Özgürce Bir Yaklaşım

Dilim Sert, Gönlüm Mert!

Mayıs, 2007 için Arşiv

Türkiye’deki ünlü Bilderbergciler

Yazan: Free Stand Mayıs 21, 2007

Türk tarihinde bilinen ünlü Masonlar’ın bir listesi şöyle:

Devlet Adamlari ve Politikacilar

- 33. Osmanli Padişahi V.Murad,
- Şehzade Kemalettin Efendi,
- Şehzade Nurettin Efendi,
- 5. Murad’in Basmabeyincisi Ahmet Seyid,
- Sadrazam Koca Mustafa Reşit Paşa,
- Sadrazam Âli Paşa,
- Sadrazam Kececizade Fuat Paşa,
- Sadrazam Tunuslu Ethem Paşa,
- Sadrazam Hayrettin Paşa,
- Sadrazam Mithat Paşa,
- Sadrazam Ahmet Vefik Paşa,
- Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa,
- Sadrazam Talat Paşa,
- Maliye, Maarif ve Evkaf Naziri M.Rasit Arer,
- Bahriye Naziri Cemal Paşa,
- Maliye Naziri Cavit Bey,
- Maliye Nazziri Tevfik Bey,
- Hariciye Naziri Ahmet Nesimi Sayman,
- Nafia Naziri Ali Münif,
- Posta Naziri Kirkor Agaton,
- Devlet Adami ve Yazar Ethem Pertev Paşa,
- Devlet Adami ve Musikisinas Prens Mehmet Abdülhalim Paşa,
- Prens Aziz Hasan Paşa,
- Devlet Adami ve şair Süleyman Asaf,
- Sam Valisi ve Abdülhamid’in Damadi olan Damat Ahmet Nami Bey,
- Ankara Valisi Reşit Paşa,
- İttihat ve Terakki Firkasi Umumi Katibi Mithat Sükrü Bleda,
- Maliye Müstesari Faik Süleyman,
- Hürriyet Kahramani Resneli Niyazi,
- Büyük Millet Meclisi Reisi Kazım Özalp,
- Basbakan Hasan Saka,
- Basbakan Suat Hayri Ürgüplü,
- Adalet Bakani Mümtaz Ökmen,
- Basbakan Yardımcisi Akif İyidoğan,
- Disleri Bakani Bekir Sami Daça,
- Disleri Bakani Tevfik Rüştü Aras,
- Disisleri Bakani Selim Sarper,
- İçisleri bakani Mehmet Cemil Uybadın,
- İçisleri Bakani Şükrü Kaya,
- Adalet Bakani Hasan Menemencioglu,
- Milli Egitim Bakani Vasif Çınar,
- Milli Egitim Bakanı Mustafa Necati,
- Milli Egitim Bakani Hasan Âli Yücel,
- Milli Savunma Bakaiı Münir Birsel,
- Milli Savunma Bakani Hulusi Köymen,
- Tarim Bakani Resat Muhlis Erkmen,
- Çalısma Bakani Mümtaz Tarhan,
- Ticaret Bakani Zühtü Velibese,
- Ticaret Bakani Ahmet Dalli,
- Bakan, Milli Emniyet Baskani Celal Tevfik Karasapan,
- Atatürk’ün Yaveri, Bolu Milletvekili Cevat Abbas Gürer,

Mason Din Adamlari

- Seyhülislam Musa Kazım Efendi,
- Seyhülislam İzzettin Efendi,
- Seyhülislam Hayri Efendi,
- Berlin Sefareti Ba İmamı Mustafa Hafız Şükrü,
- Sefaret İmamı Haşim Veli,
- Müderris Mahmut Esad Efendi.

Kaynak: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=93085

Yazı kategorisi: Kötü Örnekler | 8 Yorum »

Cumhuriyet’in mason kurucuları

Yazan: Free Stand Mayıs 21, 2007

Sorbone Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Bauer, Modern Türkiye’nin kurucularının birçoğunun da mason olduğunu söyledi. İşte Cumhuriyet’in kurucu kadrosundaki masonlar.

Fransız Cumhurbaşkanı Jaques Chirac’ın güvenlik danışmanı Sorbone Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Alain Bauer, Modern Türkiye’nin kurucularının birçoğunun da mason olduğunu söyledi.İstanbul’da düzenlenen ‘İstanbul Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı’na katılan ve aynı zamanda Büyük Doğu Mason Locası Başkanı olan Bauer, bu konuda da görüş bildirdi. Dr. Alain Bauer, mistik bir mesele olarak bilinen masonluk konusuna ilişkin de Büyük Doğu Mason Locası lideri olarak, ‘Bu sadece kitabı açıp okumayan insanlar için gizemli bir konudur. Bu konuda yaklaşık 20 binden fazla yazılmış kitap var. Modern Türkiye’yi kuran birçok insan mason locasındandı’ diye konuştu.

Kitaplarda yazılı

Öne sürdüğü konu ile ilgili isim vermesi istenilen Dr. Bauer, ‘Bu konunun Türkiye’de hassas bir konu olduğunu biliyorum ve isim vermek istemiyorum ama Paris’teki tarihi kitaplarda bunların kim olduğu yazılıdır. Ummayacağınız bir kişi dahi masondur’ iddiasında bulundu. Kastettiği kişinin kim olduğu konusunda ise Bauer, ısrarlara rağmen yanıt vermedi.

El-Kaide terör örgütünü besleyen asıl kaynağın kültürel çatışma olduğu görüşünü öne süren Dr. Bauer, ‘El-Kaide hayali bir yapı değil, onun nasıl olduğunun değerlendirilmesi lazım’ dedi. Asıl problemin medeniyetlerin değil kültürlerin çatışması olduğunu vurgulayan Bauer, Irak’taki işgalin ardından yeniden 11 Eylül saldırısı gibi bir eylemin yaşanabileceği tehlikesinin var olduğuna dikkat çekti.

OSMANLI SEÇKİNLERİ GETİRDİMasonlar, ya da Ortaçağın duvarcı loncaları, ilk kez 1717′de kimlik değiştirerek İngiltere’de eğitimli kesimin bir araya geldiği fikir kulüplerine dönüştü. O dönemde krallıkların yerine halkın iradesinin hakim olması ve ‘insan hakları’ başta olmak üzere öncü fikirleri benimseyen masonlar kıta Avrupası’nda da kısa sürede yayıldı. 1733′te Fransa’da açılan Büyük Maşrık (Grand Orient) Locası, daha sonra Fransız Devrimi’nin ‘Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik’ sloganını ve cumhuriyetçi ideallerini benimseyerek bu fikirlerin Avrupa çapında yayılmasını sağladı. Masonların yenilikçi fikirleri başka ülkelerin eğitimli seçkinleri arasında yaymasının yanı sıra gizemci simgelere önem vermeleri ve Yahudi-Hıristiyan geleneğini ön plana çıkarmaları, ‘gizli bir dünya egemenliğinin arkasındaki güç’ olarak tanımlanmalarına yol açtı.Osmanlı İmparatorluğu masonlukla Fransız Büyük Maşrık Locası ile İngiliz ve İtalyan locaları üzerinden tanıştı. V. Murat dahil, Osmanlı seçkinlerinin önemli kısmı masonluğu benimsedi. İttihat ve Terakki Cemiyeti de, döneminin pek çok fikir ve siyaset derneği gibi, bir mason locası olmamakla birlikte masonluğun savunduğu idealleri benimsemişti. Kurucu kadrosunda ağırlıklı olan masonlar dolayısıyla, örgütlenmesinde masonluğu örnek almıştı.

1909′da kurulan Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası’nın internet sitesinde, cumhuriyetin kurucu kadrosunda yer alan Masonlar şöyle sıralanıyor:

Fethi Okyar, Rauf Orbay, Refet Bele Paşa, Ali İhsan Sabis Paşa, Meclis Başkanı Kazım Özalp Paşa, Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Başbakan Hasan Saka, İçişleri Bakanları Şükrü Kaya ve Mehmet Cemil Ubaydın, Dışişleri Bakanları Bekir Sami Kunduh ve Tevfik Rüştü Aras, Sağlık Bakanları Rıza Nur, Adnan Adıvar, Refik Saydam, Behçet Uz, Milli Eğitim Bakanları Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ekonomi Bakanı Sırrı Bellioğlu, Milletvekilleri Cevat Abbas, Atıf Bey, Edip Servet Tör, Yunus Nadi, Reşit Saffet Atabinen, Memduh Şevket Esendal, Hilmi Uran, Tevfik Fikret Sılay, Ahmet Ağaoğlu, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ve Belediye Başkanı Süleyman Asaf İlbay, İstanbul Valileri Muittin Üstündağ, Lütfü Kırdar, Danıştay Başkanı Mustafa Reşat Mimaroğlu, Jandarma Genel Komutanı Galip Paşa, İstiklal Mahkemesi Başkanı Necip Ali Küçüka, Amiral Mehmet Ali Paşa.

 Kaynak: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=96669

Yazı kategorisi: Kötü Örnekler | 4 Yorum »

Fethullah Gülen ve Gizli Kardinal İddiası

Yazan: Free Stand Mayıs 21, 2007

İşte müthiş iddianın detayları buyrun.

Fettullah Gülen gizli kardinalmi ?

Aşağıdaki okuyacağınız yazı Gazeteci,yazar Aytunç Altındalın Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri adlı kitabının 115-116 ve 117.sayfalarında bulunan çok araştırılması ve sonucunun Türk Milletine acil olarak duyurulmasının gerektiğini anlatan bir yazıdır.

Bizler Aytunç Altındal gibi yazmıyoruz.O bazı şeyleri biliyor fakat söylemiyor.Ama biz söylüyoruz.Yazının muhatabı Fettullah Gülen denen gizli Katolik kardinalidir..Yıllarca Müslüman kılıfında / kılığında gezinip,şehir,şehir,köy,köy hatta ülke ülke gezerek kendine taraf toplayan bu adamın artık kimliği açıklanmalıdır.

Vatikanın sözünden başka bir şey bilmeyen nursuz şeytanın ve şakirdlerinin derhal Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından atılması gerekmektedir.Yıllarca bize Türk Milletine kan kusturmuş Osmanlı Devletini bile yavaş yavaş yok etmiş hatta şu içinde bulunduğumuz FETİH haftasının mimarı olan Cennet mekan Fatih Sultan Mehmed Hanın katili Arnavut asıllı YAHUDİ doktor gibi İsrailoğullarına yakınlığı ile bilinen bu çıfıtın ne mal olduğu bu tür yazılarla dile getirilmeli ve necip Türk Milleti bu konuda uyarılmalıdır.

28 şubat kadife (!!) devriminin baş mimarlarından olan bu soytarı Çevik Bir adlı emekli Mason olan paşanın dediği gibi ülkede gerçek manada İslami bir din devleti kurmaya çalışmamaktadır.Bu adamın kurmaya çalıştığı devlet Vatikan-Abd-İsrail-Ab dörtlüsünün bize sunduğu ILIMLILAŞTIRILMIŞ (!),EHLİLEŞTİRİLMİŞ (!),HRİSTİYANLIK (!) ÇEVRESİNDE BİRLEŞTİRİLMEYE çalışılan sözde İslami devlettir.

ABD de fbı ajanları tarafından 24 saat boyunca güvenlik içindeki korunan çiftlikte 5000 dolarlık masaj koltuğunda oturup, masonik medyanın Türk Kimlikli Aydın Doğanın Milliyet paçavrası üzerinden cilalanarak Türk Milletine HALİFE olarak yutturulmaya çalışılan Fettullah Gülen artık dönme sinyalleri veriyor.

Kendisinde hastalık var onun için gelmiyor denilen bu Vatikan şarlatanı derhal İslami Kimlikten çıkarılıp PAPAZ kimliği ile dolaşmalıdır.Döndüğünde tırafik sıkışır diye gelmiyor diyen NURCU tayfa çocukların bile güleceği bu sebeple oyalatılan Türk Milleti artık bu ve benzeri gibi DIŞ MİHRAKLARIN yerli taşeronlarını bilmesi anlaması ve uyanması gerekmektedir.

İslamdan,Türklükten fersah fersah uzaktaki bu VATİKANIN İSLAM HALİFESİ nin bizlere ve genç neslimize zerk edeceği ZEHİR in telafisi,panzehiri asla,asla,asla bulunmamaktadır.Onun için her daim Türk Milletine Zaman,Stv,Sızıntı,Aksiyon gibi lağımlarla ulaşmaya çalışan bu sözde halifenin yayınları seyredilmemeli,paçavralarına ilanlar verilmeyerek çöküşünü hazırlamalıyız.Türk Milletine kin ve zehir kusması bu şekilde önlenmelidir.

İşte Fettullah Gülenin gizli kardinal olduğuna dair ip ucu yazısı..

PAPA 2.JOHN PAULUN GİZLİ KARDİNALLERİ

16 Nisan 1995 te Papa 2.John Paul,VATİKAN St.PeterMeydanını dolduran 200.000 kişilik bir kalabalığa,Paskalya mesajını okudu.Papa ilk kez bu paskalya mesajında siyasal haklar edinmek için silahlı mücadele veren örgütleri bizzat dile getirdi.Papa aynen şunları söyledi.

‘’Özellikle Kürtleri,Filistinlileri ve Latin amerikadaki gurupları siyasal haklar elde etmek için silahlı mücadelede bulunmaya son vermeye çağırıyorum.Toplumda karşılıklı kabule ve saygıya dayalı kullanılabilir (equitable) çözümün tek yolu vardır.Diyalog.Ben onları bir an önce diyalog başlatmaya davet ediyorum.’’

Bu Papalık çağrısından sonra ilginç gelişmeler oldu.İlkin Belçikada,sonra da Almanyada ‘’Diyalog’’ gurupları oluştu.Hemen ardından 1995 yılının Eylül ayında ‘’Pkk diyalog istiyor’’ sesleri yükseltilmeye başlandı.Bunları ‘’Türkiye diyalogdan kaçıyor’’ şeklindeki batı basınının manüpile edilmiş haberleri izledi.Türkiye yeniden insan hakları örgütlerinin boy hedefi haline getirildi.

Vatikanın ve onun bürokrasisinin Türkiyedeki siyasi gelişmelerle doğrudan ve açıklanmış iradeyle ilgilenişi işte bu 16 nisan paskalya konuşmasından sonra hız kazandı.Ne hikmetse bu güne değin ‘’Diyalog’’ sözcüğünü telaffuz bile edemeyen bazı çevreler ‘’Din’’ aşkına ‘’Diyalog ve Hoşgörü’’ toplantıları düzenlemeye başladılar.

Papanın ne tür bir diyalog çağrısı yaptığı ise Katolik Kilisesi tarafından yayınlanan resmi belge ve yayınlardan anlaşıldı.Katolik aleminde en ciddi ve en çok izlenen yayın organı olan ‘’THE CATHOLİC WORLD REPORT’’ (Abd tarafından finanse ediliyor) Mayıs 1995 sayısında Türkiyeyi tek taraflı suçlayan bir haber yayınladı (ss.13-14).Haberde Amerikalı Cumhuriyetçi Senatör John Porterin ‘’Türkiyede Kürtlere Jenosist uygulanıyor’’ şeklindeki demeci verildikten sonra Müslüman Türklerin elindeki Ankara Hükümetinin başta Kürtlere,Aramilere,Ermenilere,Süryanilere ve Rumlara baskı yapmakta olduğu vurgulandı.(Aynı senatör bilindiği üzere ABD de Ermeni soykırımı tezini savunur.İki ay önce (1998 yılı) eşiyle gelerek Türkiyedeki bazı Kürt liderleriyle görüşmüştü.Aynı dergi haziran 1995 sayısında ise tam altı sayfalık bir yazıyla Türkiyenin AB ye girmesini engelleyeceğini duyurdu.Papanın diyalog çağrısının böylece kasıtlı bir Anti-Türkiye kampanyasını seslendiren bir ‘’monolog’’ olduğuda anlaşıldı.

Rastlantı buya 1995 ten buyana Türkiyede diyalogla yatıp,hoşgörüyle kalkanlar,ne hikmetse tıpkı VATİKAN ağzıyla konuşarak terörist bir örgütle Türkiye Cumhuriyetini ‘’Diyalog ve Hoşgörü’’ yutturmacasıyla kendi deyimleriyle ‘’Diplomatik’’ görüşmelerde bulunmak üzere eşit taraflar olarak ‘’Diyalog masasına’’ oturtmaya uğraştılar.Halada uğraşıyorlar…

Vatikan bu gelişmeleri nasıl değerlendirdi bilinmez .Ama ölmeden evvel Papa 2.Jean Paul sessiz sedasız bir atama yapmıştı.21 şubat 1998 de resmiyet kazanarak yürürlüğe giren bu atama olayı ile Kardinaller Kolejine (Vatikanın senatosu) 20 yeni kardinal daha atandı.Böylece bu PAPA nın ölümünden sonra yapılacak olan seçimde oy kullanma hakkına sahip olan kardinal sayısı 122 ye yükseltildi.(Gerçekte 166 kardinal var.Bunlardan 80 yaşının üstündekiler oy kullanamıyorlar.).Yeni kardinallerin ikiside Amerikalıydı.Bunlardan biri Türkiyedeki ‘’Diyalog ve Hoşgörücüleri’’ yakından tanıyan Chicagolu Francis Kardinal George diğeride eski Denver Başpiskoposu James Kardinal Satfford du.

Ancak ilginç olan bu değildi.Papa 2.john paul neredeyse 100 yıldır uygulanmayan bir ‘’Papalık Hakkını’’ da bu atamalarda kullanmıştı.Vatikan terminolojisinde ‘’in pectore’’ diye bilinen bu uygulamaya göre Papa 20 Kardinale ek olarak ikide ‘’in pecture’’ yani GİZLİ kardinal atamıştı.Söz konusu sözcük Latince ‘’Kilisenin bağrına bastığı gizli evladı’’anl***** gelmektedir.

Diğer bir anlatımla ‘’in pecture’’ ile yıllardır Vatikanın ‘’gizli’’ hizmetinde çalışan ve / fakat KENDİ ÜLKESİNDE KİMLİĞİNİ GİZLEYEN BAŞKA DİNE MENSUP iki kişi şu anda Vatikanda kardinal yapılmış bulunuyorlar.Papanın özel ‘’audiance=görüşme’’ yapmasından sonra kardinalliğe getirmeye uygun gördüğü bu kişilerin kim oldukları şu anda PAPA dahil sadece 7 kişi tarafından biliniyor.Geleneğe göre papanın bu şahısların kimliklerini ölümünden önce açıklaması gerekiyor,yoksa bu kişilerin ‘’in pecture’’ statüleri kimlikleri açıklanmadan sürecek.

Yıllardır vatikanın isteklerini yerine getirerek ‘’gizli katolik’’ olarak çalıştıkları ve bizzat papanın dediğine göre gerçek kimliklerinin açıklanması halinde ihanetleri nedeniyle kendi ülkelerinde ÖLDÜRÜLEBİLECEKLERİ ihtimali bulunan bu iki kişi acaba kimdir?.Bunlardan birinin Çin Halk Cumhuriyetindeki bir din adamı olduğu tahmin ediliyor.Diğeride acaba Orta Doğudan Müslüman bir lider,kral ve / veya bir din adamı mıdır.Soğuk savaş yıllarında CİA adına çalıştığı bilinen Papa 2.John Paulun Vatikandaki mafyası ‘’OPUS DEİ’’nin orta doğuda hangi liderlerle kolkola ve sermayesiyle iç içe olduğu biliniyor.Bir kaç yıl içinde çok hazin bir ‘’ALDANIŞ’’ la karşılaşmasınlar diye orta doğunun Müslümanları bu soruyu kendilerine sorsalar iyi ederler,kanısındayım..

Aytunç Altındal

Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri (sayfa115-116-117)

Ayretten karaoğlanın ölümü üzerine fettullah gülenin başsağlığı açıklaması:

Kendisinin sohbetlerini dinlemişliğim yoktur.Kitaplarınıda okumadım birşey diyemem ama Bülent Ecevit için yaptıgı yorum içime şüphe soktu.

“Türk siyasi tarihimizin önemli ve müstesna simalarından Sayın Bülent Ecevit’in vefatını teessürle öğrendim. Milletimizce de malum olduğu üzere o hep inandığı gibi yaşadı ve inançlarından asla taviz vermedi. Türkiye’mizin geleceği adına yapılan olumlu hizmetlere sürekli destek verdi. Birtakım kaba dayatmalar karşısında asla eğilmedi. Ve bu duygularıyla Allah’a yürüdü. Merhuma Cenab-ı Hak’tan rahmet, başta eşi Rahşan Hanım olmak üzere yakınlarına başsağlığı dilerim.”

 

Yazı kategorisi: Hayata Dair | 104 Yorum »

Özgün Ortam

Yazan: Free Stand Mayıs 17, 2007

 Yeni bir site açmanın zamanı geldi. Arkadaşlar, Çok yakında yeni bir site ile karşınızda olacağım. Umarım beğenirsiniz. (Şu anda siteye girin harika bir gitar müziği var. Şahsen bayıldım ben)

 Forum kurup kurmama konusunda kararsızım. Sizlerin görüşlerini bekliyorum. Nasıl bir yer olsun hep beraber belirleyelim.

http://ozgunortam.com/

Yazı kategorisi: Hayata Dair | 4 Yorum »

VEEE BİTTİİİİ!!!!!!

Yazan: Free Stand Mayıs 13, 2007

ANTİ-FB’LİLER Ellerinden geleni yaptılar ama hepsine bu şampiyonluk KAPAK OLSUN!!!!!!!!!!OLDUUU!!!!

 ŞAMPİYONLUĞUN ADI FENER!!!!!!! RENGİ SARI LARCİVERTTTTTTTT!!!!!!!!

 HERKES HADDİNİ BİLDİİİİ!!!!

Yazı kategorisi: Pek Fazla Önemli Değil | 2 Yorum »

Anti-FB nin gerçek yüzü!

Yazan: Free Stand Mayıs 4, 2007

Yazıyı sonuna kadar okumanızı istiyorum. İster Fenerli olun, ister başka bir takımlı. Ama Anlayın neler döndüğünü!

Serdar Tibet, Erenköy 2006…  

Ben Serdar Tibet. 1997 senesinde Fenerbahçe Spor Kulübü’ nde Bilgi İşlem Müdürü olarak işe başladım.  

O tarihlerde Aziz Yıldırım bir oy farkla başkan seçileli az bir zaman olmuştu ve takımın başında Joachim Löw bulunuyordu. Kulübün bütçesi sanırım 15 bilemedin 20 milyon Dolar’ ı ancak buluyordu. Şükrü Saracoğlu Stadı eski, külüstür halindeydi. Sosyal tesislerimiz sıcak ve samimi havasına rağmen üçüncü sınıf bir gazinoyu andırıyordu. Dereağzı’ nda da başka bir türlü mezbelelik hüküm sürüyordu. Eski boks salonu olarak kullanılan yerin hemen yanında bir yemekhane yer alıyordu ve hemen önünde eski püskü bir halı saha ve az ilersinde soyunma odası olarak kullanılan bir baraka vardı.  

Futbolcularımız ise Dereağzı’ nda gazetecisinden kulüp çalışanlarına kadar onlarca insanın bakışları arasında çalışıyorlardı. Samandıra henüz ortada yoktu.  

Fenerium eski stadın altında, genellikle kapalı halde duran ufak bir dükkandan ibaretti. Fenerbahçe formaları ve eşyaları üzerinde sarı ve lacivertin her tonu mevcuttu. Kimse o güne kadar renklerin dogru “pantone” kodları üzerinde çalışmamıştı. Logonun durumu daha korkunçtu, kulübün muhtelif yerlerinde birbirinden farklı tam 22 logo vardı!  

Bu günlerde 6alatasaray’ ın altın yılları, dokuz puan geriden gelerek şampiyon olduğu sezon ile başladı. Tribünlerden Otto Bariç’ e atılan yumruk büyüklüğündeki taş için “Ne o, Magnum mu sıktılar?” diyen Haluk Ulusoy TFF Başkanlığı’ na seçilmiş, Fatih Terim ise birkaç oyuncu ve Rüştü dışında milli takımdan topladığı kadroyu 6alatasaray bünyesinde toplamış ve takımın başına geçmişti.  

Tribünlerde Aziz Yıldırım’ a tek bir küfür yoktu. Hatta aradan 1-2 sene geçtikten sonra “Aziz Yıldırım’ ı biz çok seviyoruz. Hep Fenerbahçe Başkanı olarak kalsın.” diyen 6alatasaraylıların sayısı artacaktı.  

Fenerbahçe’ nin sportif manada pek de başarılı olmayan dört senesi başlamıştı. Üstüste değiştirilen teknik direktörler ve durmadan değişen kadro ile futbol takımı şampiyonluktan uzak bir tablo çiziyordu. Amatör şubelerin de ses getirir bir hali yoktu.  

Ancak bu tablodan mutlu olanlar da vardı. Öncelikle medyamız için bol bol malzeme çıkıyordu. “Falanca gelecek filanca gidecek…” yada “Fener filanca oyuncunun peşinde…” haberleri her gün gazeteleri süslüyordu. Her yerden her köşeden muhabirlere olur olmadık dedikodular uçuyor, bu lakırdılar bir iki gün içerisinde gazete manşetlerini süslüyordu. Rakiplerimiz de halimizden memnundu. Fenerbahçe’ nin dağınık ve spekulatif hali herkesi memnun ediyordu.  

Ve bence, değişimin ilk adımı o günlerde gerçekleşti. Bu adımın adı “Samandıra” idi.  

Profesyonel Futbol Takımı, Dereağzı’ ndan kalkıp Samandıra’ ya taşınmıştı. Önce “Eyvah, antremanları izleyemeyeceğiz!” diyen bazı sesleri hatırlıyorum. Samandıra uzak ve gözden ıraktı. Üstelik her önüne gelen elini kolunu sallayarak içeriye giremiyordu. Futbol takımı luzumsuz gözlerden tecrit edilmiş, rahat ve olağanüstü bir tesise sahip olmuştu.  

Bu esnada 6alatasaray şaşalı zamanını sürdürüyordu. Tribünlerde Aziz Yıldırım için henüz pek küfür yoktu. Fenerbahçe Stadı’ nın maketini kulübün ikinci katında gördüğümü hatırlıyorum…  

Bir cam fanus içersindeydi. İçimden “Hayal canım, herhalde bunu biz göremeyiz.” diye geçirmedim değil. 2000′ li yıllara gelinirken tribünlerin inşaatı da başlamıştı. Birileri Şampiyonlar Ligi’ nde sıfır puan çekmemiz ile dalga geçedursun, yavaş yavaş stadın yeni tribün inşaatı yükseliyordu. Bu değişimin ikinci adımıydı. O sezon Fenerbahçe yeni bin yılın ilk şampiyonu olurken, ben de kulüpteki görevimden ayrılıyordum.  

Belirgin bir küfür yoktu ama Fenerbahçe Stadı yapılırken “homurtular” duyulmaya başlamıştı. 6s şaşalı dört yılından çıkmış , kendini “Avrupa’ nın kralı” olarak ilan etmişti.  

Fenerbahçe ise geçen süre içersinde Futbol A Takımı’ nı Samandıra’ ya taşımış, iki tane yüzme havuzu, bir tane yeni boks salonu, bir tane kapalı spor salonu, alt yapı eğitim tesisleri, iki tane çim saha ve Fikirtepe Futbol Okulu’ nu açmıştı. Dereağzı Spor Kompleksi’ ne Avrupa’ nın en büyük ve modern kürek tesisleri de kısa süre sonra ilave olacaktı.  

2003 senesine gelindiğinde durum ortada görünüyordu. 2000′ den o güne kadar Fenerbahçe, 6alatasaray ve Beşiktaş şampiyonlukları paylaşmışlardı. Christoph Daum takımın başına geçerken, stad inşaatımız da artık sonlarına yaklaşmaktaydı. İlk sezonda Fenerbahçe Beşiktaş’ ın gerisinden gelerek şampiyonluğu alırken Daum’ a türlü yakıştırmalar yapılmaya çoktan başlanmıştı.  

Fazla geçmeden malum çevreler ispatlayamadıkları, mesnetsiz, saçmasapan iddalarını ortaya atarak gerçek yüzlerini göstereceklerdi. Onlara göre “Aziz Yıldırım şampiyonluğu Serdar Bilgili’ nin borcunu kapayarak satın almış.”tı.  

İddia sahiplerine bunun pratikte uygulanabilirliğini de sormak lazım; “Beşiktaş’ ın bu kadar oyuncusu, hepsinin eşi dostu, menajeri, çevresi var. Aradaki anlaşma neydi, kim ne yaptı da kendi takımını nasıl sabote etti?” diye. Hooijdonk 30 metreden dünyanın frikiğini gol yaparken karşısındaki kalecilere de bu anlaşmalardan bahsedilmiş miydi? Bu insanların içinde hiçbir tane mi insan evladı yoktu bunu deşifre edecek? Yoksa sahada Aziz Yıldırım ile Serdar Bilgili mi top oynuyordu? Beşiktaş’ ı İnönü Stadı’ nda darmadağın eden Fenerbahçe değil de başka bir takım mıydı? Hastalıklı bazı kafalar herşeye rağmen bunu düşünebilmişti. Küfürler o maçta başladı…  

Bu arada Fenerium da büyüyordu. Öncelikle bu sektörü yakından tanıyan, bilen kişiler göreve geldi. Doğru renkler bulundu ve kullanılmaya başlandı.  

Kulübün logosu sabitlendi ve tescil edildi. Ortaya birbirinden güzel, kaliteli Fenerbahçe ürünleri çıkmaya başladı. Bugün bazıları Avrupa’ da olmak üzere 50′ ye yakın şubesi ile kendi bölgesinde vergi rekortmeni olan bir “dev” firma olmuştur Fenerium.  

Fenerbahçe Yarım Adası’ nda rakibinin tesisleri sivrisinek dolu bir su çukuru olarak dururken, bizim sosyal tesislerimiz ise yeniden yapılmış ve eşsiz bir güzelliğe bürünmüştü. Daha sonra tarihi Todori Tesisleri de bu zincire katılacaktı.  

Basında “Daum gönderilsin…” nidaları başlamıştı. Fenerbahçe’ nin eskiden olduğu gibi şampiyonluktan sonra hocasını göndermesi bekleniyordu. Ama öyle olmadı, Daum kaldı.  

Kalmakla da kalmadı, tam 20 yıl sonra futbol takımını iki kez üstüste lig şampiyonu yaptı. Tribünler de küfürler iyice yükselmeye başlamıştı. Önce takıma, sonra Aziz Yıldırım’ a…  

Zira Aziz Yıldırım artık pek onların bekledikleri Aziz Yıldırım değildi. Fenerbahçe de öyle…  

İkinci şampiyonluk bence bardağı taşıran son damla oldu. Fenerbahçe’ nin rakipleri buna alışık değildi. Onların bildikleri Fenerbahçe’ nin içinde muhabirler cirit atar, dedikodular haber yapılır, oyuncular ve hoca yani takım yıpratılır, onlar da buna kıskıs gülerlerdi. Fenerbahçe uzun yıllar boyunca “iki kez üstüste” şampiyon olmamıştı, olmamalıydı.  

Bu arada federasyon yönetimi değişmiş, Levent Bıçakçı göreve gelmişti. O da bir 6alatasaraylı’ ydı. Federasyon senelerden beri zaten onlara yakın isimlerden kuruluydu. Bu yeni olan birşey değildi ve kimse şaşırmadı. Ancak A Milli Takım’ ın başına Fenerbahçeliliği ile bilinen Ersun Yanal getirilmişti. CHP, Anayasa Mahkemesi’ ne “Federasyon Başkanları en az üniversite mezunu olmalıdır.” diye kanun teklifi vermişti. Ulusoy’ un önü böylece kapanmış oluyordu.  

Daum’ un ikinci sezonundan başlayarak 2006′ nın son günlerine kadar rakiplerin saldırgan ve biçimsiz davranış ve demeçleri zirveye çıktı. Artık tribünlerde küfür sadece Aziz Yıldırım’ ın şahsına değil, “ölmüş annesine” ediliyordu.  

Ben tam bugünlerde hayatımda ilk kez değişik bir değerlendirme duydum. “Ligimiz kalitesiz”di. Daha önce ligin kalitesi hakkında tek kelime etmeyenler, birden bire Türkiye’ de oynanan futbolu aşağılama, aşağılıklığını da göstermeye başlamışlardı. Lig kalitesiz, Fenerbahçe her rekoru altüst etmesine rağmen “başarısız”dı.  

Avrupa’ ya gelince; Bizim ulemalara göre yüzmilyonlarca Dolarlık Chelsea, Milan, Juventus gibi takımların bile zaman zaman kapısından döndüğü Şampiyonlar Ligi’ nde, henüz iki yıllık ve toplasan 50-60 milyon Dolar’ lık Fenerbahçe ilk sezon 9, ikinci sezon 4 puan toplayıp, dönem dönem UEFA listelerine girmesine, Manchester United’ a, PSV’ ye ve Schake’ ye evinde üçer gol atmasına rağmen başarısızdı! Manchester United yedeklerle gelmişti, PSV on kişi kalmıştı, Schalke de zaten berabere kalmıştı!  

Aynı ulemalar, gençleri oynatmadığı için Daum’ u yerden yere vururken, Volkan, Can, Kerim, Semih, Olcan, Gürhan’ ı takıma kazandırmaya gayret edenin de Daum olduğu gerçeğini gözardı edeceklerdi. Bu arada kendi takımlarındaki gençleri göklere çıkaranlar da daha sonraları 4-0 derbi hezimetinden sonra “Hoca hatalı, bu maça Ferhat ve Uğur ile çıkılır mı?” diye kendi çelişkilerini de itiraf edenler de aynı adamlardı.  

Planın bir parçası olarak “Fenerbahçeli” Ersun Yanal, Hakan Şükür’ ü oynatmadığı için yıpratıldı. Düşünün, bir kısım insan kendi oyuncusunu Milli Takım’ a almadığı için Dünya Kupası elemeleri olmasına rağmen A Milli Takım hocasına baskı yapabiliyor. Hemde Türkiye’ nin futboldaki kaderini belirleyecek bir durum varken! Garip ama gerçek. Sudan bir bahane ile Yanal görevden elemelerin tam ortasında alındı. Oyuncularımız elinden geleni sahada yapsa da İsviçre maçında çıkan olaylar ve elemelerdeki başarısızlık nedeniyle Bıçakçı Federasyonu baskılara dayanamıyor ve istifa ediyordu. Federasyon seçimlerinden hemen önce her nasıl olmuşsa CHP kendi elleri ile verdiği maddeyi Anayasa Mahkemesi’ ne başvurarak iptal ettirmiş, Haluk Ulusoy’ a başkanlığın yolunu yeniden açmıştı.  

Ancak bu gelişmelerden hemen önce 6alatasaray Başkanı sahneye çıkıyor, tarihte ilk kez bir barkovizyon gösterisi yaparak cımbızla seçtiği pozisyonlardan Fenerbahçe lehine çalınan düdükleri basına izletiyor, kendi lehlerine olan pozisyonlardan ise hiç bahsetmiyordu.  

Vahap Beyaz ve Mutlu Çelik skandalları ise çoktan unutulmuştu.  

Tam bu esnada kamuoyu gündemine Cavcav’ ın “Fenerbahçe PKK gibi!” yakıştırması düştü. Aslında bu demeç, federasyon seçimlerini, Devlet Bakanı ile Ulusoy arasındaki gerginliği, barkovizyon gösterisini gündemden biraz olsun uzaklaştırmış, zamanlaması ustaca ve danışıklı olarak planlanmış bir eylemdi.  

Kamuoyu Anelka’ nın faul ile attığı golün “el” ile olduğuna inandırılmaya çalışılırken, Ulusoy büyük bir tantanayla tekrar göreve geliyordu. Bütün 6alatasaraylılar sevinçten havaya uçuyor, adı bende saklı bir 6alatasaray yazarı seçim sonuçları belli olur olmaz Haluk Bey’ e huşu ve gözyaşları ile tv kameralarının önünde sarılıyordu.  

Üçgen tamamlanmıştı. Malum kulüp, TFF Başkanı ve Milli Takım hocası… Hepsinin orijini aynıydı. Bir ara Ulusoy “Terim ile birlikte çalışmayacağım.” gibi bir havaya girdiyse de, bu tavrından hemen döndü ve “Yolumuza devam ediyoruz.” dedi!  

Bu arada Fenerbahçe FB TV’ yi kurmuş ve yayıncı kuruluşa “Sen ancak maçı yayınlarsın ancak tüneller, koridorlar benim yerim, seni sokmam, buralarda eskiden olduğu gibi cirit atamazsın!” diyordu. Yayıncı kuruluş çok sinirlendi. Tv ekranlarında bir kabzımal salise hesabı pozisyonları izleyip hakemlerin yerine karar vermeye devam etti. Diğeri ona zaman zaman kafa salladı, zaman zaman da Fenerbahçe’ yi kasdederek “İşinize gelince bize muhtaç olursunuz!” tehditlerini savurdu.  

Aynı dönemde, Fenerbahçe’ nin bütçesi 15 milyon Dolar’ dan 100 miyon Dolar’ a çıkmış, muhteşem stadı açılmış, sosyal tesisleri yenilenmiş, kürek, yüzme, atletizm, boks tesisleri devreye girmiş, futbol kadrosu ise Alex, Anelka ve Appiah gibi yıldızlarla güçlenmişti.  

Fenerbahçe TV kurulmuş, Sportif A.Ş. halka arzedilmiş, Fenerium vergi rekortmeni olmuştu. Fenerbahçe maddi olarak problemlerle boğuşan rakiplerine maddi olarak fark atmaya başlamıştı.  

Tabi küfürler de yükselmişti!  

Fenerbahçe’ den bu arada sadece ufak bir talep geldi. Yanlış anlamayın, devletten bir arazi filan istemedi kulüp. Sadece Dünya’ nın önemli futbol ülkelerinde “yabancı sınırı” yoktu. İki yabancı, dört yabancı, beş artı bir filan derken altı yabancıya erişmiştik. Az yabancı ile idare etmiştik ama tarihimizde sadece iki kez Milli Takımımız Dünya Kupası’ na gidebilmişti. Sadece standartlara uygun olarak yabancı sınırının kaldırılmasını veya yükseltilmesini talep etmiştik.  

Rakiplerine maddi olarak fark atan Fenerbahçe bir yanda dururken federasyonunun asla yabancı sınırını kaldırmayacağını söyledigimi bugün gibi hatırlıyorum. Bekledigim gibi oldu. Yabancı sınırı kalkmadı. Ulusoy kürsüye çıktı ve cımbızla cektiği ve başarılarının devamını getirememiş takımların icinden sayısal örnekler vererek ne kadar haklı oldugunu anlatmaya çalıştı. Ya Arsenal’ in kadrosunda tek bir İngiliz bile olmadığından haberi yoktu ya da Schalke’ nin kaleci hariç on yabancı ile oynadığından!  

Bu arada kafama da bir soru takılmıştı. Naim, Elvan gibi sporcuların gibi örnekleri varken ve Almanya gibi bir ülke Asamoah gibi bir adamı oynatırken, acaba bu insanlar, yani futbolumuzu yönetenler Aurelio’ yu Türk vatandaşı yapıp Milli Takım forması giydirir mi? Ben bu üstün vizyon sahibi insanların bunu da yapmayacağını adım gibi biliyorum. Bu ve benzeri konuları “Türk Futbolu’ nun iyiliği”ni isteyen medyamız neden yazmaz!!! Asla anlayamam.  

Benim bu son on senede gördüklerim bunlar. Bir de demeçlerden sadece bazıları var. Birlikte bakalım;  

- 6alatasaray ile Fenerbahçe dost değildir. (Ergun Gursoy) - Federasyonda Fenerbahçeli militanlar var. (Ergun Gursoy) - Fenerbahçe haram puanlar alıyor. (Ergun Gursoy) - Fenerbahçe PKK gibi. (Cavcav) - Fenerbahçe’ yi biz kurduk. (6S Uni. Rektörü, 99 yıl sonra!) - Fenerbahçe ayak oyunları ile kazanıyor. (Atay Aktuğ) - Aziz Yıldırım’ dan nefret ediyorum. (Cavcav)  

Bir de bunlara Aziz Yıldırım’ ın sonunu gaddarca öldürülen Hallacı Mansur’ a benzeten Hıncal Uluç gibi veya Fatih Altaylı gibi Fenerbahçe Yönetimi’ nin Alex’i asla alamayacağını yazıp “yalancılıkla” suçlayan yazarları da ekleyebilrisiniz. Daha niceleri var. Hepsi taraflı, tutumu, niyeti belli insanlar.  

Bu Fenerbahçe düşmanı zihniyet en son noktayı “Fenerbahçe en sevilmeyen takım.” anketini yaparak koydu ve asıl amacını da gösterdi.  

Fenerbahçe, son on senede sporun “s”sinden bile anlamadıkları halde, hasbel kader bazı mevkilere erişmiş, fair play ve ebedi dostluk kavramlarından zerre kadar anlamayan bazı adamların, kamuoyuna yaymaya çalıştığı nefret tohumlarına rağmen, hepsini gölgede bırakacak gelişmeleri göstermiş, tesisleşmiş, kurumsallaşmış, bütçesini on misline çıkarmış duruma geldi.  

Aziz Yıldırım’ a ve Fenerbahçe’ ye edilen küfürlerin sebebide budur.  

Fenerbahçe’ nin değişimini gören ve kendini haline bakmadan kral ilan eden bazıları son kozları olan “nefret ve husumet”i, tarihlerindeki makyavelist anlayışdan aldıkları “Amaca giden her yol meşrudur!” mantığı ile kamuoyunun gözleri önünde ortaya sermektedirler.  

Açılan yakışıksız bir pankartı 4-0′ lık hezimeti unutturmaya çalışmak için kullananlar kendi açtıkları pankartları görünce bozuk musluk sesi çıkarmaktadır.  

Aynı şekilde deplasmanda tahrik edilerek joplanan ve sahaya koltuk atan Fenerbahçe taraftarı için, “Fenerbahçe’ nin sahası kapatılmalı!” diye yazan bazı kalemler kendi seyircileri koltukları Saracoğlu Stadı’ nın dışına atınca sus pus olmaktadırlar.  

Bugün, bazılarına göre dün “Allah başınızdan eksik etmesin!” dedikleri Aziz Yıldırım kötü adam, Fenerbahçe de “en sevilmeyen kulüp” olmuştur.  

Bu düşmanca düşüncelerini sezon boyunca ana avrat küfürler ile gösterenlerin tertemiz yetmiş yıllık “bir baba hindi” tezahuratına çamur attıkları gündür.  

Bu, kendilerini aristokrat ilan eden zavallı bir anlayışın mazlum edebiyatına sığındığı gündür.  

Bu, birbirlerini telefonla arayarak aynı pankartla çıkanların, başka kulüplerin şampiyonluğunu dilenen başkanların “büyüklük” sıfatını kaybettikleri gündür.  

Bu, bir filmin son sahnesidir. İstanbul Kanatlarımın Altında filmindeki gibi Hazerfan’ ın kellesini isteyen, ilerlemenin karşısına menfaatleri için duvar gibi dikilen ulema takımı dün vardı, bugün var yarın da olacak.  

Bunlar da olacak ki gerçekten iyi ve ahlaklı olmanın erdemini insanlar daha iyi anlasınlar.  

Bunlar da olacak ki, çoluğumuza çocuğumuza bu erdemleri anlatırken onlara asıl amacın “ne pahasına olursa olsun” kazanmak yada kaybetmek değil, sadece “çalışmak” olduğunu izah edebilelim.  

Serdar Tibet, Erenköy 2006

Yazı kategorisi: Pek Fazla Önemli Değil | 27 Yorum »

Kral Çıplak (Kim o kral bu yazıda anlayacaksınız)

Yazan: Free Stand Mayıs 3, 2007

 

Silahlar Toplandı
Düşmanlar bulundu
Süngüler çekildi

Dediler  bugün kral savaşacak
Dediler herkes cesurca savaşacak
Flamalar Çekildi
Tedbirler alındı
Düşmanlar göründü

Dediler bugün kral savaşacak
Herkes cesurca savaşacak

Halkım bak, kral korkak…
Kral korkak savaştı
Masumlar canlarını verdi
Ağlar gibi gülündü
Dediler kral meğer casusmuş
Dediler savaş değil, düzmeceymiş
Düşmanlar kutlandı
Ahali yutmadı
Düşmanlar kutlandı
Dediler kral meğer casusmuş
Dedilerrr, savaş değil düzmeceymiş.

 

Uzun kısa bir savaş bu
Sıradan sessiz bir film gibi
Görevim yazmak oldu
Akıtmak bendeki zehiri

Yıllar önce bir kral vardı
Kölesi olduğu düşmanları
Herşey Samsun‘da başladı
Kongreler düzenlendi
Kararlar alındı
Ülke kurtarıldı(!)

Herşey böyle başladı
Sonra baktık değerlerimiz gitmiş
Din iman yerini
Faşistliğe, laikliğe vermiş

Parasızlık nam salmış
Masumlar istiklal mahkemelerinde asılmış
Çare boyun eğmekte bulunmuş
Küçük kralcıklar,
Büyük kralcıklar
Hepsi birbirini kollar

Kralistler nerede diye sorma
Sende, bende, bizde, onda
Ülkeyi kurtaran kral olur
Kralistim diyen cebi doldurur

Kralistler kimdir diye sorma
sende, bende, bizde, onda
Patron burda, köyde ağa
Okulda hoca, evde koca
Dayı, baba, abi, ana
Kralist vardır her tarafta

Kralın kurtardığı ülkede
Doldurur seven kesesini
Free Stand görür kaybedeni
Ne zaman baksa etrafına

İTaat et biz kralistiz
Laiklikten vazgeçemeyiz
Toz kondurmayız kendimize
Aslında yok bir ülke bile
Ülkeleri biz kurtarırız!

Yazı kategorisi: Kötü Örnekler | 18 Yorum »