Özgürce Bir Yaklaşım

Dilim Sert, Gönlüm Mert!

Kasım, 2008 için Arşiv

Osmanlı Padişahları Resimleri Slayt Halinde

Yazan: Free Stand Kasım 22, 2008

Sevip saygı duyduğum biri böyle bir video çalışması yapmış. Video hoşuma gitti ve siteme ilk defa bir video ekleme kararı aldım. Video’yu izlemek için alternatifleriniz mevcut.

İsteyen http://www.ikinciabdulhamid.com/iaforum/index.php?showtopic=200&hl linkinden isteyense direk buradan izleyebilir. Seçim size kalmış.

İyi seyirler.

2:24 dakika

Yazı kategorisi: Pek Fazla Önemli Değil | » yorum bırak;

Vahdettin’e Göre Atatürk Türk Değil!

Yazan: Free Stand Kasım 18, 2008

Atatürk ve Vahdettin

Atatürk ve Vahdettin

 

VAHDETTİN’E GÖRE ATATÜRK HANGİ MİLLETTENDİ?

 

“Zampara”, “Puşt”… Meclis Başkanı Ahmed Rıza Efendi mebusları her ne kadar edeb-i lisanla konuşmaya davet etse de genel kurulun tansiyonu hiç düşmedi.  Milletvekillerinin birbirlerini sözlerle taciz ettiği genel kurulun gündeminde “zina yasası” vardı! Hepsi zinanın suç olduğunu kabul ediyordu. Tek farkları erkeğin zinası mı daha ağır suçtu, kadının mı? Gelin 100 yıl önceye gidelim; bakalım bugünle farkı var mı görelim?..

 

1908 Temmuz Devrimi (II. Meşrutiyet) sonucu yapılan seçimlerin ardından Meclis-i Mebusan 27 Aralık 1908’te açıldı.

 

Üç yıl görev yapacak Meclis-i Mebusan hukuk alanında da devrim niteliğinde düzenlemeler yapmak için çalışmalara başladı. .

 

Ceza Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştiren yasa tasarısı Meclis Adliye Encümeni’nden geçip meclis genel kuruluna geldi.

 

Değiştirilmesi istenen maddelerden biri de zinaya ilişkin olan 201’inci maddeydi. Zina maddesi dört fıkradan ibaretti.

 

ZİNA MADDELERİ

 

-Zina yapan kadın hakkında soruşturma açılması; eğer evliyse eşi; evli değilse velisinin şikayetine bağlıydı. Zina sabit görülürse kadın 3 aydan 2 yıla kadar hapsedilecekti.

 

-Şikayetçi olan koca veya veli davadan vazgeçer ya da mahkeme sırasında vefat ederse dava düşecekti. Kocası kadınla evlenirse dava yine düşerdi.

 

-Kadının zina yaptığı erkek evliyse, 3 aydan 2 yıla kadar; evli değilse 1 aydan 1 seneye kadar hapis cezasına çaptırılacaktı. Ayrıca her iki durumda da 5 Osmanlı altınından 100 Osmanlı altınına kadar para cezası verecekti. Ancak bu durumun kanıtlanması için suçüstü veya bir Müslüman’ın evinde yakalanılmasını ya da erkeğin kendi tarafından yazılmış mektuplarının bulunması şart koşuluyordu.

 

-Erkek karısıyla birlikte oturduğu evde zina yapmayı alışkanlık edinmişse 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve 5 Osmanlı altınından 100 Osmanlı altınına kadar para cezası öngörülüyordu.

 

“ALLAH GÖSTERMESİN”

 

Zina yasa tasarısının görüşülmesine 18 Nisan 1911 günü, Ahmed Rıza Bey’in başkanlığında Meclis-i Mebusan’da başlandı.

 

İlk sözü alan Halep Mebusu Artin Boşgezenyan, Hüseyin Üzmez vakasında da ortaya çıkan bir gerçeğin altını çizdi: Bu ceza erkekleri koruyor!

 

Sözleri sürekli laf atmalarla kesilen Artin Efendi şöyle konuştu:

 

“Kanun aslında erkeğe diyor ki, ‘Ey birader, biz senin kıymetini biliyoruz. Her ne kadar biz sana ceza verir gibi gözüksek de sen bundan korkma. Ama dikkatli ol sakın kendi evinde yapma. Ama ola ki bir kere yaptın ziyanı yok, fakat bunu adet edinme. Yani metres tutma, çiçekten çiçeğe kon.’”

 

Artin Efendi erkeğin kollandığını belirtikten sonra, “farz ediniz ki Meclis-i Mebusan kadınlardan teşekkül etse” demesiyle salondan bir kahkaha yükseldi. Kütahya Mebusu Cemal Bey, “Allah o günleri göstermesin” diye laf attı.

 

Artin Bey yine sözlerini sürdürdü:

 

“Bu gök kubbenin altında her şey olur efendim. Kadınlar meclise gelseler ve bu yasadaki kadınların yerlerine erkekleri, erkeklerin yerlerine kadınları yazsalar; siz buna ne dersiniz? Zannederim ki ‘bu gayet haksızdır’ dersiniz. Bu nedenle kadınların hukukunu korumalıyız efendim.”

 

Daha sonra kürsüye gelen Şebinkarahisar Mebusu Mustafa Hayri Efendi, kadınların ve erkeklerin eşit ceza almalarına karşı çıktı; “kadınlar daha ağır ceza almalıdır” dedi. Ayrıca, zina kovuşturmasının sadece eş ve veli şikayetine bağlı olmasının kocasız ve velisiz kadınları yasa kapsamı dışına bırakacağını söyledi.

 

Bingazi Mebusu Mansur Paşa, ayetlerden alıntılar yaparak başladığı konuşmasında, iffetin korunmasının sorumluluğunun erkekten çok kadında olduğunu belirterek, “bu nedenle kadınlara daha çok ceza verilmesi gerekir” dedi.

 

“ZAMPARA”… “PUŞT”…

 

İpek mebusu Hafız İbrahim’in kadınlardan yana çıkan konuşması yine genel kurulu karıştırdı.

 

“Kadınları baştan çıkaran erkeklerdir. Bugün bir kadının aklı başında bir erkeği olursa, hiçbir vakitte fenalığa bulaşmaz. Fakat namussuz alçak bir erkek, kendi zevcesini evinden bırakıp Beyoğlu’nda sabaha kadar sürterse, kadıncağız da bir zamparayı evine almaya mecbur kalabilir. Bir erkek bütün gün Beyoğlu’nda zamparalıkta bulunursa ona ceza yok. O kadın ne yapsın?”

 

Bu sözü duyan mebusların büyük çoğunluğu hep bir ağızdan bağırıp çağırarak itiraz ettiler. Kimi mebuslar kürsüye yürümek istedi.

 

Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey mebusları sakin olmaya çağırdı. Hafız İbrahim Efendi’yi de daha dikkatli konuşması için uyardı:  “Lütfen edeb-i lisanla konuşunuz. Bu kürsüye, meclise yakışmayacak sözler sarf etmeyiniz.”

 

 Konya Mebusu Mehmed Vehbi Efendi, Artin Efendi ve İbrahim Efendi’nin sözlerini eleştirerek, kadınların dışarıda erkeklerini kontrol etmesi gibi bir durumun asla mümkün olamayacağını söyledi.

 

ERKEK İKTİDARI

 

İstanbul Mebusu Kirkor Zohrab da genel kurulu hareketlendiren bir konuşma yaptı. “Bu cürümde en büyük kabahat erkeklerindir” deyince salon yine ayaklandı.  Sataşmalar üzerine Kirkor Zohrab, “bu tahammülsüzlüğünüzün nedeni, erkeklerin zorla kadınlar üzerinde egemenliğini muhafaza etmesinden kaynaklanıyor” dedi.

 

En çok laf atan Kengiri Mebusu Mehmed Tevfik söz alarak kürsüye çıktı. Hiçbir Osmanlı ferdinin Zohrab Efendi’nin bakış açısına ve düşüncelerine iştirak etmeyeceğini söyleyerek, konuyu “dinsel farklılıklar” meselesine getirmek istedi. Müslümanlar’ın Ermeni ve Rum gibi Hıristiyanlarla bu konuda ayrı olduğunu belirtti. “ Müslüman erkekler mümtaz bir mevkidedir ve bu mevki-i hiçbir vakit terk etmeyeceklerdir.”

 

Serfice Mebusu Yorgo Boşo Efendi, soruşturma açılması hakkının sadece erkeklere tanınmasını eleştirdi. Ayrıca, erkeklerin rezil olmamak için şikayette bulunamayacağını da belirtti.

 

Son olarak söz alan Sinop mebusu Hasan Fehmi Efendi konuşmasına zinanın İslam şeriatındaki yeri hakkında geniş açıklamalar yaparak başladı. Bırakın kadının zina hakkındaki şikayetçi olup olmamasını, kadın böyle bir davada tanık olarak bile dinlenmemesi gerektiğini söyledi.

 

Tartışmalar uzayınca Meclis Başkanı yeterlilik önergesini oylamaya sundu. Kabul edildi. Yasa tasarısı da yapılan oylamada hiçbir fıkrası değiştirilmeden kabul edildi.

 

Sonuçta; aradan 100 yıl geçse de, yasaları erkekler yaptığı sürece, adına ister zina davası, ister taciz- ister tecavüz davası deyin korunan hep “Hüseyin Üzmezler” olacaktır!

 

 

 

VAHDETTİN’E GÖRE ATATÜRK HANGİ MİLLETTENDİ?

 

Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Sultan Vahdettin’in gönderdiği tezi yine medyada yer almaya başladı. Bu sözleri sadece saltanat ve hilafet özlemi çeken medya dile getirmiyor. Peki, gerçek böyle mi? Gerçeği bulmanın tek yolu var; belgeler! Gelin İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivleri’ndeki bir belgeye göz atalım. Bakalım Vahdettin, ulusal mücadele için ne diyor; Atatürk’ün hangi milletten olduğunu söylüyor?

 

Public Record Office, Foreign Office Archives (Devlet Arşiv İdaresi, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivleri)  406/45’te kayıtlı; İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’dan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord George Curzon’a gönderilen; 23 Mart 1921 tarih ve 300 numaralı belge:

 

 “Efendim,

 

22 Mart tarih ve 199 numaralı telgrafıma atfen, 21 Mart’ta, Fransız ve İtalyan meslektaşım ve bendenizin, Sultan Vahdettin tarafından sırayla huzura kabul edildiğimizi bildirme şerefine nailim.

 

Sultan’ın benimle, daha ayrıntılı olarak görüşmeyi arzuladığını anladım. Ayağıma kadar gelen bu fırsatı, Londra Konferansı’nın sonucunu meslektaşlarımıza arz etmek suretiyle değerlendirdim ki; teklif edilen antlaşmanın (Sevr) Türkiye tarafından kabulü, bizim almamız için beklememiz gereken Sultan’ın desteğine bağlıdır.

 

Sultan beni iki saat onbeş dakika tuttu. Mr. Ryan bana eşlik ediyordu. Sultan yine, bir başka kişinin huzurda hazır bulunmamasını tercih etti. Maiyetinde çalışan memura kabulden önce yol verdi ve Mr. Ryan’dan tercümanlık yapmasını rica etti.

 

Sultan başlıca fikirlerini açıklarken umumiyetle olduğundan bile daha açık ve kesin ifadeliydi. Fakat söylediklerini tekrar ediyor ve sık sık duraksıyordu. Bu yüzden elinizdeki belge görüşmenin tam sırasını gayretinde bulunmadan, konuşulanları her boyutuyla izlemenizi sağlayacaktır.

 

Sultan kendisine ve mevkiine gösterilen hürmetten ötürü minnettarlığını ifade etti. Mamafih, Anadolu’da durumun malum olduğunu söyledi: ‘Bir avuç çeteci tam bir nüfuz kurmuşlar. Sayıları azdır fakat genellikle boynu bükük, mahcup ve fakir oluşlarından istifade ederek, bu zavallı millet üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. Bunların gücü, sayıları 16 bine varan asker ve gelecekteki kişisel çıkarları için onlara omuz veren subaylardan ibarettir.’

 

Sultan, Bekir Sami Bey gibi bir adamın makul olduğunu ancak onu Londra’ya gönderenlerin büsbütün aşırı milliyetçi olduklarını belirtti.

 

Ben Londra görüşmelerinin ülkedeki iyi niyetli tüm unsurları, Sultan’ın rehberliği altında birleştirip canlandırılabilecek yeni bir yapı oluşturduğu ümidimi ifade ettim.

 

Sultan temelde aynı fikirde olduğunu, ancak ayrıntılar konusunda hemfikir olmadığını söyledi: Ankara liderleri, bu memlekette hiçbir dikili kazığı olmayan adamlardır; bu memleketle ne kan ne de bir başka bağları vardır. Mustafa Kemal kökeni belli olmayan Makedonyalı bir devrimcidir. Kanı herhangi bir şey, örneğin, Bulgar, Yunan veya Sırp olabilir. O daha çok bir Sırp’a benziyor.

 

Bekir Sami Çerkez’dir. Onların hepsi aynı; Arnavutlar, Çerkezler, Türk hariç her şey. Aralarında gerçek Türk yoktur. Gerçek Türkler özüne sadıktır ancak, kendi esirliğinin hikayesi gibi hayali yalanlarla Türkler sindirildi, aldatıldı…”

 

 

 

Soner Yalçın

 

Odatv.com

Kaynak: odatv.com/index.php?id=14001

Yazı kategorisi: Gündem, Hayata Dair | 80 Yorum »

Ahmet Altan ve Atatürk

Yazan: Free Stand Kasım 10, 2008

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

Tabii ki insanlar saçmalayabilirler.
Ama saçmalığı bir ideoloji haline getirip “herkes bu saçmalığı tekrarlamak zorunda” dediğiniz zaman sorun da başlamış demektir.
Can Dündar’ın “Mustafa” filmi fevkalade ciddi bir saçmalama yarışı başlattı.
Filmle ilgili şöyle eleştiriler okudum:
“Atatürk’ü kısa göstermiş.”
Eee, ne olmuş?
Uzun boylu muydu Mustafa Kemal?
Yoo, kısa boylu, ince sesli bir adamdı.
Onun bu fiziksel özellikleri, onun yaptıklarını ya da yapmadıklarını değiştirir mi?
“Atatürk’ü içki içerken gösteriyordu,” diyorlar.
İçmiyor muydu?
Sıkı içiciydi ve içiyordu.
Ne var bunda?
Tabii filmle ilgili asıl söylemek istedikleri şu:
“Atatürk’ün insani zaaflarını gösteriyor.”
Yok muydu Atatürk’ün insani zaafları?
Vardı ve çoktu.
Kimin yok ki?
Hepimizin var.
Mesele tam da burada işte.
“Atatürk sıradan fanilere benzeyemez, benzetilemez, o bizler gibi değildir.”
“Onun insani zaafları olamaz.”
Türkiye’nin çok önemli kilitlerinden birini çözecek soru burada karşımıza çıkıyor işte.
“Neden Atatürk’ü insanüstü biri gibi anlatmak istiyorsunuz bize?”
Niye onun önemli bir lider, tarihte yerini almış bir şahsiyet olması yetmiyor da, ona “tanrısal” bir görüntü yüklemek istiyorsunuz?
Bir insanı, bütün insani zaaflarından soyarak tanıtmak, ona bir tür “dinî dokunulmazlık” sağlamaya uğraşmak, “laiklikle” ne kadar bağdaşır, o da ayrı bir soru.
Her dinden insan için “peygamberi” kutsaldır, buna rağmen peygamberlerle ilgili filmler yapıldı.
Hatta Hıristiyanlar kendi peygamberleriyle dalga geçen filmler bile çektiler.
Bizde ise, Atatürk’e, neredeyse “peygamberlerin” bile sahip olmadığı bir “tanrısallık”, bir dokunulmazlık yüklemeye uğraşıyorlar.
Neden yapıyorlar bunu?
Çünkü Atatürk, bu ülkenin yaşadığı birçok çarpıklığın, çürümüşlüğün sorgulanmasını önleyen bir kalkan gibi kullanılıyor birçokları tarafından.
Atatürk’e “tanrısal” bir statü verip, onun arkasına saklanıyorlar.
Şu anda, halkı tarafından böyle algılanan ve böyle algılanması için çaba gösterilen bir tek “lider” var.
O da Kuzey Kore’nin yöneticisi.
Doğrusu ya, Atatürk’ün o adama benzetilmek isteyeceğini de hiç sanmıyorum.
Kendi yaptıklarını Atatürk’ün arkasına saklanarak yapmak isteyenler, saçmalıklarını gittikçe artırıyorlar.
Ne İskender, ne Napolyon, ne Lenin, ne Washington kendi halkları tarafından böyle değerlendirilmiyor.
Değerlendirilmemesi de gerekir.
Bu insanlar, özel yetenekleri olan liderlerdi.
Ama hepsinin de zaafları vardı.
O zaafların açıkça bilinmesine, söylenmesine rağmen hâlâ saygı görürler, halkları, insanları onları zaaflarıyla sever ve saygı gösterir.
Ya da sevmez ve saygı göstermez.
Atatürk bir diktatördü.
Bunu kendisi bizzat Fethi Okyar’a da söylemişti.
Katı bir adamdı.
Muhaliflerine karşı çok sertti.
Çok ihtiraslıydı.
Bir asker olarak kendisini çok mutlu edecek kadar büyük başarılara sahip değildi ve yaşadığı dönemde onu en çok kızdıran eleştirilerden biri “bir meydan savaşını bizzat kazanmamış olduğunun” söylenmesiydi.
Buna karşılık olağanüstü iyi bir örgütçü, dengeleri her zaman çok iyi gözeten yetenekli bir politikacıydı.
Kendi ilkeleri yoktu, duruma göre görüşlerini değiştirirdi, pragmatikti.
Kendine ait bir kuramı, derinliğine kapsamlı bir fikir sistemi bulunmuyordu.
“Bu, Mustafa Kemal’in kendi fikriydi, daha önce hiç söylenmemişti” diyebileceğiniz tek bir fikir bile bulamazsınız zaten.
Batılı bir hayat tarzını Türkiye’ye getirmek isterdi.
Ve o Batılı ülkeyi de kendisinin yönetmesini isterdi.
Bir asker olduğu için “emirlere” inanırdı.
Klasik Batı müziğini bile Türk köylüsüne emirle sevdirebileceğini sanmıştı.
Denemişti.
Bunu “iyi niyetli” bir şekilde yapmıştı, çünkü Sofya’da, Selanik’te, Berin’de gördüğü hayatın Türkiye’de de yaşanmasını istiyordu.
Sadece o hayatın nasıl şekillendiğini, hangi aşamalardan geçilerek o noktaya gelindiğini bilmiyordu.
Zorla şapka giydirip, zorla müzik dinleterek Batılı bir toplum yaratabileceğini sanıyordu.
Yaratılamazdı, yaratamadı.
Ama Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi örgütledi, cumhuriyeti kurdu.
Liderliği ile ülkenin önemli bir dönemeçten geçmesini sağladı.
Bu gerçek değişmez.
Atatürk’ün zaafları bulunan bir insan olduğu gerçeği de değişmez.
Onun kurduğu cumhuriyetin hâlâ demokratikleşemediği gerçeği de değişmez.
Zaten gerçekleri değiştirmeye değil, o gerçekleri görmeye ihtiyacımız var.
O gerçekler görüldüğü zaman Atatürk’ün ne değeri eksilir ne de değeri artar, sadece onun arkasına saklananların asıl yüzü ve amaçları ortaya çıkar.
Esas korktukları da bu, onun için bu kadar saçmalıyorlar zaten.

Kaynak: http://www.taraf.com.tr/makale/2531.htm

Yazı kategorisi: Gündem, Hayata Dair | 3 Yorum »

Barack Obama Kimdir?

Yazan: Free Stand Kasım 5, 2008

Barack Obama

Barack Hussein Obama
Doğum tarihi 4 Ağustos 1961
Doğum yeri Honolulu, Hawaii, ABD
Eğitimi Columbia Üniversitesi
Harvard Üniversitesi
Mesleği siyasetçi, senatör, avukat.

Barack Hussein Obama (d. 4 Ağustos 1961) ABD Senatosu’nda İllinois eyaletini temsil eden iki senatörden biridir ve 4 Kasım 2008′de yapılan 2008 ABD başkanlık seçimleri’nde ABD’nin 44. devlet başkanı seçilmiştir.

 

 

Yaşamı

Barack Obama 4 Ağustos 1961 tarihinde ABD’nin Hawaii eyaletindeki Honolulu kentinde Kapiolani Tıp Merkezi’nde dünyaya geldi. Kendisiyle aynı adı taşıyan babası Kenya’nın Siaya Bölgesi’ndeki Nyang’oma Kogelo yerleşim yerinde doğmuş ve büyümüş bir Kenyalıydı. Annesi Ann Durham ise Kansas eyaletinin Wichita kentinde doğmuş ve büyümüş bir Amerikalıydı. Obama’nın anne ve babası, babasının yabancı öğrenci olarak geldiği Hawaii’de tanıştı ve evlendi. Yeni evli çift Obama 2 yaşındayken boşandı. Babası Boston’a giderek Harvard Üniversitesi’nde doktora yaptı ve 1965 yılında Kenya’ya geri döndü. Annesi ise gene bir yabancı öğrenci olan Endonezyalı Lolo Soetoro’yla ikinci bir evlilik yaptı. Obama’nın hem babası, hem de üvey babası Müslüman kökenli ailelerden gelen fakat fazla dindar olmayan kişilerdi.

Barack Obama ve eşi Michelle Obama

Annesi ve üvey babasıyla birlikte Endonezya’ya taşınan Obama 6-10 yaşları arasında Cakarta’da ilkokul öğrenimi gördü. Sonra Honolulu’ya geri dönerek 1979 yılında liseyi bitirene kadar anneannesi ve dedesiyle yaşadı. Liseden sonra Los Angeles’teki Occidental College’de üniversitenin ilk iki sınıfını okudu. Sonra New York’taki Columbia Üniversitesi’ne geçiş yaparak 1983 yılında Siyasal Bilimler bölümünden mezun oldu. 1988 yılında Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Harvard Üniversitesi’ndeyken öğrenciler tarafından yayınlanan prestijli “Harvard Law Review” dergisinin yayın işleri müdürlüğünü yapan ilk Afrikalı-Amerikalı oldu. 1991 yılında avukatlık diplomasını aldı.

Obama anne ve babası boşandıktan sonra babasını sadece bir kez ABD’ye olan ziyareti sırasında 1971 yılında gördü. Yaşamının geri kalan kısmını Kenya’da geçiren babası Ruth Ndesandjo ile evlendi ve 1982 yılında Nairobi’de bir otomobil kazasında öldü. Annesi ise 1972 yılında ikinci eşinden ayrılarak Endonezya’dan ABD’ye geri döndü. 1992 yılında Hawaii Üniversitesi’nden antropoloji dalında doktora kazandı. 1995 yılında rahim kanseri’nden öldü. Obama’nın anne tarafından 1 tane üvey kardeşi, baba tarafından ise 7 tane üvey kardeşi vardır.

Barack Obama 1989 yılında Michelle Robinson’la tanıştı. 3 Ekim 1992 tarihinde evlenen çift 1998 ve 2001 yıllarında doğan iki kız çocuk sahibi oldular. 1964 doğumlu Michelle Obama eşi Barack Obama gibi Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu bir avukattır. Obama çifti Protestan Hristiyandır ve United Church of Christ mezhebine üyedirler.

 

 

Siyasi yaşamı

Obama’nın ABD Senatörü sıfatıyla 2005 yılında Rusya’ya yaptığı ziyareti sırasında çekilmiş resim

Obama avukatlık diplomasını aldıktan sonra 1992 yılından itibaren 12 yıl süreyle Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa hukuku dersleri verdi. Avukatlık firmalarında çalıştı, çeşitli yardım dernekleri ve vakıflarda görev yaptı. 1996 yılında İllinois’in eyalet senatosuna seçilerek siyasete ilk adımını attı. 1998 ve 2002 yıllarında iki kez tekrar eyalet senatosuna seçildi. 2000 yılında ABD Temsilciler Meclisi’ne girmek için Demokratik Partinin ön seçimlere katıldı ama başarılı olamadı. 2004 tarihinde adaylığını koyduğu ABD Senatosu’nuna % 70′lik bir oy çoğunluğu almak suretiyle seçildi.

Obama’nın ABD’de ilk defa ülke sahnesine çıkması 2004 ABD başkanlık seçimleri sırasında Boston’da toplanan Demokratik Parti kurultayında yaptığı ve ülke çapında televizyonda canlı olarak yayınlanan konuşması sayesinde olmuştur. Obama Senato’daki hizmet döneminde Senato Dışişleri Komisyonunda görev yaptı. Doğu Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika’ya resmi ziyaretlerde bulundu. Filistin cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’la buluştu. Kenya’da Nairobi Üniversitesi’nde bir konferans verdi. ABD Senatosu’nda henüz 6 yıllık ilk dönemini tamamlamamışken 10 Şubat 2007 tarihinde 2008 ABD başkanlık seçimlerine Demokratik Parti’den adaylığını koyduğunu açıkladı[1].

 

2008 ABD başkanlık seçimleri

Ana madde: 2008 ABD başkanlık seçimleri

Obama’nın başkanlığa adaylığını koyduğunu ilan ettiği miting

Barack Obama’nın yanısıra Demokratik Parti içindeki başkanlık ön seçimlerine adaylığı koyan siyasetçiler arasında Hillary Clinton, John Edwards, Joe Biden, Christopher Dodd ve Bill Richardson gibi birçok tanınmış siyasetçiler bulunmaktaydı. Özellikle aday adayları arasındaki New York senatörü Hillary Clinton eski ABD başkanı Bill Clinton’un eşi olarak çok tanınmış bir siyasetçiydi ve 2007 yılı boyunca Demokratik Parti içinde en şanslı aday olarak görülmekteydi.

ABD başkanlık seçimleri’nde iki büyük partiyi temsil edecek başkan adayı her eyalette ayrı ayrı ve değişik tarihlerde yapılan ön seçimlerle belirlenmektedir. Bu ön seçimlerden ilki Iowa eyaletinde 3 Ocak 2008 tarihinde gerçekleşti. Barack Obama’nın bu eyalette beklenmedik bir başarı elde ederek seçimi kazanması Hillary Clinton’un adaylık şansını olumsuz yönde etkiledi. Ancak Clinton 5 gün sonra New Hampshire eyaletindeki seçimleri kazanarak yarışı sürdürdü. 2008′in Ocak ayı boyunca Demokratik Parti içinde Hillary Clinton ve Barack Obama dışındaki bütün adaylar birer birer adaylıktan çekildiklerini ilan ettiler.

Ön seçim takvimine göre 5 Şubat 2008 günü 20 eyalette aynı anda yapılacak Süper Salı seçimleri kritik bir önem taşımaktaydı. Ancak Süper Salı gününde kazanılan oylar iki aday arasında eşitliği bozmadı. Ön seçimler diğer eyaletlerde devam etti. Zamanla Obama’nın Clinton’a kıyasla az bir farkla öne geçtiği gözlendi. Buna rağmen Haziran ayına kadar adaylık yarışı başa baş devam etti. Hillary Clinton Obama’yı sonuna kadar az bir farkla takip ediyordu. Ancak ön seçimler 3 Haziran 2008 tarihinde South Dakota ve Montana eyaletleriyle tamamlandıktan sonra Hillary Clinton’un Obama’nın açtığı bu küçük farkı kapatamayacağı anlaşıldı. Barack Obama Demokratik Parti’nin 2008 ABD başkanlık seçimlerindeki adayı olarak ilan edildi. Böylece Obama ABD tarihinde iki büyük partinin birinden aday gösterilmiş ilk Afrikalı-Amerikalı aday olma özelliğini kazanmış oldu.

Joe Biden ve Barack Obama bir seçim mitinginde

Demokratik Partinin kurultayı 25-28 Ağustos 2008 tarihleri arasında Colorado eyaletinin Denver kentindeki Pepsi Center’da yapıldı[2]. Barack Obama 28 Ağustos gecesi canlı yayınla aktarılan konuşmasında Demokratik Parti’nin adaylığını resmen kabul etti. 1 hafta sonra Minnesota eyaletinin St. Paul kentindeki XCel Energy Center’da yapılan Cumhuriyetçi Parti kurultayında Arizona senatörü John McCain’in başkan adaylığını onaylandı[3]. Böylece 2008 ABD başkanlık seçimleri kampanyası resmen başlamış oldu.

Barack Obama ve John McCain 26 Eylül- 15 Ekim tarihleri arasında televizyon kameraları önünde 3 defa münazara yaptılar. Seçim kampanyası sırasında ABD gündemi 2008 Ekonomik Kriziyle sarsıldı. Irak Savaşı ve Terörizm gibi konular arka plana itildi. Obama McCain’in Cumhuriyetçi Partili başkan George W. Bush’un başarısız ekonomik siyasetlerini devam ettireceğini öne sürdü. McCain ise Obama’nın küçük esnafın gelir vergilerini arttıracağını iddia etti.

Yazı kategorisi: Gündem, Hayata Dair | » yorum bırak;

Hugo Rafael Chávez Frías, Obama’ı Tebrik Etti!

Yazan: Free Stand Kasım 5, 2008

Chavez

Chavez

05 Kasım 2008 13:33
Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in, ABD Başkanlık seçimlerini kazanan Barack Obama’yı kutlayarak, ABD ile “yeni ilişkilerin” kurulması isteğini dile getirdi.

Dışişleri Bakanlığının bildirisinde, “Amerikalılar için umut günü olan bu günde, Venezuela halkı adına Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD halkını ve büyük zaferinden dolayı, seçilmiş Başkan Barak Obama’yı kutluyor” denildi. Bildiride, Chavez’in “bu tarihi seçimin Washington’la yeni ilişkilerin başlangıcını gösterdiğine inandığı” belirtildi.

-HILLARY CLINTON-

Demokrat Parti’de başkan adaylığı seçimini Obama’ya karşı kaybeden New York Senatörü Hillary Clinton da Amerikalıları Obama’yı seçtikleri için kutladı ve kendisine tam destek sundu.

Bayan Clinton yaptığı açıklamada, “Amerikan seçmeni, sessiz, kendi başına gerçekleştirdiği bir vatandaşlık hareketi ile kendi umut ve değerlerini dile getirdi ve değişime oy verdi, artık daha fazla görünmez olmayı reddetti” dedi.

Avustralya Başbakanı Kevin Rudd ise Obama’nın başkan seçilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve “Obama, Martin Luther King’in rüyasını gerçekleştirdi” diye konuştu.

Rudd, “Martin Luther King 25 yıl önce, kadın ve erkeklerin, derilerinin renklerine göre değil, kişiliklerine göre yargılanmasını düşlemişti” dedi ve Obama’nın ABD’deki başkanlık seçimiyle bu rüyayı gerçekleştirdiğini söyledi.

Rudd, “Senatör Obama’nın umut mesajı, yalnızca Amerika’nın geleceği için değil, aynı zamanda dünya için bir umut mesajı. Şu anda dünya birçok bakımdan geleceğinden endişeli” açıklamasını yaptı.

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yardımcısı Ali Ağa Muhammedi de ABD’de seçilen başkanın, politikalarda değişiklikler vaat ettiğini belirterek, Obama’nın seçim kampanyasında verdiği sözleri yerine getirmesi halinde İran ile ABD arasındaki ilişkilerde iyileşme kapasitesinin doğacağını söyledi.

Güney Afrika Devlet Başkanı Kgalema Motlanthe de başarısından gurur duyan ülkesinin Obama ile birlikte daha iyi bir dünyanın yaratılması için ikili ve çok taraflı zeminlerde verimli ilişki kurmak istediğini belirtirken, Endonezya Devlet Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono, ülkesinin, ABD’nin yeni liderlik döneminde, ABD’deki finansal durumun tetiklediği küresel mali krizin üstesinden gelinmesi için gerçek bir eylemde bulunması ve krizin karşısında durmasını umduğunu ifade etti.

ABD’de başkanlık seçimini Barack Obama’nın kazanması, Pakistan’da da umutları besledi. Pakistan’da analizciler, yeni başkanın döneminde ABD’nin, terörizmle mücadelede müttefikine karşı daha az zorlayıcı olacağını ve kısa süre önce sivil demokrasiye geçen ülkeyi destekleyeceğini düşünüyor. Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani, Obama’nın zaferinin bölgesine barış ve istikrar getirmesini umduğunu söyledi.

Gilani, Obama’yı tebrik ettiği konuşmasında, ”Sizin yönetiminizde ABD’nin insanlık için bir barış ve yeni fikirler kaynağı olmaya devam etmesini temenni ediyorum” ifadesini kullandı. Gilani, Başkan Obama’nın iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin yollarının görüşülmesi için yeni fırsatlar yaratmasını umduğunu da sözlerine ekledi.

Pakistan’da halk ise konuya şüpheli yaklaşıyor. Multan kentinde elektrik tesisatçısı olan 26 yaşındaki Hafız Muhammed Eşref, “Obama ya da herhangi başka birinin seçilmesi fark yaratmaz çünkü aynı Müslüman, İslam karşıtı politikalara sahipler” dedi.

İslam dünyasının tek nükleer gücü olan Pakistan, Bush yönetiminin ”teröre karşı savaşında” ABD’nin en önemli müttefiklerinden biri olma özelliğini taşıyor. Bununla birlikte son dönemde ABD’nin Pakistan topraklarında Taliban ve El Kaide mevzilerine bir dizi füze saldırısı düzenlemesi iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratıyor.

 

 

AA

Yazı kategorisi: Gündem | » yorum bırak;

Obama Dünya’ya Neler Vaad Etmişti?

Yazan: Free Stand Kasım 5, 2008

Barack Obama
Barack Obama

 

05 Kasım 2008 07:15
Obama, ABD Ordusunu Irak’tan çekmek başta olmak üzere seçildiği takdirde yapacağı pek çok vaad etmişti. O vaatler nelerdi, dünya nasıl değişecek?

ABD’nin yeni başkanı olarak seçilen ve halka “değişim” vaat eden Barack Obama’nın, seçim kampanyası sırasında gerek kendi ülkesinde, gerekse uluslararası çapta önemli olan vaatleri, 5 ana başlıkta toplanıyor.

Reuters’ın analizine göre Obama’nın vaatleri ve seçilmesinin olası sonuçları şunlar olabilecek:

1. Obama, Irak’taki askerleri belirli bir düzen içerisinde çekmeyi, bu ülkedeki ABD askerlerini, her ay 1 tugay olmak üzere tamamen çekmeyi ve Afganistan’a daha fazla asker kaydırmayı vaat etmişti. Demokratlara oy veren seçmen, bu vaadini yerine getirmesi için Obama’ya baskı yapabilecek. Ancak Obama, son gelişmeleri, özellikle ABD’nin Irak’taki  varlığının son aylarda sağladığı kazanımları dikkate alarak, bu vaadini yerine getirme konusunda yavaş davranabilir.

2. Obama, 20 Ocak 2009′da görevini devralacak. ABD ekonomisinde halkın tüketim harcamalarının arttırılarak ekonomik durgunluğa karşı mücadele edilmesini amaçlayan “ikinci teşvik paketi” bu tarihe kadar Başkan George Bush yönetimi ve Kongre tarafından yasalaştırılmazsa, Obama ve Kongre’deki demokratlar paketi geçirebilir.

3. Obama, kredi krizi içerisinde bulunan ve bu yüzden Wall Street’te hisse senetlerinin zayıflamasına, halkın emeklilik fonlarının değer kaybetmesine yol açan finans sektöründe yeni düzenlemeler için muhtemelen bir dizi adım atacak. 

4. Obama, yıllık geliri 200 bin doların altında olan Amerikan vatandaşlarına vergi indirimi vaat etmişti. Bu kesim, toplam vergi mükelleflerinin yüzde 95′ini oluşturuyor. Obama, yıllık geliri 250 bin doların üzerinde olanların vergilerini ise arttıracağını söylüyordu. Ancak Obama ve Kongre’deki Demokratlar bu vaatlerinden kısmen geri adım atabilir. Vaatlerde belirtilenden daha küçük bir kesimin vergilerinde indirim, vaatlerde belirtilenin daha fazla bir kesimin vergilerinde ise arttırıma gidebilir.

5. Obama başkan seçilirse, ABD karşıtlığı ile tanınan devletlerin liderleriyle önkoşulsuz olarak görüşmeyi arzuladığını belirtmişti. Bu ülkelere örnek olarak İran, Küba ve Venezuela sayılabilir. Ancak Obama’nın bu ülke liderleriyle görüşmesi, ABD’nin bu ülkelerle diplomatik trafiği yoğunlaştırdığı oranda anlamlı olabilecek.

(aa)

Yazı kategorisi: Gündem | 2 Yorum »

Dünya Basınında Obama’nın Zaferi

Yazan: Free Stand Kasım 5, 2008

obama
obama

05 Kasım 2008 13:31
ABD’de dün yapılan seçimlerin ardından Demokratlar’ın adayı Barack Obama’nın başkan seçilmesini dünya basınında geniş yankı buldu. Dünya basınından maşetler:

 

ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times (NYT), Demokrat Partili Senatör Barack Obama’nın ABD’nin 44. başkanı seçilmesinin bir başlangıç olduğunu belirterek, ülkenin karşı karşıya olduğu sorunların tek bir kişinin ya da tek bir siyasi partinin kendi başına çözebileceği sorunlar olmadığını yazdı.

Gazetenin internette yayınlanan başmakalesinde, Obama’nın seçim başarısının ”kesin ve ezici” olduğu kaydedilerek, Obama’nın ABD’de yönetimin vatandaşlarını korumadaki başarısızlığını gördüğü ve bu yüzden seçildiği görüşü savunuldu.

Obama’nın her sorunu çözmeye çalışan bir hükümet yerine vatandaş olarak bireylerin tek başlarına yapamayacaklarını yapan bir yönetim önerdiğini yazan gazete, Obama’nın ekonomiyi adil ve kurallara uygun biçimde düzenleyecek, havayı temiz, gıdayı güvenli tutacak, sağlık hizmetlerine ulaşımı garanti altına alacak ve küreselleşen dünyada çocukların iyi eğitim görmelerini sağlayacak bir yönetim kurmayı istediğini belirtti.

Bu kapsamda ABD’de acil olarak ilgilenilmesi gereken sorunlar olduğunu kaydeden gazete, Amerika’da on milyonlarca insanın ve çalışan yoksul kesimin çocuklarının sağlık sigortasından yoksun olduğunu, çok sayıda Amerikalının da hem işini, hem sağlık sigortasını kaybetme korkusu yaşadığını vurguladı. Gazete, bu kapsamda vatandaşların ”korunması” gerektiğini belirtti.

”Annesi beyaz, babası siyahi olan ve zengin olmayan büyükanne ve büyükbabası tarafından büyütülen Barack Hussein (Hüseyin) Obama isimli bir Amerikalının 44. ABD başkanı olarak seçilmesinin” tarihi önemi olduğunu belirten gazete, Obama’nın tahminlerin aksine önce ”başkanlığı çok fazla isteyip yolunu şaşıran Hillary Clinton’u” ardından da ” kızgınlık ve korkuya dayalı bir kampanya izleyip ilkelerini terk eden John McCain’i” yendiğini kaydetti.

Obama’nın, Cumhuriyetçi yönetimin başarısız ekonomik politikalarını açıkça gözler önüne serdiğini belirten gazete, yeni başkanın söz verdiği gibi Irak’taki savaşı bitirerek, yeni sorunlara yol açmadan ABD’nin Irak’tan çekilmesi, ardından kaynaklarını terörle mücadelenin asıl yapılacağı yer olan Afganistan’a aktarması gerektiğini yazdı.

Obama’nın Bush yönetiminin bankaları kurtarma planının kontrollü, şeffaf ve adil yürütülmesini sağlamak için hemen harekete geçmesi gerektiğini de ifade eden gazete, ”iklim değişikliğini yıllardır reddeden ABD’nin artık bu konuda başı çekmesi gerektiğini ve ülkenin yeni, temiz enerji üretme, sera gazlarını ve yabancı petrol kaynaklarına olan bağımlılığını azaltması” gerektiğini yazdı.

Chicago’daki zafer konuşmasında umut ve başarı mesajı veren Obama’yı dinleyenlerin, ”genç, kadın, erkek, siyahi ya da beyaz tüm insanların sevinç gözyaşları ve duyguları içinde kendisini dinlemesinin son derece önemli olduğunu belirten gazete, ”Obama’nın şimdi tüm Amerikalıların desteğine ihtiyacı var, bu bir başlangıç, ülkenin karşı karşıya olduğu sorunlar tek bir kişinin ya da tek bir siyasi partinin kendi başına çözebileceği sorunlar değil” diye yazdı.

-LIBERATION: “ABD’DE DEĞİŞİM ZAMANI”

Fransız gazeteleri, ABD’de dün yapılan seçimlerin ardından Demokratlar’ın adayı Barack Obama’nın başkan seçilmesini birinci sayfadan okurlarına duyurdu.

Liberation gazetesi, “ABD’de değişim zamanı” başlığıyla verdiği haberde, seçimlere tarihi bir katılım oranı yaşandığını yazdı ve yeni başkanın göreve başlar başlamaz çok ciddi sorunlarla boğuşmak zorunda kalacağını bildirdi.

Gazete, Barack Obama’yı özellikle içeride ekonomi, konut, sağlık ve göç sorunları, dışarıda ise Afganistan, Irak, İran gibi dosyaların beklediğini yazdı.

-LE FIGARO: “YENİ AMERİKA”

Le Figaro gazetesi de “Yeni Amerika” başlığıyla manşetten verdiği haberde, rekor sevide katılımı ön plana çıkardı.

Gazete, küresel mali krizi, yeni ABD başkanını bekleyen en önemli sorunların başında gösterdi.

ABD SEÇİMLERİ ARAP BASININDA

ABD’deki seçimlerde, Demokrat Parti adayı Barak Obama’nın başkan seçilmesini Suudi Arabistan’daki Şark-ül Awsat gazetesi “Rüya gerçekleşti, siyah Başkan Beyaz Saray’da” başlığıyla verdi.

Gazete, haberde kullandığı fotoğrafta, siyahi bir Amerikan gencinin, ilk defa oy kullanırken görüntüsüne yer verdi ve Marter Luther King’in resmi bulunan bir tişörtü giydiğini, üzerinde “Benim bir rüyam var” yazdığını belirtti.
Haberde, yüz binlerce siyah Amerikan vatandaşının “Tarih işte şimdi yapılır” diye seçim zaferini kutladığı ve Demokratların Kongreyi de ele geçirdiği kaydedildi.
Okaz gazetesi “Değişimi seçen Amerikalılar, Beyaz Saraylarına siyah bir Efendi getirdiler” başlığını kullandı.

Haberde ayrıca önümüzdeki günlerde Obama’yı, Ortadoğu, Irak, Afganistan, Pakistan ve Hindistan, Rusya ve Çin gibi zorlu dosyaların beklediği görüşüne yer verildi.
El İktisadiyye gazetesi “Amerikalılar beyazdan vaz geçiyor ve renk değiştiriyor” başlığıyla seçim sonuçlarını değerlendirdi. Haberde, Obama’nın, mali krizin dünyayı kasıp kavurduğu bir dönemde Amerika’nın başına geçtiği ve kendisini zor bir dönemin beklediği belirtildi.
El Hayat gazetesi, Amerikan seçimlerinin başkan Kennedy’nin seçildiği dönemi hatırlattığını yazarken, seçimler sırasında, rekor seviyede katılım olduğunu ve sandık başlarında daha önceki seçimlerde olmayan kuyrukların oluştuğunu bildirdi.

AVUSTURYALI TARİHÇİ BISCHOF: “OBAMA’NIN ZAFERİ, TÜRK KÖKENLİ BİRİNİN AVUSTURYA’YA BAŞBAKAN OLMASI KADAR ŞAŞIRTICI”

ABD başkanlık seçiminde siyahi aday Barack Obama’nın ezici bir çoğunlukla başkan seçilmesi Avusturya’da da büyük yankı yarattı.

Avusturya devlet televizyonu (ORF) başkanlık seçimi nedeniyle normal yayın akışını değiştirerek gece yarısından itibaren sürekli seçim haberleri verdi.

Barack Obama’nın ezici bir çoğunlukla seçimi kazanmasını ORF’e değerlendiren tarihçi Günther Bischof, “Obama’nın başkan seçilmesi Türk kökenli birinin günün birinde Avusturya’ya başbakan olması gibi bir şey” dedi.

Gerek Amerikalıların gerekse diğer ulusların Obama’nın kesinlikle kazanacağını tahayyül bile edemediklerini ifade eden Bischof, “Kimsenin gerçekten inanmadığı bir olay gerçekleşti ve Obama başkan seçildi. Bu olay, Türk kökenli veya ailesinin bir bölümü Türk bir bölümü Avusturyalı olan birinin kuşaklar sonrası Avusturya’da başbakan seçilmesi kadar ilginç ve şaşırtıcı bir şey” diye konuştu.

Avusturyalı tarihçi Prof.Günther Bischof, bir soru üzerine, “Tıpkı Obama seçiminde olduğu gibi Avusturyalıların da kuşaklar sonrası Türk kökenli birinin ülkede başbakan seçilebileceğine ihtimal veremediğini” kaydetti.

-AVUSTURYALI SİYASİLER OBAMA’NIN SEÇİLMESİNDEN MEMNUN -

Barack Obama’yı seçimi kazandığı için kutladığını belirten Avusturya başbakanı Alfred Gusenbauer “Obama’nın seçilmesiyle ABD’de ilk kez sosyal açıdan yardıma muhtaç veya toplumdan dışlanmış insanların sorunlarına eğilecek bir başkanın göreve geldiğini” söyledi.

Gusenbauer, Obama’nın seçim kampanyası sırasında vaad ettiği “değişimin” seçmenleri ikna ettiğinin görüldüğünü ifade eden Gusenbauer, “Obama ile birlikte özellikle küresel krizin yaşandığı bir dönemde ABD ile AB arasında daha güçlü bir işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu” kaydetti.

İktidardaki Sosyal Demokrat Parti (SPÖ)lideri ve yeni kurulacak hükümetin olası başbakanı Werner Faymann da yaptığı açıklamada, Barack Obama’nın seçilmesinden “olağanüstü memnun olduğunu” belirterek, “Obama’nın seçilmesinin şeffaflık ve politik değişim için güçlü bir sinyal olduğunu” söyledi.

 

 

 

 

AA

Yazı kategorisi: Gündem | » yorum bırak;

Yeni Başkan Obama |Bir Demokrasi Zaferi!|

Yazan: Free Stand Kasım 5, 2008

“Beyaz Öfke” adlı bir film geldi aklıma :) Hayırlı olsun Dünya için Obama! 
obama

obama

 05 Kasım 2008 05:15
ABD’de Demokrat Partinin başkan adayı Barack Obama, başkanlık seçimini kazanan ilk siyah olarak Amerikan tarihine geçti. 

Bugün ülkede oy kullanan siyahların bir kısmının, çocuklarında otobüslerde arka sıralara oturtulduğu, beyazlarla aynı üniversiteye gitmelerine izin verilmediği, Ku Klux Klan gibi ırkçı örgütlerin saldırılarına maruz kaldığı düşünülürse, Obama’nın bu zaferi hiç hafife alınamayacak.

Seçim kampanyası boyunca, “Bu ülke siyah bir adaya hazır değil” ya da “ABD’nin güneyindeki muhafazakar beyazların bir siyahı başkan seçmesi mümkün değil” yorumlarını dinleyen Obama, bütün bunları kulak arkası ederek, emin adımlarla Beyaz Saray’a yürüdü.

46 yaşındaki Obama’nın gençliği, “değişim” mesajı, interneti kampanyasında aktif bir şekilde kullanması, seçim kampanyaları tarihinde ilk defa SMS mesajıyla başkan yardımcısının kim olacağı gibi duyuruları kaydolan seçmenlere önceden duyurması, bu zaferi getiren etkenlerden bazılarıydı.

Obama, her şeyden önce, sadece ABD’de değil, bütün dünyada “bir umut” olarak algılanıyor. Rakip Cumhuriyetçi Partinin başkan adayı John McCain, bu yüzden seçim kampanyası boyunca, Obama’nın sadece iyi konuşma kabiliyeti olan bir isim olduğunu, ülkeyi yönetmeye yeterli tecrübesi bulunmadığını vurgulayarak bu algılamayı değiştirmeye çalıştı. Ancak başarılı olamadı.

Tecrübesinin sınırlılığına rağmen Obama, Avrupa ve Orta Doğu’yu kapsayan ziyaretiyle devlet adamlığının provasını yaptı ve gittiği ülkelerde “ABD başkanı gibi” ağırlandı. Obama, “Amerika’nın iyi, olumlu olarak bilinen özelliklerine yeniden geri dönüşünü” simgeliyor birçokları için… Tek taraflı eylemlerden, ABD Başkanı George Bush’un sergilediği “Ya bizimlesiniz ya da düşmandan yana” veya “Bize saldırılmadan biz saldıracağız” yaklaşımlarından uzak, yeni bir Amerika umudunu veriyor Obama. Bu yüzden de Irak savaşı nedeniyle ilişkilerin ciddi biçimde bozulduğu ve ABD’de “French fries” (Fransız usulü patates kızartması) sözünün bile “özgürlük patatesi” olarak adının değiştirildiği bir dönemin arkasından Obama, Fransa’yı ziyaretinde, Fransız halkı tarafından, Almanya’da Alman halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.

kullan

ABD’de bu ziyaretlerin, “Obama seçimlere Fransa’da girse kazanırdı” şeklinde alaycı yorumlara yol açmasına karşın Barack Obama, dış politika konusunda tecrübesiz de olsa, bu konunun uzmanlarını bir araya toplayarak fikir alan, hem ABD’nin, hem de başka ülkelerin iyiliği için çalışan bir lider imajını perçinledi.

ABD’de ise Obama, zayıf olanın, daha az kazananın yanında yer alacağını özellikle vurguladı. McCain ile yakından ilişkilendirilen, petrol çevreleri, armatörlerle ilişkileri çerçevesinde bilinen Bush ve ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’den çok daha farklı bir tablo çizdi Obama. Siyah, beyaz, Müslüman, Hristiyan kültürlerin arasında büyümüş, bütün bu kültürlerin özelliklerini taşıyan Obama, kimileri tarafından yeterince Hristiyan, kimileri tarafından da yeterince siyah bulunmadı. Kansaslı beyaz annesinin büyüttüğü Obama’nın, beyazların dünyasının bir ürünü olarak bazı siyahlar tarafından kabul edilmediği söylentileri bulunuyordu. Ancak Obama, bütün bunları boşa çıkardı ve bütün kültürler ve ırklar arasında birleştirici oldu.

Kendisi de siyah olan ve Cumhuriyetçi Partili olmasına karşılık Obama’yı destekleyen ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın mesajı önemliydi. Powell, Obama’nın “gizli Müslüman” olduğu iddialarına karşılık, “Müslüman olsa ne olur? Bu ülkede 7 yaşındaki bir Müslüman Amerikalı çocuğun, bir gün bu ülkenin başkanı olma hayali kurmasında yanlış olan nedir” diye sormuştu. Powell’ın, Irak savaşında kendisinin de bir parçası olduğu Bush yönetimini, aldığı tek taraflı kararlar doğrultusunda eleştirmesi, Cumhuriyetçi Partinin, Obama’yı “terörle bağlantılı” olarak sergilemeye çalışması gibi uygulamalarını, partinin yanlış yöne gittiğinin bir göstergesi olarak sergilemesi, Obama’nın halktan aldığı desteği perçinlemesinde önemli rol oynadı.

Bu yılki başkanlık seçimlerinin bir başka özelliği ise, Obama’nın “değişim” mesajının ülkede tutması oldu. Daha önce ABD’de seçmenlerin ancak yüzde 50’sinin sandık başına veya elektronik oy verme makinelerinin başına gittiğinin görülmesine karşılık, bu seçimde müthiş bir seçmen ilgisi görüldü. Yaklaşık 130 milyon seçmenin sandık başına gittiği söyleniyor. Obama, Washington’da eski politikaların değişeceğini ve uzlaşmacı bir yaklaşım izleyeceğini söylüyor.

ABD’nin 44′üncü başkanlığına seçilen Obama, 20 Ocak 2009′da düzenlenecek yemin töreninden sonra, Beyaz Saray’ı ABD Başkanı Bush’tan devralacak. Bu tarihe kadar Bush, başkanlık görevini sürdürecek.

Cumhuriyetçi McCain ise Kentucky, Güney Carolina, Tennesse, Georgia, Oklahoma, Alabama, Missisipi, Arkansas, Kuzey Dakota, Güney Dakota, Wyoming, Kansas, Louisiana, Texas, Batı Virgina, Utah ve Nebraska eyaletlerinde kazandı.

İLK SİYAHİ BAŞKAN OLARAK TARİHE GEÇTİ

ABD’de Demokrat Partinin başkan adayı Barack Obama, ABD tarihinin 44. başkanı seçildi ve ilk siyahi başkan olarak tarihe geçti.

Kendisiyle aynı adı taşıyan Kenyalı bir baba ile Ann Dunham adlı Kansaslı beyaz bir annenin oğlu olan Obama, 4 Ağustos 1961 Hawai doğumlu. Hawaii Üniversitesinde tanışıp evlenen çift, Obama 2 yaşındayken boşandı. Harvard Üniversitesinde burslu okuyan baba, daha sonra Kenya’ya döndü ve hükümet için çalıştı.

Obama 6 yaşındayken, annesi bu kez bir Endonezyalıyla evlendi, aile Cakarta’ya taşındı. Endonezya’da yaşadığı 4 yıl boyunca laik ve Hristiyan okullarına giden Obama, daha sonra büyükanne ve büyükbabasıyla yaşayacağı Hawaii’ye döndü ve eğitimine burada devam etti.

New York’taki Columbia Üniversitesinde Siyasal Bilimler okuyan Obama, 1988′de Harvard Hukuk Fakültesine girdi, buradaki öğrenciliği sırasında “Harvard Law Review” dergisinin ilk Afrika kökenli Amerikalı yöneticisi oldu.

1996-2004 yılları arasında Illinois eyalet senatörü olan Obama, 2004 yılında da ABD Senatosuna seçildi. Bu zaferinin ardından medyanın ilgisini çeken Obama, Washington’un en gözde isimlerinden biri haline geldi. Obama’nın iki kitabı, çok satanlar listesine girdi.

Barack Obama, 2007 başında başkan aday adayı olduğunu ilan etmesiyle birlikte, diğer aday adayı, eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın eşi Hillary Rodham Clinton ile uzun süreli bir mücadeleye girişti ve zaferini ilan etti.

Barack Obama, siyasette parlamasıyla birlikte hem ulusal, hem de uluslararası alanda bir üne ve desteğe kavuştu.

Obama, başkanlık kampanyasının başında “Washington’daki liderlerimizin, sorunlara pratik ve sağduyulu çözümler bulmak için bir arada çalışmaktan aciz olduğu görülüyor” diyerek, kendisinin bunu düzeltmeyi amaçlayacağını açıkladı.

Barack Obama’nın Demokrat Partinin resmen başkan adayı olduğu ise Haziran 2008′de kesinleşti. Seçim kampanyasında “değişim” sloganını kullanan Obama, başkanlık yarışında en çok bağış elde eden lider olarak da rekor kırdı.

ABD’nin Irak’a müdahalesi öncesinde savaşa karşı sesini yükselten, Irak savaşının başından beri bunu eleştiren Obama, İranlı liderlerle de koşulsuz görüşmeden yana olduğu yaklaşımıyla eleştirilmişti.

Göbek adının Hüseyin olduğu belirtilen Obama, adının sürekli “Alabama” ya da “Yo Mama” gibi yanlış söylendiği konusunda espriler yapıyor. CNN televizyonu da Obama ile El Kaide lideri Usame’nin (Bin Ladin) adlarını karıştırmış ve özür dilemişti.

Barack Obama, 1964 doğumlu ve kendisi gibi Harvard Hukuk Fakültesi mezunu olan Michelle Robinson ile evli. Çiftin, Malia (10) ve Sasha (7) adlı iki kız çocuğu bulunuyor.

MCCAIN DE TEBRİK ETTİ

Kritik Ohio ve Virgina eyaletlerinde de ipi Obama göğüsledi. 1964 yılından beri Ohio’da seçimi kazanan aday, Beyaz Saray’ı da garantilemiş sayılıyor. Böylelikle Virginia’da 40 yıldır devam eden Cumhuriyetçi Parti üstünlüğü son bulmuş oldu.

Obama’yı destekleyen yüzlerce coçkulu kişi Chicago’daki Grant Park’ta kutlamalara başladı.

Cumhuriyetçi aday McCain’in kampanyasından yapılan açıklamada, McCain’in yenilgiyi kabul ettiği ve Obama’yı arayarak tebrik ettiği bildirildi.

OBAMA KİMDİR?

ABD’de Demokrat Partinin başkan adaylığını kazanarak tarih yazan Barack Hussein Obama, Kenya asıllı Müslüman bir babayla beyaz bir Amerikalı annenin oğlu olarak 4 Ağustos 1961 tarihinde dünyaya geldi.

Çocukluğunu Hawaii adalarında geçirdikten sonra altı yaşında annesi ve Endonezyalı üvey babasıyla birlikte Endonezya’ya taşınan Obama, burada dört yıl kaldıktan sonra Hawaii’ye döndü. Columbia Üniversitesi ve Harvard Hukuk Fakültesini bitiren Obama, öğretim üyesi ve avukat olarak çalıştıktan sonra oturduğu İllinois eyaletinin yerel senatosunun üyeliğine seçilerek burada 1997-2004 arasında görev yaptı.

Bu sıralarda gözünü ülke çapında politikaya çeviren Obama, 2004 Kongre seçimlerinde İllinois eyaletinden ABD Senatosu üyeliğine seçildi.2005 başından bu yana senatör olarak görev yapan Obama, oylamalarda genellikle liberal yönde tutum belirledi ve Irak savaşına karşı çıkmasıyla dikkatleri çekti. Michelle Obama ile evli olan Obama’nın iki kızı bulunuyor. Obama’nın ABD başkan adaylığı serüveni de ilginç bir gelişim izledi.Adayların yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı geçen yıl boyunca Hillary Clinton’ın gölgesinde kalan Barack Obama’nın konumu, bu yıl ocak başlarında İowa eyaletinde yapılan ilk önseçimi kazanmasıyla birden ilerledi. Kampanyasının başarılı çalışması sayesinde ABD tarihinin önseçimlerde en fazla bağış toplayan ismi özelliğini kazanan Obama, daha sonraki haftalarda da önseçimlerde Clinton önünde daha başarılı oldu ve yarışı hep önde götürdü.

Bu arada zorluklarla da karşılaşan Obama, ikinci adının “Hussein” olmasından dolayı muhafazakar çevrelerden soğuk bir tutum gördü. Mensubu bulunduğu kilisenin rahibinin ABD’yi hedef alan radikal yorumlarından da olumsuz etkilenen Obama, bütün bu dezavantajları aşarak sonuçta partinin başkan adaylığı için gereken delege sayısına ulaştı.

Yazı kategorisi: Gündem | » yorum bırak;