandı, yanlıştı. Ben her şey değilim, ben hiçim. Ben hiç olurdum, eğer bu millet bana böyle inanmasaydı. Bu millet kılı kıpırdamadan benim uğruma canını vermeye hazır olmasaydı, ben hiçbir şey yapamazdım.
    Atatürk: Denizinden Damlalar, Behçet Kemal Çağlar, sayfa 141-143
    BU MİLLETLE NELER YAPILMAZ!..
    Atatürk, milletin ruhundaki o sönmez meşaleyi tutuşturmak için Anadolu’yu adım adım dolaştığı 1919 yılıydı. Büyük asker, Erzurum yolundadır. Ilıca’da tunç yüzlü bir ihtiyarla yaptığı enteresan bir görüşmeyi Cevat Dursun oğlu şöyle anlatmaktadır:
    “20-30 kişilik bir göçmen kafilesi başında bulunan bu ihtiyar, omuzlarına kartal kanadı attığı paltosu ve elindeki asası ile bir yolcudan çok doğu mitolojisindeki yarı tanrı kabile reislerine benziyordu. Misafirlerin önemli kimseler olduğunu anlayan ihtiyarın zeki gözleri parladı. İri ve ak tüylerle örtülü elini geniş göğsünün üstüne koyarak onları selamladı.
    Mustafa Kemal, ta yanı başına kadar geldiği halde heybetliliğinin azametini kaybetmeyen bu ihtiyarın hatırını soruyor, o da gövdesine yaraşan derin ve gür sesiyle teşekkür ediyordu.bu kısa hoş-beşten sonra Paşa ihtiyara:
    -Ağa, dedi. Böyle nereden geliyorsun?
    -Paşam Rus gelirken göçmen olmuştuk. Çukurova’daydım. Şimdi köyüme dönüyorum.buralara dönmenin pek yerinde olmadığını, kışın sıkıntı çekileceğini anlatmak istedi.sonra da ekledi.
    -Ağa, yoksa oralarda geçinemedin mi?
    -Hayır paşam, Çukurova cennet gibi bir yer.bir eken yüz alıyor. Son günlerde işittim ki, İstanbul’daki “ırz kırıkları” bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki ne göreyim, bu namertler kimin malını kimlere veriyorlar?..
    Tunç çehreli, beyaz sakallı, gün görmüş ihtiyarın iman dolu göğsünden gelen bu ses, yine onun gibi tunç yüzlü askerin gözlerini yaşarttı.
    -Bu eski Türk kalesine millet işi için milletle beraber çalışmaya gelen büyük devlet adamı, yaşlı gözlerle arkadaşlarına döndü:
    -Bu milletle neler yapılmaz!..dedi ve sonra ihtiyarla vedalaştı.
    (Banoğlu, Niyazi, Ahmet, nükte ve fıkralarla Atatürk, İstanbul, İnkılap Kitapevi, 1981, sh.371-372)
    BEN, CUMHURİYETİ BÖYLE KAZANDIM!…
    Ankara, 10. Cumhuriyet yılının büyük ve ölçüsüz sevinci içindedir. Şehir, baştanbaşa ışıklarla donatılmıştır. Eğlence yerlerinde her Türk, tam bir şuurla devrimin nimetlerini idrak ederek neşe içinde eğlenmektedir.
    Atatürk, resmi baloların verildiği yerlere uğradıktan sonra Halkevi’ne de teşrif ediyor. Orada, milli ve mahalli giysileriyle coşan ve coşturan Türk köylüleriyle karşılaşıyor.
    Bir gün bu milleti ve bu memleketi kurtarmak için atıldığı mücadelede kendisine yegane kudret ve kuvvet membaı olan bu temiz yürekli vatan evlatlarının neşelerinden son derece duygulanıyor.Onları bir süre seyrettikten sonra, doğru Çankaya’ya teşrif ediyorlar ve:
    -Efeleri buraya getiriniz!.. Emrini buyuruyorlar.
    Efelerin Çankaya’da, Atatürk’ün sofrasında nasıl coştuklarını ve nasıl coşturduklarını anlatmaya imkan yoktur. Büyük Ata, sahnenin en heyecanlı bir anında, Ankara efelerinden birine soruyor:
    -Efe, sen benim için ne yapabilirsin?
    Efe tereddüt etmeden cevap verir:
    -Her şey…
    -Mesela?..
    -Ölürüm…
    Şimdi bütün dikkat Atatürk’e çevrilmişti.kimse konuşmuyor, onları dinliyordu. Atatürk, gözlerini etrafındakiler üzerinde bir kez gezdiriyor, sonra:
    -Efe, diyor, sözünde samimi misin?
    -Emir sizindir, Ata’m.
    Atatürk, elini dizinin üstüne vuruyor:
    -Koy başını buraya!…
    Efe derhal başını Ata’nın dizlerine koydu ve başını koyar koymaz şakağında bir soğuk temas hissetti.bu, Atatürk’ün şakağına dayadığı tabanca namlusunun soğukluğuydu. Efe, bu soğuklukla beraber şakağına dayanmış bir tabanca olduğunu görmüş, fakat en küçük bir harekette bulunmamıştı.
    Efe, Ata’sı için ölümü seve seve kabul edebilirdi. Fakat Atatürk, ona kıyacak mıydı?
    Bütün yüzlerin rengi bir anda solmuş, heyecan son haddini bulmuştu. Nefes almaktan korkuyorlardı ve gözler Atatürk’ün elindeydi. Tabanca, efenin şakağına dayanmıştı. Fişek sürülmüş ve emniyet açılmıştı. Atatürk, bir saniye bile sürmeyen bu an içinde ve gözle fark edilemeyecek bir hızla tabancanın namlusunu şakağın yanından, belki bir santim kadar kaydırarak tetiği çekiyor.
    Derin sükutu yırtan korkunç tabanca sesi…
    Kalpler, sanki yerinden kopacak.
    Hazır bulunanların hepsinin beti benzi kül rengini almıştır.
    Fakat, efenin başı hala Ata’nın dizindedir ve efede en küçük bir kımıldanma yoktur.
    Atatürk, efenin başını dizlerinden kaldırıyor, temiz alnını dudaklarına doğru çekiyor ve öpüyor.
    Hala biraz önceki havanın tesirinden kurtulamamış olanlara:
    -İşte, ben Anadolu Savaşını bunlarla ve böyle canlarını esirgemeyenlerle kazandım, diyor.
    (Nükte ve Fıkralarla Atatürk, sh.11-12-13)
    HERKESİN MİLLETE İNANMASINI İSTERDİ
    Zaferi müteakip yaptığı seyahatte Samsun’a da uğramış, orada öğretmenlerle görüşüyordu.
    Öğretmenler adını konuşanların, kendisi hakkında çok sitayişkarane sözler söyleyişlerini, sükunetle dinledikten sonra, onlara şu cevabı vermişti:
    -Vatandaşınız olan herhangi bir şahsı, istediğiniz gibi sevebilirsiniz.kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz! Fakat bu sevgi, sizi milli varlığınızı, bütün muhabbetlerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermenize sebep olmamalıdır. Bunun aksine hareket kadar büyük hata olmaz. Ben ancak vazifemi yaptım. Bana, bu ilhamı ve kudreti nereden aldığımı soruyorsunuz. cevap olarak diyebilirim ki, bu günkü uyanıklığı, düne, geçmişe borçluyuz. Geçmişte bu milletin çektiklerinden büyük bir ilham ve kudret kaynağı olamaz!.
    (Nükte ve Fıktalarla Atatürk, sh.74)
    HALK İSTERSE BENİ DE KOVAR !
    1935 senesinde idi.Atatürk’ün Çanakkale’ye geleceği rivayetleri dolaşıyordu.
    O zamanlar dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, memleketimizin de bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhinde bir hareket ve ayaklanma baş göstermişti.bu hal karşısında bütün Museviler mallarını, mülklerini satarak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olunduğuna göre Filistin’e gitmek istiyorlardı.

    İşte bu sıralarda “Atatürk Çanakkale’ye geliyor”dediler. Çok sevindim. Çünkü Atatürk’ü hiç görmemiştim. Heyecanla Atatürk’ün geleceği Balıkesir caddesine dikildim. Bu esnada yanımda bulunan birkaç Yahudi’nin fısıltı ile pek hararetli olarak konuştuklarını gördüm. Alakadar olmağa vakit kalmadan karşıdan birkaç otomobil göründü.”Atatürk geliyor” sözü yeniden ağızdan ağıza dolaştı. Halkın “yaşa, varol!” nidaları arasında Atatürk otomobilinden indi. Alkışlar devam ediyor, o da halkın arasında ilerliyordu. Garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı.Halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu. Tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hareketli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Ata’nın önüne atıldı. Muhafızlar mani olmak istedi. Atatürk:
    -Bırakın gelsin! dedi.
    Bu Musevi vatandaş, Atatürk’ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:
    -Paşam bizi kovuyorlar.biz ne yapacağız? dedi.
    Atatürk bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı.buna rağmen sordu:
    -Sen kimsin?
    -Ben paşam, Çanakkale Musevileri’nden Avram Palto.
    -Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle? dedi.
    Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı.biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:
    -Hayır paşam, halk kovuyor.
    Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:
    -Halk isterse beni de kovar, dedi ve yürüdü.
    (Atatürk’ün Nükteleri, Fıkraları, Hatıraları, sh.68)
    __________________

  29. ahmet demiş

    her şey ortada zaten.daha da kurtarıcının dinini konusmayın diyolar.e mutlu ki Türkçe ezan türkçe klamet türkçe namaz getiren,Ayasofyayı müze yapan,Kuranı türkçeye çevirten.hocaları toptan kaldırtan benim dinimden değil.çok şükür.öyle olsa napardık.
    inanmayanlar neden o kaynaklara bakmazlar,en atatürkçüler bile bakmaz,yalan söylemeyin der.sevdiğiniz adamı dahi savunmuyorsnuz maalesef.biri çıksın ki yalan kardeşim ben o kitaplara baktım öyle bi sözü yok.yle bi sey yazmıyo yalan.türkçe ezan okunmadı vs. desin.
    Allah rızası için rica ediyorum.

  30. "ATATÜRK" cüyüm varmı? demiş

    Öncelikle eğer dininize çok önem veriyorsanız ve ben müslaman bir türküm diyorsanız fakat ardından M.KEMAL ATATÜRK ü sevmiyorum diyorsanız siz ne Türk ne de Müslüman sınız…Eğer düşünceleriniz hakarete yol açıyorsa bu ülkede ne yeriniz ne de konuşma hakkınız var.Bi kere Atamız olmasaydı şu dünyada siz şu anda ya dinsiz yada hristiyan dınız…Eğer Atatürk ün geçmişine sağlam bir bilgiye dayanan sitelerden araştırırsanız görürsünüz.Bu arada bizim bi ALLAH ımız Peygamber imiz var ne ATATÜRK e tapıyoruz ne de ona küfür-hakaret ediyoruz.Zaten kalkmış taa Arjantin deki Che Guevara ve Fidel Castro bile bizim Atamızı örnek alırken biz kendi Atamızı tanıyammşız…Yazıklar olsun yha.Adamın sızlıcak kemikleri bile kalmdı bazı “TÜRK-MÜSLÜMANLAR” yüzünden.Eğer onlar kendilerine Türküm diyorlarsa yanılıyolar.Köle olmaya ne kadar çok meraklısınız.Örnek almamız gerekirken hakaret ediyoruz ne kadar acı verici…Eğer Kemalizm e hayır deyip de “tayyip” çiyiz diyorsanız size soruyorum:

    “HANGİ TARAFINIZDAN VAZ GEÇECEKSİNİZ?”"BU ÜLKE SATILIP SİZ DE HRİSTYAN KÖPEKLERİN(AMERİKA)KÖLESİ Mİ OLACAKSINIZ–YOKSA GÖĞSÜNÜZ KABARA KABARA BEN MÜSLÜMAN BİR TÜRKÜM MÜ DİYECEKSİNİZ????????????

  31. TARAF (SIZ) demiş

    atatürk taraftarı yorumcular….
    hayatınızda hiç abdest alıp ALLAH Kelamı KUR’AN okudunuzmu??
    açın bir meal veya tefsir okuyun (okuyamazsınız). niye mi?
    ARAF suresi 179 ncu ayette yüce ALLAH sizin gibi yaratıkları tarif ediyor. eğer cesaretiniz varsa açın okuyun. hatta KUR’AN’ı baştan sona kadar tekrar tekrar okuyun. şu 3 günlük dünya hayatının menfaatlerinden faydalananların sadece hayvanların olduklarını bile anlayacaksınız. (MUHAMMED SURESİ 12. AYET) (tabii okuyabilirseniz). ama sizin gibi zihniyetlilerin laikperest hocalarınız bile vardır. onlardan fetva alıp körü körüne onlara iman edersiniz. gerçi sizin gibi insanlar çoğaldıkça ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM demekten başka bir şey düşünemiyorm. genede ALLAH hepinize hidayet nasip eylesin..

    • yorumcuu demiş

      Hidayete ermişiz ki gerçekleri görebiliyoruz; çok şükür gözlerimiz kör değil Atatürk’ün bizim için yaptıklarını görmezden gelemiyoruz,,hidayete ermişiz ki iftiralar atmıyoruz, inkar etmiyoruz,, hidayete ermişiz ki beyinlerimiz laikperest(!) hocalar tarafından yönlendirilmiyor; çünkü içimizde kendini hoca, tüm zamanların en iyisi, şeyh, şah ilan eden/ettiren olmuyor. çünkü bu muasır bi toplumda zaten mümkün değildir, olamaz. .

      Siz kur’an-ı kerim okuyabilen(!) insanlar yaptığınız imanınıza sığıyor mu peki, Kuranda şöyle bir ayet yer almıyormu?:
      ” siz bu iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. halbuki bu, allah katında çok büyük bir suçtur..”(nur suresi 15-24) ^
      işte kendinizi (sözde)çok iyi gördüğünüz bir alanda bile gerisiniz, karanlık bir zihniyet, paslanmış beyinler.Eleştilerinizi lütfen akla mantığa uygun yapın. Olaylara görmek istediğiniz açıdan bakmayın, kalkmış Kuran’dan ayetlerden bahsediyorsunuz çok yazıkk.. ne din, ne de atatürk size kavratılamamış.. Lütfen dini: liderlerinizden, şeyhlerinizden değil de ; Peygamber efendimizin hadislerinden, sünnetlerinden ve asıl yol gösterici Kuran-ı Kerim’den öğrenin. Siyaseti de 3 kuruşluk insanlardan değil, Atatürk’ten okuyun. İşşte bunu yapabildiğinizde paslar kendiliğinden çözülecek, yeter ki kırın zincirlerinizi, ne idüğü belirsiz kişileri önder ilan etmeyin; kim ne yaptı bu ulusa Atamızdan başka. lütfen kendinize gelin.

      • Volkan demiş

        Öncelikle Şeyh denilen kişilerin hepsini aynı kefeye koyamayız. Bu vasıfta olan kişiler tıpkı öğretmen gibidirler. Biri yetkilendirilmiş öğretmendir. Diğeri naylon yetkiyle dolaşan bir dolandırıcıdır. Gerçekten yetkili kişilere dil uzatmak haklarını emeklerini çiğnemektir. Şeyhlik yanlış olan birşey değildir. Sahte şeyhlik yanlış olan birşeydir. Gerçekten şehy olan kişi kendini şeyh diye sağda solda ilan etmez. Hal ve hareketlerinde sahte olan birşey göremezsiniz. Öyle ki anlamadığınız şekilde sizi ansızın şaşırtır. Bu konuda kimleri sinenize sokamayı engellediğinize dikkat ediniz.

        İkincisi matematiği, fiziği nasıl bir öğretmenden öğreniyor ve başvurulan yazılmış bir kitabımız oluyorsa. Bu düzlemde de başvurulan kitap Kuran’dır. Şeyh veya hocalar ise sadece yolda rehberlik eder. O yolu rehber yürürken diğerlerini sırtında taşımaz. Diğerleride yürür.

        Ayrıca, dini öğrenme sırası şöyledir. Kuran, kuran, kuran, sünnet, sünnet, sünnet ve hadis. Unutmayın ki peygamberimiz kendi sözlerinin yazılmasına müsade etmezdi.

  32. TARAF (SIZ) demiş

    KUR’AN ayetleri atatürk,laiklikten veya kemalizmden, ve taguti siyasetten değil sadece TEVHİD inancından ve insanların ahiret hayatında nasıl kurtuluşa ereceğinden bahseder. söz konusu nur suresindeki ayet ise Hz. Aişe validemize atılan bir iftiraya istinaden nuzül olmuştur. ama sizingibiler atatürk’e bile KUR’an ayetleriyle bağlantı kurabiliyorsanız söyleyecek bişey yok.
    Siyaset(yönetim) işine gelince RESULLULLAH ‘dan daha güzel yönetici bu dünyaya kıyamete kadar GELEMEZ…..

  33. yorumcuu demiş

    Kuran’ı Kerim insanların okuyup dersler çıkarması,insanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemesi,kendilerine çekidüzen wermesi ve hayatını ona göre yönlendirmesi için eşsiz bir kaynak. Her durum için ayrı bir ayet mi inmeli, Yüce Allah’ın o ayette verdiği mesajı bir diğer olayda algılayamıyor muyuz? zaten Kuranda Atatürk’ten, laiklikten bahsedildiği olayı nereden çıktı onu da anlamadım ya; bu terimler zaten yüyyıllar sonra ortaya çıktı. böyle bir şeyi iddia etmem imkansız…. dünya değişiyor, gelişiyor; e haliyle değişik olaylar yaşanıyor.. insan bunları zihninde tartabilmeli.. şuan hiç bir müslüman, müslüman bir bayana iftira atamaz ALLAH(C.C) bunun sonucunu ayetinde açıkça belirtmiş, buna göz yumulmaz. . ama aynı şekilde bir diğer konuda bir diğer kişiye atılan iftiralara da göz yumulmamalı…göz yumuyorsak veya buna meydan veriyorsak ne diyeyim!

  34. TARAF (SIZ) demiş

    ‘Yiğidi öldür,hakkını inkar etme’ atasözü var.biz kimseye haksızlık etmeyiz. ancak haksızlığın karşışında sessiz kalmak ‘dilsiz şeytanlıkdır’ inancındayız. kemalizmin kanunları hiç biri müslümanlara fayda vermemiştir. dünya gerçekten değişiyor. ama ALLAH’ın kanunları kıyamete kadar geçerlidir. bunları değiştirmeye PEYGAMBER’lerin dahi gücü yetmez. mesela nikah,miras,sıla-i rahim,toplumsal hukuk,vergi-zekat,yetimi ve yoksulu koruma gibi bütün beşeri sistem kanunları KUR’AN da mevcuttur. Maide 3 ayetinde ALLAH (cc); ‘Bugün size dininizi tamamladım’ buyuruyor. demek ki ALLAH’ın kanunları kıyamete kadar
    şeksiz şemalsiz değişmecektir.ALLAH bütün alemlere rahmet bir peygamber ve kıyamete kadar geçerli bir kitap göndermiştir. kurtuluş reçetesi bunlardır. KUR’an ve PEYGAMBER’in sünneti varken tarikata-şeyhe ne gerek var? onlar zaten kendi hayal aleminde uçuyorlar….

  35. Volkan demiş

    Yukarıdaki makalenin sahibi kimse birincisi kalbi pislikle dolmuş bir mahluktur. O karanlığını bulaşıcı hastalık haline getirmiş ve herkese yaymaya çalışmaktadır. Atatürk’ün el yazısı olduğu iddia edilen resimlerde öncelikle ona ait olup olmadığını ben doğrulayamam. Ancak ona ait ise de okuduğum kadarıyla doğru gördüğüm şeyleri söylemektedir. Bazı aklı kıt, görüşü kapalı, dili alim olmuş, kalbi cahil kalmış kişiler ne demek istendiğini anlamayıp bol mürekkep yalamışlar… Tükürükleri zehirli olduğu için mürekkepleride zehirlenmiş. Evet, el yazısında gökten indiği sanılan kitaplar ile hareket edilemez diyor. Yüzde yüz doğru söylüyor.

    Allah ise bize mesajını şöyle iletiyor.

    Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların haline! Vay kazandıklarından dolayı onların haline!

    Bakara Suresi 79. Ayet

    Atatürk’ün hangi kitaplar ile hareket edemeyiz dediğini şimdi anlıyor olmalısınız. Gökten indiği sanılan kitaplar derken ayette bildirilen kitaplara işaret ediyor… Kuran’a değil…

    Kuran-ı Kerim okuyor musunuz ki?

  36. asena demiş

    BEN ALLAHA İNANIYORUM.KENDİ KİTABIMIZI 6 YORUMCUDAN OKUDUM BUNUN İÇİNDE ÜFÜRÜKÇÜ MOLLALARDA VAR.

    BİZİM KİTABIMIZ AHLAK KİTABIDIR.AYNI ZAMANDA İNANÇ İNSANI HUZURA KAVUŞTURUR.ALLAH TARAFINDAN BU YÜZDEN GÖNDERİLMİŞTİR.

    KİTABI KALBİNİZİ VEREREK HİÇBİR BASKI OLMADAN OKUDUĞUNUZDA VE KENDİNİZ YORUMLADIĞINIZDA BUNU ANLARSINIZ.

    TIPKI HİNT FELSEFESİNDE YOGA MEDİTASYONU GİBİ NAMAZ MEDİTASYONDUR ASLINDA.OMZUNUZDA SİZİ KORUYACAK Bİ GÜÇ OLDUĞUNU HİSSETMEK SİZİ RAHATLATIR.

    NAMAZ GERÇEK NİYETLE TÜM KALBİMİZLE İNANCIMIZLA KILARSAK BİZİ RAHATLATIR.
    AKLIMIZDA FİDNE FİCUR VARSA NAMAZIN BİZİ RAHATLATMAYACAĞI GİBİ ÇOK GÜNAHTIR.
    BUDA KİTBIMIZDA ÇOK NET YAZIYOR.
    YOKSA ALLAHIN BİZİM NAMAZIMIZA İHTİYACI YOK.

    ATATÜRKÇÜYÜM ATATÜRK İLE İLGİLİ BÜTÜN KİTAPLARI OKUDUM.LİSEDEN KALMA DEĞİL.

    ATATÜRK LAİK Bİ DEVLET KURDU.
    ANLAMINI BİLİYOR MUSUNUZ? DİNSİZ Bİ DEVLET KURMADI.
    İNANCIMIZI SİYASETE SOKMAMIZI İSTEMEDİ.
    İKİSİ AYRI ŞEYLER.

    TARİH OKUDUYSANIZ 1.DÜNYA SAVAŞINDA ARAPLARIN NASIL BİZİ SATTIĞINI İNGİLİZLERLE İŞ BİRLİĞİ YAPTIĞINI GÖRÜRÜSÜNÜZ.OYSA ONLAR DA MÜSLÜMAN!!

    İŞTE ATATÜRK HERKESİN İNANCI FARKLIDIR İNANÇ İNSANIN İÇİNDEDİR.MÜSLÜMANA BAKTIĞINIZDA NE KADAR İNANÇLI OLDUĞUNU ANLAYAMAZSINIZ.BU YÜZDEN SİYASETE KARIŞTIRMAYIN DİYOR.

    LAİK OLMAYAN BİR ÜLKE BAŞKA DEVLETLER TARAFINDAN ÇOK RAHAT PARÇALANIR DİYOR.

    Kİ ŞUAN YAŞADIĞIMIZ DA O.
    MAALESEF SİYASETE DİN KARIŞTI SONUÇ ORTADA.

    EVET ÜSTÜNE LAF SÖLEMEK İSTEYEN VARSA BEKLİYORUM.

    • TARAF (SIZ) demiş

      T.C.’nde özellikle son 20 yıl civarı zamanlarda müslümanlara yapılan işkenceleri unutmamak lazım. en yakın 28 şubat döneminde İHL lerde 13-15 yaşlarındaki kız öğrencileri çevik kuvvat polisleri tarafından joplayıp-kelepçelemeleri laik lik adına yapılmadımı? 28 şubat sürecinde binlerce tsk personeli ordudan atılmadımı? başörtülü bacılarımız kamu binalarına / hastanelere girebildiler mi? v.s. v.s. bütün bunlar (LAİK LİK ELDEN GİDİYOR) borozanlığı yapanlar tarafından yapılmadımı?
      laik lik 1937 yılında (atatürk o zaman hastaydı) inönü tarafından hrıstiyan fransadan alınıp T.C. anayasına konulmadı mı? halbuki laik liğin beşiği fransa da bile müslümanlara bu kadar zulüm yapılmadı……..
      NAMAZ meselesine gelince; namaz ALLAH ile kul arasında bir bağlantı ve kulun ALLAH’a teslimiyetidir.
      (Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır; hayra da mâni olurlar. ) MAUN SURESİ 4-5-6-7. AYET

      • asena demiş

        LAİK Bİ DEVLET OLSAYDIK TÜRBANA KARŞI OLMAZDIM.

        AMA BUGÜN TÜRBANIN DİNLE ALAKASI YOK.BUNU SENDE BİLİYORSUN HERKES BİLİYOR.

        EĞER TÜRBAN TAKAN KADIN BUNU SİMGE OLARAK GÖSTERMEK İSTEMESEYDİ SADECE İNANCINDAN TAKSAYDI.BAŞ ÖRTÜSÜ TAKARDI VE VÜCUDUNU AÇIKTA BIRAKMAZDI.

        ŞUAN Bİ SİYASİ PARTİNİN SİMGESİ TÜRBAN.

        YANİ SİYASETE DİN KARIŞTIRDILAR.

        TÜRBANLI OLAN HERKES O PARTİNİN YANDAŞI,BUNU ÖZELLİKLE YAPIYORLAR.

        BEN NE TÜRBANLILAR TANIYORUM VE GÖRÜYORUM.FİNGİR FİNGİR CİRİT ATIYORLAR SOKAKTA.

        GÖSTERİRİM AMA ELLETMEM MANTIĞI.SADECE PARTİ REKLAMI YANİ.

        BENİM AİLEM BAŞ ÖRTÜSÜ TAKIYOR BU PARTİ YOKKENDE TAKIYORDU.AÇIK GİYİNMİYOR BU PARTİ YOKKENDE GİYİNMİYORDU.DAR SEKSİ GİYİNMİYOR.

        TÜRBANDA İSE KAFA AYNI BİÇİM SARIK SİMGE OLUYO ARTIK.
        KIÇINDA DASDAR KOT.
        YAZIN İÇİ GÖRÜNEN ETEK OHH!TİRİL TİRİL.
        EVDEN ÇIKARKEN TÜRBANLI SOLUĞU CAFEDE ALIYOR.
        SEVGİLİSİNİN KUCAĞINDA.

        BENİM SAÇIM AÇIK.
        AMA NE DAR NE AÇIK GİYİNİRİM.
        İKİ AMPÜL KAFA YANYANA GELDİMİ BENİ ÇEKİŞTİRİYORLAR.
        NE DİNDARLIK YA….

      • asena demiş

        VE DİĞER YAZDIKLARINI ZATEN BENDE AÇIKLAMIŞTIM İYİ

        OKURSAN DEĞİNMEDİĞİM,ÜSTÜ ÖRTÜLÜ BİŞİİ KALMADI

        ÇOK AÇIK VE NET.

  37. TARAF (SIZ) demiş

    asena rumuzlu kardeeeeeşşşş,
    siz maalesef sosyeteyi tarif ediyorsunuz. türbanı (af buyurun) hayat kadınları,rahibeler,teşvikiye camiine cenazeye giden sosyeteler ve kış mevsiminde üşümemek için çıplak insanlar v.s v.s. takıyorlar. lütfen sap ile samanı karıştırmayalım. BAŞ ÖRTÜSÜNÜ müslüman (mümin) HANIM lar sırf ALLAH ‘ın emri olduğu için (NUR 31) takıyorlar.
    avrupalı hrıstiyan birine ( müslüman bir hanım’ı hayalinizde nasıl tanımlarsınız) diye sorsak, elbette baş örtülü veya tesettürlü birini tarif eder. sizin ideolojinizdeki bayanlar maalesef sosyete takımına giriyor.

    • asena demiş

      SANIRIM İYİ OKUMAMISSIN YA DA OKUDUĞUNU ANLAMADIN.

      BAŞ ÖRTÜSÜNE LAF ATMIŞ MIYIM? HAYIR..

      TÜRBANDAN BAHSETMİŞİM,Kİ KİMSE AKSİNİ İDDİA EDEMEZ.

      SÖYLEDİĞİN GİBİ SOSYETE TAKMIYOR TÜRBANI.EVET İLK ÖYLE BAŞLADI.AMA ARTIK O PARTİYE OY VEREN HERKES TAKIYOR.

      SOSYETEYİ TARİF ETMİYORUM.BURNUNU UZAT PENCEREDEN BAK.YOLDA SÜRÜYLE GÖRECEKSİN.YOLLAR SOSYETE DOLU O ZAMAN..:))

      AVRUPADA TÜRKLER TÜRBANLI BİLİNMİYOR.AVRUPA SENDEN BENDEN DAHA İYİ BİLİYOR.TÜRKİYENİN POLİTİK DURUMUNU.ŞUAN YÖNETİMİ.

      HATTA BAŞ ÖRTÜSÜNÜ BAĞLAMA ŞEKİLLERİYLE AYIRT EDEBİLİYOR.

      BİZZAT AVRUPA VE DOĞU TÜRK ÜLKELERİNDE YAŞAMIŞ BİRİ OLARAK SÖYLÜYORUM.

      • TARAF (SIZ) demiş

        ahiret hayatı için kurtuluş reçetesi, ne ampül, ne parti,nede kemalizm dir. kurtuluş reçetesi HALİS İSLAM DİNİDİR. bunu da ancak ALLAH’ın KUR’AN ını ve RESULULLAH ‘ın hayatını okuyan (okumayıpta bildiğini zanneden cahiller değil)ve hayatında bunu yaşayan anlar (kalbi temiz olanlar değil). ALLAH cc.
        cinleri ve insanları ancak kendisine kulluk/ibadet etmeleri için (ZARİYAT 56) yaratmıştır. kulluğun/ibadetin nasıl yapılacağını alemlere rahmet olarak gönderilmiş HZ. MUHAMMED tebliğ etmiştir. ampül bana lazım değil,hele kemalizm hiç değil….çünki (Kişi sevdiğiyle beraberdir) Hadis.

  38. asena demiş

    TARAFSIZ GEÇİNEN TARAFLI KERDEŞİM..

    SÖYLEDİKLERİN BENİM SÖYLEDİKLERİMLE UYUŞMUYOR.FARKINDA MISIN BİLMEM?

    YOKSA AMACIN LAF KALBALIĞI MI?

    ORDAN BURDAN AYET ADI YAZMAKSA YARIŞIRIZ.

    DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN VUR BELİNE KAZMAYI OLMUŞ YAZDIKLARIN.

    DİNİMİZDEN,KİTABIMIZDAN ÇOK AÇIK VE GAYET NET BAHSETTİM BEN.
    TÜRKLÜKTEN VE ATATÜRKTEN DE ÖYLE.

    O KADAR AÇIK YAZDIM Kİ ANLAMAMAK İMKANSIZ.
    NE DİYE SAPTIRMAYA ÇALIŞIYORSUN..

    BEN DİNİNE BAĞLI HEMDE FAZLASIYLA İNANÇLI BİRİYİM.BU KONUDA DA PROF. OLAN LAZIM BENİMLE KAŞIK ATACAK.

    DİNİM:İSLAM
    UYRUĞUM:TÜRK
    GÖRÜŞLERİM:ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARI

    HEMDE SONUNA KADAR.

    • asena demiş

      BU ARADA HİÇ BİR PARTİ TUTMUYORUM.

      CUMHURİYETÇİYİM…CHP DEĞİL.

      MİLLİYETÇİYİM…MHP DEĞİL.

      DİNCİYİM…AKP DEĞİL.

      ÇÜNKÜ OLMAK ZORUNDA DEĞİLİM.BU PARTİLER SADECE İSİM KULLANIR.BU İSİMLERİ KULLANMALARI BÖYLE DÜŞÜNDÜKLERİNİ GÖSTERMEZ.Kİ KARŞIYIM BU DURUMA.

      ÜÇ HİLAL ESKİ TÜRK BAYRAĞIDIR.MHP NİN DEĞİL.
      ALTI OK ATATÜRKÜ SİMGELER.CHP NİN DEĞİL.
      AMPÜL SADECE ODAYI AYDINLATIR BEYNİ DEĞİL.

      ASENAYIM YANİ TARİHÇİYİM…ASENA HİÇ Bİ PARTİNİN DEĞİL.

  39. asena demiş

    TARTIŞMAK İSTEDİĞİN NE VARSA TARTIŞIRIZ.

    YETER Kİ AÇIK OL,SAPTIRMA.

    TAMAM MI?

    • TARAF (SIZ) demiş

      tartışacak bi şey yok sanırım,
      nasılki bir koltuğa iki karpuz sığmaz ise, bir insanda da iki inanç bir arada olmaz, İSLAM nereeee,kemalizm nere?
      bir taraf güney kutbu, öbür taraf kuzey kutbu. hani bir söz vardır : dervişin fikri ne ise zikri de odur, diye. ne olacak yani atatürkçü geçinenin fikri de zikri de kemalizm olmayacak da ne olacak????.

      • asena demiş

        beyinsiz.hakikaten beyin özürlüsün.

        yazılanlardan bunu mu çıkardın.

        ‘İSLAM nereeee,kemalizm nere?’TABİ Kİ BÖLE.

        İslam dindir..inançtır.

        Kemalizim siyasi bi görüştür.Siyasi,anladın mı?

        EN BÜYÜK ALLAHTIR…EN YÜCE DİN İSLAMDIR.

        EN BÜYÜK TÜRK ATATÜRKTÜR.TÜRK DİKKATİNİ ÇEKERİM.

        KEMALİZM ATATÜRK İLKELERİNE SAHİP ÇIKMAKTIR.BU DA VATANI KORUMANIN YOLUDUR.

        SENİN GİBİ CAHİLLER.BUNU KARPUZA BENZETİR.İKİSİNİ İNANÇ SANIR.

        BUNLARI AYIRABİLMEN İÇİN AKLIN OLMALI.

  40. asena demiş

    BENCE ARTIK YAZMA.KOMİK DURUMA DÜŞÜYORSUN.:))

    BEN AÇIKLIYORUM SEN BAŞTAN ALIYORSUN.AYNI KONUYU.BOZUK PLAK GİBİSİN.

    Bİ BİLGİN DE YOK SANKİ.SANIRIM KURAN KURSUNA GİTMİŞSİN KÜÇÜKKEN.BİRİ Kİ AYET ADINI AKLINDA TUTMUŞSUN.BİDE SANA ATATÜRK KÖTÜDÜR DEMİŞLER.NEDENİNİ SÖYLEMEMİŞLER.TAMAM İŞTE O KADAR.

    BANA DÜŞÜNCENİ YAZMALISIN.
    DİN SENİN İÇİN NE OLDUĞUNU.
    LAİKLİK VE KEMALİZM NE OLDUĞUNU.
    VE NEDENLERİNİ.NİÇİN BÖYLE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ.
    BU ŞEKİLDE TARTIŞIRIZ.MUHATTABIM OLURSUN.
    O ZAMAN BU TARAFSIZ KİŞİNİN DE HAKLI OLDUĞU YERLER VAR DERİM.

    YOKSA BOŞUNA KÜREK ÇEKİYORUM.
    KARŞIMDA BENİMLE GERÇEKTEN TARTIŞCAK KANIT GÖSTERCEK BİRİ OLMALI.

  41. asena demiş

    TARAF (SIZ) demiş
    Mayıs 21, 2009 2:37 pm
    ahiret hayatı için kurtuluş reçetesi, ne ampül, ne parti,nede kemalizm dir. kurtuluş reçetesi HALİS İSLAM DİNİDİR. bunu da ancak ALLAH’ın KUR’AN ını ve RESULULLAH ‘ın hayatını okuyan (okumayıpta bildiğini zanneden cahiller değil)ve hayatında bunu yaşayan anlar (kalbi temiz olanlar değil). ALLAH cc.
    cinleri ve insanları ancak kendisine kulluk/ibadet etmeleri için (ZARİYAT 56) yaratmıştır. kulluğun/ibadetin nasıl yapılacağını alemlere rahmet olarak gönderilmiş HZ. MUHAMMED tebliğ etmiştir. ampül bana lazım değil,hele kemalizm hiç değil….çünki (Kişi sevdiğiyle beraberdir) Hadis.

    VE YUKARDA YAZDIĞIN SAÇMALIĞA BİR CVP DAHA BENDEN….

    BURADA AÇIK AÇIK SİYASİ GÖRÜŞÜ BIRAKIN.ÖBÜR TARAF İÇİN UĞRAŞIN DEMİSSİN.ANA FİKİR BU.

    BU NE DEMEK?
    BIRAKALIM DEVLETİ HALKI TOPRAKLARI DEMEK.
    HERKES OTURSUN DUA ETSİN ALLAHIM KÖPRÜDEN GEÇMEME YARDIN ET DESİN,BENİ CENNETE AL DESİN.ÇALIŞMASIN.OKUMASIN.TAHSİL GÖRMESİN.TOPRAKLARI İÇİN SAVAŞMASIN.

    YOKKK ARTIK..BU KADAR DA OLMAZ.

    ALLAH’IN İLK EMRİ ‘OKU’DUR.
    ‘İLİM AYDA DA OLSA BUL GETİR’DİR.
    TABİİ SEN SADECE ARAPÇA OKUYUP AMİN DEDİĞİN İÇİN BUNLARI BELKİDE İLK DEFA DUYDUN.

    VE EN ÖNEMLİSİ ALLAH TAPRAKLARIMIZI KORUMAMIZA KARŞI OLSAYDI.ŞEHİTLERİMİZ CENNETİN EN YÜKSEK KATINDA OLMAZDI.KURAN DA BÖYLE YAZIYOR.

  42. TARAF (SIZ) demiş

    İLİM SİZİN GİBİLERİN NEYİNE????
    1960 YILILNDA YAHUDİ AMERİKA MARS’A ROBOT GÖNDERİRKEN, LAİKLİĞİ SAVUNAN YOBAZLAR BU MEMLEKETTE BAŞBAKANI İDAM ETMEDİLERMİ?
    AÇIN İNTERNETTEN BİR ARAŞTIRMA YAPIN. DÜNYACA MEŞHUR HERHANGİBİR TEKNOLOJİK BİR ALETİN MUCİDİ KİM ? LAİK BİR TÜRKMÜ? YOKSA HIRİSTİYAN BİR AVRUPALIMI? MECLİSTE ATATÜRK ADINA YEMİN EDENLER BİLE OYLAMAYA KATILIRKEN, OY KULLANDIKLARI CİHAZLAR AVRUPALILARIN İCATLARI. AYRICA HER İNSANIN PARMAK İZİNİN FARKLILIĞI BİLE KUR’AN DA (KIYAMET 4)VAR İKEN, SİZİN GİBİLERİN SAHTE İLAHLARINIZIN HAKARET ETTİĞİ KİTAPTA MEVCUTTUR. ONDAN SONRA ÇIKMIŞ İLİMDEN BAHSEDİYORSUNUZ. ALLAHIN İLK EMRİ (OKU)’DUR. AMA NEYİN OKUNACAĞINI İYİ BİLMEK LAZIM. MESELA BUNU GİDİP Z.B., Y.N.Ö VEYA TŞVKYE CAMİİ İMAMINIZA SORABİLİRSİNİZ.
    HEMEN ŞUNUDA BELİRTEYİM, 10 YIL YURT DIŞINDA KALDIM 3 AYRI DİL BİLİYORUM. BİRİDE MAALESEF ARAPÇAAAAAAAAAAA

  43. asena demiş

    O SENİN MARSA GİDEN AMERİKALI LAİK Bİ AMERİKAN VATANDAŞI.
    LAİK OLDUĞU İÇİN,İNCİLİ HERKES İNGİLİZCE OKUYABİLDİĞİ İÇİN,ÜLKEDE DİN VE IRK AYRIMI YAPILMADIĞI İÇİN İLERLEMİŞ BİR ÜLKENİN VATENDAŞI ONLAR.

    BİR ZAMANLAR İNGİLİZE KÖLELİK YAPAN ZENCİLER ŞUAN İNGİLİZLERLE YANYANA SIRF MİLLİYETÇİ DÜŞÜNCELERİ OLDUĞU İÇİN.
    AMERİKA DA KÖKÜ İLGİLİZ Bİ VATANDAŞ BEN AMERİKALIYIM DİYOR.ZENCİ YE SOR ODA BEN AMERİKALIYIM DİYOR.

    İNGİLİZCE KONUŞTUKLARINI KABUL ETMİYORLAR.BİZİM DİLİMİZ AMERİKANCA DİYORLAR.BU MİLLİYETÇİLİK TİR.
    ARAPÇA VE TÜRKÇE DIŞINDA BENDE ÜÇ DİL BİLİYORUM.

  44. atakar demiş

    siz ananızdan doğmadan önce atatürkün izmir savaşında gzüne şarambol parçası gelip kör olduğunu bilmezsiniz çünkü ancak arkasından konuşursunuz…………. şu anda evde rahat oturuyor sanaız onun sayesinde oturuyorsunuz beyler hanımlar

  45. tuncay köse demiş

    ALLAHU TALANIN İZNİYLE HZ MUHAMMED MUSTAFA(SAV)O BÜYÜK İSMİYLE DERİM Kİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜ İYİKİ VARMIS CÜNKÜ ONU YARATANDA ALAHDIR ve kurandada yazarken yaratılanı yaratandan ötürü sev bu her müslümanı görevidir karsısındakı ne olursa olsun onu yaratandan ötürü sevmelidir……….MKA DEİSTTİR….ALLAHA İNANIYORDU AMA DİNLERE İNANMAZDI VE İMAN ETMEZDİ FAKAT ONUN İMANIDA DİNİDE KENDİSİYLE ALALH ARASINDADIR BENİ ALAKADAR EDEN TÜRKİYE CUMHIRİYETİ İÇİN YAPTIKLARIDIR……İYİSİYLE KÖTÜSÜYLE BU ÜLKEYİ KURTARMAK İÇİN ÖNDERLİK YAPMISDIR VE BUNDAN DOLAYIDA SEVMEKDEYİM…..GERCEK DİNDARLAR BUNU SÖLERLE BU YAZIYI YAZAN SAHDEKARLAR DEĞİL

    • KRAL demiş

      böyle sapık bişey olamaz. KURAN’da asla öyle bir ayet (yaratılanı yaratandan ötürü sev) yoktur.sözüm ona derviş kılıklı bir şaire ait olan bir sözdür bu. eğer gerçekten her insanı sevecek olasaydık; firavunları,ebu cehilleri,nemrutları, ariel şaronları corç pu.tları da sevmemiz lazım değilmi ? cahilliğin bu kadarınada pes doğrusu yani.

      • tuncay köse demiş

        nur suresının kacıncı ayetı bılmem ama AYSE ANAMIZ icin yazılan ayetı okuyup olmayan beyninle anlamanı tavsiye ederim……….sonrada HZ MUHAMMED MUSTAFA(SAV)hayatında yaptıkalrını anlatan bi sürü kirap vardır onları okumanı tavsıye ederim cunku okursan gorceksın kı peygamber efendımız yahudıyı bıle kendısıne o kada kufur etmesıne rağmen yedirip içirmişdir cenazesınde saf tutmusdur……..HA BUNLARI SANA AKPLİ SP Lİ VAKİT GAZETESINI SAVUNAN SEYHLERIN HOCLARIN ÖĞRETEMES……….ÖĞRENMEN İÇİN ALLAHIN VERDİĞİ BEYNİ VE SORGULAMA YETKİSİNİ KULLANMAN GEREKMEKDEDİR

  46. tuncay köse demiş

    evet sen sevme sen sende olmayanı öldür sonrada müslümanım de…………kuranı okumadığın ve seyhlerın beynını doldurduğu cok acık ordada onun ıcındırkı cahil kim bi aynaya bak

  47. tuncay köse demiş

    firavunun sucu kendınedır zararıda kendınedır……ama siz bunu anlıyamazsınız cunku onu anlıyacak beyni seyhler cok güzel doldurmus ZAVALLI KOYUN GİBİ KULLANILAN KARDEŞİM

  48. aliyuklu demiş

    AYinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz …

    boşuna tartışmayın …. Atatürk Hz Ademden beri gelmiş ve kıyamete kadar gelecek insanların içinde İslam ın en büyük düşmanlarından ve o mukaddes dine en çok zarar verendir… Bunu sadırdan değil satırdan söylüyoruz… Yaptığı işler ortadadır… Fatih Sultan Mehmet hazretlerinin vasiyetiyle kıyamete kadar cami olarak kalsın, bu vasiyete uymayanların da Allah ın laneti üzerine olsun manasındaki vasiyete muhalif hareket etti bu herif… sırf bunun için bile sevilmez bu adam … ama bunun yanında binlerce bunun gibi bu değerde zararı var islam a …

    • tuncay köse demiş

      beynini nerde yıkattın bizede sölede bilelim belki lazım olur…….cahilliğinde bu kadarı islamiyetti yok etten kanununu gösterin diyorus ses cıkarmıyosunuz hala islamiyeti yok etti diyosunuz….ayrıca fatiihin istanbulu almadan önce ayasofya bizansındı ve fatihin bizansa ait olan tüm resimlerin üzerini boyatmısdır peki neden???????ayasofyanın hem osmanlı tahrihini hem bizans tahrihini yansıttığından dolayı turistlere acılmasına neden bu kadar tepkilisiniz ki?????o müze sayesinde ülkenin ekonomisi ne kadar gelişiyor senin haberin var mı?????

  49. şeref demiş

    ATATÜRK’ÜN DİNLERE İNANMAYACAK KADAR AKILLI VE BİLGİLİ OLDUĞUNA EMİNİM.ANCAK,GERÇEK DİNDARA KARŞI SAYGILIYDI.DAHA ÇOK YOBAZLARA,GERİCİLERE,DİNİ SİYASETE VE ÇIKARLARA ALET EDENLERE DÜŞMANDI.KURAN,ZATEN ÖZGÜR BEYİNLE OKUNDUĞUNDA TANRI SÖZÜ OLAMAYACAĞI ÇOK AÇIK.SOPA VE EL KESME CEZASI,KÖLELİK VE CARİYELİK,CEHENNEMDE İRİN İÇİRME,YANAN DERİLERİN DAHA İYİ BİR AZAP İÇİN YENİLENMESİ VS.AYETLERİ ORTAÇAĞ KAPASİTESİNDE OLDUĞUNU KANITLIYOR.MİLYONLARCA KİŞİ APTALCA BİR ŞEYE İNANSA DA O ŞEY GENE APTALCADIR.AKILLI İNSANLAR ÇOĞUNLUKTA KERAMET ARAMAZLAR.İNSANLIK TARİHİNE BAKMAK YETERLİ…

  50. vatandaş demiş

    yazıların kaynakları var m kemalin kendi el yazması var yakın arkadaşlarından şahitleri var son meclis konusması canlı video olarak var hasılı islam dinine karşı olduğu her tarafıyla kesinlik kazanmış ama bazı taassupçu danalar kabul edemiyorlar bu sahih gerçekleri.Yazık.

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>