Özgürce Bir Yaklaşım

Dilim Sert, Gönlüm Mert!

Vahdettin’e Göre Atatürk Türk Değil!

Posted by Free Stand 18 Kasım 2008


Atatürk ve Vahdettin

Atatürk ve Vahdettin

 

VAHDETTİN’E GÖRE ATATÜRK HANGİ MİLLETTENDİ?

 

“Zampara”, “Puşt”… Meclis Başkanı Ahmed Rıza Efendi mebusları her ne kadar edeb-i lisanla konuşmaya davet etse de genel kurulun tansiyonu hiç düşmedi.  Milletvekillerinin birbirlerini sözlerle taciz ettiği genel kurulun gündeminde “zina yasası” vardı! Hepsi zinanın suç olduğunu kabul ediyordu. Tek farkları erkeğin zinası mı daha ağır suçtu, kadının mı? Gelin 100 yıl önceye gidelim; bakalım bugünle farkı var mı görelim?..

 

1908 Temmuz Devrimi (II. Meşrutiyet) sonucu yapılan seçimlerin ardından Meclis-i Mebusan 27 Aralık 1908’te açıldı.

 

Üç yıl görev yapacak Meclis-i Mebusan hukuk alanında da devrim niteliğinde düzenlemeler yapmak için çalışmalara başladı. .

 

Ceza Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştiren yasa tasarısı Meclis Adliye Encümeni’nden geçip meclis genel kuruluna geldi.

 

Değiştirilmesi istenen maddelerden biri de zinaya ilişkin olan 201’inci maddeydi. Zina maddesi dört fıkradan ibaretti.

 

ZİNA MADDELERİ

 

-Zina yapan kadın hakkında soruşturma açılması; eğer evliyse eşi; evli değilse velisinin şikayetine bağlıydı. Zina sabit görülürse kadın 3 aydan 2 yıla kadar hapsedilecekti.

 

-Şikayetçi olan koca veya veli davadan vazgeçer ya da mahkeme sırasında vefat ederse dava düşecekti. Kocası kadınla evlenirse dava yine düşerdi.

 

-Kadının zina yaptığı erkek evliyse, 3 aydan 2 yıla kadar; evli değilse 1 aydan 1 seneye kadar hapis cezasına çaptırılacaktı. Ayrıca her iki durumda da 5 Osmanlı altınından 100 Osmanlı altınına kadar para cezası verecekti. Ancak bu durumun kanıtlanması için suçüstü veya bir Müslüman’ın evinde yakalanılmasını ya da erkeğin kendi tarafından yazılmış mektuplarının bulunması şart koşuluyordu.

 

-Erkek karısıyla birlikte oturduğu evde zina yapmayı alışkanlık edinmişse 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve 5 Osmanlı altınından 100 Osmanlı altınına kadar para cezası öngörülüyordu.

 

“ALLAH GÖSTERMESİN”

 

Zina yasa tasarısının görüşülmesine 18 Nisan 1911 günü, Ahmed Rıza Bey’in başkanlığında Meclis-i Mebusan’da başlandı.

 

İlk sözü alan Halep Mebusu Artin Boşgezenyan, Hüseyin Üzmez vakasında da ortaya çıkan bir gerçeğin altını çizdi: Bu ceza erkekleri koruyor!

 

Sözleri sürekli laf atmalarla kesilen Artin Efendi şöyle konuştu:

 

“Kanun aslında erkeğe diyor ki, ‘Ey birader, biz senin kıymetini biliyoruz. Her ne kadar biz sana ceza verir gibi gözüksek de sen bundan korkma. Ama dikkatli ol sakın kendi evinde yapma. Ama ola ki bir kere yaptın ziyanı yok, fakat bunu adet edinme. Yani metres tutma, çiçekten çiçeğe kon.’”

 

Artin Efendi erkeğin kollandığını belirtikten sonra, “farz ediniz ki Meclis-i Mebusan kadınlardan teşekkül etse” demesiyle salondan bir kahkaha yükseldi. Kütahya Mebusu Cemal Bey, “Allah o günleri göstermesin” diye laf attı.

 

Artin Bey yine sözlerini sürdürdü:

 

“Bu gök kubbenin altında her şey olur efendim. Kadınlar meclise gelseler ve bu yasadaki kadınların yerlerine erkekleri, erkeklerin yerlerine kadınları yazsalar; siz buna ne dersiniz? Zannederim ki ‘bu gayet haksızdır’ dersiniz. Bu nedenle kadınların hukukunu korumalıyız efendim.”

 

Daha sonra kürsüye gelen Şebinkarahisar Mebusu Mustafa Hayri Efendi, kadınların ve erkeklerin eşit ceza almalarına karşı çıktı; “kadınlar daha ağır ceza almalıdır” dedi. Ayrıca, zina kovuşturmasının sadece eş ve veli şikayetine bağlı olmasının kocasız ve velisiz kadınları yasa kapsamı dışına bırakacağını söyledi.

 

Bingazi Mebusu Mansur Paşa, ayetlerden alıntılar yaparak başladığı konuşmasında, iffetin korunmasının sorumluluğunun erkekten çok kadında olduğunu belirterek, “bu nedenle kadınlara daha çok ceza verilmesi gerekir” dedi.

 

“ZAMPARA”… “PUŞT”…

 

İpek mebusu Hafız İbrahim’in kadınlardan yana çıkan konuşması yine genel kurulu karıştırdı.

 

“Kadınları baştan çıkaran erkeklerdir. Bugün bir kadının aklı başında bir erkeği olursa, hiçbir vakitte fenalığa bulaşmaz. Fakat namussuz alçak bir erkek, kendi zevcesini evinden bırakıp Beyoğlu’nda sabaha kadar sürterse, kadıncağız da bir zamparayı evine almaya mecbur kalabilir. Bir erkek bütün gün Beyoğlu’nda zamparalıkta bulunursa ona ceza yok. O kadın ne yapsın?”

 

Bu sözü duyan mebusların büyük çoğunluğu hep bir ağızdan bağırıp çağırarak itiraz ettiler. Kimi mebuslar kürsüye yürümek istedi.

 

Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey mebusları sakin olmaya çağırdı. Hafız İbrahim Efendi’yi de daha dikkatli konuşması için uyardı:  “Lütfen edeb-i lisanla konuşunuz. Bu kürsüye, meclise yakışmayacak sözler sarf etmeyiniz.”

 

 Konya Mebusu Mehmed Vehbi Efendi, Artin Efendi ve İbrahim Efendi’nin sözlerini eleştirerek, kadınların dışarıda erkeklerini kontrol etmesi gibi bir durumun asla mümkün olamayacağını söyledi.

 

ERKEK İKTİDARI

 

İstanbul Mebusu Kirkor Zohrab da genel kurulu hareketlendiren bir konuşma yaptı. “Bu cürümde en büyük kabahat erkeklerindir” deyince salon yine ayaklandı.  Sataşmalar üzerine Kirkor Zohrab, “bu tahammülsüzlüğünüzün nedeni, erkeklerin zorla kadınlar üzerinde egemenliğini muhafaza etmesinden kaynaklanıyor” dedi.

 

En çok laf atan Kengiri Mebusu Mehmed Tevfik söz alarak kürsüye çıktı. Hiçbir Osmanlı ferdinin Zohrab Efendi’nin bakış açısına ve düşüncelerine iştirak etmeyeceğini söyleyerek, konuyu “dinsel farklılıklar” meselesine getirmek istedi. Müslümanlar’ın Ermeni ve Rum gibi Hıristiyanlarla bu konuda ayrı olduğunu belirtti. “ Müslüman erkekler mümtaz bir mevkidedir ve bu mevki-i hiçbir vakit terk etmeyeceklerdir.”

 

Serfice Mebusu Yorgo Boşo Efendi, soruşturma açılması hakkının sadece erkeklere tanınmasını eleştirdi. Ayrıca, erkeklerin rezil olmamak için şikayette bulunamayacağını da belirtti.

 

Son olarak söz alan Sinop mebusu Hasan Fehmi Efendi konuşmasına zinanın İslam şeriatındaki yeri hakkında geniş açıklamalar yaparak başladı. Bırakın kadının zina hakkındaki şikayetçi olup olmamasını, kadın böyle bir davada tanık olarak bile dinlenmemesi gerektiğini söyledi.

 

Tartışmalar uzayınca Meclis Başkanı yeterlilik önergesini oylamaya sundu. Kabul edildi. Yasa tasarısı da yapılan oylamada hiçbir fıkrası değiştirilmeden kabul edildi.

 

Sonuçta; aradan 100 yıl geçse de, yasaları erkekler yaptığı sürece, adına ister zina davası, ister taciz- ister tecavüz davası deyin korunan hep “Hüseyin Üzmezler” olacaktır!

 

 

 

VAHDETTİN’E GÖRE ATATÜRK HANGİ MİLLETTENDİ?

 

Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Sultan Vahdettin’in gönderdiği tezi yine medyada yer almaya başladı. Bu sözleri sadece saltanat ve hilafet özlemi çeken medya dile getirmiyor. Peki, gerçek böyle mi? Gerçeği bulmanın tek yolu var; belgeler! Gelin İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivleri’ndeki bir belgeye göz atalım. Bakalım Vahdettin, ulusal mücadele için ne diyor; Atatürk’ün hangi milletten olduğunu söylüyor?

 

Public Record Office, Foreign Office Archives (Devlet Arşiv İdaresi, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşivleri)  406/45’te kayıtlı; İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold’dan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord George Curzon’a gönderilen; 23 Mart 1921 tarih ve 300 numaralı belge:

 

 “Efendim,

 

22 Mart tarih ve 199 numaralı telgrafıma atfen, 21 Mart’ta, Fransız ve İtalyan meslektaşım ve bendenizin, Sultan Vahdettin tarafından sırayla huzura kabul edildiğimizi bildirme şerefine nailim.

 

Sultan’ın benimle, daha ayrıntılı olarak görüşmeyi arzuladığını anladım. Ayağıma kadar gelen bu fırsatı, Londra Konferansı’nın sonucunu meslektaşlarımıza arz etmek suretiyle değerlendirdim ki; teklif edilen antlaşmanın (Sevr) Türkiye tarafından kabulü, bizim almamız için beklememiz gereken Sultan’ın desteğine bağlıdır.

 

Sultan beni iki saat onbeş dakika tuttu. Mr. Ryan bana eşlik ediyordu. Sultan yine, bir başka kişinin huzurda hazır bulunmamasını tercih etti. Maiyetinde çalışan memura kabulden önce yol verdi ve Mr. Ryan’dan tercümanlık yapmasını rica etti.

 

Sultan başlıca fikirlerini açıklarken umumiyetle olduğundan bile daha açık ve kesin ifadeliydi. Fakat söylediklerini tekrar ediyor ve sık sık duraksıyordu. Bu yüzden elinizdeki belge görüşmenin tam sırasını gayretinde bulunmadan, konuşulanları her boyutuyla izlemenizi sağlayacaktır.

 

Sultan kendisine ve mevkiine gösterilen hürmetten ötürü minnettarlığını ifade etti. Mamafih, Anadolu’da durumun malum olduğunu söyledi: ‘Bir avuç çeteci tam bir nüfuz kurmuşlar. Sayıları azdır fakat genellikle boynu bükük, mahcup ve fakir oluşlarından istifade ederek, bu zavallı millet üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. Bunların gücü, sayıları 16 bine varan asker ve gelecekteki kişisel çıkarları için onlara omuz veren subaylardan ibarettir.’

 

Sultan, Bekir Sami Bey gibi bir adamın makul olduğunu ancak onu Londra’ya gönderenlerin büsbütün aşırı milliyetçi olduklarını belirtti.

 

Ben Londra görüşmelerinin ülkedeki iyi niyetli tüm unsurları, Sultan’ın rehberliği altında birleştirip canlandırılabilecek yeni bir yapı oluşturduğu ümidimi ifade ettim.

 

Sultan temelde aynı fikirde olduğunu, ancak ayrıntılar konusunda hemfikir olmadığını söyledi: Ankara liderleri, bu memlekette hiçbir dikili kazığı olmayan adamlardır; bu memleketle ne kan ne de bir başka bağları vardır. Mustafa Kemal kökeni belli olmayan Makedonyalı bir devrimcidir. Kanı herhangi bir şey, örneğin, Bulgar, Yunan veya Sırp olabilir. O daha çok bir Sırp’a benziyor.

 

Bekir Sami Çerkez’dir. Onların hepsi aynı; Arnavutlar, Çerkezler, Türk hariç her şey. Aralarında gerçek Türk yoktur. Gerçek Türkler özüne sadıktır ancak, kendi esirliğinin hikayesi gibi hayali yalanlarla Türkler sindirildi, aldatıldı…”

 

 

 

Soner Yalçın

 

Odatv.com

Kaynak: odatv.com/index.php?id=14001

About these ads

544 Yanıt to “Vahdettin’e Göre Atatürk Türk Değil!”

  1. hayin yaftası said

    Hala Vahdettin hain edebiyatı Kemalistlerde. Adam Mustafa Kemali samsuna yollamış her şekilde desteklemiş. Silah kadro para.işin sonunda Yunan atılmış sonra hain ve hırsız ilan edilerek kendide atılmış. Ülke dahil herşeyini Mustafa Kemal ve ekibine kaptırarak ülkeden kovulmuş. Birde kendisine yönelik hain damgasıyla haysiyet düşmanlığı yapılması çok ağır değilmi. Aradan 92 yıla yakın zaman geçmiş. Hala hain olarak anılması haksızlık değilmi. Resmi tarih niye bu açıkklamayı yaparak Vahdettinin üzerinden hain damgasını kaldırmıyor. O zaman bu damganın ozamanki Kemalistlere yapışacağındanmı korkuluyor.Vahdettinin Şamdaki mezarı halen Türkiyeye taşınmadı neden korkuluyor. Bitmek bilmeyen Kemalist kin asra yakındır sürüyor.

  2. tesbit said

    Bugünkü ülkemiz cennet. Ama çok geniş. 77 milyon nufuslu. O sebeple batılılar bizi Avrupa birliğine almıyorlarmış. Şimdi Abye alınabilmek için bu ülkeyi 100 yıl önce olduğu gibi buyuk bir savaşın içine soksak Mılyon insan ölse ülkede küçülse. Giden nasılsa gelir yeni gençlik yetişir denerek kendine buyuk Türk dedirten birileri baskıyla bu yaşananları kahsramanlık olarak gösterse AB de şimdi olduğu gibi her dediğini yaptırarak yinede bizi arasına almamış olsa iyi olurmu. Yanlış olur değilmi. Ama geçen asırda sanki kimi dönmeler bize oynadıkları bu oyunu kurdukları baskıyla ve astığı astık kestiği kestik yaparak süper kahramanlık olarak yutturdular gibi geliyor bana. Yanılıyormuyum yoksa.

  3. Atatürk gençliğiymiş said

    Şimdiki gençlere Atatürk gençliği deniyor. Yalanın daniskası tamamıda Ak parti gençliğidir. Hemen izah edelim. Atatürk genöliği ancak 1914-1921 yılları arası doğumlu olanlardır. Onlarında lise üniversite okumuş olanları. Ülkede bir üniversite var sayıylada büyükşehirlerde birkaçda lise. Oralarda okuyanlardan bazıları.Şehirlerde taş çatlasa 3.5 milyon insan yaşıyor 1930 larda bile Köyler zaten Atatürk gördüğü yok. Şehirlerdeki okumuş kitlenin birazı Atatürk gençliği sayılabilir. Onların sayısıda çok az kalmıştır. Gençliğinin tamamı Atatürk döneminde geçmiş yani 1908 doğumlu 77 milyonda hiç kimse bulunmuyor.Recep Tayyip Erdoğan ve Ak parti gençliği ise bu günkü gençliğin tamamı. Ak parti 12 yıldır iktidarda olduğuna göre 1987 doğumlulardan 1999 doğumlulara kadar herkes Ak parti gençliği. Heryerde lise var her yerdede üniversite. Ve önümüzdeki ay Erdoğan büyük ihtimal ile Cumhurbaşkanı. Kemalistlerin atatürkünü geçmiş olacak o zaman.Atatürkün devri geçmiş. Türkiye gençliğine Atatürk gençliği denmesin.

  4. olaya bakın siz said

    İrfan diye bir yorumcu baska yere yazdığım benim yazıyı okumus altına yaptığı yoruma bakın
    Çanakkale savaşında 250.000 şehit vermemiz.Daha sonra olacak olaylarda direnç gösterebilecek halkın katliamı olarak görüyorum.Bu kurgu masada yapıldı.Ne yazık ki bu masada bizden de tanıdık simalar vardı.
    Kimlerden bahsediyor acaba Vallahi bu millet cin gibi uyanık Ah Kemalizm ah

  5. anıtkabir çok kuçuk said

    Mustafa Kemalin 1905 yılının ocak ayında harbiye okulundan yuzbası rutbesiyle mezun olduktan sonra tam yedi sene rutbe alamadığını biliyormusunuz 1905 te Sultan 2nci Abdulhamite basarısız bir suikast duzenlemekten ve 19O9 da yine Abdulhamitin tahttan indirilmesi olayına karısmaktan ayrıca devlete karsı gizli teskilatlar kurmaktan dosyası bir hayli kabarık olan Mustafa Kemal ancak kasım 1912 de Trablusgarp cephesinde iken binbası rutbesine ulasabildi Ne zamanki ocak 1913 te Babıali baskını olupta sabetaycı ittihat ve terakkiciler yani mason yapılanma hukumetin yönetimini eline geçirdi iste o zaman Mustafa Kemale rutbe ustune rutbe yağmaya basladı Önce subat 1913 te yarbay yapıldı haziran yada ağustos 1915 te albay oldu 1 nisan 1916 da tuğgeneral yapıldı mart 1917 de tumgeneral olan Mustafa Kemal ağustos 1921 de korgeneral ve orgeneral rutbeleri atlanarak maresal yapıldı
    Bunlar tamamen hukumeti ve orduyu ele geçirmis olan sabetaycı ve mason ittihat ve terakki hukumetinin eliyle yapıldı Kimi yenilgileri zafer gibi gösterildi Baskalarının basarıları Mustafa Kemale maledildi Bu yetmedi Mustafa Kemal butun dunya milletlerini yenip ulkeden atmıs gibi gösterildi
    Ocak 1913 ten itibaren ulkede padisahların hukmu geçmez oldu eğer is padisahlara kalmıs olsaydı Mustafa Kemalin 192O lerdeki rutbesi sadece yarbay olacaktı Osmanlı devletini ele geçirip çökertmekten baska birsey beceremeyen ittihat ve terakkiciler bu yenilgiden Mustafa Kemal adında abartıdan ibaret sözum ona bir kahraman çıkartmayı basardılarki yenilgileri ve rezillikleri gölgelenmis olun
    Mustafa Kemal madem butun dunyayı yenerek Ataturk unvanını almayı hak kazandı o zaman anıtkabir ne diye o kadar kuçuk böyle bir kahramanın mezarının firavun mezarlarından binlerce kat fazla buyuk olması lazım gelmezmiydi Orneğin çin seddi kadar olmasada yarısı yada çeyreği kadar falan Bir ucu İstanbulda bir ucu Samsunda bir ucu sivasta bir ucu erzurumda bir ucu Ankarada bir ucu gaziantebde bir ucu Afyonda bir ucu izmirde Çanakkalede Bolayırda falan
    O kadar buyuk mezara çok para ister diyorsanız sabetaycılar ve CHpliler ne yapar ne eder bu milletten çıkartırlardı o parayı Tek parti döneminde elleri bu milletin cebinden hiç gitmedi zaten Ulkedeki binlerce heykel hep milletin parasıyla oldu

  6. tarihin hesabı said

    Mustafa Balbay yazmıs nutukta Mustafa Kemalin söylediklerini ‘1919 yılı mayısının 19. gunu Samsuna çıktım.’
    Bunun doğrusu 1335 senesi mayısının 19. gunu Samsuna çıktımdır Ondan sonrada vaziyet ve manzarai umumiye denilir ve 1927 yılında 1919un manzarası çizilir
    ‘Osmanlı devletinin dahil bulunduğu grup Harbı Umuide mağlup olmus Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmis Seraiti ağır bir mutarekename imzalanmıs Buyuk harbin uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde Millet ve memleketi harbi umumiye sevk edenler kendi hayatlarının endisesine duserek memleketten firar etmisler Saltanat ve hilafet mevkiini isgal eden Vahdettin mutereddi sahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyul ettiği deni tedbirler arastırmakta Damat Ferid pasanın riyasetindeki kabine aciz haysiyetsiz cebin yalnız padisahın iradesine tabi ve onunla beraber sahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı’
    Tabii pasa manzarayı kendi açısından çizmeye devam ediyor Biz sadece bu paragrafla ilgili bazı hususlara dikkat çekmekle yetineceğiz Mustafa Kemal pasa Nutukta 1335 senesi mayısının 19.gunu Samsuna çıktım derken sırf kendi iradesi ile bu isi yapmıs gibi konusuyor pasa Samsuna kendi iradesi ilemi çıkmısdır Artık biliyoruzki M Kemal pasanın Samsuna gönderilmesi (yazıda yok ama İngilizlerin mecbur bırakmasıyla) bir hukumet hatta devlet kararıdır Sureci kısaca özetleyelim
    27 nisanda Damat Ferid pasa Mustafa Kemal pasa ilegörusuyor 19 mayısa giden surecin baslangıcı bu görusmedir pasa nutukda aciz haysiyetsiz alçak padisahın iradesine bağlı ve onunla beraber sahıslarını koruyacak herhangi bir duruma razı olarak nitelendirdiği Damat Ferit pasa ile niçin görusuyor İki gun sonraya bakalım
    29 nisan harbiye nazırı Sakir pasanın M Kemal pasaya 9. Ordu mufettisliğine yani komutanlığına tayin edilmesinin kararlastırıldığının bildirilmesi.
    Demekki hukumet pasanın Anadoluya görevlendirilmesi kararını almıs Bu kendisine sadrazam tarafından bildirilmis Harbiye Nazırına bunu tebliğ etmek dusmus Buna karsılık pasa ne yapmıs red mi etmis Hayır kabul etmis sadece görev alanı ve maiyeti ile ilgili bazı göruslerini ortaya koymus Bi hukumet kararı bir gun sonra devlet kararına dönusmus
    3O nisan Mustafa Kemal pasanın 9. Ordu kıtaatı mufettisliğine tayinine dair Padisah Vahdettinin iradesi (buyruğu)
    Akıl ve mantık suzgecinden geçirerek M Kemal Pasanın 1335 senesi mayısının 19. gunu Samsuna çıktım cumlesini nasıl anlamalıyız Pasa kendi basına bu fiilin faili yani öznesi olabilirmi
    Akıl ve mantık bizi değildir demeye mecbur ediyor Pasa aleyhinde ağır ifadeler kullandığı hukumet baskanının kararı ve devlet baskanının fermanı ile yola koyuluyor Kendisine verilen yetkiler bir ifadeye göre Osmanlı devleti tarihi boyunca hiçbir faniye verilmemis Anadoludaki butun askeri guçler emrinde Bir gemi dolusu mahiyet atlar arabalar ciddi bi tahsisat
    Devlet böyle bir yolu açmıs Pasa bu yoldan geçmis ve daha sonra kendi yolunu çizmis Kendi yolu ne kadar kendi yoludur bu tartısılır Osmanlı devletinin yıkılması bir ingiliz Projesi idi Bu Proje (Mustafa Kemal ve avanesi ile) adım adım yurutulmustur Osmanlı yönetimi onu devleti yasatmak için Anadoluya göndermistir Fakat bir savhadan sonra devletin yasatılması arka plana geçmis dönemin sartlarında batının kabulleri çerçevesinde kuçuk bir devlete razı olunmustur
    19 mayısta heyecana kapılıp nutuklar atabilirsiniz Asıl bayram 2 mayısta akıl mantığı devreye sokarak konu uzerinde dusunmektir Bazıları için 2O mayıs hiç gelmiyor (Asım yenihaber yeniakit)
    ———-
    Mustafa Kemalin kendisine hayati derecede iyilik yapanlara karsı çok ağır sözlerle hakaret etme gibi bir huyu var Ama kimse ona hakaret edemiyor devlet koruyor Ama devlet gerçek tarihin uzerini örtemiyor Birilerinin hakaret edilmedende yuzu yer edilebiliyor tarih adeta isbirlikçilerden hesap soruyor

  7. İsin aslı bu said

    19 eylül 1918 de Mustafa Kemalin Filistindeki yenilgisinden sonra Suriye ve Lübnanda elimizden çıkmıştı Osmanlı devleti düşman devletlerle 3O ekimde Mondros barış anlaşmasını imzalamıştı Mustafa Kemal padişah vahidüttini bütün ülkeyi düşmanların işgaline açmakla suçladı Eğer o ateşkes antlaşması yapılmış olmasaydı ülkemiz düşman devletler tarafından silah gücüyle işgal edilmiş olsaydı işgalci birlikler girdikleri yerlerde yağma ve talanı hatta tecavüzleri kendileri için hak görecekler can vererek kan akıtarak aldıkları topraklarda onların olacaktı bunlar önlendi Yapılan anlaşmayla Anadolu ve Trakyanın Türklerde kalması garanti edildi
    İngiliz Fransız İtalyan ve ABD li gibi düşman devletler ülkemizi Osmanlı devletini kaldırarak düzeni değiştirmek üzere geçici olarak işgal ettiler Yunanlıları da batı Anadoluya onlar çıkarttırdılar Mustafa Kemalin Kurtuluş savaşını baslatmasına da onlar musaade ettiler Yunanlılarla yapılan savaş Osmanlının silah muhimmat kadro ve paralarıyla oldu asker toplama işinde Anadoluda padişah Vahidüttinin yazılı imzalı mühürlü emri yani nufuzu kullanıldı işin sonunda Yunanlılar atıldı ama ardından hain ilan edilen padişah Vahdettin ve sonrasında Osmanlı hanedanıda ülkeden atıldı Mustafa Kemal bütün ülkeye konmakla kalmadı kendisinin bütün Türklüğü yeniden yarattığı anlamına gelen Atatürk soyadını aldı Ustelik batının kanunlarını alarak yenildiğimiz düşman devletlere onlarca yıl boyunca savaş tazminatı ödendiği halde

  8. Yeni bir belge said

    Derin tarih dergisi geçen sene mayıs ayında Kemalistlere acı bir haber olacak nitelikte olan bir tarihi belge yayınlamıs Buna göre Mustafa Kemal Pasayı 1919 da Samsuna Sulan Vahdettin zorla göndermis Kemalistlerin ezberlerini bozacak olan bu belge mayıs 1923 tarihini tasıyor ve Vahdettin Hicazda iken yada hicazdan çıkısında yayınlanmıs

  9. çanakkale mahşeri said

    eNGİN ARDIÇ YAZMIŞ çANAKKALE SAVAŞLARI KURTULUŞ SAVAŞININ BİR PARÇASI DEĞİLDİR DİYE. çAMAKKALE ile istiklal harbinin hiç alakası yoktur. ikisindede türk askerinin savaşmasından başka. Viyana kuşatmasınıda dahil edelim ordada Türk askeri var. Çanakkalede Atatürk geçtiğinden resmi tarihçiler tarafından 1. Dünya savaşından koparılıp Kurtuluş savaşına monte edilmiş öyle algılanması sağlanmöış. Buna karşılık içinde Atatürk geçmediğinden dünya savaşında uğranan yenilgiler 2 ayrı suveyş zaferlerde mezopotamya ve kafkasya cephesi öğretimemiş unutturulmuş. (Cenindeki yenilgide Atatürk vardı. malum.) Çanakkalede yanlız Türkler değil kürt arap ermeni yahudide vardı. İmparatorluk içinde hepsi Osmanlıydıbize yardımcı olmuyorlardı. Zorunlu savaşıyorlardı. Üstelik Almanda vardı. Çanakkalede bizimle birlikte çalışan 20000Alman askerini kimse bilmez. Seyit onbaşıyı bilirizde Teğmen Hans vörmanı bilmeyiz. Genel Kurmay başkanımız bile alman subayıydı.General Bronsart von Şellendorf 8Mustafa Kemalin Cenin yenilgisi sonrası) Bulgaristan pes edip almanya ile tren yolu bağımız kesilince teslim olduk. Düşmanlar Çanakkaleye durup dururken saldırmadı sivastopolu bombaladık Alman bahriyesine bombalattık diye oldu bu savaş denmiş. 1915 martında düşman donanması boğaza girince türk subayı bu savaş demektir demiş Özakmana göre zaten 5 aydır savaşıyorduk. Ardıçın yazısı bu kadar kısaca.

    Okulda kızın biri Atatürkün torunuyuz demiş, 15 yaşındaki diğer kız öğrenci ben değilim, öyle olacağıma ölmek daha iyi demiş. Bana anlatıldı.

  10. bati trakya ve gumru said

    1912 sonunda Balkan savaslari sirasinda Osmanli kuvvetlerinin yenilmesi uzerine Bati TRakya bolgesindeki Gumulcineile iskeçede elden cikmisti, 1913 te Edirnenin geri alinmasindan sonra Hursit pasanin bulgarlarin isgali altindaki Osmanli topraklarina gonderdigi akinci kuvvetleri Kuscubasi Eşref Sencer ve Suleyman askeri beylerin kumandasi altinda Ortakoy, Kosukavak, Mestanli ve Kircaaliyi aldilar, 31 agustos 1913 te Gumulcineye girdiler, Burada Garbi Trakya gecici hukumeti adi altinda bir hukumet kuruldu ve basinada muderris Salih efendi getirildi, Boyle bir hukumetin varligi sofyada tedirginlik yaratirken Osmanli buyuk devletlerin baskisi sebebiyle bu konuda sessiz kaldi, Bati Trakyayi alan Kuscubasi Eşref sencer ile Suleyman askeri beylerde geriye cagirildi. 1913 yilinin yaz mevsimi sonlarinda bagimsizligini ilan eden bati trakya hukumeti 25 eylul 1913 tarihinde yunan hukumetinden bulgarlar karsisinda destek gormeye basladi, Yunanlilar Bulgar kuvvetlerinin Ege denizi kiyilarina inmelerini istemedikleri icin Gumulcine hukumetine dedeagacida teslim ettiler, ayrica para ve silah vaadindede bulundular, Bu devlet seriat ile yonetiliyordu, bu sebeple bir bulgar kizina tecavuz eden bir askerimiz devlet eliyle vurulup öldürülmüştü. Bulgarlara karsi bazi zaferlerde kazanilmisti, Bu yeni devletin merkezi Gumulcine bayragida ay yildizli beyaz, yesil ve siyah renkli idi, Gumulcine hukumeti bu arada yeni devletin damgasini tasiyan posta pullarida bastirmisti, Fakat bu caba ve direnislerin hicbirisi Gumulcinenin Turklerin elinde kalmasini saglayamadi, Gumulcine basta olmak uzere butun bati trakya turk devleti burada yok sayilarak Birinci dunya savasinin bitiminden sonra 1919 yilinda Bulgaristandan alinarak Yunanistana verildi, Burada yunanlilarin kurdugu Komitini vilayetinin merkezi yapildi.
    Simdi 1919 da isgal altindaki vatani kurtarmak uzere samsuna cikan mustafa kemal pasa 1922 yaz ayinin sonundan itibaren 3 ay icinde Trakya dahil butun bati anadoluyu yunan ordusunun isgalinden kurtariyorda, tamami turk yurdu olup kucucuk bir arazi parcasindan ibaret olan bati trakyayimi kurtaramayacak, İste mesele bu, M,Kemal pasa ancak buyuk devletlerin kendisini izin verdigini yapabiliyor oradan oteye gecemiyor, yoksa, sakiz, sisam, midilli ve limni gibi ege adalari niye yunanistana bagli olsunki mesele kontrollu bir turk yunan savasiyla aslinda Osmanlinin tasviyesinin kahramanlik rolune sokularak gerceklestirilmesidir, temmeuz 1923 te lozanda bati Trakya topraklari resmen yunanistana birakilarak buradaki Turk devletinin hukuki varliginada son verilmistir,
    Mesela 7 kasim 1920de Kazim karabekir komutasindaki Turk kuvvetleri Doguda ermeni sehri olan gumruye giriyorlar, yani askeri gucle aliniyor, burada aralik ayi baslarinda yapilan gumru anlasmasiyla sehir haybeye tekrar ermenilere veriliyor, verilmese Turkiyede kalsa kucucuk ermenistan bize ne yapabilecek, Kemalistlere Osmanlidan miras kalan yetiyordu herhalde fazlasini istemezuk demisler resmen.
    Batumun ruslara verilmesi Musul cevresinin İngilizlere vs,

  11. vahdettinin korkusu said

    Son osmanlı imparatoru sultan vahdettine sunnet olduğu halde kendisinin de İslam halifesi olduğu halde neden sakal bırakmadığı soruluyor, bu sebeple kendisine kafir diyenler olduğundan bahsedilerek bu tür söylentilerin bertaraf edilmesi için daha önceki osmanlı padişahlarının yaptığı gibi insanda sakal bırakması isteniyordu. Sultan vahdettin bu isteğe cevap olarak benden 400 sene evvel yaşamış olan büyük dedem yavuz sultan selimde sakal bırakmamıştı. Şimdi ülkemde her taraf düşmanlarla dolu iken sakal bırakıpta o sakalı düşmanların avucunanmı kaptırayım beni sakalımdan çekiştirirerek rezil mi etsinler bu gün sakal bırakılacak gün değildir der ve hakkında konuşanları savuşturur. Sultan vahdettin etraftaki düşmanlardan bahsederken ingilizlerimi fransızlarımı italyanlarımı yunanlılarımı yoksa onlardan daha fazla düşman olan içimizdeki bir takım çevreleri mi kastediyordu acaba . malum kasım1922de vahdettin içimizdeki bazı kimseler tarafından hain ilan edilerek idam ile korkutulmuş böylece can derdine düşürülerek ülkeden kaçmasına sebep olunmuştu. Birkaç sene sonrada İtalya da gurbet ellerde yoksulluk içerisinde can vermişti. Cenazesinin bile ülkemize geri getirilmesinede izin verilmemişti.

  12. bu son yorum said

    Bugün son demiştik bugün dolmadı bulduğum bir yazıyı gönderiyorum.Gazeteci Atatürk diye bir yazı buldum bakın neler yazıyor
    Güzel yazmak güzel konuşmak meziyeti Mustafa Kemalde daha çok genç yaşlarda iken kendini belli etmişti. Okulda çıkarttığı gazete onun bu yönünün dahada gelişmesine olanak sağlıyordu. Bir gurup harbiyeli genç tarafından çıkarılan gazetenin hemen hemen tamamı Mustafa Kemalin ateşli kaleminden çıkıyordu. Ama saraya çoktan haber uçurulmuş hürriyet fikrinin yayılmasına çalışan bir avuç gencin yakalanması için harekete geçilmişti.
    ——-
    Bahsi geçen hürriyet çalışmaları Osmanlıdan kurtulma çabalarıdır. Yakın tarihe kadar Türkiyede nasıl devsolcuların pkk ve tikkocuların örgütsel dökümanlarını yasak yayın sayarak sorumlularını tutukluyordu. Sabatayistlerin, masonların ve ittihat ve Terakkicilerin Osmanlı devletine yaptıkları tamda böyle bir şeydi. İhanet sayılır sayılmaz okuyan karar versin sonraki yıllarda Osmanlı düşmanları ile işbirliğiyaparak Osmanlıyı çökertmeye uğraşmak. Birileri bu sebep ile takibata alınmıştır.Osmanlı 1911-22 döneminde içine sokulduğu badireler sebebiyle ülkemizde bbir milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir. Bu sabatayist dönme gurupları parçalanan Osmanlıdan kendilerine pay çıkartmışlar bunu olağanüstü kahramanlık olarak millete lanse etmişlerdir.
    Osmanlı sonrası ocak 1929 da harf devriminin yapılarak yeni harfler olan latin harflerine geçilmesi ülkede okur yazar oranını bir anda sıfıra indirmişti. O dönemde Afrikanın ve güney amerikanın amazonların balta girmemiş ormanlarında okur yazar olmaktan uzak kabileler bulunuyordu. 1930 da yeni gine ormanlarında dünyadan uzak medeniyetten kopuk 1 milyondan fazla insan bulunmuştu Borneo ormanlarındada bu tür insanlar kabileler bulunuyordu adeta bunların ayarına düşürülmüştük. Ekonomik krız hat safhadaydı. Ülke fakirlikten kıvranıyordu. Çok az bazı büyük şehirlerde elektrik vardı. Pekçok köy ve kasabada yoktu. Yani teknolojide yoktu. Ancak 1935 te Türkiyede okur yazar oranı 2475000 e ulaştı. Onunda çoğu gerçek anlamda okuryazar değildi nbile. 16658000kişilik nüfusun yüzde 15i bile değildi bu rakam.
    Az evvel internette denk geldi ben Türküm sadece dikkatimi çekti kopyalamadım Atatürk Türkiyede Kürt diye bir millet yoktur. Ülkede yaşayan herkes Türktür demiş. Kutuluş savaşı yıllarında Türkiye Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanıdır diye sözleri var. Daha geçen sene bu ülkede 78 çeşit alt millet yaşadığı açıklanmıştı. Ben 40 civarında biliyorum.

  13. Kemalist oyun said

    Vahdettin 1918 başında Mehmet Reşad vefat edince önce hükümdar olmak istememiş, malum memleketin her yanı yangın yeri, saltanatı Abdülmecide bırakacakmış. Ancak o bu badireli dönemi atlatamaz diye düşünerek padişahlığı kabul etmiş. Aslında padişahlık sırası şehzade Yusuf İzzettinde iken İttihat Terakkiciler ona söz geçiremeyiz diyerek 1916 da (babası Abdülazize yapıldığı gibi) onu suikast ile hallederek sonrada kendisi intihar etmiş diyerek sıranın Mehmet Vahidüttine gelmesini sağladılar. Vahdettin hükümdar olduğunda sırf yıldırmak adına İngilizler istanbulu 1 ay boyunca uçaklarla bombaladılar. Şehirde bu bombalardan sebep ölenlerin yanısıra a.çlıktan ölen birsürü insan vardı. Sokaklarda köşe bucakta hep yıkıntılar hep insan cesetleri. Ve Filistin ve Suriye Cephesine giden Mustafa Kemalin filistindeki İngiliz birliklerine ağır yenilgisi. Filistin Suriye ve lübnanın tamamen elden çıkması.13 kasımda İstanbulun düşman devletlerine teslim olması. Mustafa Kemalde aynı gün geldi şehre. Heryerde düşmanlar hakim. Ermeni teçhirlerinin hesabı soruluyor Boğazlıyan kaymakamı Mehmet Kemal ile Urfa mutasarrıfı Nusret idam ediliyor. Cemal paşayı Tifliste Ermeniler 1922 de vuruyor. Bunların ailelerine sonradan ermenilerden kalan mallar verilecek.
    İşgalciler astığı astık kestiği kestik davranıyor. Anadoluya kurtarıcı adam gönderilecek Kurtuluş savaşını başlatmak üzere. Padişaha verilen listenin başında Mustafa Kemal var. Ama o Kazım Karabekiri göndermek istiyor. İsmet Paşa kazım paşaya gidip ordudan istifa edelim çiftlik kurup toprak ağası olalım diyor Kazım paşa memleket yıkılmışken ağalık yapılmaz diyerek reddediyor. 19 nisan 1919da trabzona görevli gidiyor. Padişaha baskılar var. Mustafa Kemalide gönder diye. Ve oda 16 mayıs 1919da Samsuna gönderiliyor. Kurtuluş savaşı Osmanlı imkanları ile başlatıldığı halde Yunan kovulduktan sonra önce padişah sonra hailfe ve Osmanlı soyuda ülkeden kovuluyor. 1920 li yılların başında Anadolu halkına karşı astığı astek kestiği kestik davranan Kemalistler ülke yönetimini tamamen ele geçiriyorlar.
    Sonra nemi yapıyorlar batı türü devrimler. Halkta hoşnutsuzluk başlıyor tepki gösterenler oluyor bunlardan kimi darağaçlarında sallandırılıyor kimi zindanlarda çürütülüyor. Kaçan kurtuluyor. Ülke yönetimini ele alan birkaç yüzbin sabatayist milleti sindirerek dilediği gibi yönetiyorlar ülkeyi. Ağır vergilerin ezdiği millet din eğitiminden ve camilerden uzak bırakılıyor camiler harabe ve samanlık durumunda pek çoğu açık olsada korkudan bilgisizlikten giden yok.
    M.Ö. 1500-2000 li yılllarda krallar kurdukları ülkelerde kendi otoritelerini tesis edebilmek için kendilerini tanrı ilan ederek her yere heykellerini dikerlermiş. Halkın dini inançlarını tanımayıp onları her yönden ezerlermiş. Karşı gelenler asılırmış. Yada zindana. İşte 1924-38 döneminde Kamalizmin bize yaptıkları tamda budur. Mustafa Kemali ilahlaştıran ya bakan ya mebus, eleştiren ise ya idam ya maphus

  14. balkan oyunu said

    Şu 2. Abdulhamid’in yahudi sabatayist yapılanma olan İttihat ve Terakkiciler yani Selanik orfusu tarafından tahttan indirilmesi Osmanlı imparatorluğunun daha 100 yıldan fazla sürecek olan ömrünü öyle bir kısalttıki. 1908 in 5 ekiminde Bulgaristan bağımsızlığını ilan ett. 6 ay geçmeden Abdulhamit tahttan indi. İstanbulda İngilizlerin Rusların ve Almanların gözü var. Önce Türkleri balkanlardan atacaklar sonra İstanbulda bakalım hangisinin sözü geçeçek. Önce İtalya Akdenizde egemen olmak adına Trablusgarba saldırdı 29 eylül 1911 de sonra 12 adaya. asker çıkarttı. Ardından Balkanlarda Arnavutlar ayaklanıyor Osmanlıya karşı ittihatçı organizasyonudur ya bu isyan. 8 ekim 1912 de önce Karadağ sonra Bulgaristan ve sırbistan ay sonuna doğruda Yunanistan Osmanlıya savai ilan etti. Ordularının toplan asker sayısı 720000, bizim Balkanlardaki kuvvetlerimiz 307000. Yenilgi kesin gibi. Balkan milletlerine Rusya ve Almanya yardım ediyor. Amaç istanbula egemen olabilmek. Bulgar, Romen ve Yunan kralları Alman asıllı. Romanya savaşın dışında o sebeple Almanya Bulgar istanbulu alsın istiyor çünkü kralı alman. Orası sayki Almanyanın eline geçecek. İngilizler sabetaycıları tutuyor. Onlarda ingiliz taraftarı. Balkan savaşlarında Talat paşa gönüllü asker olduğu Edirnede Bulgarlarla savaşmayın dediği askerlerimize Anadoluya dönüm, buralarda boşa ölmeyin diyor. Selimiyeyi yıkalımda Bulgar pisleyemesin diyor. Komutanların arasına fitne sokmaya uğraşıyor. Orduda 2lik 3kük yaratmaya uğraşıyor. Bunu kendi mason teşkilatının başı ülke kendisine kalsın diye yapıyor. Şükrü paşa o sırada Edirne Müdafii buna ibreti alem için asarım seni diyor. Bütün ittihatçılar Şükrü paşaya düşman oluyor. Çünkü Türkler balkanlardan atılldıktan başka bu savaştan sonra bu savaşlardan sonra Anadoluda Balkan dönmeleri olan sabatayistlere verilecek.Onun için Mustafa Kemal daha Balkan savaşları başlamadan bile acele Balkanları boşaltıp Anadoluyu savunma planları yapmayız diyerek millete akıl veriyordu. Balkanları savunmadan bırakacağız Yunana Bulgara Sırpa sonra Anadolu daha kolay işgal edilsin. Oyun büyük oyun. Aslında her yer batının olacak. Edirne düşmüş Bulgar Çatalcaya kadar gelmiş alacak istanbulu yensek bile aslında İstanbulu koruyamayız ama büyük devletler başta İngiltere ile Rusya bulgara izin vermiyorlar. Kendi gözleri var orada. Birinci balkan savaşları bittikten sonra çok yer kapan Bulgara diğer Balkan devletleri saldırınca Edirne ve Kırklareliyi Bulgardan kurtarabildik. Utanç verici bir yenilgidir bu orduda birlik yok her yerde ittihatçı fitnesi. Onlar Osmanlıya daha fazla düşman. Birinci Dünya savaşı aslında büyük devletlerin Osmanlıyı paylaşabilmesi adına çıkmıştır. Biz Almanyanın güdümünde savaşa girerek aslında onların nüfusuna girdik. Genede İngiltere galip gelip imparatorluktan aslan payını kaptı. Arap yurtları gitti. Türkiyede onların işbirlikçilerine kaldı. 1921 de Kurtuluş savaşında İnönü savaşları ile Yunanın yenildiği anlatılır. İnönü Osmanlının kurulduğu söğütün 20 km güneyindedir. Maksat Osmanlının kaptırdıklarını biz kurtardık diyebilmek adına yaotı bunu Kemalistler. Halbuk Kurtuluş savaşı bile İngiliz senaryosu ve kontrollü savaş. Bu millet 11 yıl süren savaşlarda öyle büyük yaralar almışki 1921 de Türkiyenin 3 te biri kadar arazisi olan Yugoslavya 12541000 nüfusa sahip Türkiye 1923 te 12339000 kişi. Oda nüfus karmakarışık. +0 millet birarada. Resmen bitmişiz. Allah bir daha o günleri göstermesin.
    1 yıl süren balkan savaşlarında Sırplar Bulgarlar ve Yunan müslüman katliamı yaptı. 500000 kişi anadoluya göçtü. 50000 asker şehit 100000 yaralı ve 115000 esir verdik. Balkanlardan atıldık. 1913 te Batı Trakyada kurduğumuz küçük bir Türk devleti Almanların isteği üzerine ertesi yıl fes edilip Bulgarlara bırakıldı.

  15. 2 kayıp said

    Dün İzmit bahçecikli Tuncel Kurtiz 77.8 yaşında öldü. Babası Selanikli. Sabvetaycı olmalı mülkiyeli imiş. Yani devletin okumuş adamı. Annesi Boşnak. Peki Kurtiz Bu tamda Dersimin adı Tundceli olduğu yıllarda 1 şubat 1936da doğduğu için adı Tuncel imiş. Devletin tunçeli anlamında. Babasıda devlet adamı ya. Tuncelidede o zamanlar yer yer eşkiyalık hareketleri olduğundan ülke gündeminde. O sebeple. Tuncel Kurtiz sabetaycı anlaşılan. Balıkesir tarafında alevi köyüne gömülmek istemiş köyden izin çıkmamış. Devrimci diyorlar. 12 etylül 1980 de yurt dışına kaçmış kominist faaliyetleri vardı herhalde. 1993 te yurda dönmüş meşhur tiyatrove sinema sanatçısı. Cenazesi hakkında camiden falan bahsetmedi ateistmi dedim ama değilmiş. Tabutunda islamı simgeleyen örtü vardı Allah rahmet eylesin.
    Bugünde Atatürkçülerin tarih masalları yazan Kemalist dedesi Turgut Özakman vefat etmiş. Solun idolüydü. Bütün Çanakkale zaferlerini yarbay yada albay rütbeli Mustafa Kemale mal eden. Kurtuluş savaşını abarta abarta yazan. Hoş tonton bir adam ama. Gerçek olmayan abartı dolu tarih kitapları yazardı. Son Türk hükümdarı ve islam halifesi Sultan Vahdettine hain dediğini bizzat duydum. Diğer padişahlar hain değildi ama Vahdettin haindir demişti. Mustafa Kemalin her yaptığını haklı çıkartabilmek adına söylemişti o bu sözü. Yani gerçeği hakkıyla teslim eden bir söz değildir. Vebali çok büyüktür. Bunlar halifeliğin kaldırılmasınıda alkışlayan doğru ve hoş bir hareket olarak gören kimselerdir ya. neyse.Bence yazdığı tarihler masal tadındaydı. Gerçeklerin emperyalist oyunların üzerini örtmeye yarayacak cinsten. Kemalistler böyle yeni 80lik dedeler bulurlarsa vaziyeti idare edebilirler. Bize göre 1000 ay yaşayan adam uzun yaşamış demektir. Özakman 997 ay yaşamış. 3 aşağı beş yukarı farketmez. Yaşamış yaşayacağı kadar. Ne diyelim yeni ölmüş arkasından kötü söz söylemek olmaz. Allah rahmet eylesin.

  16. gerçekler saklanamaz said

    2002 eylülünde milletvekili adayı olmuş tekrar Kocaeli eski milletvekili Süreyya Sofuoğlu bizim bölgeye gelmiş. 78 yaşında biri duymuş beni tarhten anlıyor diye görüşmek istedi. Daldık lafa Atatürk Vahdettin ilişkisini konu alıyor. Onlar çok iyi arkadaştı diyor işte Vahdettin İtalyaya sürgünden sonra ataya mektup yazıp maddi sıkıntı çektiğinden maaş bağlanmasından bahsetmiş. Ataya haber verenler haindi o maaş bağlamayalım demiş. Ama hırsız değildi isterse Topkapı sarayını soyar gider onunla kurduğu orduyla öyle bir geri dönerdiki. Muhtemel bir süre maaş bağlanmış. Halifelik kaldırılıp Osmanlı soyu kovulduktan sonra oda yoktur. Sürekli Osmanlıyı karalama var.
    Atatürkün Vahdettine maaş bağlattığını bir Kemaliste anlattığımda Vahdettine haşin deyip küfürlerle karşılık vermişti. Üstelik 50 yaşın üzerinde biriydi. Sonra samimiyeti kaldırdım arayı düzeltmek istesede izin vermedim. Bunlar başka türlü insan islam halifesine ağır küfürler. Ülkesi elinden alınan adama hain diyebilen dönme birisi idi bu adam. Ama Kenan Evrene demediğini bırakmazdı. Çünkü Kemalizmi Komunizme çalardı biraz. O sebeple 1980lerde az çektirmedi Evren onlara.
    Kemalizm hakikatten tutarsız bir ideoloji. Özü heykelcilik. Her tarafa Atatürk heykeli dikmek serbest kaldırmak yasak. Dokunana 3.5 yıl hapis. Boya atana bile. Ceza heykel başına katlanıyor. 36 Osmanlı padişahından 100 lerce türk hükümdarından böyle heykel hastası biri çıktımı acaba. Güzel sanatları heykelciliği her tarafa kendi heykellerini yaptırmak üzere destekleyen biri.
    1920 de Ankara meclisi yeni açılmış meclis gibi gösterildi halbuki İstanbuldaki meclisin devamı idi. 23 nisan 1920de açılan meclis İstanbuldaki Meclisi mebusanın devamı. Ama bu milletten saklandı. 2. Meclis cumhuriyetin meclisidir.
    Abdulhamit malum son büyük imparator. Onu devirmek üzere sabetaycı mason ittihat terakkici gurupların binbir oyunu hemde subayların. Kendi devletini tamamen kendilerine kalsın diye batıyla paylaştılar. Abdülhamitı 1909da tahttan indirdiler 66.6 yaşında olduğundan öldürmediler. O 8 yıl 10 ay daha devrik padişah olarak yaşadı. Onun döneminde İrandan büyüktük. Bugün 105 yıl sonra İran bizden heryönden büyük. Kemalmz kendi menfaatleri için devleti küçülttü. Bu yetmedi devlet imkanlarını sabetaycılara peşkeş çekti. Daha pekço izah edilemez. Dini islamın horlanması.M.Kemal derin devletin adamıymış Osmanlıdaki. Bence Osmanlıyı yıkmaya çalışanlarn başı. Şimdi herşey ortaya çıktı ya böyle uyduruk hikayelerle itibar yüklemeye uğrasıyorlar tekrardan

  17. kim türk said

    Benim şahsi görüşüm açık alenen belli Atatürk aslen Türk değil Makedonya topraklarında doğmuş bir Arnavuttur. Onun döneminde Balkanlardan göçedenlerin pek çoğuda öyle. Türkçe bile bilmiyordu bunlar. Bu dili burada öğrendiler. Ama anadolu Alevileride Atatürkçüdür çoğunlukla. Şimdi onlarada Türk değil demek doğru olmaz. Sünnilikle arada mezhep yada islami yorumda görüş farkı vardır. Kemalistlerin nekadari Türk ne kadarı değil ne kadarı sabatayist ne kadarıda değil bunu kestirmek çok zordur. Ancak devlet sistemi Türkiyede yaşayan ve Türklüğü benimsemiş olan herkes Türk sayılmaktadır. Ben bu konuda daha fazla birşey diyemem. Kimseyide yahudi kökenli yada sabatayist olduğu için suçlayamam. Ama tarihi tesbitler neyi gerektiriyorsa onu yapar buraya koyarız.
    Mustafa Kemal Atatürk bizi işgal eden batının büyük devletleri tarafından başımıza getirilen ve onların sistemlerini alıp müslüman Türklüğe adapte eden birisidir. Sabetaycılar tarafından bin misli abartılarak insan üstü en büyük Türk gibi gösterilmiş ona Atatürk dedirtilmiştir.

  18. Kim Türk said

    Burada konu Vahdettine göre Atatürk Türk değildi öyle değilmi? Hemen bir değerlendirmesini yapalım bu meseleninde ne imiş ne değilmiş ortaya dökülsün.
    Önce Türklüğün ve Osmanlı imparatorluğunun ezeli düşmanlarını bir tanıyalım.
    Rusya, Hakikattende Türk düşmanıydı. Doğu Avrupadaki Türk devletlerinden Kazan, Astarhan, Kasım, Sibir hanlıklarını ele geçirdi. Sonra Osmanlıya bağlı Kırım Hanlığını ve Azerbaycan ile Orta Asyadaki Türk devletlerinide ele geçirdi. Osmanlı Rus savaşları aralıklarla 260 yıl kadar sürdü. 1918 de sona erdi.
    İngiltereye gelelim. Azılı Türk düşmanı idi. Osmanlıdan önce 1700 lü yıllarda Türk islam hakimiyetinde olan Hindistanı ele geçirmeye uğraştı. 1764ten 1858 e kadar uğraşarak ele geçirdi. Ülkedeki ayrılıkçı güçleri kullanarak nüfüsü 100 milyonları bulan hindistana egemen oldu. Sonra Osmanlıya çevirdi yüzünü. 1668 de Osmanlıya bağlı olan Cezayire saldırıp zarar verdi. Ama o kadar egemenlik yok. 1770 de Osmanlı devletiyle savaşmakta olan Rus donanmasına lojistik destek vererek çeşmede donanmamızın yakılmasına sebep oldu. Bu çok büyük bozgun oldu. Ama burada donanmamızın başındaki Osmanlı paşasınında devlete ihanetinden söz edebiliriz. İngiltere 1807 de Rusyayla birlikte Osmanlı devletine savaş açtı. Mısırda Mehmet Ali paşanın kuvvetlerine yenildi. 1808 de Osmanlıyla barış yaptı. 1827 de Navarin deniz savaşında İngiliz ve Rus donanmaları Osmanlı gemilerini yaktı. Ancak İngiliz donanmasınında burada aslında yenildiği yönünde bir bilgiye rastladım. 1853-55 Kırım savaşında Rusa karşı Osmanlı yanında savaşan İngilizler barış sonrası savaş tazminatı olarak Rusdan alacağı paryı savaş masrafı olarak Osmanlıya yükledi. Yemene çıkarma yapan İngilizler Osmanlıya yenildi. Sudanda Türk düşmanlığı yaptılar. 1882 de Mısırı işgal ettiler. Aşağı Somaliyide aldılar. 1. Dünya savaşında Osmanlıyı çökertip işgal ettiler.
    Fransa. Kanunu Süleyman döneminden itibaren Osmanlıyla iyi geçindi. Ama 1645_69 döneminde Osmanlının Girit seferleri sırasında Venedike yardım etti. 1798 de Napolyon Mısıra kuvvet çıkartsada İngilizlerin yardımıyla Mısırdan atıldı. Akkadada Türk kuvvetlerine yenilmişti. 1821-29 dönemindeki Yunan isyanları sırasında Yunanistan bölgesine kuvvet göndererek onları destekledi. 1840lı yıllardan itibaren Lübnandaki Hıristiyan ayaklanmalarına destek vererek Osmanlı aleyine çalıştı. Buralara askeri kuvvet göndersi. 1830-32 döneminde Osmanlı elindeki Cezayire borcunu ödememek için saldırıp işgal etti. 1914-18 dönemi Osmanlıyla savaşarak savaş sonunda buraları işgal etti.
    İtalya 1480 de Fatihin Otranto çıkarması üzerine papa Avrupayı Osmanlıya karşı ayağa kaldırdı. İtalya Avrupayı arkasına alarak Osmanlıya karşı ayakta kaldı. Bu sayede Osmanlı İtalyayı ele geçirmekten vazgeçti. Ancak orada eyvah Türkler geliyor korkusu yüzyıllarca sürdü. Analar çocuklaını sözdinlemezsen seni Türklere vereceğim tehdidiyle büyüttü. İtalya Osmanlıyı genelde arkadan vurmaya zor zamnını kollamaya çalışan bir devlet idi.1890 larda Osmanlı topraklarından Somalinin bir kısmını ve Eritreyi işgal etti. Osmanlının çöküş yılları olan 1911-12 dönemnde Trablusgarbı aldı. 1. Dünya savaşında Osmanlıya karşı pek etkisi olmasada savaş sonrası bu toprakları işgal eden ülkeler arasınd idi.
    ABD. bize uzak olmasına rağmen düşmandı. Osmanlı ülkesinde Anerikan okulları açarak Osmanlı düşmanı kadrolar yetiştirdi. Fatih senen öcümüzü böyle alacağız diyen yöneticiler yni Türkiyenin kadrolarınıda bu okulda yetiştirdi. ABD Son dönem Osmanlısındaki Ermeni isyanlarına destek verdi. 1. Dünya savaşı sonrası İstanbula kuvvet gönderdi.
    Şimdi bu ülkelerin bize düşman olduğu çık. Rusya Kemalistlere silah yardımı yaptı 1919-22 döneminde. İtalya, aynı dönemde silah yardım ve satışını yaptı. Fransa top sattı. Fransız gemileri İstanbuldan anadoluya silah taşıdılar Kemalist kuvvetlere. İngiltere istanbulda el koyduğu Osmanlı silahlarını paketleyip anadoluya Kemalist kuvvetlere gönderdi senelerce Türk Yunan savaşında kullanılsın diye. ABD devletinin temsilcileri ise Osmanlıyı tanımazken Mustafa Kemal için o bizim adamımızdır diyerek her hareketini desteklediler. Bu devletler sadece Hıristiyan azınlığa zarar vermeyin tembihlerinde bulundular Kemalistlere. Yahudiler güvendeydi zira Kemalizm ağırlıklı olarak sabatayist yapılanma idi. Gizli yahudiler yada yahudi dönmeleride denirdi bumlara. Hal böyle iken Makedonyalı Mustafa Kemal paşa ve pek çoğu o bölgeden olan silah arkadaşlarının Türklüğünden ne kadar bahsedebiliriz. Üstelik çoğunun Arnavut yada Makedon asıllı olduğu bilindiği halde. Görüldüğü üzere bütün ezeli düşmanlarımız bu savaşlar sırasında Kemalizme destek vermiş. Hemde her şekilde. Osmanlı çöksün diye.
    Kemalistler Osmanlıyı kötülemek için Osmanlıaldığı bütün toprakları kaybrtti sadece Anadolu bize kaldı. Onuda denizlerden kurtardık derler. Düşmanlar Çanakkalede denizden gelp karaya ayak basmışlar yenilmişledi. Demekki karaya ayak basılıyorsa işgal sürdürülebilirmiş. Biz bu topraklrı kendi anavatanımız olduğu için elimizde tutabildik. Gerisi hikaye. 1919-22 döneminde doğuda Kürtlerin bize ihanet etmemeleride büyük şanstı. Zaten nüfusalrıda 1milyonu bile geçmiyordu.
    Bu sitede bir yerde bir yorumcu demiş Kemalistler Türk değildir diye

  19. vahdettine oyun said

    Bugün özel tv kanallarından birinde adını vermiyeceğim reklamını yapmamak adına bir profesör M.Kemal Atatürk ile vahdettinin mukayesesini yapıyor ve diyorki işgal kuvvetleri Sevr anlaşmasını yaptırdıkları Osmanlıya şu teklifi yapmışlar, (güya padişaha) biz Bulgaristan ile filanca ülkenin herhalde avusturya macaristanın krallarını görevlerinden aldık. Seni yerinde bıraktık. Ve sana padişahlığının devam etmesi için bir şans tanıyoruz Anadoludaki 13 il ile İstanbul sana kalsın sen saltanatını sürdür. Padişaha olmaz demiş kimi devlet görevlileri o önceden Almanya Avusturya Macaristan ve Bulgaristan gibi müttefiklerim vardı şimdi yok. Tek başına kaldım. Oysa İngiltere Fransa, ABD italya bana yine düşman bunlarla başa çıkamayacağıma göre kabul etmem lazım demiş ve bu durumu kabul etmiş. Düşmanlara bakın İngiltere 650 milyon, ABD filipinlerle beraber 133 milyon, Fransa en az o kadar sömürgelerle birlikte. Japonya belki 100 milyon , İtalyada var. Milyari aşıyor işgal güçlerinin nüfusu. Sevr anlaşması zaman kazanmak amacıyla imzalandı ama padişahın onayı olmadığından geçersiz kaldı. Uygulamaya kaonamadı. Yinede Kemalistler Vahdettin vatanı sattı yalanlarıyla onu karaladılar.
    M.Kemale gelelim. 1921 ocağında olmayan birinci inönü savaşında çok çok 5 milyonlu yunanı yenmiş. Ortada savaş yok. 2. İnönüde bir daha yenmiş. Karşılıklı göstermelik savaş olduğu iki tarafında fazla kayıp vermediği albay inönüyü paşa yapma amaçlı olduğu yani siyasi amaç taşıdığı daha önce başka tarihçilerce açıklandi. Londra konferansı yapılmış Mustafa Kemal Sevri kabul etmediğini açıklamış. Ona kabul et diyen yok zaten. Osmanlıyı küçük düşürmek için teklif Osmanlıya. Yunan batıAnadoluyu boşaltacak size vereceğiz ülkenin yönetimini diyorlar 1921 de alenen. Sonra Sakarya savaşı gerçek bir savaştır. Ama Yunan Ankarayı alacak diye bakılırken geri çekilmiştir. Kim emretti acaba. Ha bu arada rusun yardım ettiği silahlarla yenmişiz yunanı. TRT açıkladı geçenlerde Abdülhamit döneminde alınan silahlarla yenmişiz Yunanı. Rus işin ticaretini yaptı. Büyük taarruz Yunanun çekilme zamanı geldiği için birkaç gün savaşıp çekildiği sonra Osmanlının Kemalistlere sabatayistlere devredildiği bir süreç işleme sokulmuştur. Osmanlının elini milyarlık güçler bağlamış Osmanlı imkanlarıyla Mustafa Kemale küçük Yunanistanı yenmesi sağlanmış kendisi kahraman yapılmıştır. Bunu o top sakallı prof benden iyi bilirde işine gelmez gerçekleri açıklamak.
    16 mart 1920de istanbulu top ateşiyle işgal eden o çok uluslu güçler istese Ankarayada giremezmidi. Girerdi ama kendi kurguladukları planları kendileri bozmuş olurlardıı

  20. yazdım said

    Bu arada kimi marjinal sol guruplar şu üniversitedeki başörtüsü meselesini halen savunarak cemaatçileri üniversitede istemeyerek doğru yaptıklarını söylüyorlarmış bu konudaki tavrı nedeniyle AKPye ateş püskürüyorlarmış. Bunlar Kemalistmi pek sanmam. Onlar seçimler yaklaştığında bu konudaki düşüncelerini kendilerine saklayıp ortama uyarlar. Başörtüsü savunucusu görünürler. Bunları yapanlar dahada sol guruplar olsa gerektir. Goministlermi desem. Perincekçilermi.

  21. yazdım said

    Tarihçi Mustafa Armağan bu günkü zaman gazetesinin pazar ekinde Mustafa Kemal paşa başkanlığında gerçekleştirilen 4_11 eylül 1919 daki Sivas Kongresi görüşmelerini konu almış. Bu kongrede ABD Mandalığına girmek isteyen M.Kemal Paşanın ABD yönetimide bu konuda yazaılı bir istek gönderdiği anlaşılmış. ABD belgelerinden çıkan ingilizce mektupta M.Kemal Paşa ABD den yeni kurulacak ülke adına yardım alabilmeyi amaçlıyormuş. ABD nin bu mektuba verdiği cevap konusunda bir açıklık getirilmemiş. Biz daha evvel Sİvas Kongresinde ABD li yetkililerle manda görüşmeleri yapıldığını defalarca yazmış idik. Yeni kurulan Türkiyenin manda devleti olarak kurulduğu şeklinde tesbitlerimiz olmuşdu.
    Bu manda meselesi 1927 tarihli nutukun orjinalindede geçiyormuş sonraki baskılarında çıkartılmış. Ali Fuat Cebesoyunda Sivas kongresinde manda meselesinin görüşüldüğüne dair beyanları var. Halbuki Kemalistler padişah Vahdettinin ve Damat Ferit Paşanın Amerikan mandasına girmeyi istediklerine dair beyanları anlatılıyordu düne kadar. Yalanlar saklanamııyor.
    —-
    Şu Ankara ODTÜdeki başörtülü öğrenvcilere yönelik hakarete Kemal Kılıçdaroğluda tepki göstermiş. Demişki hiç kimsenin inançları sebebiyle eğitim hakkı engellenemez. Güzel söylemişde. Daha evvel geçtiğimiz senelerde meclis bu işi halletmiş 550 milletvekilinin 411i başörtü yasağının kamusal alandan kaldırılmasına evet demiş. Hürriyet gazetesi 411 el kaosa kalktı yazmıştı. CHPnin bayan m.vekili Nur Serter AKP ile bu konuda ittifak eden mhpyi affetmeyeceğini açıklamış mahkemede yanılmıyorsam kararı iptal etmişti. Sonra her nasılsa başörtüsü messelesi halledildi.
    Bence bunda kamusal alan dışındada bayan memurlar başörtü kullanamaz kararı veren danıştaya karşı Alparslan Arslanın silahlı saldırı yapması etken oldu. Eylem terör eylemidir fakat. Bir tek başörtüsü sebebiyle bir ölü birkaç yaralının olduğu saldırıda Türkiye dünyaya rezil oldu. Birdaha böyle olaylar yaşanmasın diye 2007 den sonra başörtüsü meselesi zamana yayılarak halledildi. Ha bu arada danıuştay saldırısını kınamak vijdani görevimiz.
    —-
    Şimdi gelelim Suriye meselesine ABD başkanı obama iç savaşta kimyasal silah kullanan Suriyeye karşı askeri güç kullanıyor parasınıda islam ülkelerinden istiyor. Harekat önümüzdeki haftalarda başlar. İslamım acizliği kendi halledemedi diye Abdye parasınla müslüman öldürma keyfi yaşatacak. Dünya islam birliği sağlansa bile ABD daha güçlü. Barak Hüseyin Obamanın müslüman olsduğu sanılıyordu. Olmadığı anlaşılınca Hüseyn adı atıldı. İslam ülkelerinin acizliği meydanda. ABD Irak saldırılarının parasınıda Suudi Arabistandan almıştı.

  22. gönder said

    Dün gece şapka kanunu sayfasında güzelce bir yorum yazdım. Yolladım yayınlanıyor yazmasına rağmen yayınlanmadı. Özetle tekrar yazdım. Yorum yaklaşık şöyleydi.
    Mustafa Kemal Paşanın adını bu kadar büyüten neymiş. Onu arıyorduk. Aslında bir sürü savaş yenilgisi olan birisi. 1913 te Bolayırda küçücük Bulgar ordusuna karşı büyük bir yenilgi almıştı. 1915 te Çanakkale savaşlarındada büyük yenilgileri ve askeri kayıplarıda vardır. 19 eylül 1918 de Cenin Nablus bölgesinde İngilizlere karşı aldığı o büyük yenilgi. Ki bu yenilgi Osmanlıyı çökertti. Haydi bunları geçelim birde Kurtuluş savaşı yıllarında almış olduğu savaş yenilgilerine bakalım. 1920 de M.Kemale bağlı birliklerden Ali Fuat paşanın Yunan birlikleri karşısında aldığı yenilgi. 1921 de Kütahya savaşında ve Aslıhanlar muharebelerinde Yunanlılara karşı alınan yenilgiler. Ki bunlardan birinin yenilgi olduğunu TRTdeki bir filmde onu canlandıranda açıklamıştı. Rus kuvvetleri Batumdan bizim birliklerimizi atarken hiç sesini çıkaramamıştı. Tabi arada Osmanlı imkanları kullanılarak kazanılan başarılarda vardır o başka. Yinede bu kadar çok yenilgisi bulunan bir liderin adı ne diye bu kadar çok büyütülüyor hemen açıklayalım.
    Osmanlı devleti kaldırılıp Cumhuriyetin ilanından sonra devlet kadrolarına tamamen kendi adamlarını getirdi. Bunlar ona neredeyse tapıyorlardı. Oluşturduğu güç ile tam bir baskı sistemi kurdu. Muhalefeti ezdi. Kendisine kimse hiçbir eleştiride bulunamaz oldu. Muhalefetede hayat tanımıyordu. Haziran 1926da İzmir suikast girişimi olmuş ihbar sonucunda olayın sorumluları yakalanmuıştı. Bunun meselesini ittihat ve Terakkicilerden bildi. O sebep ile yakalananlardan kimisi yakalanarak idam edildi. Kimisi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı kimiside yurt dışına kaçarak canını zor kurtardı.
    mUSTAFA kEMAL PAŞA ÜLKEDE ÇOK SAYIDA KİMSEYİ İDAM ETTİRMİŞTİ. bU SEBEP İLE İÇERİDE DÜŞMANLARI ÇOKTU. bİR GÜN MUTLAKA SUİKASTE UĞRAR SUİKAST BAŞARILI OLURDA ÖLDÜRÜLÜRSEM NEYİ NEDEN YAPTIĞIM BİLİNSİN DİYE NUTKU YAZmaya başladı. Yaklaşık bir sene sürdü zaten çoğu hazır belge ve yazışmalarla dolu Nutku muhakkakki kendi siyasi fikir ve düşünceleri doğrultusunda yazdı. Yaklaşık 1300 küsür sayfalık bu eseri 1927 de TBMMde kendisi okudu. Herhalde 3 yada 4 gün sürdü bu okumaişi. Memlekette hiç adam kalmamış gibi bu zahmete bizzat kendisi katlandı. Okunanlar kimin aklında nekadar kaldı bilemem ama. Paşanın sesi arızalıydı. Bunun sebebide çok sigara içmesinden kaynaklanıyordu. Sonra kimi büyük resmi makamlar onun sesine teknolojiyi kullanarak renk verip güzelleştirselerde bu nekadar gerçekçi olabilirki. Gerçek neyse odur. Bilinendir. Neticede s,igara içen kadınların sesi bile ne kadar çok bozulup kalınlaştığı bilinen birşey.
    Şimdi gelelim atanın adının gerçekten yüzlerce binlerce misli büyütülmesinin ana sebebine. Onu başımıza batı dünyası getirdi ve kendi devrimlerini yaptırdı. Döneminde müthiş baskı sistemi vardı. Kimisini öldüresiye baskıydı bu. Baskı sistemi her zaman bir kişiyi büyütür. Hele bu devlet eliyle olursa sistematik bir şekilde büyüme çok daha etkili olur. Hele aleyhte söz edene hayat zindan edilirse ilahlaştırma her tarafı heykelleriyle donatma olursa bir düşünün siz artık. Yapılan başarıya bakın büyütme işine bakın.
    1922 ekiminde Gebze şile bölgesi Mudanya anlaşmasıyla işgalden kurtulmuştu. Az ötede Tuzla Tepeören İngiliz birliklerinin elindeydi. Gebze tarafında ekmek (1 okka) 22 kuruş, aynı ekmek az ötede İngiliz tarafında 11 kuruştu. 1 sene böyle devam etti. Sonra ingilizler gitti. Türkler sınır bölgesinde ekmeği ingilizlerden alıyordu. Bu sistem sonraki onlarca yıl devam etti. Halen daha devam. Kendi vatandaşını kazıkla sistemi. Kemalizmle girdi bu ülkeye.
    Kartal tarafında bir türk kızı Fransız subayıyla geziyor 1920lerin başları. Bizim Türklerden bir kaçı sokulup zorla alıkoyuyorsa halledelim diyor. Kız defolun gidin istesem vurdururum sizi demiş. Anlaşılan beyaz Türklerdendi. Fransızı kendisine daha yakın görüyor. Bugünde beyaz türklerden kimisi (hepside değil)Avrupalı hıristolarla yahudilerle evlekmiyorlarmı. Demekki ozamanlarda bu işler böyle yürüyormuş. Haydi eyvallah.

  23. Gazisiz t said

    30 ağustos zafer bayramı kutlamalarına gitmedim. 83-85 lik Kore gazileriylemi kutlarılar bayramı yoksa 60 lık Kıbrıs çıkartması gazileriylemi bilmiyorun. Yada hiç gazilikle alakası olmayan savaş yüzü görmemiş sadece askeri elbisi giydirlimiş 60 lık 80 lik sıradan yaşlılarlamı acaba. Kore gaziside çok az kaldı memlekette. İstiklal savaşı gazisinin sonuncuları Yakup Satar ile Mustafa Şekip Birgül idi. İkiside biri 2008 in yazında diğeride sonbaharında vefat etmişti herhalde.

  24. Fıkra said

    Tarih 19 kasım 1938 iki komşu konuşuyor.
    – Duydunmu komşu Gazi Mustafa Kemalin cenaze töreni varmış dün akşam 100 bine yakın İstanbullu katılmış bu törene. İzdihamdan 11 kişi ezilerek can vermiş. Bugünkü Cumhuriyet gazetesi yazıyor.
    -Ya Gazi paşa sevdiği kimseleri yanına almış demekki. Hem kışda geliyordu. Fakirlikten kar kışın Soğuğuntan kurtulmuşdur garibanlar.
    -Doğru söylüyorsun gazi paşanın gittiği yer çok sıcak olmalı. Orada hiç üşümezler.

  25. makedonya benzetmesi said

    Hani Sultan Vahdettin kasım 1922 de yurt dışına ingiliz gemisiyle önce Maltaya sonra İtalyaya gönderilmişti. Peşlinden 150liklerle birlikte kayınbiraderi Zeki Beyde yurt dışına kovulup İtalyanın San Remo şehrine yerleşmiş. Orada maddi imkansızlıklar sebebiyle çok fakir duruma düşmüş. 1929da perişan bir şekilde intihar ederek ölmüş. Adamın suçu birtek sultan Vahdettinin kayınbiraderi olmak. Kemalist zuluüm. Biz Mustafa Kemalin ve Kemalistlerin gösterilmeyen yüzlerini göstermekten başkada birşey yapmıyoruz.
    Hani bi büyükelçi Mustafa Kemali hemşehrisi olan Makedonya Kralı büyük İskendere benzetmiştide M.Kemal o seferlere çıktı kendi vatanını unuttu ben unutmadım dedi. Öyle bir unuttuki 1918den itibaren bir daha Makedonyayı görmedi bile. Atanın Makedonya ile ne alakası var diyenlere doğum yeri ister Yunanistan Makedonyası olsun ister serbest makedonya olsun aynıdır. Makedonya Resorto et veritas mason teşkilatına kayıtlıdır. Osmanlıya karşı yıkıcı gizli teşkilatlarda hep o topraklarda kurulmuştur. Yakın arkadaşlarıda hep Makedonyalıdır. Ama muhtemelen en son 1918 baharından beridir Makedonyayı ngördüğü yoktur.

  26. mevzu anlaşılmış said

    Geçenlerde özel kanallardan uydu kanallarından birinde izliyorum Gaziantebin Fransızlara karşı direniş mücadelesini. Fransız işgal güçleri Ermenileride kullanarak şehre hücum ediyorlar. Gazianteplilerin elindeki silah ve mühimmat imkanı kısıtlı. Ankarada bulunan Mustafa Kemal paşaya telgraf çekerek düşmanlara karşı silah asker ve cephane yardımı isteniyor. Ankara hükümeti eğer Gaziantepe yardım gönderse Fransaya savaş ilan etmiş sayılacak. Bizim gücümüz sadece Yunanlılarla savaşmaya yetecek kadardır biz batı cephesine karşı duracağız anlamına gelen bir açıklama yapılarak güney illerine silah ve asker yardımı yapılamayacağı anlamına gelen bir cevap yollanıyor. Gaziantebin ileri gelenleri avrupanın çeşitli ülkelerine telgraflar çekerek Fransız işgaline karşı yardım talep ediyorlar. O zamanlar zaten Türk ve Müslüman ol başka suçun olmasın. Batı dünyası bu işgale sessiz kalıyor. Antepliler ve çevresindeki vilayetler kendi imkanlarıyla düşmanlarla savaşarak işgalden binbir sıkıntı ve rezillik çekerek kurtuluyorlar. Düşmanları o bölgeden kovuyorlar.Mustafa Kemalin 1920_1922 döneminde ne İngilizlerle, Ne Fransızlarla nede İtalyanlarla savaş yapmadığı yani onları ülkeden askeri güçlerle atmadığı açıktır. Kaldıki bunlardan Yunana karşı askeri yardımlar aldığıda açıktır. Özellikle Ruslar çok yardım yapmışlardır. Yunan kovulduktan sonra Osmanlıda kaldırılıp Osmanlı soyuda kovuldu. Demek oluyorki bu güçler Osmanlıya ve Türklüğe düşmandılar ama Kemalizme değil. O sebeple Mustafa Kemal yönetimini ve onun güçlerini desteklediler. Osmanlı imkanları dahi onun hizmetine sunularak Yunan bu ülkeden atıldı. Yine hain sayılan Osmanlı oldu. Türk milletinin üzerine balkanlılar (özellikle arnavutlar) birinci sınıf Türk yapıldı. Hal böyle iken bana Mustafa Kemalin askeri başarılarını öven her söz abartı gelir. Durum açıktır. Bizden evvel birileri birşeyler anlatmaya çalışmış ancak bilgileri ve tesbitleri eksik kalmış. Biz tamamlayıvermişiz. Millette anlamış hani, karşı cevap yazabilen çıkmıyor.

  27. yazıyorum said

    Biraz batının bize ettiği oyunlardan bahsedelim. 1909 da batı bdestekli Selanik ordusu Sultan 2. Abdülhamiti devirmişti. O zaman o sınırlar üzerinde Osmanlı devleti kaldırılabilir Cumhuriyette ilan edilebilirdi büyük bir ihtimal ile. Eee Koskoca imparatorluğuın padişahını devirebilen ülkede yönetimide eline alabilir. Ama bu yapılmadı. Sebebi bunlar batı devletlerinin bir dediğinden dışarı çıkmazlar. O zaman Osmanlı kaldırılıp Cumhuriyet ilan edilse ülke yüzölçümü 7milyon km2nin çok üstünde o şartlarda buna batı izin veremezdi. Türklerin Balkanlardan Afrikadan ve Arabistan, Suriye Filistin ve Irak ile Yemen gibi bölgelerdende atılması gerekliydi. Bu sebep ile devlet önce çöküş sürecine sokuldu. Osmanlı 1922de ortadan kaldırıldı. Batının sözünü dinleyenlerde batıyı bu topraklardan atan büyük kahraman ilan edildiler.
    Bize batı medeniyeti diye Yunan Tarihi kültürü ve medeniyeti dayatıldı. Bunlar bizim başımıza 1480 de Fatihin Otranto seferi sebebiyle geldi. Türkler İtalyaya hakim olacaktı. Batı Türklere karşı tek devlet olup içimize soktukları işbirlikçileriyle bizi yani Osmanlıyı yıktılar 1923 te Sultan Vahdettin İtalyaya hükümdar olarak değil sığınmacı olarak sürgün olarak gidebildi.
    Kanuni Sultan süleyman Fransanın kralının dansına karıştı diye 400 sene sonra Türkiyenin başına lider olarak gelen Mustafa Kemal b u millete ilerici olmak adına dans dersleri verdiriyor balolar tertip ettiriyordu. Fatih Avrupayı alacak İslamiyeti bu topraklara hakim kılacaktı. Mustafa Kemal geldikten sonra Hıristiyan kanunları Türk milletinin üzerine hakim oldu. Bunlar acı tesbitler. Ülkeye laiklik getirildi. Durumu anlamayan bazı müslümanlara sorarsanız diyeceklerki laikliği yanlıiş anlıyorsunuz laiklik herkesin dini inancında serbest olmasıdır. İşte buna Türkiye laikliği denir.
    Dindarlar onlarca yıl boyunca okullara alınması. 1997 de 28 şubat sürecinde okullardaki görevlerinden atılan başörtülü öğretmenler yeni yeni görevlerine dönebilme hakkını kazanıyor.
    31 temmuz 2013 te yeni akit gazetesinde Nusret Çiçek köşe yazısında kısaca şunları yazmış.
    Lozan sonrası ülkeyi yabani arıların işgal etmiş olması yetmiyormuş gibi yangına körükle gidenlerin başında hiçbir zaman sosyal demokrat ideolojiyi temsil edemeyen CHPnin olduğunu görüyoruz.Laiklik CHP nin eseridir. Kırk gün deli dediğin sonuçta deli olur ya bu laiklikde 1931 lerde CHPnin programında yer alınca gavurunuda müslümanınıda deli etti. Halkı ikiye böldü kinleştirdi zıtlaştırdı. Geldiği yer olan Fransaya bakıyoruz devlet baştan aşağıya dinsiz. Laikliği meydan larus sözlüğünden nokuduğunuzda orad dini olmayan din dişı şeklinde açıklandığını görürsünüz. Laik dini olmayan demektir.Fransada sarkozi yönetimi okul tuvaletlerine prezervatif konmasını önermiş. İşte Türke model olarak gösterilenler.

  28. tarih yazar said

    Bizim bilgilere tepki gösteren yalanlanmasını isteyen tarihçilerin olduğunu biliyorum. Ama doğrudur. Hemide tamamı. Türk tarihini değiştiren bilgi bunlar. Tarihçiler yalanlayamıyor, sadece tepki gösteriyorlar. Kendileri bazı şeyleri atladıkları için. Avrupa her zaman Türklerin düşmanı olmuştur. Çünkü Anadoluyu 1079_1080 döneminde Türklere kaptırmış, Haçlı seferleri ile Türklerin Avrupaya atlaması engellenip bir süreliğine batı Anadılu ve Akdeniz kıyıları geri kurtarılmış. Sonra 1200 lü yıllarda Selçuklu ve beylikler Batı Anadoluya tamamen hakim olmuşlardır. Osmanlı beyliği devlete dönüşünce ilk olarak 1352 de Trakyanın bir kısmını ele geçirerek Avrupaya atlamış, 1359da yapılan haçlı seferleri batının yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Çirmen ve Kosovayla Osmanlı Balkanlara yerleşmiştir. Timur darbesine rağmen Osmanlı devam etmiş, Bedrettinin dönme isyanı Osmanlıyı çökertemesede büyük darbe vurmuş, Ama toparlanan Osmanlı Bizansı almakla kalmamış Balkanların fethinide tamamlamıştır. İtalyaya sıçramak istemesi Fatihin dünyayı alma planları batıda büyük korkuya yol açmış, coğrafi keşifler, Rusyanın bağımsızlığı, Osmanlıya karşı Avrupadaki yahudileri kukllanma misyonerlik hareketleri, İslam yurtlarının işgali gibi karşı planlar geliştirilip karşı tedbirler alınmıştır. Amerikanın bulunması Portekiz kralı Manuelin Vasgoda Gamayı Hindistanı bulmaya göndermesi hep Osmanlıyı çevirip yıkma amacını taşır. Osmanlı çok güçlü çıktı. 400 yıllık uğraşıya rağmen 1880 de bile halen dünya imparatorluğu idi. içimizdeki Gizli yahudilerin kurduğu ittihat ve Terakki yöneticileride içeriden Osmanlıyı yıkmaya uğraştılar. Orduda adamları vardı. Her türlü ihanetle yıktılar devleti. 1918 de işgale uğradık. 1922 de batının işgali bitti. Cumhuriyet sabetaycı yapılanma olarak kuruldu. Neredenmi biliyorum. Paşalar hep öyleydi. Basın Vakit, vatan, tan, Milliyet, Cumhuriyet ve sonradan kurulan hürriyet ve daha bir çoğu dönmelere aitti. İşadamları Vehbi Koç, Fuat Bezmen, Nuri Demirağ dönme idi. Ve daha kimler. Hüküğmetler 1923-50 CHPsi mason ve dönme kadrolardan çoğunlukla böyleydi, Demokrat parti 1950-60 dönemi böyleydi, Üniversitelerde öğretim görevlileri böyleydi çok azı hariç. Daha nası sabatayist yapıolanma olacak. Ülkenin heryanını tutmuşlar işte. Yayınevlerinin çoğuda onlardasndı. Biz yalan yazmayız. İso yalan söylemez.

  29. S. Aktas said

    İslamcı ırkçı tarikat ve mezheplerin çatı örgütü olan AKP’nin Avrupa stratejisi çöküyor.

     
    Taksim gezi eylemleri ile açılan yeni süreç, Avrupa’da faaliyet gösteren onlarca tarikat ve cemaati zor duruma düşürdü. Çaktırmadan her tarafa sızan, her yıl milyarlarca kara parayı Türkiye’de aklayan ve AKP rejiminin bel kemikleri olan bu Avrupa düşmanı politik islamcılar, Erdoğan ve diğer sertlik yanlılarının yaptıkları hatalar ve verdikleri açıklar yüzünden problemli bir döneme girdiklerini sezdiler. Avrupa’ da şimdiye kadar uyuttukları salon sosyalistlerinin, sözde Hiristiyan demokratların, geri kalmış yöneticilerin bu yüzden uyandıklarını, kendilerinden şüphelenmeye başladıklarını ve zaman içerisinde verdikleri destekleri bırakacaklarını anlamaya başladılar. Avrupalıları kandırmak için, sözde modern geçinen bazı bürokratları maskeleme olarak kullanan politik İslamcılar, yıllarca, aşırı sağcı politikaları, solcu kılığına girerek, aşırı dinci politikaları, kardeşlik ve dostluk yalanları ile gizleyerek güçlendiler. Sadece Almanya’ya, 35 yıllık bir zaman dilimi içerisinde 9 000′ den fazla cami veya mescit kurdular. Her taraf kuran kursu ile dolup taştı… Bütün Avrupa şehirleri, bebeklerden başlayarak beyin yıkama faaliyetleri yürüten binlerce organizasyon tarafından adeta parsellendi. Avrupa ülkelerini din, Allah hizmetleri vs.. yalanları ile kandırarak milyonlarca sübvansiyon alan ve örgütledikleri insanlardan aldıkları haraçlarla büyüyen bu tarikat ve cemaatler çetevari yatırımları da yaparak devleştiler…
    Avrupalılar bu türden beklenmedik yapılar karşısında adeta aciz kalmışlardı. Her istediklerini koparıp alan, 100 000 lerce insanı kontrol altında tutan politik islam’a karşı bir alternatifleri olmayan zavallı politikacı ve dini liderleri en sonunda yine onların kanı ile beslenen AKP uyandırdı. Avrupa Parlamentosu’nun açıklamasını ‘Avrupa’yı tanımıyorum’ diye reddeden Erdoğan, sürece yeni bir yön verdi, artık işler eskisi gibi yürümeyecektir. Bu işin Viyana’sı da buraya kadar!
     
    3 000 civarında Türk’ün yaşadığı bir İsviçre kasabasına 7 tarikat ve 6 politik organizasyonla toplumsal piskoloji kuran, Türk islam sentezi adı altında Irk Din mafiası oluşturarak milyonlarca inanı haraca bağlayan tarikat ve cemaatler, her ağacın kurdu kendisinden olur misali, hiç beklemedikleri yerden ilk darbelerini aldılar.
     
     
    Erdoğan ve kadınlar!

    Kadınları, kendisine İslamcı asker yetiştiren bir çeşit yumurtlama makinesinden farksız gören R. T. Erdoğan onları aşağılamaya devam ediyor: AKP iktidarı 12 yılına girerken kadın cinayetleri ve şiddet, taciz,tecavüz, çocuklara yönelik cinsel istismar dikkat çekici oranda arttı! İşte rakamlar ve oranlar: 2002-2013 yılları arasında kadın cinayetleri oranında % 4100 artış olduğu belirtildi. Bakanlık, 2002-2013 yılları arasında fuhuş suçlarının % 620, ırza geçme ve çocuklara cinsel taciz suçlarının %925 arttığını belirtti. her gün en az 325 kadın şidette uğruyor. TÜİK verilerine göre 2002 yılında kadın cinayet sayısı 66 iken 2013 yılında bu sayı 3550 ye çıkmış kısaca 2005 – 2013 yılları arasında kadın cinayetleri sayısı 7.190 olmuş. aynı yıllar arasında 5074 kadın tecavüze uğramıştır. Ayrıca; fiziksel ya da cinsel saldırıya uğrayan kadınların % 188’inin bunu gizlediği belirlenmiştir.
    Dünya Ekonomik Forumu’nun 2013 Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre Türkiye 134 ülke arasında sondan 4. sıradadır ve AKP iktidarında devamlı bir gerileme göstermiştir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun rakamlarına göre tecavüz ve taciz gibi cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 90 artış yaşandı. 2002-2013 yılları arasında, 300 binin üzerinde kadın cinsel saldırıdan mağdur oldu. 2013 yılının ilk 6 ayında 600 kadın, 69 çocuk ve 5 bebek öldürüldü. 338 kadına tecavüz edildi, 375 kadına ve 35 bebeğe şiddet uygulandı ve 671 kadına taciz uygulandı.

    Türkiye’nin temel sorunu olan bu Kadın istismarı ve kadına karşı şiddet aşırı bir artışı devam ederken, baş sorumlunun kadınlar üzerinden siyaset yapması, onlardan daha fazla çocuk doğurtmak için kışkırtmalara devam etmesi bunu İslamcılık için bir mücadele metodu olarak ele alması esef vericidir.

    Nüfus patlamaları yoluyla hegemonya kurmak, başka toplumlar üzerinde baskı, onların yaşam alanlarına, sayısal güç, yapmacık çoğunluklar yaratarak müdahale etmek, bilindiği gibi ilkel çağlara tekabül eden ve Osmanlı’ların da başarı ile uyguladıkları bir politikadır. Bütün Anadolu toprakları, bu strateji ile yaratılan yapay çoğunluklar sayesinde etnik temizliğe uğramıştır. Anadolu’nun bütün yerlileri yokedilerek, ucube, dejenere yeni bir millet yaratılmıştır.
    İslamcı güçler ele geçirecekleri yerlere, önce fakir fukara adı altında göçmenler sokar, arkasından da yağma ve talan için seferlere başvururlardı. Araplar’ın bir kaç kabile ile başlattıkları bu yayılmacılık taktiği günümüzde biçim değiştirerek devam ediyor. Sonradan İslam dinini yayma adı altında yağma ve talancılığın öncülüğünü üstlenen Osmanlılar, ekarte ettikleri milletlerin çocukları da ellerinden alarak, devşirme sistemince onları Türk Müslüman yaptılar.
    R.T. Erdoğan, bu devşirme silahına sahip olmadığı için belki de yanıp tutuşuyor ama o ortalığı kuru kalabalıklarla doldurmak için, hayranı olduğu padişahlardan daha fazla olanaklara sahip..! Erdoğan, doğum başına vereceği yardımı çoğaltmaya hazırlanıyor: ”…en az 3 çocuk yapın, doğurun, doğurun, daha fazla doğurun, bu yolda her şey mubahtır, ne duruyorsunuz, biz bunu boşa mı söylüyoruz”, diyen Erdoğan’ın, sanki damızlık bir millet yönetiyormuş gibi, başka ülkelere kaçmak için çırpınan, karnını zor doyuran milyonların yapacağı çocukları ne yapacağı, bunları nerelerde kullanacağı bir bilmeceye dönüştü! 1965 lerden itibaren en az 16 milyona yakın türk kendi topraklarını terkederek başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerine yerleşti. Bu sayıyla Türkiye insan ihracatı listesinin başında durmaya devam ediyor. kendi insanını hangi nedenden olursa olsun, başka ülkelere göçe zorlayan bir sistem, din, ve kültürü terketmemek, kaçanları elde tutmak için gerekli önlemleri almak yerine, daha fazla kaçacak insan yaratmak için zorlayıcı veya teşvik edici tetbirlere başvurmak, daha çok insanın kafasını karıştırmaya başladı. tabii olmayan bir yolla, yapay metotlarla üretilen bu kalabalıkların geleceği ne olacak ki? Ya askere gidip mayına basacak, ya kahvede akşama kadar okey atacak, ya da başka ülkelere kaçacaklardır…
     
    Türkiye, yüzkarası insan ihracatında dünyada 1. sırayı tutmaya devam ediyor.
     
    Avrupa’ ya milyonlarca cahil cuhul insan ihraç edilmiş, bunlar yarli halklara düşmanı olarak örgütlenmiş, kadınlarına Türban veya benzeri üniformalar giydirilerek, mevcut toplumla kaynaşmaları yasaklanarak, karşıt bir güç olarak ortaya çıkarılmışlardır. Bu rezalet duruyorken AKP yöneticileri daha çok çocuk yapın demeye devam ediyorlar! Erdoğan, bu çocuk doğurtma savaşını, sidik yarışına dönüştürdü. Erdoğan’dan önce bu konuyu en ciddi şekilde devlet stratejisi yapan Alman Nazi lideri Hitler olmuştur.
    Esasen bugün Erdoğan’ın Türkiye’de uyguladığı ”çocuk parası, yardımı”, ilk defa Hitler tarafından, ”üstün ırk” diye tanımlanan Alman ırkının üstünlüğünü sayısal anlamda korumak ve dünyayı ele geçirmek için uygulanmıştır.
    Aynı şekilde, Erdoğan’ın sık sık bağırarak tekrarladığı, ”tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan…” sloganı da, Alman Nazi’lerinin ana sloganlarından bir tanesidir.
    Bu noktadan da anlaşılacağı gibi, Erdoğan’ın temsil ettiği Milli Görüş ideolojisi, Arap Milliyetçiliği olan İslamcılık ile Alman Irkçı nazı ideoljisinin bir karmasıdr.
    Farklı ideolojiler, nüfusa da farklı biçimde bakar. Mesela İslamcı milliyetçilerin kafası, “Büyük Nüfus = Güçlü Türkiye” şeklinde çalışır.
    Ne var ki bu, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir fikirdir. Orduların kafa kafaya geldiği, sayısı fazla olanın genellikle savaşı kazandığı bir dönemdi o… İleri teknoloji ve nükleer silahlar bu bağlantıyı çoktan kopardı. Gökyüzüne hâkim misin, uzaya hâkim misin, Biz 76 milyonla yakar yıkar demekle bir yere gidilemez.
    TSK’nin, “Güçlü Ordu = Güçlü Türkiye” denklemi nasıl yanlışsa, Irkçı islamcı milliyetçiliğin “Büyük Nüfus = Güçlü Türkiye” denklemi de yanlış…
     
     
    AVRUPA’YA GİRİŞ SORUNU!

    Asker doğan savaşçı fertler, non-stop savaş ideolojisi ve piskolojisinden kurtulamayan bir kültür yapılanmasıyla sivil bir topluma entegre olmak doğal olarak zordur. Avrupa’ya düşmanlık edilerek oraya girilemez, kültürünü, yaşam biçimini beğenmediğin, sana tamamıyla ters düşen bir sisteme bağlanman tabiata aykırıdır. Çin, İslam birliğine üyelik müracaatında bulunmuyor, Kendisine has bir kültürü olan Japonya AB ülkelerine, üyelik için yalvarmıyor!, Suudi Arabistan, sosyalist bir pakt için can atmıyor. Peki dinci Sunnici AKP’nin, kendi idolojisine zıt bir sisteme yamanmak için çırpınması ne ile açıklanabilir?
    Dünyada bir sürü paktlar var ve yenileri de sürekli oluşma halindedir. Avrupa kültürüne zıt bir kültürü Türkiye’de hakim kılmaya çalışan AKP rejiminin, o pakta girmek için çırpınmalaraı iki yüzlülüktür. Avrupa Birliği oluşumu sadece bir kaç tefecinin, kap kaçtının, çalıp çırpmalarını düzenleyen bir sistem değil, ondan daha önemlisi ortak bir mentalite birliğine gidiş projesidir.
    Buraya üyelik için baş vuran veya girmek için çalışma yapan ülkeler, iki yüzlüce, hem tam tersine gidip, hemde ”almıyorsun beni işte…’ diye ortalığı velveleye vermiyorlar.
    Türkiye’de Avrupa’i olan ne varsa onu kökten silme açılımı yapan AKP’nin bu üyelik çığırtkanlığı şaibelidir.
    Avrupa ülkeleri şimdilik bu tarikat ve cemaatlere, milyonlarca kandırılmış cahil insana müsamaha gösteriyor diye, oraya istila için girme heveslerine kapılmak büyük bir tuzak olabilir.
    Demokrasiye sahip ülkelerin kalbi olan metropollerine binlerce Cami, mescit kurulmasına, on binlerce dinci militanın kitlelerin beyinlerini yıkayarak örgütlemesine izin veriliyor, her tarafa kuran kursları açılıyor, ezanlar yüksek sesle okunmaya başlanıyor diye, Avrupa’yı Sunni İslam’la ele geçirme hayallerine kapılmak için zamanın henüz erken olması gerek…!
    Bu da AKP’ nin 5.kol olarak doğan Müslüman askerlerinin taktiği olsa gerek!
    AKP, Milli Görüş örgütü temelinde esasen hem teorik hem de pratik anlamda Avrupa kültür ve tarihinin, değer ve yargılarının, onun en temel yaşam şekillerinin karşısındadır, tek bir ortak noktaları bile yoktur: kiliseleri Camilere çevirmek istiyorlar, Avrupalıların kıyafetlerinden tutun, yiyeceklerine, kadın-erkek ilişkisinden, muzik ve sanata, normal Avrupalı’nın en basit yaşam şekline karşılar. Bu haliyle 180 derece tezatla, hangi birliktelikten bahsedilebilinir!
    AKP’yi kuran tarikat vecemaatler Avrupa’ya düşmanlıklarına devam ediyorlar. Milli Görüş tarafından Avrupa toprakları üzerinde örgütlenen kitleler, Avrupa halkına kin ve nefret kusuyorlar! Erdoğan’ın ”daha fazla çocuk, daha fazla doğurun..” kışkırtmasıyla iyice çoğalan ilkel kitleler tatamıyla İslamcı ırkçı tarikat ve sözde sivil örgütlerin denetminde getto adacıklarına dönüşüp, Hünkar’ın şanlı girişini beklemekten başka bir hareket yapamıyan robotlara dönüşmüşlerdir. Bu haliyle İslamcı akımların çatı örgütü olan AKP’nin Avrupa topluluğuna düşman olarak girme düşüncesi söz konusudur. Cahil, şartlanmış Müslüman kitle iç güdüsel olarak bir yerlere doğru gidilmesi gerektiğinin farkında, ama bunu Erbakan gibi dürüstlükle söyleyemiyorlar. Erbakan, Avrupa’yı resmen tehdit ederek, ” biz Roma’yı içerden fethetmek için geliyoruz..” demişti. Avrupa’da doğup büyüyen 3. 4. kuşakları ”askerli parası” diye adlandırılan haracı ikiye katlayarak ipotek altına alan AKP, eski militaristleri geride bıraktığı gibi, Avrupa’ya aslında neden girmek istediğini saklamaya devam ediyor!.
    Hem yaygınlaşan İslamcılık tehlikesini alevlendirecek, hem de beni bir an önce al diyeceksiniz!
    Şiddet yanlısı İslam’cı politik örgütler, Avrupa ülkelerinde, özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa’da resmen birer tehlike haline geldiler; Örneğin çoğunluğu Protestan olan İsveç’te Müslümanlar’ın sayısı Katolikler’den üç kat fazladır. Şu an Avrupa topluluğu içinde 58 milyona yakın insan uluslararası politik İslam’ın avucunda, gece gündüz devam eden beyin yıkamayla Avrupalıları ürkütücü bir tehlike olarak hızla büyümeye devam ediyor.
     
    İşte hızla çoğalan bu kara cahil kitleler, Avrupa ülkelerinde görülen nüfus azalmasına paralel olarak, daha fazla alan kazanıp, yaşadıkları topluma cepheden tavır alarak onun birer düşmanı olup çıktılar. Örgütlenmeler ilk etapta cami dernekleriyle başladı ve genişleyerek devlet kurumlarını da sardı. 1960’lı yılların başında Almanya’da sadece üç cami varken şimdi cami sayısı AKP’ nin de kışkırtması ile 9 bini geçti. Arap ülkeleri, pakistan, Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’dan akın akın Avrupaya yığılan Müslümanlar, uygarlığın verdikleri nimmetleri kötüye kullanarak hızla örgütleniyor, sözde terk ettikleri ülkelerin kültürüne daha sıkı sarılarak, kendilerini buralara süren hükümetlerinin desteğinde tahribatlarına devam ediyorlar.
    Şimdi bu durumda, tehlike olarak görülen bu ortamın en büyük mimarlarından biri olan AKP rejiminin truva atı gibi, bütün hatları yarıp, Avrupa’yı, geride hazır bekleyen 100 milyonlarca İslamcı’ya yemlik olarak sunması stratejisi kendisini ele veriyor…
     
    Erbakan’ın oğlu tekrar ediyor: ”..Mücahit Erbakan tezarühatlarıyla kürsüye gelen Fatih Erbakan, bir saati aşkın salona hitap etti.Necip Fazıl’ın ” surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!Ey kahpe rüzgar, ne yandan esersen es” dizelerini hatırlatarak, “şuurlu, samimi ve sadık bir toplantı olan bu toplantı, ikinci 40 yılın şahlanışıdır” dedi.Erbakan, şöyle konuştu:”Milli Görüş’ün misyonu, sadece oruç tutarak sadece namaz kılarak, bir hayır kurumu gibi çalışmak değildir.Avrupa’da bir çalışma olacağı zaman bunun Almanya’dan başlaması çok doğal çünkü insanlarımız burada neredeyse bir Belçika Hollanda kadar nüfus yoğunluğuna ulaşmış durumdalar. Almanya bizim olacaktır…” Görüldüğü gibi AKP’nin politik ideolojik motoru olan bu Milli Görüş, mazlum fakir işçi, iş arayan saf göçmenler, dinine sadık iyi vatandaşlar adı altında resmen 5.kol olarak örgütleniyor… Erdoğan’ın non-stop çocuk yapma taktiği esasen bu hedefe yöneliktir. Türkiye’de milyonlarca işsiz varken, çocuk istemeyen kadınları aşağılayan Erdoğan, ”.. siz merak etmeyin, Allah için en az 3 olsun,.., AKP olarak ekonomik mucizeler yaratıyoruz.”, diyerek Milli Görüş ideolojisine biraz diplomasi katıp 2071 parolası altında eski Osmanlı hedefinden vaz geçmediklerini vurguladı.
    Avrupa’ya sokulan Milyonlarca kara cahil kitle ise ”giriş, çıkıştan”: ”…Bundan sonra Türkiye’de ve Dünyada Muhammed Ali Fatih Selim Erdoğan rüzgarı esecek inşaallah. En yakın zamanda Erdoğan’ı Avrupa Birliğinin başında görmek istiyoruz. Allah’ın rızkıdır…” ”, diyerekten, sabah Camilerine girecek, akşam ise çıkacaklardır. Kafirin malı yemekle bitmez!
    Zavallı Avrupa halklarının bu yiyicilerden çekecekleri var: Berlin, Paris, Brüksel, Viyana, Londra vs.. artık uygarlık yerleri değil, İslamcı tarikat ve cemaatlerin üniformalarını taşıyan, rütbeleri, yıldızları, Türbanlarının bağlanışı ile simgelenen yağma ve talancıların korkunç yıkım sürecine sokulan, uygar insanların boşalttıkları alanlara dönüşen birer kenttirler artık…
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 

    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Kampanyaya İmza Ver
     

  30. kemalistler said

    29 ekim 1922 de Faşist lider Mussolini İtalyada kraldan iktidarı ele alıyor. Dikta rejimi kuruyor. Aynı günlerde 1 kasım 1922 de Mustafa Kemal bu topraklarda padişahlığı kaldırıp yönetime el koyuyor. 24 temmuz 1923 Lozan anlaşmasından sonra yeni Türkiye batınında kabuluyle kurulmuş. İtalyadaki faşist devrimden tam bir sene sonra 29 ekim 1923 te Türkiye Cumhuriyeti kuruyor. Ceza hukuku İtalyadan alınmış, yeni yönetim özellikle baskıcı. Mussolinide dine karşı baskıcıydı bizde Mustafa Kemal ve Kemalistlerde öyle yaptı. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü italyan diktatör Mussolini ile sürekli olarak iyi niyetli olarak mesajlaştılar. Buna rağmen yeni Türkiyede İtalyaya karşı müthiş güvensizlik. Osmanlının son dönemlerinde bizden Somalinin birkısmını, Eritreyi ve Trablusgarp ile 12 adayı ele geçirmiş İtalyanlar. Hala yayılmacı politika izliyorlar. 1935 te Eski Osmanlı toprağı olan Habeşistana saldırmışlar. Oniki adaya yığınak yapıp buradan bizede saldırırlar korkusu Balkan devletleriyle ittifak anlaşması yaptırmış bizim Kemalistlere bu yetmemiş Irak, İran ve Afganistanla yine bu sebeple askeri ittifak anlaşması. Dünyayı yendiği söylenenlerin Avrupanın çizmesinden ödü koptuğu açık. Bu milleti düşünerek korkmazlar koltuk sevdası malum. M.Kemalin barışçı olduğundan dem vuranlar zaten o dönem çok fakir olan Türkiyenin kimseyi yenecek gücü olmadığını Yunanistan ayarına düşürüldüğünü görmezden gelirler hernedense.
    Yarımdünya İngiltereyi yendik diyen Kemalistler 2. Dünya savaşında bütün Avrupayı yenen Almanların İngilizlere her seferinde yenildiğini görmedilermi. Kemalist abartı olsun işte.
    ————25 temmuz 2006 da Cumhuriyet gazetesinden Ali Sirmen yazmış.
    Bütün uluslararası anlaşmalar gibi Lozanada zafer yada bozgun diye bakmamak gerek. Önemli olan verilen ödünlere karşılık esas istediğimizi elde edip etmediğimizdir. Türkiye Lozan ile Misakı Milli sınırları konusunda tam istediğini alamadı. Musul Kerkük gitti. Hatay ise daha sonra sınırlarımızın içine katıldı. Azınlıklar bölümünde patrikhane konusunda istenen sonuç elde edilemedi. Boğazlar üzerindeki egemenliğimizi Lozan ile değil Montrö ile sağladık.
    Kapitilasyonlar konusunda istediklerimizi elde ettik ama altı yıl süreyle gümrüklerimize öyle sınırlamalar getirildiki çok büyük güçlükler çektik ve sürenin bitimindede zaten 1929 bunalımı ile burun buruna geldik.
    Ama bütün bunlara karşı Lozan antlaşması tam bağımsız demokratik ulus devletin Türkiye Cumhuriyetinin can bulmasını sağladığı için olumluydu ve bu amaca yönelik olarak imzalandı. Bilanço yaparken Lozana böyle bakmakta yarar vardır. Bu açıdan Lozan bizim için başarıdır.
    ——
    Musul Kerkük elden gitmiş, patrikhane duruyor, ekonomik açıdan zavallısın hala ne diyorlar. Birde 1920 lerin başlarında dindar gözüken M.Kemalin dine 1924 ten itibaren dine ve dindarlara getirdiği çeşitli yasak ve yaptırımlar. Kandırılan dindarlar.

  31. siyonist oyun said

    Siyonistlerin ilk hedefi işgal ettikleri Filistin toprakları üzerinde devlet kurmaktı. İkinci hedefleri ise ilk kurulan siyonist devlet olan İsrailin Filistin topraklarına yayman ve müslüman filistinin halkını öz vatanlarından çıksartmak. kovmaktır. Üçüncü hedefleri ise vadedilmiş topraklara kavuşmak ve büyük israili kurmaktır. Bu hedefler 29 ağustos 1897 de İsviçrenin Basel şehrinde Teoder Herz liderliğinde toplanan 1. siyonist kongresinde kararlaştırılmıştır. Ancak Osmanlının varlığında bu hedeflere kavuşmak mümkün değildi. Bu sebeple siyonistler ve onların destekçileri olan egemen güçlerin ilk hedefi Batıyı (ve yahudileri) Osmanlı korkusundan kurtarmak, hemde Yahudi devletini kurabilmek için Osmanlıyı yıkmak oldu.
    Meşrutiyetin ilanı ve Sultan 2. Abdülhamitin tahttan indirilmesi İttihat ve Terakkinin iktidara gelmesiBirinci Dünya savaşına girilmesi ve Sultan Vahdettinin sürgün edilmesi sonucunda Osmanlının parçalanması hep o hain planın eseriydı. Hatta hilafet ve halifeliğin kaldırılması, Harf devrimi ile kılık kıyafet devrimleri ile reddi miras politikaları o planın devamı için gerçekleştirildi. 1948de İsrail devleti Filistin topraklarında kuruldu.(Burayıo Akitten Mehmet Koçak yazmış devamini başka yazardan alıyorum)
    Lozan Türkiyenin milletlerarasu kuruluş belgesi olarak kabul ediliyor. Başka neyin belgesi bütün dünyayı ilgilendiren kangren olmuş çözümsüz nmeselelerin başlangıç noktası Lozandır desek mübalaa olmaz.
    Osmanlı devletinin bu devleti teşkil eden halkların kararı olmaksızın masa başında yıkılması, mişin merkez ülke Türkiyeye ihale edilmesi. 24 temmuz 1923ten beri israrla çözüm budur denmesi. Buna rağmen problemlerin husumet ve çatışmaların sonunun gelmemesi.
    Hadi Türkiyenin bağımsızlığı Lozanla tanındı. Suriye Irak, Filistin, Lübnana ne oldu. Suriye Türkiyeye Fransız kaldı İrak ise İngiliz.Bütün bunlar Filistinde israil devletinin kurulması içindi. Osmanlı devleti yıkılmazsa İsrail kurulamazdı. Osmanlı devleti bütün milletlerarası hukukuyla maddi ve manevi tesir alanlarıyla ortadan kaldırıldı. Ancak bundan sonra Filistinde adım adım yahudi devleti için yahudi yerleşmeleri genişlletildi. 2. Dünya savaşından sonra zamanı geldiği düşünülerek İsrail kuruldu. (İsrail eylül 48 de yani Filistinde Osmanlı ordusunun satılmasundan 30 yıl sonra kurulacaktı. ABD bunu mayıs 49 e çektirdi. İngilizler bölgeden gitti) İsrail kuruluştan itibaren Filistin aleyhine genişlemesini sürdürdü. Son parçaların siyonizme kazanılmasına az kaldı.
    Lozan barış getirmedi yüzlerce yıllık barışı berbat etti. Gerçek adıyla Yakın şark işleri konferansı batı emperyalizminin bir meydan okumasıydı. Yeni dünyanınortadoğuyu düzenlemesiydi. Avrupa kendi açısından Şark meselesini çözdü fakat bölgeyi ve dünyayı kaosa sürükledi.
    Lozanda neyi kazandık Allah aşkına.
    Türkiye Cumhuriyetini kuranklar Lozanı büyük Türk zaferi olarak sunarken 3 ekim 1923 te açılan İngiliz imparatorluk kongresinde İng,li,z başvekil stanley Baldvin şunları söyler Bu andlaşma İngilizlerin esaslı menfaatlerini korumakla kalmayıp aynı zamanda yakın şarkda ekseriyetle bozulan çok sayıda ırk ve din menfaatlerinin bağdaştırılmasınıa kaynak olacak devamlı bir sukunet teminine ve iktisadi vaziyetin islahına devam edecektir. İngiliz itibarını korumak için takip edilecek yegane yol budur.(Mehmet Doğan Akit)
    Başbakanımız Recep Tayyip erdoğan açıkladı Filistin.Libya, Mısır, Tunus, Suriye, Yemen Irak gibi ülkelerde çıkan yaşanan sorunların ana sebebi Osmanlının çökertilmiş olmasından kaynaklanıyormuş.
    İşte bizde diyoruzki gerek İttihat ve Terakki ve gerekse bunun başka versiyonu olan Kemalizm sabatayist ve masonik yapılanmadır ve Osmanlıyı çökertmeye ve batının ve yahudilerin emellerini gerçekleştirmeye çalışmışlar ve kendilerinide büyük Kurtarıcı olarak takdim etmişlerdir. Yalandır.

  32. Tükendi said

    Bu arada Atatürk döneminin bayramları tabiiki kutlanmaya devam edilecek. 23 nisan 30 ağustos ve 29 ekim bayramları.Milli bayramdır onlar ama 19 mayıs biraz şahsi gereksiz gibi görünüyor arada. Onun içinde ikide bir iptal ediliyor.Kutlanmıyor. Bu bayrama yapılan yatırım bence boşa masraftır. İptal edilebilir.

  33. Tükendi said

    Hani yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik derler ya bizim yazılar işte tamda öyle oldu. Sonuna geldik.
    Hani Abdullah Gülün Cumhurbaşkanı seçileceği yıl olan 2007 de Kemalist laik çevre tarafından eylemlerle seçilmesi engellenmeye çalışılıyordu. Cumhuriyet gazetesi tv reklamları vererek Mustafa Kemal Atatürkün doğum tarihini 1881-ölümünü 2007 göstererek Gül seçilirse Atatürk o zaman ölecek demeye getiriyordu. Gerçi kasım 1989 da Turgut Özal seçilmişti reisi cumhur olarak ama orada durum Semra Özaldan dolayı biraz olsun kurtarılıyordu. Şimdi oda yoktu. Bütün önleme çabalarına rağmen Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildi. Atatürk öldümü. O zamanı bilmem ama bu özgür sitedeki yorumlardan yazılardan sonra kesin gitti diyebiliriz.
    E Atatürkten sonra doğanlar bile ölüyor. Ölüm haktır. Hernefis ölümü tadacaktır ama Kemalistlere göre Atatürk ölmez kalplerde yaşar. Sallamasyon bir sözdür o. Aslında onlarda bilir neyin ne olduğunu ya bilmezden gelirler işte. Türkiyede 34 yaşına kadar olanları geç 68e kadar olanları ortayaş, 68den 102 ye kadar olanları yaşlı saysak bile yaşlı gurubun ancak 85 ve yukarısı Atatürkü bilecek durumdadırki ülkede sayıları 150 yada 225 bin gibidirki en fazla yüzde 3lük bir nüfusa tekabül eder. Buda demektirki Atatürkün devri geçmiş. Spor adamı Ogün Altıparmak var 10 kasım 38 de doğmuş adı atanın öldüğü gün sebebiyle Ogün konmuş. O bile çok yaşlı.
    Atatürkün abartılan askeri başarılar. Ata olmasaydı Osmanlı çökmeyecekmiydi.Koskoca afrikanın 3 te biri 1830-1911 döneminde savaşsız elden çıkmış. Sizi Rusa karşı koruyoruz ayağıyla Osmanlı afrikasını paylaşmış İngiltere Fransa ve İtalya aralarında. Tabi Çökecekti ama bu yaşananları haklı çıkartmaz.. Muhtemelen Osmanlı 1945-50 döneminde tarihten silinecekti. Olsun subaya o devlete sahip çıkmak düşer. Bana pay düşsün demek değil.
    Geçen Zaman gazetesi cumartesi ekinde Neziha Araz açıklamış. Atatürkle yaklaşık 1000 gün evli kalıp boşanan Latife hanım o kadar israrlara rağmen paşayla anılarını anlatmamış hiçbir gazeteye. Osmanlıda talakla boşanan yada eşi öldüğü için boş kalan hanım sultanlarda bunu yapmazdı dermiş ve benim parayla satılacak anım yok dermiş. Ya tasaklanan anıları eseri. Yayın yasağı kalkması. Rıza Nura anlatılanlar onunyazdıkları. Özel durumdur boşver diyelim bizde yalanlayalım. Haydi iyi günler. Benden bu kadar.

  34. küçülen ülke büyüyen paşa said

    Adı sürekli olarak büyütülrn Atatürk. Onun adını büyüten askeri yada siyasi başarıları değil o dönemde halka yapılan ölümüne öldüresiye baskıdır. Türkiye demir yumrukla baskı rejimiyle yönetilmiş 15-16 yıl boyunca. Diktatörlük rejimi var. Çünkü istenmeyen pekçok gelişme ve değişme var. Halkı ezeceksinki sesini çıkaramasın. O zaman hem daha rahat soyar daha kolay zenginler bazı guruplar.
    Bakıyoruz Osmanlının son yıllarına 1915 te İranda Urmiye gölünün bir yakası Osmanlıya bağlı gözüküyor. Sonra ne oldu. Elden çıktı. Muhtemelen savaşla. 1921 de Batuma ne oldu. Kemallist yönetim bedavadan Ruslara verdi. 1918 e kadar bizim olan Sisam adası 1919 Yunan işgaliyle Yunanistana geçti. Ama hukuken bizim olması lazım çünkü 1922 de Yunan batı anadoludan gitmiş. Mustafa Kemali kahraman yapmanın bedeli olarakmı Yunana bırakıldı demeden edemiyor insan. Nüfusu tamamen Türk olan batı Trakya sorununa el atmışmı M.Kemal. Oralı bile olmamış. Küçücük arazi girip alsan Yunan ne yapabilecek. Aksine 1930da Yunanistanla dostluk anlaşması imzalanmış.
    Kıbrıs Akdenizde bizim olan ada. 1878 de Rus tehdidine karşı Osmanlıyı koruma adına ada İngiltereye kiralanmış. İngiltere bu adadan sebep Osmanlıyı Rusdan korumuşmu. 1914 e kadar Rusla savaş yok. Sonra Ruslada İngilizlede savaş yapmış Osmanlı. Ama bu adada yapılan savaş yok. Buna göre ada halen Osmanlının. 1922 sonunda Osmanlı devleti ortadan kalkıyor. Lozandaki Kıbrıs hakları. Arkadaş burası bizim bırakın bize diyen yok. Çünkü Osmanlı gitmiş. Yeni Türkiyenin yöneticilerine siz kimsiniz diyecek İngilizler, zaten sizi iş başına getiren biziz susun bakalım. Bu adada böylece Lozanda bedavaya İngiltereye gitti. M.Kemal, Akdeniz kıyılarını güvenliği için bu adanın öneminden hep bahsetmiştir ama icraata gelince bir şey yok.
    İngiltere 1878 de kiraladığı Kıbrısı kendine üs yapıp burasını Mısıra atlama taşı olarak kullanmış. 1882 de buradan Mısırı işgal etmiş. 1884 e kadar olaylar. 1890 da İngiliz otoritesi ama Mısır İngilizleri değil Osmanlıyı tanıyor. 1898 e kadar Osmanlıya vergisini veriyor. 1910-18 döneminde İngiliz hala tam otorite kuramamış Mısırda. Mısır kendini Osmanlı görüyor. Cemal Abdülnasırın adı Osmanlı paşası Cemal paşadan, Enver Sedatın adıda Enver paşadan gelirmiş. Mısır o derece Osmanlı. Ama çöken Osmanlıdan çok ileride aslında. 1020-22 döneminde Mısırın Kurtuluş savaşına yardımlarıda malum. 1923 te M.Kemal türkiyesi Lozanda Mısırdaki haklarından vazgeçiyor. İslam liderliği olan halifelik 1924 te kaldırılıyor. 1928 de Devletin dini islamdır anayasadan kalkıyor. 1937 de Atatürk ilkeleri değişmez kanun olarak anayasaya giriyor.
    1926 da Türk askerinin Musuldan çıktığını bölgenin tamamen ingiltereye bırakıldığını görüyoruz.30 ekim 1918 de bizim ola bizmi olan Halep Rakka çizgisi (rakka dışarda kalsa bile) temmuz 1923 te Lozanda tamamen bizden çıkmış. 1920 de birliklerimiz batı Ermenistana bile girmiş muhtemelen Ruslar istedi diye geri çekildik. Lozanla bize sokulan savaş tazminatları. Boğaz sularındaki Osmanlıda olan haklarımızın elimizden alınıp buraların uluslararası kara suyu sayılması. Kıbrıs olaylarıyla ilgili onlarca sene birşey yapılmayıp Kıbrısın kuzeyinin Atatürk ve İnönüden çok sonra kurtarılması.
    Galiba Türkiye küçüldükçe Mustafa Kemal büyümüş ve Atatürk olmuş. Durum onu gösteriyor.

  35. Ankara kimin projesi said

    Mustafa Kemal paşa sıcak bir günün akşamında yanında Ankaranın bası ileri gelenleri ile Çankaya köşkünün bahçesinde dolaşıyormuş. Yıl 1924 yada 25.Birden yanındakilere Ankarayı neden Türkiyenin başkenti olarak seçtiğini sormuş. Çünkü malum Ankara tozlu havası hortumlar yapan insanları boğan bir şehir o zamanlar. Şehre kirli hava çöküyor kış mevsimlerinde çukurda olduğundan.
    Paşanın sortduğu neden başkenti Ankara yaptım sorgusuna oradakilerden Kimisi Türkiyenin ortasına yakın bu sebep ile askeri ve stratejik öneminden bahstderek cevap vermiş. Kimiside başka sebepler sıralamış. Ancak gerçek sebep asla bunlar değilmiş. Paşa kendi sorusunu kendisi cevaplamış.
    Ben Ankarayı hükümet merkezi yapmakla Türkün imkansızı imkan haline getiren kudretini dünyaya bir kere daha göstermek istedim. Birgün gelecek şu çorak tarlalar yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasında uzanan yeşil msahalar asfalt yollarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakın olacak demişti.
    Atatürk yaptığı bu açıklamayla Ankaranın başkent olması eski işgalci İngiliz projesi değil benim eserimdir demeye getiriyor. Ancak Tarihçi Mustafa Armağan bu durumun yani ülke başkentinin istanbuldan Ankaraya taşınması işinin aslında bir İngiliz projesi olduğunu geçen haftalarda zaman gazetesi pazar ekindeki köşesinde yayınlamıştı. Birde 1930 larda bile Ankaranın yolları taştan idi. Mustafa Kemal paşa asfalt yolu ne Ankarada nede İstanbulda göremedi. Ülkedeki araç sayısıda birkaç binle ifade edilecek kadar azdı. Demiryolu ulaşımı birinci sıradaydı. Batıda karayolu çoktan birinci sıraya oturmuştu bile.

  36. petroller uçtu said

    M.Kemal döneminde ülkedeki fabrikalar.ve önemli hizmetler. Demiryolu yapımı. Ergani maden, Nazilli basma fab, İşbankası kuruldu, 1932 de yanan Hereke fabrikası 34 te yenilendi. Atatürk Orman çifliği kuruldu. Sanayii maadin, TTK, 25 te Türk teyyare cemiyeti kuruldu. İzmitte 34 t3 Seka kağıt fabrikası, Gölcük tersanesi, Uşak şeker fabrikası, Kayseri uçak fab, Kırklareli mermi fab, MTA, Etibank kuruldu. 1930larda demiryolu yapılırken batı asfalt yollarda oto kullanıyordu.

  37. petroller uçtu said

    Birinci Dünya savaşının asya safhası Ortadoğunun Osmanlının elişndeki petrol kaynaklarına İngilterenin konabilmesini amaçlıyordu. Osmanlı devleti Avrupanın iktisadi bakımdan fethettikleri alanlar haline gelmişti. 1. Dünya savaşı Osmanlının elindeki petrol kaynaklarına İngilterenin el koyabilmesini amaçlıyordu. Savaş başlayınca Osmanlı ilk aylarda savaşın dışında kalabildi. Ancak devlet kendine kalsın isteyen bazı paşa ve subaylar 29 ekim 1914te Rus limanlarını bonbalayıp devleti savaşa soktu. İngilterenın petrol savaşı 1914ün kasım başlarında Basradan Osmanlı topraklarına saldırmasıyla başladı. 1909da arap topraklarında petrolün olduğunu anlayan İngilizler 4yılda Irakın büyük bölümünü aldı. Flistin yenilgisi Osmanlıyı çökertirken sonrasında düşen moralle Kuzeyırakın büyük bölümüde İngilizin eline geçti. İngilizler bağımsızlık vaadiyle pekçok arabı Osmanlıya karşı ayartmış diğer bölgelerde elden çıkmıştı. 30 ekim 1918de Mondros imzalanınca Musul bizdeydi. 4kasımda İngilizler işgal etsede birliklerimiz vardı. Her zaman İngilizlerle dost olup onların dediğini yapan M.Kemal paşa bununj ödülünü yeni Türkiye liderliği olarak aldı. Yinede ingilizler dediklerini ona ve ekibine dikte ettiler. Sıkıntısını millet çekti. M.Kemal ingilizlere yaranamadığı gibi Musulu bile onlardan kurtaramadı. Batı ortadoğunun petrol kaynaklarına el koydu. Ödetilen savaş tazminatlarıda cabası. Osmanlıya oyun eden yeni yönetimdeki söz sahipleri kendilerini haklı göstermek adına sürekli Osmanlıyı arabı pis hain vatan satan olarak gösterdiler. Demiryolu eğitim ve diğer hizmetler gizlenirken saraylardaski sahafatlar ileri sürüldü. Aşar vergisiyle çiftçi köylü soyuluyordu biz kaldırdık dediler. Yerine konan katbe katezen vergilerden bahsetmediler. 1923-38 döneminde Türkiye çok fakir olduğu halde M.Kemal insanüstü bir lider gösterilerek sürekli abartılıp atatürk dendi. Halbuki islami kurum ve kanunları kaldırıp batının kanunlarını Türkiyeye zorla dayamaktan başka birşey yaspmıyordu. Halk müthiş fakirken devletin üst tabakası sabetaycılar içki partileri ve balolarda eğleniyordu.Geçmişe yönelik 20. asır Osmanlı zaferlerinin çoğu M.Kemale maledildi. Onun 1897 Türk Yunan savaşına katılmak istediği dillendirilip gençliğindeki olmayan kahramanlığı anlatıldı. 3-5 yaş daha büyük olsa bu zaferde onun olurdu.

  38. tarihçiler anlar said

    yarın yazacağımız son yazıyı bugünden yazayımda ramazan ayında bari şu deli saçması işlerle uğraşmayalım. Anlatacağım olay hikayemsi birşey.
    Adamın birinin dedelerinden kalma bir fabrikası varmış. Orada kıdemli birde işçi zamanla facrikada basamakları yükselerek müdürlüğe kadar gelmiş. İşleride iyi biliyor ha. Ama bu müdürün kötü birde huyu varmış. Maaşını bu fabrikadan aldığı halde rakip firmalara bilgiler sızdırır onlarla işbirliği içine girer bu fabrikayı sürekli olarak zarara uğratırmış. Tabiiki zarar eden fabrikada günden güne küçülürmüş. Yaşlı patron çok üzülürmüş bu duruma. Çareler ararmış yeniden yükselişe geçebilmek için. Rakip firmalardan biri tavsiye etmiş bu patrona yahu senin müdür süper akıllı bir adam. Yapacağın işleri ona danışda kurtarsın fabrikanı. Güzel fikir demiş patron çağırmış orta yaşlardaki müdürünü. Yahu demiş arkadaş bu fabrika batışa gidiyor nasıl kurtaracağız işyerimizi. Müdür beyde demişki Sen bu işleri bilmiyorsun. Seni bazen kandırıyorlar bana birkaç yıllığına vekalet ver bak fabrikayı nasıl düze çıkarıyorum. Ya demiş patron olmaz öyle şey sonra malımın mülkümün üstüne yatarsın yatmam demiş müdür. İstersen getir Kurana el basayım. Getirmişler Kuranı Kerimi el basmış müdür bey. Bunun üzerine güven sağlanıp vekalet verilmiş. Müdür bey kendisine sağlanan imkanlarla fabrikayı düzeltmiş. Patron vekaleti geri istediğinde ise haydi oradan demiş bu fabrika benim defol git. Mağdur patron ulan demiş vekaleti sana ben vermedimmi. Verdin benim oldu fabrika böylece sana geri vermem artık. Hani vekaleti alırken işler düzelince geri vereceğim diye Kurana el basmıştın. Ha demiş müdür (haşa) o arabın yavelerinemi. Ben onlara inanmamki. Kızım sabriyeyi vermedim diyemi oynadın bana bu oyunu sen. Artık mal sahibi olan Müdür cevaben
    -Kızınıda al defol git fabrikamdan hain bunak adam deyip kovmuş huzurdan eski patronunu. Çoluğuyla çocuğuyla evini barkınıda elinden alarak hemide.
    Hikaye güzelde ben bu hikayeyi bir yerlerden hatırlıyorum gibi geliyor bana.

  39. yalan tarih said

    Bazen başarıya ulaşmanın en kolay yolu eğer daha güçlü olduğunu hissediyorsan karşı tarafa çalışacaksın. En iyi yol en akılcı hareket budur. Bunu bize büyük çabalarla ulaştığımız Mustafa Kemal gerçekleri gösteriyor.
    Bu arada benim yazılar bugün bitsede olur. Çünkü yaz yaz bitecek gibi değil. Burada çok güzel yorumlar var ama çok ağır yazılarda var. Cezaya düşülmesin diye üstü örtülmesi gerekenler bile. Hakaret etmeden bilgi vermeninde yolu vardır. Gerçeklere akıllı başlıbir şekilde uyandırmanın. Kafir demeden hain demeden bilgi vermenin de yolu yordamı vardır insanların bunu öğrenmesi ve kendilerini riske atmaması daha akıllıcadır. Bu sebeple birazda bu tür yorumları sahipleri zarar görmesin amacıyla fazla fazla yazarak üstünü örttük kimse kusura kalmasın. Bundan sonra ben artık hiçbir yazı yazmasam hiçbir yorum yapmasamda olur.

  40. yalan tarih said

    Sarıkamışta herhalde 1914 sonları Ruslarla çetin savaşlar yaşanmış, Ruslarda çok kayıp vermiş Osmanlıda. Bizimkilerde birde ağır kış şartları ve tifüs salgınının yol açtığı ölümler kimine göre 60000, kimine göre 90000 kimine görede 101000 şehit vermişiz. Rusun kaybıda aşağı yukarı aynı. Aslında büyük hezimet ama zafer olarak yutturulmuş millete. Yemiş millette. Sorumluluk Enver paşada. Herkes sus pus. Bası gerçekleri yazamıyor.
    Sonra Çanakkale cephesi 1915 te. Sorumluluk yine Enver paşada. Cephede yokluk var kıtlık var ama İngilize, Fransıza, Hintli, Afrikalı ve Anzaklar ile Ruslara karşı canhıraş bir mücadele var. Dünyada bir cehennem varsa 1015 te burası Çanakkale idi. Mücadele büyük kayıplar büyük ama yenilgi yok. Cephede oluk oluk kan akıyor. Almanlar korkuyor Çanakkale geçilirse İstanbul yani Osmanlı düşer diye. Bulgaristanı sıkıştırıp savaşa sokuyorlar. Gelen alman silahları birleşen sınırlar. Düşmanda zafer ümidi kalmayınca çekip gidiyor Çanakkaleden. Bu zaferde Enver Paşaya mal ediliyor. Halbuki zafer milletin.
    Ah o Enver paşa bize ne batının savaşından. Ama Almanların verdiği 5milyon altın tatlı gelmiş olmalı savaşa soktu bizi. Gerçi kaçışda yoktuya Kuzeyden Rus İstanbula saldırmak için fırsat kollarken gelen alman gemileri Karadenizdeki Rus limanlarını bombardıman edip hiç değilse bu tehlikeyi bertaraf etmişti. Sonra Hicaz, Yemen, Mısır, Sina, Irak saha pekçok cephede kanlı savaşlar ve bazılarında açık gerilemeler. Cephane yetersizliğinden verilen kayıplar. Sonra bir haber Filistinde Osmanlı kuvvetleri İngilizlere esir olmuş. Komutan M.Kemal. O Çukurovada.
    Enver paşa hain ilan edilip yurt dışına kaçıyor tutuklanma korkusuyla Cemal ve Talat paşalarda öyle. Yenilen M.Kemal Suriye Lübnan elden çıkmış ona olan bir şey yok. Anadoluya Kurtuluş hareketini başlatmaya gönderiliyor aksine. Yunanla mücadele için Ankara hükümetini kurmuş. Osmanlı imkanları sağlanmış. Enver paşa 1921 de doğu Anadoludan girmeye uğraşıyor hemen Sarıkamış zaferinin asluında hezimet olduğu açıklanıyor. Komutan enver. Gazetelerde aleyhine yayınlar. Çanakkaledede zafer Enverindi. Sil baştan bu zaferde hemen yarbay sonradan Albay rütbeli M.Kemale yazılmaya başlanıyor. Birileri manda görmüş kurbağa gibi habire kendini şişittiriyor. Yalaka tarihçiler yalan makinesi olarak çalışıyor. Çanakkalenin tarihi zaferleri Mustafa Kemale uyarlanarak yeniden yazılıyıor. Sokulmuyor Enver paşa yurda. Hatta Cemal paşada. Talat paşada hain ilan edilmiş. Bu ikisi suikaste kurban giderken Enveri 1922 de M.Kemale en büyük yardımı yapmış olan Ruslar vurup ortadan kaldırıyor. E Herşey karşılıklı Bitliste az iyilik görmediler Kemal paşadan. Sonra Batum onlara bedavadan verildi. 1922 de önce Yunan kovuuldu bu topraklardan sonra padişah sonrada halifelik ve Osmanlı soyu. Bütün tarih Mustafa Kemal abartı ve yalanları üzerinden yeni baştan yazıldı. Devletin köşebaşlarınıda hep sabetaycılar şakşakçılar dalkavuklar tuttu. M.Kemal paşanın aleyhinde söz edenin hayatı kaydırıldı kurulan baskı yönetimiyle. Maksat yalanlar oyunlar ortaya dökülmesin. Dümenler bozulmasın.

  41. gönderiyorum said

    Trabzon mebusu Ali Şükrünün şehadeti üzerine Adana valisi Hamid beyin M.Kemal için tyazdığı4 nisan 1923 tarihli makalesi
    Hakimiyeti Hakikati Milliyeyi Hürriyeti Fikriyyenin masuneyi şahsiyenin Kahraman mücahidi, Ali Şükrübey kardeşimiz bugün müdafaa ettiği esasatı Kutsiyenin ilk kurbanı, 13 senelik mesaibi müteveliyeden arta kalan emniyeti mazlumenin hayatı bahasınada olsa başını tekrar kaldırmak milletin benliğini bozmak isteyen ejderin ilk hedefi taarruzu olmuş bulunuyor. 3 seneden beri kastı izharedile gelinip nihayet sefil ve hunhar bir vasıta ,ile vurulan bir darbeyi basit bir cinayet gibi telakki etmek için fazla safderun olmak lazım gelir. Milletin teyakkuz ve intibahını müzmirlerinin tahakkukuna mani gören, muhitlerinde dalkavuktan başka mevcudiyet görmek, tasdikden başka sada işitmek istemeyenler şshidi muhteremin şahsında milletin hukuku tabiiyye ve esasiyetini mha etmek istemişler. Bu taarruzun herhangi bir sui amele karşı muheyyayı feveran olan kalpleri sindirmeye kifayet edeceğine zaip olmuşlardır. Bu ne büyük gaflet ne büyük cehalet. Bu zavallılarhrnüz öğrenememişlermiki fikir layemuttur öldürülemez. Hürriyet Müsteidi infilaktır tazyik edilemez. Mazluma karşı veluttur. Her bir katrası bir fedai iblat eder. İkide bir makamı tehditle Fransız İnkilabı Kebirini ileriye süren bu yalancı pehlivanlaro tarihin pençei manhus bir faslında saplanup sahifei mütaakibeyi çevirmeye cesaret yap olamıyorlar….Niçin bu ihyasına saayyi bulundukları 18 brümer kahramanının ünvanının memlekete yüklettiği afeti tehattür etmiyorlar.. (İleride bunların fasık olduğunuda yazmış)
    —-
    Bu arada 1920 de İngilizlerin maltaya sürdükleri bazı ittihat ve terakkicilerdende bahsedelim. Aralarında Ali İhsan Sabis ve Rauf gibi paşaların bulunduğu bu grup zaten Mustafa Kemalin muhalifi olan kimselerdi. Belliki Mustafa Kemale muhalif olunamasın o Anadoluda rahat iş görsün diye böyle birşey yapılmıştı. Malta sürgünlerine kötü davranılmadı. Hatta Ali İhsan Paşanın kaçmasına engel olunmadı neredeyse göz yumuldu. Esir muamelesi görmeyip rahat yaşadılar. 1921-22 de Yunanlılara karşı her zafer kazanıldığında arada salıverilebnler oluyordu. Bunlardan pek çoğu Osmanlıya karşı öyle bir doldurulmuşlardıki Vahdettine en aşağı lafları vatanı satan alçak şeklindeydi. Neredeyse asıl düşmanlıkları Osmanlıyaydı. 20 ay kadar tutuklu kalıp salıverildiler. Osmanlıyı kötüleyip aşağılayan yazılar neşriat ve beyanatları oldu.

  42. bilde konuş said

    Arkadaş bu bilgiler sallama değil ulaşılmış bilgi. Demişizki 1907 de Osmanlı 7338000km2. Paylaşıma sokan sabetaycı Kemalistler. Batı ülkeleriyle şurası senin burası benim yapmışlar. Kemalistlere bu bölge kalmış. Mustafa Kemal Osmanlının 7338000km2lik alanını 17338000 e çıkartmamış. Öyle olsa tamam Atatürk diyelim. Bu adı haketti diyelim.1927 de Türkiye 762000km2. 1906da Osmanlıdan çürük devlet olarak bahsediyor yıkmaktan yeni bir devlet kurmaktan bahsediyor. Osmanlının arazisi belli. Bu topraklar üzerinde aynı araziyi muhafaza ederek kurarsın devleti. Bizde alkışlarız. Yok batıyla paylaşım var. Türklüğün zararı var bu işte. İslam kanunlarını batıya dayamamış batının kanunlarını bize dayamış. Onunla devlete sabetaycılar konmuş. Herşey açık. Biz çocukken Mustafa Kemal için hocaları astı Kuranları yaktı derlerdi büyüklerimiz. Sen ne anlarsın bundan. Batının getirdiği biri ancak batının her dediğini yapar senin inancını horlar. Hocaları hepsini olmasada epey bir asmış, hahamlara papazlara dokunan yok.
    Çanakkalede 57. Alaya size ölmeyi emrediyorum demiş. Ben çocukken anlamıştım. Orduda böyle emir olmaz olursada bunda art niyet aranması normaldir. O emri veren kişi tamamı şehit olan alayın başında bekliyecek kendiside şehit düşene kadar bekleyecekti. Dürüstlük bunu gerektirir. Yoksa nereden bilecek düşmanlar senin merminin bittiğinide nasıl herkesi şehit edecek. Yok siz ölünce yerinize yeni birlikler gelecekmiş ülkeyi onlar savunacakmış. Subayın görevi askeri yaşatmaktır ölümünden nemalanmak değil.
    Haydi bunu geçelim. 8 şubat 1913 te Bolayırda Bulgarlara karşı 114e 6000 kayıp neyle izah edilir. Yine Çanakkalede İngilizlere 600e karşı 10000 kayıp. Cenindeki 65000kişilik kuvvetin 1918de İngilizlere esir ettirilmesi. 1909 da Abdülhamiti tahttan indiren orduda yeralması. 1905 te Abdülhamite suikast girişimi, 1920lerde halifeyi ve padişahliği düşman işgalinden kurtaracağız diye Kuran üzerine yemin edip iş bitince aksini yapması.
    Arkadaş ben bu Türkiyeyi beyenmiyorum. Yıkacağım ama gücüm yetmiyor. Düşmanları ayartayım onlar yıksınlar banada ülkeden bir parça versinler keyfime bakayım desem bu ne kadar ahlaki olur söylermisin.
    Batı bataktır. 1400lü yıllarda İngiltere dünyanın en fakir ülkelerindendi bayat domuz etinden bayılanlar olur birkaçgün sonra ayılırlar öldü sanılıp gömülenler olurdu. 1660 larda Londra sokakları boktan geçilmez sokaklarda atlama taşları vasıtasıyla yürünür taşı ıskalayan boka düşen boğulurdu. Şehir vebadan kırılırdı. 1669 yangınında şehir tamamen yandıda vebadan kurtuldular.
    Fransada yıkanmak günah sayılır şeytanı denir kirler bıçakla kazınırdı. Parfümü pis kokularını bastırmak için icad ettiler. Hamamı Kanuni Süleyman döneminde Türklerden öğrendiler.
    İtalya Vatikan kurduğu soygun sistemiyle müthiş zengin olmuştu. papazların evlenmesi yasaktır. Ondan sonra gayri meşru çocuk sahibi olan papalar çıktı. Yetmedi daha geçenlerde sabah yazdı.kimi papazların küçük çocuklara cinsel ,istismar yaptığını Vatikanda konusu oldu. Batı bataktır bu dünya onların cennetidir. Batıyı onaylamak yanlışlarınıda onaylamaktır. İşin aslı budur. Batı beyensindiye kimi Kemalistler gibi İslamımı horlayalım.

  43. gndgr said

    Dünyanın yorumları yazılmış. Kimi mişli muşlu sallamış, kimi geçenlerde bir belgesel izledim diye sallamış, kimi yandaş belgeleri kaynak göstererek sallamış. Osmanlının dünyaya kanuni döneminde olduğu gibi kıyamete kadar hükmetmesini tabiki her Türk isterdi. Fakat osmanlı öyle dönemlere girdiki son zamanlarda ne devleti takan oldu, ne padişahı, ne halifeliği yani anlayacağınız osmanlı madara oldu. O dönemin imkanları doğrultusunda osmanlıyı tekrar şaha kaldırmak mümkün değildi çünkü vatandaşlar sefalet içinde, nüfus yetersiz, içeride bir sürü hain var ve hainler ne yargılanıyor ne yakalanıyor birde bunun yanında düşman işgal kuvvetleri türk topraklarında cirit atıyor. Gazi Paşa zekasını kullanmış, ikna kabiliyetini kullanmış, dünyanın o zamanki yeni düzenini anlamış sokmuş elini taşın altına bir cumhuriyet devleti yaratmış. Lafı çok uzatmaya gerek yok; eğer ki vahdettine kalsaydı sonumuz türkler 1925’i bile türk olarak göremezdi. Bakınız bugün yıl olmuş 2013 ve hala türküz, müslümanız. Allah’tan korkun diyeceğim ama muhtemelen yarınız zaten Allah inancına sahip değilsiniz diğer yarınızda kafaları yıkanmış olanlarsınız. Hiç birşey yapmıyorsanız açın nutuk’u okuyun. Hain dediğiniz bir insan neler yapmış ve ileride nelerin olabileceğini söyleyipte önleminizi alın demiş. Gelin görünki Atatürk’ün nutuk’ta ileride olabileceği malum dediği herşey bugün malesef başımızda büyük bir bela. Allah sizleri ıslah etsin ne diyeyim. Bu arada vahdettinin italyada paraları nasıl ve ne şekilde harcayıp ortada kaldığınıda iyi araştırın. Vahdettin parası bitince Atatürk’ten para istemiştir. Vahdettin ölünce 1 ay italya cenazesine el koymuştur borçlarından dolayı.

  44. paşanın cesareti said

    Uydu kanallarından birinde gördüm. 1926 da Mustafa Kemal paşaya suikast girişimi meselesinde. Hani İzmirdeki şu olay varya. Terakkipervercilerin suikast girişi meselesi. Adamın biri katil namzeti diye getiriliyor Mustafa Kemal paşanın karşısına. Dikiyorlar ikiside aynı odada. Paşanın elinde tabanxa. Benimi öldürmek istemiştin diyor veriyor adamın eline tabancayı haydi vur. diyor. Adam vuramıyor. Muhakkakki sonrasında idam edilenler arasında bu adamda vardı ya neyse.
    Tarihçilere göre Mustafa Kemal kendisine hiçbir zarar verilemeyeceğine, ecel harici ölümsüz olduğuna inanan bir kimse imiş. Ancak bu suikast girişimi onu çok hırpalamış. Ölümsüz olduğuna dair olan güvenini kaybetmiş. Bu güvenini geri kazanmak içinde katil namzeti kişinin eline silahı vererek haydi öldür beni demiş. Adam adam öldüremeyince paşanın kendisinin ölümsüz olduğuna zarar verilemez biri olduğuna dair güveni geri gelmiş.
    Silah muhtemelen boştu. Kimse dolu silahı katil namzetine verip kendi hayatını riske atmaz. Ne olur ne olmaz der en azından bir tedbir alır.
    Paşanın Çanakkale savaşları sırasında denizden düşmanların top mermileri atışı sırasında üç atıştan sonra siperden çıktığı, aman çıkmayın uyarısına 3 atıştan sonra dördüncüsü yapılmaz dediği yazılıp çizilir. Bununla kendisinin cesareti anlatılırdı. Birde Çanakkale savaşları sırasında kanlı çarpışmalar olduğunda bile o çadırında nargile fokurdatır hiç korku nedir bilmezmiş. Bence İngilizler onun bulunduğu bölgeye hücum etmezde ondan.
    Hani Çanakkale savaşları sırasında göğsündeki saate mermi gelmişte saat sayesinde hayatta kalmış deniyor Mustafa Kemal için. Bunun aslı olmadığını savaş hikayesi olarak uydurulduğunu yazmıştık. Genelleme yapalım. Saat nerede Liman Von Sanderse verilmiş. 1915te. O nerede Almanyaya gitmiş. Orada 1929da ölmüş. Yani gerçekliği ispat edilemez durum ortada.
    Cumhuriyetin ilk yıllarıda yalanlarla doludur. Neymiş Zaro ağa 157 kimine göre 160 kimine göre 162 ye varan yaşıyla dünyanın en yaşlısı ilan edilmiş. 150li yaşlarda olduğu için çeşitli ülkelerde gezdirilmiş. İnsanın 120 yıl bile yaşamadığı açıkken. 110lu yaşlardaki adamı dünyanın en yaşlısı 160lık ilan etmek ne oluyor. O adamda 29 haziran 1934 te öldü. Doktoruna göre 130 bazı kimselere göre 147 yaşındaydı. Hayatında hiç içki sigara içmemiş. Bitlisli olup İstanbulda yaşıyordu.
    Biz sadece Mustafa Kemal ile İnönüyü eleştiriyoruz. 1918 deÇöken Filistinde bu ikisi vardı. Devletin kaymağıda o sebeple bunlara kaldı.. Birde tabular yıkılsın diye yazıyoruz yalanda yok. Bilgi var. bizde.

  45. şaşırmayın said

    Yanıma bir arkadaş gelmiş birara, yahu diyor internette Özgür site diye bir yer buldum. Mustafa Kemalle ilgili yazıları inceledim. 1915- 20 lerde ne kadar kötü şeyler olmuş öyle. Hiç bize gösterildiği gibi değilmiş. Bazı şeyleri bizde farkediyorduk ama bu kadarınıda bilmiyorduk. B.ktan bin beter kirli oyunlar dönmüş dedi. Bende hiç tık yok. Ben anlamam. doğrudur yanlıştır bilmem dedim. Ne yapsaydım.

  46. şaşırmayın said

    Aslında yazılar bitti ama hangi kitabı elime alsam özellikle resmi tarih olarak Mustafa Kemal yalanları ile dolu.1961 de basılmış okullarda okutulan bir tarih kitabı Çanakkale kara savaşları sırasında İngiliz ve Fransız saldırılarını anlatıyor ve şöyle diyor. Anafartalar ve Arıburnu bölgelerinden saldırı yaptılar. Fakat bu bölgeyi savunan Kahraman Mustafa Kemalin mehmetciklerine yenildiler. İstanbula giremeyeceklerini anlayıp Geliboluyu boşaltarak çekildiler.
    Mustafa Kemalde rütbr yarbay sonradan albay, cephedeki o kadar general ne işe yarıyor. O cephe Almanyayla kara bağımız kurulup oradan cepheye silah yağdı diye çöktü. Mustafa Kemalle alakası yok. Birde onun okadar çok kaybı varki. Başkalarının da bütün hakları ona mal ediliyor.
    Kitapta deniyorki 1920 de Sevr anlaşmasının reddedilmesinden sonra (Osmanlıda reddetmişti) hemen her cephede başlanan savaşlara batıda Yunandoğuda Ermeni güneyde Fransızlarla ve içte ise padişah hükümeti ve ona bağlı vatan millet hainleri ile olmuştur.
    Şimdi bu son şıkta duralım. Burda vatan millet hainleri denenler padişahçı olan Türk milletidir. Padişah Mustafa Kemali anadoluya yollayan ona silah para ve kadro yollayandır. Padişahı tanımayan Mustafa Kemaldir. Akla kara belli değil. İsyan eden Mustafa Kemaldir. Millet Osmanlı devletine bağlıdır.
    Mustafa Kemale güvenilmemesinin sebebi sabetaycı olmasının yanısıra Filistinde 65000 asker İngilizlere esir düşüp Mısıra gönderilirken komutanları M.Kemale İngilizler niçin dokunmamıştı. 13 kasım 1918de İngilizlerle aynı gün İstanbula gelen Mustafa Kemale İngilizler yine dokunmamıştı. Halbuki çok paşa tutuklanmıştı. Samsuna çıkıştada İngilizler vardı ona yine dokunulmadı. Millet onu İngiliz işbirlikçisi gördüğünden güvenmemeş. Buda öyle bir durumda normal olaydır. Birde Kemalistler resmen bu milletle savaşarak geldiklerini itiraf etmişler. İnönünün 1921 de askerlerine bu millette düşmanımızdır sözü akla geliyor hemen.
    İstiklal savaşı başladığı zaman topumuz tüfeğimiz cephanemiz yoktu ordumuz dağulmış paramız kalmamıştı denmiş. Osmanlı ve İslam ülkeleri işgal altımda bile olsa hepsini sağlıyor İngiliz, Fransız, Rus ve İtalyanda Kemalistlere yardım ediyordu. İstiklal savaşında kendinden kat kat üstün türlü silahlarla donanmış ordularla savaşıldı deniyor Küçük Yunanistanla savaşıldı.
    Sonra Osmanlıyı kaldırarak işbaşına gelen kemalistler devrimler bahanesiyle işgalci gibi davranarak inançlı kısmı nasıl aşağılayıp ezmişler. Neyseki zamanla herşey aslına döndü.
    Mustafa Kemal gerçekleri şaşırtmaya devam ediyor.

  47. veda said

    Mustafa Kemal 2. Abdülhamite suikast düzenledi affedildi. Suriyeye gönderildi. Orada Osmanlıya karşı gizli teşkilatlanma yaptı. 1909da padişahı deviren hareket ordusunda kurmay başkandı. 1917 de Vahdettinin her halde göz önünde bulundurulsun diye yaveri yapıldı. Onunla birlikte Almanyaya bile gitti. Dönüşte 1918de Vahdettin padişah oldu. Mustafa Kemal Suriye cephesinde görev istedi. Görev verilince sürüldüm dedi. Orada yenildi Suriye Lübnan elden çıktı. İstanbula döndü Samsuna görev istedi Kurtuluş savaşını başlatmak üzere verildi. Yine sürüldüm dedi. Yardım yollandı görmezden geldi. Kurtuluş savaşı bitti önce padişahı sonra halife ve Osmanlı soyunu ülkeden kovdu.
    Nazım Hikmet yazılarında Mustafa Kemali eleiştiriyordu. Çeşitli bahanelerle Atatürk zamanında 35 sene hapse mahkum oldu. 12 sene yattı. 1950 de DP iktidara gelince Başbakan Menderes affetti. Cezaevinden çıktı.Askere çağırıldı, polis takip ediyor diye Sabahattin Ali gibi öldürülmekten korkup SovyetRusyaya kaçtı. 1952 de Menderes vatanına geri dön çağrısı yaptı dönmedi. 1960 darbesi olup Demokrat Parti hükümeti devrilince askeri darbeyi destekledi. Ne diyelim bazı kimseler çok nankör oluyor.
    —-Dünyada medeni, ilerive uygar olmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltraş yetştirecektir.(Atatürkün söylev ve demeçleri syf 432)
    Memleketin hertarafında Mustafa Kemal heykelleri dikilmesi lazım.
    Atatürk dem,işki Dünyada herşey için medeniyet için hayat için muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir. fendir. Bunun dışında mürşit aramak gaflettir cehalettir ve delalettir.
    Ama 20 yüzyılda insanların heykellerin karşısına dikilmesi cehalet delalet sayılmaz hernedense.
    Mustafa Kemal Trablusgarba giderken Şerif takma adını kullanmış. Hükümet yollamıyor İttihat ve Terakkiciler kaçıyor Müslüman araplara zulmetmeye İtalyanların işi kolaylaşsın.
    Inkılap kitabında Mustafa Kemal için yazılan
    Milletleri uyandıracak olan fikir adamları devlet adamlarıdır. Yabancı lisana karşı M.Kemalin büyük hevesi vardır. Bu maksatla Beyoğlunda bir Fransız madamına pansiyoner olmuştu. Bu Fransız kadın ittihatçıların Pariste yayınladıkları gazeteleri Fransız sefaretine gitiriyor kuryeleri Mustafa Kemale ulaştırıyordu. Bu kadın aynı zamanda ona Fransızca dersleri veriyordu.
    Paristen gelen ittihatçı yayınlarmı hemen söyleyeyim Osmanlıyı yıkıcı yayınlar yapıyordu.
    Hukukçu yetiştirilmek üzere 1925 te Ankara Hukuk mektebi açılmış. Sanki Osmanlıda hakim savcı yokltu. Bütün ilkler Mustafa Kemalde başladı. Necip Fazılın babası İbrahim Fazıl bey savcı idi ve bu görevde iken 1920de yani Osmanlı döneminde vefat etti.
    Okullarda din dersleri galiba 1930da kalktı. 1935 te Atatürkçülük ve inkılap dersleri konmaya başlanmış. Büyük değişim var.
    Otaklı ağa yazmıyor. Senin başını belaya koyacağım diyordu. Diyorumki int kafede faceme adamı bumu sokturduda açık kalan facemden sağa sola küfür yağdı. Anladığımızdan hemen mesajlarla özür diledik ama anlamadığımız kaldı. Biz kimseye küfür yazmayız şeytanlıklara karşıda Allaha sığınırız. Allaha inanan bizim küfürlü mesaj yazmıyacağımızı hele imanlıysa hemen anlar.
    Askerde acemi birliğindeyken hırsızlık araması olmuş yan bölükte çalınan paralar bir şahısta çıkıyor tabi dayak. Çocuk ertesi sabah intihar etmiş olarak ağaçta asılı bulundu. Hep dedik bu çalsa intihar etmezdi oyuna geldi. diye ama giden can geri gelmiyor. Dağıtımada az kalmıştı. Allah kuru iftiradan saklasın.
    ustafa Kemal milletleri uyandıracak olan fikir adamları devlet adamlarıdır.
    muhtemelen bu yazımda sondur.

  48. fakirlik edebiyatı said

    Mustafa Kemal paşa 1918de cepheden başkomutan vekili Enver paşa ile Sadrazam Talat paşaya tarihi bir kıymeti olan raporu yazarak cephenin ve memleketin umumi durumunu anlattı. Rapordan bazı parçalar.’Memleketin umumi ahvali ile idare arasında bağlar sarsılmıştır. Evlerinde kalam ahali her noktadan hükümetten uzak kalmakta menfaatlerine halel gelmiştir. Kazançları kendilerini beslemeye kafi değilken hükümetin mülki ve asdkeri memurları onlardan açlık ve ölüm mukabilinde mallarını almaktadır. Rüşvet ve intikar devam etmektedir. Bu sebeple umumi hayat her köyde ve şehirde devletin asayişini çürütmektedir. Binaenaleyh harp devam ettiği halde karşısında bulunduğumuz en büyük tehlike her taraftan çürüyen muazzam saltanat binası birgün dahilden birdenbire ve hep birden çökmesi muhtemeldir.’ (sanki ndevleti bana bırakın der gibi)
    Mustafa Kemal 1906da Selanikte ittihat ve tERAKKİCİ ARKADAŞLARINA YAPTIĞI AÇIKLAMADA KURDUĞU (oSMANLIYA KARŞI) GİZLİ TEŞKİLATTAN BAHSEDEREK eskimiş ve çüürük olan yönetimi yıkmak milleti hakim kılmak için özetle vatanı kurtarmak için sizi göreve çağırıyorum diyor.
    Vatanı kurtarmanın yolu Osmnlıyı yıkmak buda düşmanlarla işbirliğiylee olur herşey açık.

    Öteyandan 1920lerde 30lardada sanki durum başkaydı. Memur maaşı 15-16 lira M.Kemal paşanın 5000lira. 1öküzün vergisi öküzün değeri kadar. Bir keçi 60 yada 80 kuruş vergiside 80 kuruş, insan vergisideaynı. Maksat müslüman halk fakirlikle inim inim inlesin onlardan alınanlar sabetaycılara imkan olarak verilip onlar zengin edilsin Türk milletine baş olsunlar. Atanın 1930daki yurt içi gezisinde halk hep yöneticilerin hırsızlığından kendilerini donlarına nkadar soyduklarından yakınmıştır. 1940larda ekmek bulamayan ot, mancarkökü yiyenmi dersin, vergisdini ödeyemeyip beleşe yol yapım çalışmasına gidenmi dersin.Hapis yatanmı dersin. Kasım 1922 den 1950 ye kadar Avrupalılar zavallı Türkiye ha çöktü ha çökecek derlermiş. Rahatlama 1950de DPniin gelmesiyle oldu. Milletin cebi para gördü, inancını yaşayabildi. Genede en büyük Türk atatürkmüş.
    Kemalistler Kurtulış savaşı yıllarında işine gelmeyenleri çıkarlarına dokunanları ingiliz işbirlikçisi diye damgalarklardı. Kendilerinin ingilizlerin bir dediklerini 2 ettikleri asla görülmemiş. Kurtuluş savaşında ingilizlerle savaşmamışlardır.

  49. ne buldum said

    Mustafa Kemal Sultan Mehmet Reşat öldükten sonra acilen yaverliğini yaptığı yeni padişah Vahdettinden 3 kere Suriyeye gönderilme görevi istiyor ağustos 1918de Askerlerin 17-20 yaş ile 45_55 yaş arasında olduğundan memleketin fakir perişan olduğunu saltanatın çökmek üzere olduğunu belirten artık herşey bitmiştir diyen yazıları olsada 500000 asker ve kafi sayıda silah olduğunu asker sayısının milyonu aşabileceği memleketin buna imkanları olduğunu belirten paşalarda var. Mustafa Kemal Suriyeye tayin ediliyor aşırı isteği üzerine Burada Mustafa Kemal vazıyetin ıslahı için memleketin bütün kuvvetlerinin Suriyede toplanarak kendi kumandasına verilmesini istemekte idi. Bunun sebebini aklı olan anlar. Paşaya göre O devirde müttefikimiz olan Almanlar batı cephesinde bozulmuşlardı.İngilizler büyük kuvvetlerle Suriyedeki ordumuza taarruz ettiler. (gece eylence var denerek Mustafa Kemal askerlere şişeler dolusu içki içirtmiş.)Çevrilen 8. ordu tamamen esir olmuş fakat paşa 7. orduyu bir manevra ile geriye çekerek kısmende olsa Halebin kuzeyindeki katma hattına çekmiş. Sonra Suriyeden Adanaya oradanda Mondrosun ardından İstanbula sonra malum sansuna yollanış.İstanbul İng, Fr.,İtalya, Japon, ABD, ve daha birçok ulusun işgalinde.Yunanla kontrollü savaş falan. Yunan kovulduktan sonra boğazların Türklere verileceği açıklanmış mondrosta.
    Mudanya ateşkesinden sonra barış hazırlıkları başlamış İşgalci düşmanlar bizi Lozana görüşmelere çağırmışlar. İşgaldeki Osmanlıyıda. Bunun üzerine TBMM padişahlığı yani saltanatı kaldırmaya karar vermiş.Zira istiklal savaşı sırasında padişah ve hükümeti düşmanlarımızla işbirliği yapmış Türk milletinin aleyhine çalışmışmış. 1 kasım 1922
    Kimin işbirliği yaptığı yukarıdaki yenilgiden hemen anlaşılması lazım. Bolayırdaki yenilgiden Çanakkaledeki büyük kayıplardan falan. Sonrasında bu millete dayatılan batı tarzı devrimlerden hocaların asılmasından falan. Sonrası zaten yazdığımız gibi. Yazılarım muhtemelen tamamen bitti.

  50. osmanlı korkusu said

    Tarihteki butun basarıların birtek Ataturke mal edilemeyeceğini söyleyen tarihçi Mustafa armağan Ataturkun hatalarının basarısızlıklarınında yazılabilmesi gerektiğini savunarak“Cumhuriyetçi tarih anlayışı Osmanlı’yı kötülemek üzerine kuruluydu. Tuğralar, kitabeler gizlendi, arşiv bile satılmaya bile çalışıldı. Yıllarca Osmanlı mirasından kurtulmaya çalıştılar. İngilizlerin desteğiyle Osmanlı gibi bir oluşumun bir daha ortaya çıkamasın diye uğraştılar” demis Armağan devamla
    “Osmanlı korkusu 1950′li yıllarda son buldu ve Menderes döneminde Osmanlı hasreti yeniden başladı. Devlet ve bürokrasi düzeyinde Osmanlı hasreti, Özal döneminde de patladı. Özal da Osmanlı’ya sık sık vurgu yaptı. Kendini Osmanlının devamı olarak gören bir siyasi anlayış doğdu. 28 Şubat döneminde bu anlayış sekteye uğradı. AK Parti döneminde patlama yeniden yaşandı. Bu helalleşme 1950′li yıllarda yapılmalıydı. Atatürk ile ilgili tarihin alt üst edilmesi, yeniden yazımı, hainlikle suçlandı.”

  51. mertmetin said

    Bunlarada başka sayfa ayarlansın hep ona yazsınlar. Diğer yazılar sabote olıyor. İslami değerlere söylemediklerini bırakmayan insanlar bunlar. Galiba bizim değerlere yabancılarda. Bunlarada karışmayalım.

  52. MEZHEP KAVGALARI ÖZGÜRLÜK  DEĞİL, BÖLÜNMEYİ GETİRİR!
     
    AKP rejiminin Suriye’deki mezhep kökenli çatışmalarda yer alması, başka devletleri de kışkırtıp alevleri sağa sola üfürmesi, Türkiye’ nin geleceğini belirleyecektir. Alevi Sunni çatışması hızla Türkiye’ye doğru yol alıyor!
    Şimdilerde Suriye ve Irak’ta yeniden alevlenen geleneksel mezhep kavgalarının hiç bir toplum veya millete özgürlük getirmeyeceğini 1400 yıllık geçmişe dayanarak idda etmek yerinde olacaktır.
    Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…
    Muhamet’in  632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

    Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
    Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
    Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
    Hiristiyan ve Jahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
    Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
    Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
    SUNNİ  İSLAM
    Türkiye’de Sunni mezhebi yoluyla Müslümanlık tekelini ellerinde tutan cemaat ve tarikatlar, islam’ın yeniden yükselişini hızlandırma sürecinde eski silahlara yeniden sarılıyorlar.
    Ortadoğu’da Sunni islam’ın hegomonyasının klasik anlamda yeniden restorasyonu için daha kanlı mücadelelerin kaçınılmazlığı sözkonusudur. Suudi’lerin haram paraları ile palazlanan bin bir çeşit örgüt, çürümüş kokuşmuş bazı Batılı liderlerinin desteğinde feci şekilde silahlanmaya devam ediyor.
    Türkiye’de halkın çoğunluğunu oluşturan Türk Sünni Müslüman kitlenin Alevi ve Kürt kökenli yurttaşlara bakışındaki çarpıklıklar, ayrımcılık ve piskolojik baskı artarak devam ediyor. Şöyle ki; eskiden İslamcılık perspektifin belirlediği entelektüel fanus içerisinde mezhepçilik olarak  hemen hemen tümüyle olumsuzlanırdı. İlerleyen ülke için bir fazlalıktı bu. Tarihin çöplüğünde yok olması bekleniyordu. Ama bu beklenti boşa çıktı. Son çeyrek asırda iyice ivme kazandığı üzere İslamcılık kamusal hayata geri döndü.
    Bizdeki İslamcılık tartışmasının merkezinde Sünni İslam var. Sünni İslam kamusal hayatı donuklaştıran, hatta belli ölçülerde yozlaştıran katalizör bir güç gibi iş görüyor. Özellikle İslamcılık-erkek eşitliği, farklı inanç ve düşüncelere saygı ile devlet ya da aile gibi kurumlara atfedilen kutsallık gibi nitelikler bakımından Sünni İslam eşitsizlikçi, antidemokratik ve otoriter bir kültürün yeniden üretimine yardımcı olmaya devam ediyor..
     
    Aleviler üzerinde baskı olduğu kabul edilmelidir. Bugün Türkiye’deki 20 milyonluk Alevi kitle üzerinde, Osmanlı Devleti zamanından gelen ve halen sosyal, kültürel ve psikolojik ağırlıklı olarak süren ağır bir baskı vardır. Bu baskının adını, açık yüreklilikle koymanın zamanı gelmiştir. 
    Alevi kitle bugün bile Alevi olmaktan korku duymaktadır. Türkiye radyo ve televizyon istasyonları, Alevi kitlenin varlığını esasen kabul etmiyor.
    Suudi Arabistan veya Suriye örneğinden farksız olan Diyanet örgütü, son yıllarda, Alevi köylerine cami yapmak, imam göndermek gibi, bilinçli bir baskı yöntemi daha geliştirdi. Kendi varlığından başkasına tahammül edemeyen zihniyetin bu uygulamasına son verilmezse Suriye örneği iç savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Aleviler, Osmanlı kalıntılarının yapmak istediklerini şimdilik korku içerisinde sesizce takip ediyorlar, ama bu yaklaşan fırtınanın varlığının inkarı değildir.
    Suriye üzerinden mezhep kavgasına katılan AKP rejimi, ”özgürlük hürriyet” adına Suudi ve Katar’dan gelen milyarlarların şarhoşluğu ile, Orta doğu’yu kan gölüne çevirecek senaryoların baş aktörü olmak istiyor. Türkiye’de islamın dışında başka dinlere geçenlerin zülme uğradığını bilmeyen yok! 1913 lerde Osmanlı nüfusunun yüzde 36 sını oluşturan Türkiye Hıristiyanlarının kökü getirildi. Bugün Türkiye’de yüzde yüzlük Müslümanlığı savunan AKP rejiminin, Suriye’ye özgürlük getirme yalanlarına kanmak saflıktır. Kendi ülkesinde hiç bir hak hukuk tanımayan Katar, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi en kötü diktatörlüklerin başka ülkelere özgürlük getireceklerine inanmak kadar aptalca bir şey olamaz.
    AKP’ nin bugün takip ettiği çizginin mezhep – hizip – tarikat – aşiret temelinde oluştuğu ortada olmasına rağmen, çıkar peşindeki bazı kesimlerin takkiyelerine şaşmamak mümkün değil! Türk ırkçılığı ile Arap milliyetçiliği olan islam ideolojisinin karışımından yeni siyasal ideolojisini oluşturan AKP yönetimine göre ”Avrupalılık” siyasal olgusu fazla özgürlükler içerdiğinden kökten dönüştürülmelidir.
    AKP İktidarının, ülkeyi ele geçirerek, devleti kendine göre yeniden tanzim ederek zaman içinde dışa yönelmeyi, komşu ülkelere saldırmayı hedeflediği belli oldu! “Siyasallaştırılmış Teologlar (İmam Hatipliler) devri”dir bu devir. Siyasi teoloji anlayışının, “dinsiz” seküler politika ve politikacılardan daha temiz ve isabetli olduğu (çünkü Allah’la ilişkili olduğu vs.) efsanesi çökmeden yeni hedeflerle  kitlelerin elde tutulması gereklidir..
    Türkiye’nin iktidar partisi AKP, yonetiminin 12. yılına girerken laik ve demokratik bir ülkeden bahsetmek abestir. AKP bürokrasiyi kendi kontrolü altına geçirerek Türkiye’nin temel kimliğini değiştirmiştir. Bugün, Avrupa Birliği’ne katılma retoriğine karşın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırıp Müslüman kardeşler, Hamas, Hizbullah gibi karanlık oluşumlarla dostluklar geliştirmiştir. Türkiye’nin bu radikal dönüşümün ardında sadece AKP’nin siyasi makinası değil, 8 büyük cemaat- tarikat – tekkenin de ortak olduğu uluslararası politik İslamın gücü vardır.
    Bugün Türkiye’de 164 bin cami var. Yani, her 410 vatandaşa bir cami düşüyor. Din iman adına Türkiye bir beton yığınağına çevrilmektedir. Diyanet İşleri Bakanlığı’nın harcamaları yediye katlanmıştır. Din işleri bakanlığı harcamaları AKP’nin iktidarı sırasında 5.3 katrilyon liraya çıkarılmıştır. Bu bakanlığın bütçesi diğer sekiz bakanlığın toplam bütçesinden daha büyüktür.
    Postmodern ümmetçi hareket, bugün muazzam bir güç haline gelmiştir. Medyadan, MİT, ordu ve polis teşkilatına, ticari alanlardan, eğitim kurumlarına kadar inanılmaz örgütsel ağlar oluşturulmuştur. Bu son derece iyi düşünülmüş, iyi hesaplanmış ve büyük bir soğuk kanlılıkla hayata geçirilmiş bir kuşatma stratejisidir. İslam, yeniden bir yayılma taktiği olarak kullanılıp ülke “toplu hipnoza” sokulmuştur.
    İslam gibi bir din veya devlet anlayışı, Osmanlı’da olduğu gibi her alanda baskı zulmün alt temellerini oluşturmaya devam ediyor. Osmanlı Devleti bünyesinde sistemli razia hareketleri ile zayıf olan  azınlıkların toplu katledildiklerini görmekteyiz. Aynı şekilde şimdiki politik islamın hızla her alanda dengeleri lehine çevirerek Irkçı tekçi esaslar üzerinde yeniden formasyon kazanarak aynı icraatları devam ettirme azminde olduğunu gözlüyoruz. Asimile devam ediyor, ötekileştirilerek, kendi kimliklerine düşman edilme devam ediyor. Yerli Anadolu halklarının inkar edilmesi, herşeyin İslamist Arap ve Orta Asya göçebelerinin Anadolu’ya ayak basmalarına indekslenmesi hala devam ediyor.
     
    Toplumdaki olumsuz, adi, kriminal ve kötü eğitim görmüş insanların, parti liderlerinin kendi hazırladıkları dikta listeleri ile öne çıkarılarak adına ‘Büyük Millet Meclisi’ denilen bu oluşumun örgütlenmesi, demokratik ülkelerde asla görülmemiş duyulmamış bir rezalettir. Sınırsız dokunulmazlıklara sahip küfürcü tiplerin TBMM denilen çatı altında büyüklük oynamaları, hiç bir kuruma karşı hesap vermemeleri çağ dışı bir olaydır. Ağızları sokak kabadayılarından farksız. Ana avrat birbirlerine küfür eden çete mensuplarında utanma yok! Seviye tamda cahil cuhul Anadolu gürühuna göre indekslenmiş. Biliyorlar ki geri kalmış toplum ancak küfürden, bağırma ve çağırma, hırsızlık ve işkenceden anlar!
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
     
    Turkiye Buyuk Millet Meclisi: Vekillerin ayrıcalıklarının artmasını sağlayan yasanın iptalini istiyorum
     

    http://www.change.org/petitions/turkiye-buyuk-millet-meclisi-vekillerin-ayr%C4%B1cal%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1n-artmas%C4%B1n%C4%B1-sa%C4%9Flayan-yasan%C4%B1n-iptalini-istiyorum#

  53. Vahdettin meselesi said

    Sultan 2. Abdülhamitin torunu Abdülhamit Kayıhan Osmanoğlu Suriyede yaşanan olaylardan oralarda yaşayan Osmanlı hanedanının mensuplarınında etkilendiğini belirtti. Osmanoğlu AAya yaptığı açıklamada Suriyenin başkenti Şamda bulunan son padişah Vahdettinin kabrinin artık Türkiyeye taşınması gerektiğini savunmuş. Bu konuyu 6 ay evvel burada ben gündeme getirmiştim. Demekki yazılarımı okuyor. Kayıhan Osmanoğlu padişah başka bir ülkede yatmamalı diyerek 1932 doğumlu şehzade Dündar efendininde Şamda yaşadığını belirterek onun da Türkiyeye getirilmesi gerektiğini söylemiş.

  54. bitmiyor said

    Mustafa Kemal bağlı olduğu devlete itaat etmekten çıkmış Anadoluda pek çok aksakallı müftülere kadar asıp kesmek gibi türlü işleriyle milli görev sınırlarını aşarak miletin başına bela kesilmiştir. (Halife Sultan Vahdettin Han) Murat Bardakçı Şahbaba sayfa 309

  55. kötülenen Osmanlı said

    Türkiyede son yıllarda tarihçiler sık sık olarak 14 temmuz789 da Fransada krala karşı yapılan Fransız ihtilalinin aslında halk ayaklanması değil devlet yönetiminde gözleri olan aydın kesimin ihaneti olduğu anlatılır. Bunun halk ayaklanması gibi gösterilerek kendi ihanetlerinin üzerinin örtülmek istendiği belirtilir. Bunun sıkça dile getirilmesi sanki bizim yakın tarihi geçmişimize bir gönderme yapılıyormuş gibi geliyor bana.
    Türkiyede çok partili sisteme Cumhuriyet rejimiyle geçildiği anlatıla gelmiştir sürekli olarak. Aslında çok partili sisteme Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde geçilmiş.

  56. vahdettine haksız itham said

    Mustafa Kemal paşa Kurtuluş savaşı için Anadoluya geçtikten ve Erzurum kongresini yaptıktan sonra Sİvasa gelmişti. Orada Sivas kongresinin hazırlığı içindeydi. Bu sırada bir lise binasında kalıyor ve toplantıları oradan yapıyordu. Çok zor şartlarda sabahlara kadar gaz lambasının cılız ışığı altında çalışıyordu. Bir aralık padişahın ona lise binasından çıkmasını emrettiği lise binasına baskın yapılacağı ve Mustafa Kemalin yakalanıp asılacağıhakkında şehirde haberler dolaşmaya başladı. Paşaya temiz sevimli fedakar bir türk genci hizmet ediyordu. Bu delikanlının babası sık sık gizli olarak geliyor ve oğluna
    -Oğlum evine dön Bu işten vazgeç bugün yarın şehir basılacak. Mustafa Kemal ve arkadaşları yakalanacak. Onlar herşeyi göze almışlar sen evine dön diyordu.
    Mustafa Kemal bu geliş gidişlerin farkına vardı ve birgün delikanlıyı yanına çağırarak ona sordu
    -Seni sık sık ziyaret eden bu adam kimdir?
    -Babam oluyor.
    -Peki senden ne istiyor?
    Delikanlı her şeyi anlattı. O zaman Mustafa Kemal ona doğru ilerledi elini omuzuna koyarak ona şöyle dedi.
    -Hizmetlerinden memnunum fakat baba hakkı büyüktür. Mademki razı olmuyor git. Git ama babana söyle vatan elden giderse evladın ne hükmü kalır?
    ———
    Hikaye böyle. Burada Mustafa Kemal paşayı öldürtmek isteyen padişah Vahidüttin anlaşıldığı üzere. İyide zaten Mustafa Kemali Anadoluya Kurtuluş savaşını başlatmaküzere gönderen kişi sultan Vahidüttin değilmiydi? Ona geniş yetkiler veren. Kendi adına hareket edebilmeside dahil. Kurtuluş savaşını desteklemek için 1 milyon lira para yardımı yapan, Ankara Hükümeti kurulduktan sonra Yunanlı işgalcilerle mücadele edilebilmesi için anadoluya İstanbuldan silah mühimmat ve kadroları gönderen. Burada Vahdettinin yaptığı hizmetler gizlenerek kendisinin paşaya suikast yapmaya çalışan bir kimse olduğu anlatılmaya uğraşılıyor. Maksat Osmanlıyı kötülemek geçmişimizi karalamak olsun. Bizce bütün bunlar Kemalizmi yüceltmek adına kasten yapılan haksız yakıştırma işlemleridir.

  57. basından said

    23 nisanı Mustafa Kemal çocuklara bayram ilan etmemiş. şimdi gelelim 23 nisanın nasıl çocuk bayramı haline geldiğine.
    23 nisanın çocuklara bayram olarak Mustafa Kemalin hediye ettiği söylenir ya bu yalan. 1921 de gazi ve şehitlerin çocuklarının bakımına üstlenmek üzere Himayei Etfal yeni adıyla çocuk esirgeme kurumu kurulur. Bu kurum 1929 da 23-29 nisan günlerini çocuk haftası 23 nisanıda çocuk bayramı olarak ilan eder. O tarihe kadar ulusal egemenlik bayramı olarak kutlanan 23 nisanda birde çocuk bayramı kutlanmaya başlanır. Yani M.Kemalin çocuklara armağanı sözkonusu değil.
    1979 unesco tarafından çocuk yılı ilan edilince TRT uluslararası çocuk şenliği düzenler ve böylece 23 nisan uluslararası düzeye çıkar.
    1981 de 12 eylül cuntası Meclisi kapattığından ulusal egemenlik bayramı olarak kutlamanın komik olacağını görüp 23 nisanı sadece çocuk bayramı olarak anmayı kararlaştırır. Cunta sonrası ise 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı olarak kutlanmaya başlanır. Yani çocuk bayramı M. Kemalin çocuklara armağanı değil 12 eylül cuntasının eseridir.(Faruk Köse)

  58. basından said

    Akit gazetesinden Faruk Köse özetleyerek aldığım bugünkü yazısında şöyle diyor
    Bugün 23 nisan neşe doluyor insan demeyeceğim. Çünkü neşemizi kaçıran öyle çok şey varki. Bugün ulusal egemenlik ve cçocuk bayramı….Milletin egemenlik sözüyle nasıl aldatıldığını ve milli egemenlik adı altında nasıl bir idooloji monarşizmi kurulduğunu hatırlatıyorum. M.E.B.nın web sitesini açınca bir yazı görürsünüz. Bu yazıya göre devlet içinde en üstün buyurma kudreti olan milli egemenlik millete ait. Milli egemenlik kişi veya zümre egemenliği ile yani monsrşik veya oligarşik yönetim biçimiyle bağdaşmaz. Devleti M.Kemalin ilkelerine anlayışına göre biçimlendirmek esas.
    Peki bu monarşi olmuyormu.Kemalist ideolojiye dayalı monarşi sahiplerinin yönetimindeki devlet aslında oligarşik bir sistemle yönetiliyor olmazmı? Bunun yanına liderlik sultasınıda koyduğunuzda milli egemenlik bir aldatmacadan ibaret kalmazmı?
    Aynı yazıdaki ana hususlardan biride M.Kemalin ömrü boyunca milli egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalıştığı. Ancak devlet hala tek adam felsefesi ve Kemalist mantalite ile yönetiliyorsa bunu milli egemenlikle nasıl açıklayacağız. En başta M.Kemal tam anlamıyla tek adam değilmiydi? Nitekim M.Kemalin en yakınındaki yazar Falih Rıfkı Atay ünlü Çankaya adlı kitabında soruyor. Atatürk diktatörmüydü? Hemen ardından kendi sorusunu kendisi şöyle cevaplıyor. Rejime bakarsanız evet.
    Görüldüğü üzere uygulama milli egemenlikin aldatmacadan ibaret olduğuna arka planında bir ideoloji monarşizminin hüküm sürdüğüne dair işaretler taşıyor.

  59. Eygiden tesbit said

    (Ülkemizde) müslüman çoğunluk birçok temel haklar ve özgürlükler bakımından egemen azınlıklarla eşit değildir dedikten sonra sözkonusu eşitlikleri maddeler halinde sıralayan Mehmet Şevket Eygi eşitlik edebiyatı yaparak mangalda kül bırakmayanların ancak Müslümanlar içinde eşitlik istediklerinde samimi olduklarının anlaşılacağını söylemiş. Müslüman kadın avukatların danıştay kararına rağmen duruşmalara başörtüyle girdiklerinde kimi zaman hakimler tarafından kovularak duruşmaya sokulmadığını davalarına bakılmadığını Eygi, yazısınıda ülkemizde rahatlıkla ayinlerini yapabilen kendi üstadı azamlarını seçebilen masonların ve sabetaycı azınlığın müslüman çoğunluktan daha hür daha eşit ve daha güvenli olduğu bir ortamda eşitlikten bahsetmek gülünçtür. Bir aldatmacadan ibarettir tesbitiyle noktalamış.

  60. Zaman tarih said

    Bu günkü Zaman gazetesinde tarihçi Mustafa Armağan yazmış. Bir belge düşünün tam üç sayfası yırtılmış.Bir belge düşünün önemli yerleri kalemle çizilmiş. Bazı kelimeleri karalanmış bazıyerleri çizilip yeniden yazılmış. Bir belge düşünün orjinalinden temizlenerek itinayla yeniden kurgulanmış. Artık o kesilmiş temizlenmiş düzenlenmiş/düzeltilmiş belgeleregüveniniz kalırmı? Türkiyede kalıyor maalesef.
    Amasya denince hep o ünlü genelgesini hatırlarız ama Amasya mülakatından pek dem vurulmaz. Oysa özellikle tartışmakta olduğumuzTürk Kürt kardeşliğinin tarihin derinliklerine nasıl gömülmek istendiğini gösteren çarpıcı bir örnek sunar 2 nolu gizli Amasya protokolü.
    Heyeti Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa ile İstanbulda Bahriye Nazırı olan Salih Paşa arasında 20-22 ekim 1919 tarihlerinde Amasyada Tüğmen kumandanı Cemil Cahit Toydemirin karargah olarak kullandığı evde yapılan müzakereler dönemin ruhunu anlatmak bakımından son derece önemli. Damat Ferid Paşa 20 gün önce istifasını vermiş Padişahda AliRıza paşaya kabine kurma görevi vermişti. Yeni kabinenin görevi Kuvayi Milliye ile ilişkileri tamir etmekti.
    Salih Paşa hükümetten ne istediğini sordu Mustafa Kemal Paşaya. Oda barış konferansına kendilerininde katılmasını adaylarının meclise girmesini, genel af ilan edilmesini, kabinede Kuvayi Milliyeye karşı olanlara yer verilmemesini, dış politikada Sivas Kongresinin kararlarına uyulmasınıBozkır ve Aznavur isyanlarınınbastırılmasını istiyordu.
    İlginç nokta İstanbul Hükümetinin isteklerin bir kısmını kabul, diğer kısmını reddetmiş, üçüncü bir kısmın kararını ise meclise bırakmış olmasıydı. Üstelik Meclis Açılıncaya kadar Müdafaayi Hukuk temsilcisini danışman olarak tanıyacağını bildirmişti.
    Oldukça ılımlı bir havada geçen görüşmeler sonucunda ikisi gizli olmak üzere 5 protokol imsalandı. (Gizli 4üncü protokol ise imzasızdır.)
    Hele bir 2. protokol vardır ki, ilk maddesi bizi bugunde yakından ilgilendiriyor. Çünkü kürt meselesine ciddi bir vurgu yapılıyordu. Önce orjinal metninde ne yazdığını okuyalım.
    KÜRTLERİN SERBESTÇE GELİŞMELERİ
    beyannamenin 1. maddesinde Devlet-i Osmaniyenin tasavvur ve kabul edilen hududu Türk ve Kürtlere meskun olan araziyi ihtiva eylediği ve Kürtlerin camia-i Osmaniye den ayrılmasının imkansızlığı izah edildikten sonra bu hududun en asgeri talep olmak üzere temin-i istihsali luzumu müştereken kabul edildi. Maahaza Kürtlerin serbest-i inkişaflarını temin edecek veçh ve surette Hukuki örfiye ve içtimaiyece mazharı müsaedat olmaları dahi tervich ve ecanip tarafından Kürtlerin istiklali maksadı mahsusu altında yapılmakta olan tezviratın önüne geçmek içinde bu hususu şimdiden Kürtlerce malum olması tensip edildi.’
    Erzurum ve Sivas Kongrelerinde de Türk Kürt kardeşliğine vurgu yapılmıştı ama anasırı İslamiyye (Müslüman Milletler) gibi üstü örtülü bir ifade kullanılmaya dikkat edilmişti. İkinci Amasya protokolünün ilk maddesi bunu açmakta ve Osmanlı Devletinin tasavvur ve kabul edilen sınırının Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi içerdiği, dolayısıyla Kürtlerin Osmanlı camiasından (Türk camiasından demiyor) ayrılmasının imkansız olduğu vurgulanmaktadır.
    Bununla birlikte Kürtlerin serbestçe gelişmelerini temin edecek şekilde örfi ve sosyal hukukumuz tarafından ayrıcalıklara mazhar olmaları desteklenecektir. Ayrıca Türkler ve Kürtlerin yaşadığı topraklardan oluşan sınırın taviz verilebilecek son hat olduğu ve bu toprakların kazanılması gerektiği üzerinde durulduktan sonra İngilizler kast edilerek yabancıların görünüşte Kürtleri bağımsızlıklarına kavuşturacakları vaadiyle yaptıkları tezvirlerin önüne geçmek maksadıyla Türk-Kürt ayrılmazlığının Kürtlere bildirilmesinin uygun görüldüğü belirtilmekte idi.
    2 Protokolün ilk maddesine Kürt meselesinin oluşturması, konunun o tarihteki aciliyet ve önemini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Yani İstanbul hükümeti olsun, Heyeti Temsiliye olsun yeni ve küçük bir Osmanlı vatanını tasavvur ediyor ve bunun asgari sınırını Türklerin ve Kürtlerin oturduğu bölgeler olarak belirliyordu. Bu son derece önemli bir noktadır.
    Ancak bir okadar dikkat çekici olan nokta, protokolün tarihçilerce kesilip biçilerek sunulmuş olmasıdır.Nasılmı? Şöyle
    Kopuk üç yaprak nerede?
    Prof.Dr. Şerafettin Turan tam yedi ciltlik Türk devrim tarihinde maddeyi ustaca budayarak şu şekile getirmiştir. Kürtlerin Osmanlı toplumundan ayrılmasına olanak yoktur ancak onlar görünüşte kendilerine bağımsızlık verilmesi yolunda yabancıların giriştikleri hareketlere karşı uyarılmalıdır.
    tarihe yalan söyletiliyor işte. üstünü özetle altını kes olsun sana kız gibi tarih.malum İsmail Habib Sevük M. Kemal paşanın 1923te emrine itaat edecek bir meclis arzusunu kız gibi meclis yapacağım sözüyle ifade ettiğini aktarır.
    Tarihe yalan söyletenlerin soyuna kıran girmişde değil. Bakın bir başka prof. Bekir Sıtkı Baykal güya Heyeti Temsiliye kararları adı altında Türk tarih kurumundan bir kitapçık yayınlıyor. Sayfa 25 ede yukarıdaki maddenin baş tarafını yazıyor. fakat kabul edildiden sonra bir yıldız koyarak şu notu düşüyor.
    Defter buradan itibaren üç yaprak kopuktur. Bu yüzden tutanak yine aynı arşivde bulunan orjinel metninden tamamlandı.
    İsmail Beşikçinin bilim -resmi ideoloji, devlet -demokrasi ve Kürt sorunu (1990) adlıkitabında belirttiği gibi yalan söylenerek okuyucu yanıltılıyor. Böylece insanların bilincine bazı sorunların çarpmasına engel olunmktadır. Okuyucunun doğruyu araştırmasının önüne geçiliyor.
    Suna Kili Enver Ziya KAral, Afet İnan ve diğer proflar Amasya Mülakatında gerçekte nelerin görüşüldüğünü gizlemek için ellerinden geleni yapmışlar, daha fenası Mithat Sertoğlu gibi üstad kabul edilen bir uzmanın belgelerle Türk tarihi dergisinde , derginin orijinalinden Kürtlere ayrıcalıklar verileceğine dair kısmın photoshop ile temizletmiş olması. Malum madde Nutukta da sansürlenmiştir de ondan. Mesele netleşiyor sanırım. Nutuk tarihe uymuyorsa, tarihi Nutuk a uydur. İnkılap Tarihlerimizin neden bir türlü sağlıklı yazılamadığının anahtarıda burada gizli. Bizde böyle bir ülkede şimdiye kadar yakın tarih yazıldığını zannediyoruz ya asıl ona şaşırıyorum.
    (Bugünkü Zaman gazetesi Pazar eki Mustafa Armağan)

  61. ibretlik olay said

    Bizansın yani İstanbul ve çevresinin Avrupa Haçlı ordularının yani Latinlilerin işgaline uğradığı ve işgal altında tutulduğu dönemde Bizans imparatorluğu İznik ve çevresine taşınmış İznik Rum imparatorluğu adıyla orada hüküm sürüyordu. 1254 te imparator olan Teodoros Lazkaris 1258 de öldü. Henüz 7.5 yaşında bir oğul bıraktı geride. Yeni imparatorun adı 4. İoannes Lazkaris idi. Yaşı çok küçük olduğu için general Mihail Paleologos ona vasi tayin edildi. Lazkaris çocuk imparator idi. 11 yaşında iken İznik Rum imparatorluğu orduyla eylül 1261 de İstanbula hücum etti. Baş komutan Mihail Paleologos idi. İstanbul latin işgalinden kurtarılarak geri alındı. Bizans kurtuldu. Mihail, kazandığı zaferin ardından çocuk imparatorun gözlerine mil çektirerek onu ışıktan ve hayattan yoksun bir halde Gebze Eskihisar kalesinde zindana attırdı. Kendini Bizans imparatoru ilan ettirdi.
    General Mihaili o zamanki tarihler Bizansın kurtarıcısı İstanbulun fatihi diye yazıyordu. Ama sonrakı asırlarda çocuk imparator Lazkarisin saltanatını gasp eden adam olarak yazmaya başladılar. Tarihten çıkaarılacak çok dersler var.

  62. ilkkurşun said

    Daha evvel Kurtuluş savaşı yıllarında düşmanlara ilk kurşunu İzmirde bir Türk köylüsünün sıkıp çıkan çarpışmalar sonucundada şehit düştüğünü ancak bunun şehadetinin sayılmayarak daha sonradan düşmanlara (Yunan askerlerine) ilk kurşunu sıkanın sabatayistlerden Selanikli gazeteci Hasan Tahsinin namı diğer Osman Nevresin sayıldığını belirtmiştik. Olay tarihide 15 mayıs 1919 olarak verilir. Hatta onun için İzmirde birde ilk kurşun anıtıda dikilmişti zannımca. Ancak geçtiğimiz senelerde Mondros Mütarekesi sonrasında düşmanlara ilk kurşunun o zamanlar Adanaya bağlı olan Dörtyol kazasında bazı kimselerin şehit edilip bazı köylülerinde mal para ve ziynet eşyalarına el konması, masum halka zulüm ve işkenceler yapılması üzerine Ömer hoca oğlu Mehmet Çavuş namı diğer kara Mehmet tarafından 19 aralık 1918 de sıkıldığı ve direnişin ilk olarak güney cephesinde Fransız üniformalı bazı Ermeni işgalcilere karşı yapıldığı açıklanmıştı. Türk köylüleri tarafından açılan ateş sonucunda şaşkına dönen Fransızlar karargahlarına geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Kara Mehmet sabatayistde değil idi. Konuyla ilgili olarak detaylı bilgi vermeye gerek duymuyoruz..

  63. Free Stand said

    Ben de arşivlerinizi görmek için bekliyor olacağım. Emekleriniz için Allah razı olsun diyeceğim elbetteki :)

  64. paşaların rekabeti said

    Free Stand elimdeki arşivi tarıyorum. Ancak belli bir süre geçtikten sonra yazıların değerlendirmesini yapacağım.

  65. paşaların rekabeti said

    Bir kaç sene evvel özel televizyonlardan birisinde izlediğim bir belgesel yapımın konusu Mustafa Kemal paşa ile bazı paşaların çekişmesi idi. Ulusal Kurtuluş savaşı nihayete erdirilerek Yunan ordusu batı Anadoludan atıldıktan sonra Mustafa Kemal paşa bazı paşalara artık Osmanlı devletinin ve padişahlığın kaldırılmasının zamanının geldiğini yeni bir devletin kurulacağını açıklıyor. Bu duruma başta Ali Fuat paşa ve Kazım (Karabekir) paşa olmak üzere kimi paşalar karşı geliyorlar. Ankarada kurulan büyük millet meclisinin Osmanlı devletini, padişahlığı ve halifeliği düşmanların işgalinden kurtarmak üzere Kuranı Kerim üzerine yemin ettiğini bu sözün tutulması gerektiğini savundular. Özellikle Ali Fuat paşa kendisinin ve babasının onlarca sene Osmanlı ekmeği yediklerini, Osmanlı devletine nankör gelemeyeceklerini, bu devletin devam etmesi yani emanetin sahibine iade edilmesi taraftarı olduğunu açıkladı. Mustafa Kemal paşayla kimi paşaların arasında bu sebepten dolayı münakaşalar yaşandı. Mustafa Kemal paşa bu paşaların kendisinin yükselmesini çekemedikleri için böyle davrandıklarını düşünüyordu. Her ne olusa olsun Osmanlı devleti kaldırılacak padişah ülkeden yollanacaktı. Muhalif paşaların Kurtuluş savaşı yıllarında memleketin düşmanların işgalinden kurtarılmasiiçin gösterdikleri çabalara bakılmaksızın gözden düşürülüp dışlanmaya başladılar. Batı Avrupa devletleri ve ABDden destek gören Mustafa Kemal paşa ve ekibi daha Yunan ordusu Trakyadan atılamamışken Osmanlı devletini kaldırdılar. Bir kaç hafta sonrada halife Vahdettini ülkeden kovdular. Artık Osmanlı devleti kalmamış batı tarzı Kemalist Türkiyenin yolu açılmıştı.

  66. Vicdanlara baskı said

    Free Stand arşivlere yarın girerim. Allah razı olsun diyormusun bari. Dur sana kısa bir bilgi göndereyim. Kemalistler vicdanlara nasıl baskı yapmışlar kendinde gör.
    Yıl 1920li yılların başları. Gebzenin Demirciler köyü Kemalist kuvvetlere hizmet eden Arnavut çetelerin karargahı durumunda. İstanbul Üsküdardaki İngiliz Cephaneliklerinden alınan silahlar Anadoluya Kemalist kuvvetlere taşınıyor. Köyde birde müderrislikten emekli konak sahibi Hafız Abdullah Şerif efendi yaşıyor. Adam 1835 doğumlu. Yani yaşı 85 in üzerinde. Dindar bir şahıs olduğu için padişah ve halife hazretleri Sultan Vahidüttine gönülden bağlı. Duyuyorlar bunu yörede cirit atan Arnavut Karaaslan ile Arnavut ismail yada benzeri arkadaşları hemen gammazlıyorlar Kemalist kuvvetlere. 1921 de haziran ayının sonunda İzmit Yunanlıların işgalinden kurtarılmış. Ankara kuvvetleri Yarımcaya önlerine kadar gelmişler. Çeteciler bu kuvvetleri karşılamış hemen Hafız Abdullah Şerif efendiyi şikayet etmişler. 1912-13 te Balkan Savaşları sırasında Edirne Müdafii olan Şükrü paşamım oğlu binbaşıSalih (Omurtak) Demirciler köyüne geliyor. Belinde silah Hafız Abdullah Şerif efendinin konağında alıyor soluğu. Neden padişahVahidüttinin taraftarı olduğunu soruyor kendisine. Kuvayi Milliyenin çalışmalarını falan anlatıyor. Korkuyor hafız yok diyor ben Vahdettinci falan değilim yalan söylemişler size diyor. Mustafa Kemal Paşayı biraz övüyor falan ama usulen. Maksat sıkıntılı duruma düşmemek olsun. Binbaşı Salih silahlı olarak geldiği konaktan sizi bize yanlış anlatmmışlar diyerek el öperek ayrılmış. Ertesi sene zaten Vahdettin saltanat kaldırılarak yurt dışına kovuldu. Hafız Abdullah Şerif efendi 1930 da 95 yaşında köyünde vefat etti. Bunu bana eylül 1994 te 1908 doğumlu torunu Hüseyin Hilmi bey anlattı. Oda 1996 da Gebzede vefat etti.

  67. Sonuç said

    Bu siteye girenler şu hain bu hain gibi şeyler yazmasın. Atatürk çökertilen Osmanlıdan bize çıkış kapısı yapılan kişidir. O dünyaya gelmesiydi 3 aşağı beş yukarı yine aynı şeyler yaşanırdı. Aynı görüşleri taşıyan biri başımıza atatürk yapılacaktı. Çünkü kontrol uluslararası kuvvetlerdeydi. Olay doğu Osmanlının yerini batı türü Türkiyeye bırakması olayı. Doğru yada yanlışın kararını Allaha bırakıyor konuyu kapatıyorum. Olay sistem meselesi.

  68. Sonuç said

    Cemalle yıldız barışacak gibi görünmüyor. Ben kendisinin kötü biri olduğuna inanmıyorum yazısı inanıyorum olarak çıkmış.düzeltelim. İnternette baktım. Müthiş atatürk hastası. Bu adamla karşıt olarak yazışılmaz.

  69. Sonuç said

    Free Stand keşke böyle bir siteyi hiç kurmasaydın. Hiç kimse kendi inandığı doğruların asla dışına çıkmaz. Yszışmalarda ortamı germekten başka hiçbir işe yaramadığıda açık. Sanada iyi günler. Selametle kal. Cemal bana dengesiz yazarsa cevap vermeyeceğim. Günahı boynuna. Otaklıya gelince iyi biri olduğunu sonradan farkettik. Atatürkü seviyor. Bizim yazdıklarımız maalesef internette var. En ağırıda kemalistler anadoluda 650000 kişinin ölümüne yol açtığı yönündeki bilgi. İsterse tamamen yalan olsun. İsterse abartılı olsun. Ben internette radyo sarayda gördüm. Mehmet Akifin ağzından yazılmış. İnternette çok kirli bilgiler olduğuda açık. Nelerin doğru nelerin yalan olduğu ileride kesin olarak belli olacak. Muhtemelen 2038 sonunda yada hiç. Herkese iyi günler.

  70. Sonuç said

    Bugün Ürdün Kralı anıtkabirdeki törende ağlamış. Bazen baştan çok kötü gibi gözüken bazı şeyler ileriye yönelik olarak iyi ve çok güzel sonuçlar verebiliyor. İşin bu tarafınıda hesap etmek lazım. Türkiye 1920 lerde sıkıntılı zamanlar geçirsede artık cennet. Biz bilgileri internetten gazeteden bulup koyuyoruz. Tamamı yazılmış bilgi. Yani artık tarihte ne olursa bilinsin farketmez hesabı. Mühim olan Türkiyenin kurulmuş olması. Cemale gelince çok ağır hakaretler yazıyor. Adam resmen ölmüşlere bile sövüyor. İnanç açısından tabiiki müslüman olmalıdır. Sünni yada alevi ikiside müslümanlık. Ben kendisinin kötü birisi olduğuna inanıyorum. Yazı adabı yok Hakaretleri tahrik ediyor. Yazılmaması gereken zor durumlara itiyor insanı. Hemde çok kötü. Ama o dili varya o dili. Çok dengesiz konuşuyor. Adam Atatürkü seviyor saygı duymak lazım. İsteyen tabiiki sevecek.
    Yazışma ortamını geriyor. Aslında tanışmakta isterdim. düzgün yazışmalarda ortak noktalar bulunur.

  71. ne oyunlar said

    Murad Bardakçı geçen seneler haber Türk televizyonunda Mustafa Kemalin Kurana el basarak Vahdettine ettiği yemini belgeleriyle yayınladı. Bu belgeler internettede var.Ben yazı indirdim. Ben kendim yazmadım. Önümde 22 aralık 2012 tarihli Sabah gazetesi duruyor. Tam sayfa olarak verdiği bir haberde Haziran 1926 da ortaya çıkan Atatürke suikast meselesi ittihat ve terakkicilerin elindeki İtibarı Osmanlı bankasına el koymak için yapılan bir komplomuş, M. Kemalciler böylelikle hem bankanın müdürü Cavid bey ve bazı arkadaşlarını asmışlar. hem adamların 4 milyon sermayeli itibarı Osmanlı bankalarına el koyup iş bankasına devretmişler, hemde rakipleri olan ittihat ve terakkicileri elemişler, Cavid bey ve arkadaşları gece asılırken onlar Çankayada içkili balo veriyorlarmış. Peşinden banka ortaklarından Kara kara Kemal öldürülmüş. Diğer ortak Damat Ferid zaten 1922 de yurtdışına kaçmış. Bütün bu yapılanlarda amaç ülke ekonomisini Kemalistlerin eline geçirmek. Mustafa Kemalin Kazım Karabekire söylediği ‘dini ve namusu olanlar kazanamazlar fakir kalmaya mahkumdurlar’ sözü unutulmamalı. Osmanlıya ne dümenler yaptıklarını sonrada el koyduklarını daha evvel yazdık. Koruma kanunları binbir rezillik örtüyor.
    Birde Free Stand dürüst değil maalesef. Adam bir sürü küfürler hakaretler yazıyor olduğu gibi geçiriyor derdi müslümanlara küfür ettirmek. Allaha inandığını iddaa eden biride ahlaksızca sövüyor. Kemalistler işine gelmeyen bir şeye belgeli bile olsa asla inanmazlar. Doğru olduğunu bilerek inkar ederler. Çünkü onların gerçek yüzünü gösteriyor. Yukarıda örneklerini verdiğimiz gibi kimileri çalarlar birde karşılarındakini hırsız tutarlar. Birde kanunlar onlara çalışır, en yüksek mevkiidekiler bile gıkını çıkartamaz. Çıkartan olurda akibetinin Turgut Özal gibi olma durumu varya korkarlar. Ben çekildim siteden.

  72. Yazdiklarini önce sen bir tart , doldur bosalt. mantigin aliyorsa yaz.

  73. siz busunuz said

    Sultan Vahdettin’in huzurunda yemin eden Mustafa Kemal’in bu yemini 90 yıl sonra ortaya çıkan bir hatıratla gün ışığına çıktı. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in döneminde Bahriye Nazırlığı ve Başyaverlik görevlerinde bulunan Ahmet Avni Paşa’nın kaleme aldığı çarpıcı detaylarla yüklü hatıratı, 90 yıl sonra ortaya çıkarıldı.
    Yazar Osman Öndeş’in kaleme aldığı, “Vahdeddin’in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor” isimli kitapta yer alan hatıratla, Vahdeddin’in Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü ve Mustafa Kemal Paşa ile ilişkisine dair karanlıkta kalan birçok nokta aydınlandı.
    Kitapta yer alan bilgilere göre, Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’yı, Osmanlı Ordusu’nun dağıtılması sürecini denetleme ve asayiş için görevlendirmeye karar veriyor. Vahdettin, Atatürk’e, üstleneceği görevi layıkıyla yerine getireceğine dair yemin ettiriyor. Yıldız Camii’ne gelen Mustafa Kemal, cuma selamında, 15 Mayıs 1919’da, Kuran-ı Kerim’e el basıp yemin ediyor.
    İşte o yemin Yemin olayı ise şöyle anlatılıyor: “Sadrazam Paşa, Yaver Paşa padişahın iki tarafında birer adım gerisinde idiler. Mustafa Kemal Paşa askeri duruşuna dini bir edâ dahi vererek ilerledi ve sağ elini Kuran-ı Kerim’in üzerine koyarak şu yemini eyledi. ‘Heyet-i Vükelaca tanzim olunup Padişah Hazretlerinin iradesine sunulan yirmi bir maddelik özel talimatta bana verilen yetkiler doğrultusunda padişah hazretlerimizin Anadolu vilayetlerindeki bütün mülki ve askeri memurlar üzerindeki teftiş ve tedkikat görevimi, padişah hazretlerinin müsaadeleri doğrultusunda iftiharla ve sahip olduğum yetkiler doğrultusunda tüm sadakatimle yapmaya gayret edeceğime vallâh billâhi.”
    Vahdettin’in hayal kırıklığı
    Yemin edildikten bir gün sonra, 16 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Genel Müfettişi vazifesiyle 18 silah arkadaşıyla birlikte Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıkıyor. Kitapta, Bandırma Vapuru’nu hazırlayan kişinin de Avni Paşa olduğu anlatılıyor.
    Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun’a gidip Kurtuluş Savaşı sürecinin kıvılcımını çaktıktan sonra Vahdettin ve İstanbul’la ilişkileri koparmıştı. Avni Paşa, bu Vahdettin’in ülkeyi terk etmeden önce hem yakın çevresine hem de Mustafa Kemal’e serzenişte bulunduğunu anlatıyor. Avni Paşa, şunları yazıyor: “Anadolu’ya düşmanları defetmesi için görevlendirdiğimiz Mustafa Kemal’in ihtirası ve muvazaası karşısında kaldım. Her tarafımı istila eden kör ve nankörler arasında dolandım ve ıztırap içerisinde bunaldım. Bu şekildeki hilafete, kendimde ne direnme ve ne de itaat imkanını göremeyerek, ortalık sakinleşinceye kadar belirli bir süre için bu tehlikeli mıntıkadan uzaklaşmaya karar verdim.”
    Bunu televizyonda Haber Türkte bizzat Murat Bardakçı anlatmıştı.

  74. çokbilmiş said

    Nesil yada nesep erkekten yürür. Baba türkse ana şuymuş buymuş ne önemi var. Atatürkde arnavut asıllıydı. İngilizler ve diğer işgalciler düzeni değiştirmek için bizi işgal etti değiştirip gitti. onuda ülkeden zorla götürdü. Osmanlıda kölelik 1846 ya dek. ABD de bile 1865 te kalktı. O dönemde daha bir sürü dünya ülkesinde kölelik vardı. Atatürk 1780-1838 döneminde yaşasa onun dönemindede kölelik olacaktı. 1846 dan sonra zaten Osmanlıdada kölelik yoktu.

  75. dk said

    VAHDETTIN HELE BIR SOYAGACINA BAKSIN….once gecmisine ondan sonra saf kan TURK olmaktan bahsetsin.Atamizdan sonra kimse devsirilerek, getirilip,mecburi vatandas hukumet gorevlisi irgat yada haremde kole yapilmadi bu ulkede.ORDAN BURDAN GELMIS KOLE COCUKLARI BASIMIZA SADRAZAM KESILMIS…halkimizi begenmiyor…cerkezi arnavutu kurtu rumu bu ulkeye sizden daha cok TURK.VER AKALIM 500 MILYAR BIR TANESI DAHI BIR DAHA YURDUNU GORMEMEK UZERE INGILIZ GEMISINE BINIP KACARMI…..O TOPRAK O BAYRAK ICIN OLUR BE OLUR….

  76. sen yokmusun sen said

    Free Standın bir sayfasında rastladım. Mustafa Kemal Dersime gitmiş. Herhalde 1938 de O sırada orada ayaklanma varmış. Dersimli Fatma kadın paşaya bir el ateş etmiş. Madalyasından vurmuş. Paşa orada aldığı yaradan dolayı (sonradan) ölmüş. Yalana bak. Adam şizofrenmidir nedir.

  77. sen yokmusun sen said

    Yunan askerleri kasım 1920 de bizim oralara kadar gelmişler. Köylerde sokak köpeklerini Mustafa Kemal diye çağırırlarmış sırf hakaret olsun paşaya düşüncesiyle. Sonra Kurtuluş savaşı bitmiş. 1923 te Mustafa Kemal paşa Ankaradaki köşkünde bir köpek besliyormuş. Köpeğin adıda Trikopismiş. Kimmi Trikopis Kurtuluş savaşı sırasında büyük taarruzda 1 eylül 1922 de Uşakta Türk ordularının eline esir düşen Yunan ordularının başkomutanı. Aradaki kine düşmanlığa bakın.

  78. sen yokmusun sen said

    Öbür sitede boş yere anamıza sövdüler engellemedin. Burada işine gelmeyen yere hemen makas attın. Sende işini iyi biliyorsun. Gültenin Kralın ve diğerlerinin dengesiz yazılarınıda hakaretlerinide birebir koymuşsun Ayhan denen ateistte 5 eylül 2010da şikayet etmiş senin yüzünden kaç kişinin başına neler geldi belli bile değil. Hiç birinden ses soluk çıkmıyor.Artık Allah biliyor ne olduğunu.

  79. alıntı said

    Bu sitede hangi bölümde bilmiyorum. Samet isimli birinin güzel bir yorumuna rastladım. Resminden açık adına ulaştım. Samet Şahinmiş. Sitesine girdim. İslami Kültüre açılan savaşın adıdır Kemalizm diye bir yazısı var. Gerçi izinsiz oluyor ama güzel bulduğum bir kısmını alıp buraya koyuyorum.
    Kemalizm öyle bir düşünce akımı ki onu savunanlar, laiklik kelimesinin arkasına sığınarak ülkemizi ve vatandaşlarımızı hertürlü İslâmi düşünceye, ritüele ve hatta milletlere karşı savunma hakkını kendilerinde anlamsız yere bulmuşlardır (Neden Kemalistler? soruma cevap niteliğindedir).
    Üstlerine vazife olmayan bu savunmayı kesinlikle demokratik ve hukuki yollarla yapmaardır. Cebir kullanmışlardır, hileye başvurmuşlardır. Kısacası bu milletin her daim arkasından vurmuşlar, zaman zaman balyoz olup kafalarımıza inmişler ve çoğu zamanda tehtitkâr söylemleri ile bize yön vermeye çalışmışlardır. Kemalizmi, bir yandan özgürlük, bir yandan emperyalistlere karşı direniş olarak genç sol nesillere alenen tanıtıp ve tanıttırırken diğer yandan da Kemalizmin İslâmi kültüre açılmış bir savaş olduğunu da halleriyle, hareketleriyle ve söylemleriyle göstermişlerdir.(Ardından Kemalettin Kamu isimli hem ateist hem Kemalistin şiirini yazının altına koymuş.)

  80. vahdettinin asaleti said

    Sultan Vahideddin’in, işgal İstanbul’undaki hâlet-i rûhiyesini gösteren tarihî bir alıntı sunuyorum. Öyle bir rûh hâli ki, 1922 de büyük taarruzdan sonra İzmir’e giren Türk Ordusu’nun, bir an evvel İstanbul’a da girmesini istiyor. Sabırsızlıkla bu mes’ût ânı bekliyor. Üstelik o gelecek olan ordu, kendisini tahtından indireceği hâlde. Kemalistlerin kendisini yerinden yurdundan edeceği. Belki de canından olacağı hâlde.
    Bütün bunlara rağmen Vahideddin Han, Türk Ordusu’nun bir an önce İstanbul’a girerek, İstanbul’u işgalden kurtarmasını sabırsızlıkla, dört gözle bekliyordu.Millî Mücadele’de Türk Ordusu’nun İzmir’i istirdadı (kurtarması) üzerine, Sultan Vahideddin Ayasofya’da bir mevlit okutmuştu. Bu dinî merasim, o tarihte İtalyan Sefareti İkinci Kâtibi olarak İstanbul’da bulunan ve sonra başka bir memlekette büyük elçiliğe kadar yükselen Sinyor Piyetro Quaroni tarafından yazılmış ve bilâhare (daha sonra), “Croquis d’ Ambassade” adıyla neşrettiği hâtıratı meyanında neşretmiştir. Aşağıdaki satırlarda, Ayasofya’daki bu tarihî merasimi, o günün heyecanını duyarak okuyacaksınız. (Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, ORDU VE POLİTİKA, İstanbul – 1967, s. 367)
    ——–
    Yazı uzun ben hepsini almıyorum. mevzu anlaşılsın yeter.

  81. cevap verelim said

    Bu arada İbrahim peygamber Sümer vatandaşıymış. Onlarda Türkmüş. Sümer karışık milletti. Türklükte vardı araplıkta, Farslıkta. İbrahim peygamber Sümerden yaklaşık 50 sene sonra MÖ.1950 lerde doğmuş. MÖ.1800 e kadar yaşamış arap ve yahudilerin atası. Yafes diye oğlu olmadığı gibi Türklüklede hiçbir alakası yok. Yalan tarihi düzeltelim. İslamın yani Müslümanların peygamberimidir. Bütün peygamberler bizim peygamberimizdir. Orasına sözümüz yok. Ancak Türklerin soy olarak yahudilikle hiçbir alakası yok. Hazar devleti 700 lü yıllarda yahudiliği kabul etmiş. 965 te tarihe karışmış bir tütk devletidir. Bu devlette tarih olalı 1050 yıl olmuş. Karay Türkleri bunlardandır.

  82. Vahdettine ift said

    Yalan tarih mevzusuna gelince yakın tarihimizde maalesef o kadar çok yalan varki.Vahdettinin ihanet belgesi adı altında yayınlanan ve mart 1924 te İtalyada sürgün hayatı yaşayan sultan Vahidüttinim ABD başkanına yazdığı mektupta Mustafa Kemal paşa yönetimindeki Türkiyeye askeri müdahele yapılmasını kendisinin tekrar iktidara getirilmesini istediği yönündeki 2010 yılı kasımında yayınlanan belge bunlardan biri. Vahdettinin ölümünden 84 sene 6 ay sonra ortaya atılan belge Vahidüttin düşmanları tarafından vatana hainlik belgesi olarak sunuluyor. Belgenin çıkış yeri ABD. Yani eski İngiliz toprağı. Konuşulan dil İngilizce. İngilizler Çanakkale savaşları sırasında Afrikadan, Hindistan ve çevresinden Müslümanlığı ve halifeliği kurtaracağız diyerek ve bu şekilde sayıları yüzbinlere varan müslümanları cepheye getirerek bize karşı savaştıran, çıkarları için her türlü hileyi yapabilen her yalanı doğru gösterebilen bir inanca sahip. Onlardan çıkan belgelere ne kadar güvenilebilirki. Muhtemelen aynı menşeyli Vahdidüttinin mektubu adlı belgede tamamen düzmece ve kullanılan imzada sahteydi. Bu belgenin amacıda vahidütttini hain belletip gözden düşürmekti.
    Ayrıca nutukdada gerçek olmayan bir sürü bilgi ve belgeye rastlanabiliyor. Yahya Kaptanın hiçbir cinayete karışmadığı yazar. Biz Yahya Kaptanın Gebzede Çerkez Mehmedi, Tavşancuılda günahsuz bir köylüyü, ve Rıza Nurun hayat ve hatıralarım kitabına dayanarak Sinopta tekke şeyhi Ahmet babayı öldürdüğünü söyleyebiliyoruz. Ayrıca Abdi oğlu zahiri öldürdüğünden Gebze kaymakamlığında Gebze jandarma yüzbaşısı Yüzbaşı Nail ile tartıştığı ölenin aslında Dimitri adlı biri olduğunu iddia ettiği yazılır. Çetesininde yörede soygunlara karıştığını Rıza Nur söylüyor. Demekki belgelerde yalan söylermii bazen.
    Ayrıca Biz Türklerin soyunun Nuh peygamberin oğlu Yafesten geldiğini biliyorduk. Yeni tarihçiler Yasefin İbrahim peygamberin oğlu Yasefin Türklerin atası olduğunu savunuyorlarmış. Buda Yahudilerin atasıymış. Buna göre Yahudilerin atası Türklermiş. Ortaya çıkartılan sonuca göre Türkler aslında yahudiymiş yada yahudi olmalıymış. Yalan tarihmi istersin yoksa yahudi oyunumu Türkiyede hepsine birarada rastlamak mümkün. Maalesef yalancı tarihler Türkiyede millete yutturulmaya çalışılıyor hemide dönme oyunlarıyla.

  83. Vahdettine iftira said

    Tarihçi Cezmi Yurtsever Osmanlı imparatorluğunun son padişahı Mehmet Vahhidüttinin Mustafa Kemal Atatürkün hakkında verdiği iddia edilen idam fermanının sahte olduğunu açıklamış. Belgenin padişahın imzası taklit edilerek ingiliz istihbaratı tarafından düzenlendiğini ifade eden Yurtsever tam aksine Sultan Vahüdittinin Milli Mücadele hareketinin amacına varabilmesi için İngiliz yanlısı olarak gözüken Damat Ferit paşa hükümetini görevinden alarak yerine Tevfik paşayı getirdiğini ve milli mücadeleye dolaylı şekilde destek verdiğini açıkladı. Yurtsever Ulusal Kurtuluş savaşı sırasında son Osmanlı padişahı Mehmet Vahidüttinin 11 mayıs 1920 günü Mustafa Kemal Atatürk hakkımda İstanbul divanı harp mahkemesinin idam kararına olur vermesi ile ilgili tarihi belgenin üzerindeki imzanın Vahidüttine ait olmadığını ileri sürdü. Cezmi Yurtsever 24 mayıs 1920 günü sadrazamlık makamından harbiye nezaretine gönderilen belgeye göre Selanikli Mustafa Kemal efendinin işlediği suçlar hedef gösterilerek Kara Vasıf Bey, Doktor Adnan (Adıvar) eşi Halide Edip ve Fuad paşa hakkındaki idam kararına padişahın onay vermesi anlamına gelen iradyi seniyye belgesinin Sultan Vahidüttinin imzası taklit edilerek düzenlendiği kaydedildi.
    Padişahında onayı olduğu süsü verilen belgedeki idam kararı uygulanmak üzere sadrazamlıktan harbiye nezaretine gönderildiğini aktaran Yurtsever ‘Burada çelişkili ve ilginç olan durum belgenin düzenlendiği tarihte hem sadrazam hemde harbiye nazır vekili Damat Ferittir. Sözü edilen idam belgesi kişinin kendi kendine uydurarak verdiği ve üzerinede padişahın kararı anlamına gelen iradei seniye yazısı bulunan belge, Osmanlı büroksasisinin padişah adına belge düzenlemesi kurallarının dışında kurgulanmış (düzenlenmş sahte bir idam kararıdır. Osmanlı sivanı harp idam karar belgeleri Osmanlı kanunlar ve kararları denetleyen Şurayı devlet meclisinde görüşüldükten sonra sadrazam tarafından padişaha sunulması gerekir. Ancak görülen odurki bahsi geçen belgede padişahın imzası taklit edilerek belge İngiliz istihbaratı tarafından düzenlenmiştir.’ dedi.
    Cezmi Yurtsever Mustafa Kemal Atatürkün Nutuk kitabının 1927 yılında yapılan Osmanlı harfi ilk baskısının 1920 yılı mayıs ayı içindeki olasylar bölümünde kendisini hedef alan idam kararından hiç bahsetmemesinden Osmanlı sevletinin böyle bir hukuki yaptırıma başvurmadığının göstergesi olduğunu vurgulamış.

  84. saklanan gerçekler said

    Sultan Vahdettin Maltaya gittikten sonra bir süre Suudi Arabistana Hicaza davet edildi. Nisan 1923 e kadar orada kaldı. Suudi Arabistan o yıllarda ingiltereye bağlıydı. İngilizlerin baskısıyla Arabistandan 20 nisan 1923 te ayrılmak zorunda kaldı. 17 kasım 1922 de Türkiyeden kovulmasınıda İngiltere sağlamıştı denebilir.
    Cumhuriyet ilan edildi. 29 ekim 1923 te. Halifelik sürüyordu. İngilizler ABD ve AVrupa ülkeleri yeni Türkiyeyi ve Lozanı tanımadı. İslam ülkeleri zaten işgal altında. Türkiye dünyada yanlız kaldı. Halifelik mecburen kaldırıldı. Barı türü Devrimlerde İngilterenin ve ABDnin karabasan türü baskılarından sebep yapıldı. Yendiğimizi söylediğimiz yarım dünya Büyük Britanyanın yani İngilterenin ve diğer müttefiklerinin baskılarıyla. Bu gerçeklerin bilinmesi Mustafa Kemali asla küçültmez. Türk tarihini yalanlardan arındırır. Doğru tarih.

  85. saklanan gerçekler said

    Mustafa Kemal paşanın Sultan Vahdettine zerre kadar düşman olmadığı, hakkında söylediği hain sözlerinin siyaset icabı olduğu gerçek duygularını yansıtmadığını hemen ispat ediyorum
    Mustafa Kemal Vahdettinin 1917 de Vahdettinin yaveri idi. Birlikte Almanyaya gitmişlerdi. Bir ara herhalde 1918 de İstanbulda Vahdettinin kızı Sabiha sultanı istetdi. Padişah kendine kalsa verecekti. Sabiha başkasını sevdiğinden olmadı. Manevi kızı Sabiha Gökçen bile adını Sabiha Sultandan alır. Mayıs 1926da Vahdettin İtalyada ölünce haberi paşaya gelir. ‘Çok dürüsttü. İstese idi hazineyi soyar öyle gider o hazineyle bir ordu kurup öyle bir dönerdiki’ dediği yazılmakla birlikte bir köşeye çekilerek çocuklar gibi hüngür hüngür ağladığıda görülmüştür. Kaderin önüne geçilemiyor. Bazı olacaklar hiçbir şekilde önlenemiyor.
    Bu yazının kaynakları Murad Bardakçının Habertürkte anlatımı internettede var. internette Sabiha Sultanla ilgili yazı. Mustafa Kemalin Vahdettinin ölümüne ağlama hadisesi
    13 Kasım 2008 tarihli Bugün gazetesinde çıkan, Timuçin Mert imzalı bir yazıdan söz edeceğim. Yazının Başlığı “Vahdettin Öldü Atatürk Ağladı” Ne anlarsınız böyle bir başlığı görünce Vahdettin Han’ın ölümüne Atatürk’ün üzüldüğünü ve kederlendiğini, sonuç olarak ta ağladığını değil mi? Doğru ben de aynen öyle anladım ve yazarın da söylemek istediği zaten bu.
    Yazı devam ediyor. İşte paşa padişaha sevgi ve saygı besleyip manevi kızına bile onun adını veriyorsa Vahdettini ülkeden o kovmaz kovdurmazda. Onu aşan birşeyler var. Bu işin büyük işgalcilerin başının altından çıktığı açıktır. Artık herkes anlaşılması gerekeni anlamıştır herhalde.

  86. saklanan gerçekler said

    Keşke Kemalistlerde bizim kadar dürüst olabilseler. Adamlara Bolayırda, Çanakkalede ve Ceninde Mustafa Kemal paşa komutasındaki kuvvetlerin yenilgisinden bahsediyor onu nüfüs toplamları 1 milyarı bulan büyük işgalciler başımıza getirdi diyoruz inkar ediyorlar. Bir milyarlık düşmanları nasıl yendi 11.5 milyon nüfusla o kadar fakirlikle diyoruz. O büyük kahramanmış Yenermişmiş. Çocuk olsa gerçekleri anlar. Bunlar o kadar inkarcilarki bir gerçeği görsek kabul ederiz. Bunlar bilerek ve kasıtlı olarak gerçekleri hemen inkar ediyorlar. Dakka dukkalar ortaya dökülmesin. Birkişi gerçeği söylesin devlet hemen yasal takibat yapıyor. Kimisinin hayatı söndürülüyor. Ah o haksız koruma kanunları. Resmi yalanlar ortaya dökülmesin. Bazı şeyleri Allaha havale etmek daha doğru.

  87. Bağımsız Türkiye said

    Osmanlının gücünün yetiremediği düşmanları vardı. Osmanlıyı onlar bitirdiler. Biz şu hain bu hain demeyi bırakarak Osmanlıdan kendimize öz yurdumuzu miras olarak bıraktırabildikmi ona bakmalıyız aslında. Bu birazda Mustafa Kemal Atatürkün sayesinde oldu. İster düzgün yolla ister dakka dukkayla olsun. Türk milletinin kendine ait içinde rahatlıkla yaşayabildiği bir yurdu varmı? Mühim olan o. Osmanlı soyu ve sülaleside 40 yıla yakındır Türkiyede istediği gibi yaşıyor. O halde bu yazılanlar beyhudedir. Atatürkte tarih olmuş İnönüde Türkiye yaşıyormu? Osmanlı olarak. Devlette millette Osmanlının devamıdır aslında. Devlet işinde kişilerin fazla önemide yoktur önemli olan devlet ve milletin varlığını bağımsız bir şekilde sürdürebilmesidir. Şimdi Osmanlıyı geri getirelim diye Türkiyeyi yıkmaya uğraşsak bu ne kadar doğru olur. Aslında ne kadarda büyük bir aptallık olur. Türkiye cennet bir ülke Türkü, Kürdü, lazı, çerkezi, boşnakı, Arnavutu Abazası, Zazası, Alevisi ve Sünnisi bu ülkenin kıymetini bilmek zorunda. Çünkü başka Türkiye yok. Burada yazılanlar geçmiş gitmiş olayların boş lakırtısını yapmaktan başka birşey değildir.

  88. Sonimparator said

    Maalesef her türlü yolu mübah görerek gücü kuvveti ele geçiren bu şekilde iktidar olan bazı kimseler kendileri başka dinden ve başka milletten olsalar bile kendilerine en büyük Türk dedirtebiliyorlar. Başa gelirken ülkemize doldurdukları kendi adamlarının da desteğiyle her istediklerini yapıyor ve yaptırabiliyorlar. Bütün kanunlarda onlara çalışıyor. Haklı fakat gücü ve imkanları elinden cebren alınmış olan halife ve hükümdar olsa bile vatanını satan hain olarak adlandırılıp yurt dışına kovulabiliyor. Sultan Vahdettin tamda böyle bir bahtsız hükündardı. Onuı kötüleyenler bize yabancı gerçektede yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış misali yalancıdırlar.
    Son Türk imparatoru sultan Mehmet Vahdettini gördüm tanıyorum ondan harçlık aldım diyen biri dün televizyon haberlerine çıktı. Naime Bayraktar 105 yaşında. Çevresindekilerin “Naima Anne” dediği Bayraktar yaşayan bir çınar. Yıllarca eşiyle birlikte İskender Paşa Cami’nde Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi’nin hizmetinde bulunmuş. Sultan Vahdettin bu ülkeden gideli 90 yıl 3 ay olmuş. Bu ülkenin halkı onu halen seviyor. Balkanlardan kafkaslardan sonradan gelen bazı kimseler onu sevemedi gitti. Orası neysede birde hain hırsız iftirası atmasalar.
    .

  89. gülnari said

    “bir gün hak kuvvete galip gelecek, necip milletimiz hakikatları öğrenecektir ” halife-i müslimin sultan 6.mehmed vahidüddin han

  90. türklüğe saygı said

    Biz tarihte hangi olay gizli saklı kaldıysa ortaya dökülsün amacıyla bu bilgileri toparlayıp koyduk. Binden çok fazla olacak şekilde. Amacımız bize dayatılan resmi tarihi boş vererek gerçek tarihin bilinmesini sağlamak. Benim Türk islamdan olduğum açıktır. Sabetaycı kafayla yazılan ve bir kişiyi Türklüğü ve islamı kurtaran insanüstü biri göstererek böylece bilerek yada bilmeyerek bu isim üzerinden Türklüğü aşağılama yoluna giden yalancı tarihi reddediyoruz. Sinan Meydan uydu kanallarından birinde demişti bir tv konuşmasında bu tür araştırmalar delilik bu tür kişiler Türk tarihinide aşağılıyorlar diye. İyide aşağılayanlar aşağılamış zaten. Şimdi ben solculuğu yükseltmek adına ceddimiz Osmanlıyı aşağılayan tarihimi kabul edeyim. Zaten ikide bir resmi makamlar tarafından uyarıldığımız için 6-7 haftadır araştırmada yapamıyoruz korkudan. Bu yazdıklarımız gazetelerden ve gündemden önümüze çıkanlar. Rahmetli dedem söz 9 boğum 8i bağlanır biri söylenir derdi. Bizde yanmamak adına öyle yaptık. Yoksa yazılacak çok şey söylenecek çok söz vardıya hep vaz geçtik. Bazı bilgilerimizdende geri adım atmak zorunda kaldık. Maalesef artık araştırmada yapamıyoruz.
    Gerçek tarihin üzerini devlet zoruyla örten Atatürkü koruma kanununun hiçbir mantığı yok. Zaten internette herşey yazılıp çizilmiş.

  91. Karabasan said

    İngilizler Atatürkü neden sever Geçenlerde demiştim. Londradaki ulusal ordu müzesinin sitesi bir anket düzenledi. Soru şöyleydi Britanyanın en büyük düşman kumandanı kimdir?Amaç Britanyaya en çok zararı vermiş komutanı bulmaktı. Listedeki 20 komutandan 5i finale kaldı. Türkiyeden Mustafa Kemal (Oyların mükerrer yani hileli olduğu açıklandı) Fransada Napolyon, Almanyada Rommel, ABDden George Washington ve İrlandadan Michael Collins. Geçen gün sonuç açıklandı.Enbüyük düşman komutan olarak George Washinton seçilmişti. Çünkü İngilizlerin yeni dünyayı nkaybetmelerine yolaçan Amerikasn Bağımsızlık savaşına 1775-83te damgasını vurmuştu.
    Bu arada aklıma düşüverdi. Atatürk bir keresinde İsmet İnönü ile tartışırken İngilizler beni sever demişti.
    Acab niye geçenlerde İngiliz tarihçi James Barrın A Line in the Sand adlı kitabını okuyordum. Bu tabir basitce kumda bir çizgi diyede çevrilebilir. Ötesine geçilemeyen sınır anlamında Kırmızı çizgi diyede.
    James Barr, 1915ten 1949a İngiltere ile Fransanın ortadoğuyu bölüşmek için nasıl kapıstığını anlatıyor. Apaçık görüyorsunuz. Petrolün önemini kavramış olan İngilizler şubat 1924e kadar fevkalade tedirginler. Halifenin kendilerine karşı cihat ilan etmesinden korkoyorlar. Derken şubat sonunda Türkiyenin halifeliği kaldıracağını öğreniyorlar. Nitekim aldıkları duyum 2 mart 1924 te gerçekleşiyor. Kendinizi dönemin İngiliz yöneticilerinin yerine koyun Sizi bir karabasandan kurtaran M. Kemali sevmezmisiniz. Emre Aköz 19 4 2012
    Petrol bölgeleri Türkler tekrar güçlenemesin diye Türklerden tamamen alındı.

  92. Öylesine said

    Bir yandan kemalist ideoloji tavsiye ediliyor, öte yandan kemalist edebiyat bütün hızıyla devam ediyor.10 kasımda bazılarının ah atam diye feryat etmelerini anlamak kolay da , birilerinin onlarla beraber ah atam diye hıçkırıp ağlamalarını anlamak zor. Niceleri ah atam diyor ama paşanın çoktan açılması , halka duyurulması ve içindeki isteklerin yerine getirilmesi gereken vasiyetnamesi hala gizli tutuluyor. Niçin? Bu vasiyetnamede neler yazılıdır ki, gizlenip duruyor? 12 eylül 1980 darbesinden sonra general kenan vasiyetnameyi istemiş, açıp okumuş, yayınlamaz ve yerine getirilemez bulmuş. Bu ne biçim atatürkçülüktür ki son istekleri yerine getirilmiyor?

    M.kemal o vasiyetnamede hilafet konusunda ne istemişti ? Hakkında şimdiye kadar on binlerce kitap, risale, sözde ilimi makale yazılmış olmasına rağmen Türkiyenin en büyük bilinmeyeni m.kemaldir. En büyük sır olarak gizlenen vasiyetnamenin TAMAMI açıklanmadan m.kemal anlaşılmaz. M.kemalin anlayabilmek için İngiltere , Fransa , İsrail, Yunanistan ve başka devletlerin gizli arşivlerine inmek gerekir. M.kemal ile doğrudan doğruya veya dolayı şekilde ilgilisi olan bir çok belge imha edilmiştir. M.kemalin balkan harbindeki durumu ile ilgili İstanbulda iki nüsha vardı, bunlar 12 eylülden sonra yok edilmiştir. Türk hükumeti istiklal harbi devrine ait İngiliz gizli belgelerinin , 25 sene daha gizli tutulması için İngiltere hükumetine müracaat etmiş ve bu istek yerine getirilerek belgeler karanlıkta bırakılmıştır. Bilhassa Yunanistandaki belgeler , yazılmış kitaplar…

    İsrailde Türk araştırıcılara açık olmayan arşiv bölümleri. Osmanlı hanedanı mensuplarına ait ait özel belgeler. Son Halife Abdülmecid bin Abdülaziz Han, m.kemal hakkında neler yazmıştı? Ailenin üstüne bu belgeler imha edildi ama acaba suretleri var mıdır? M.kemal Sultan Vahdettinin kızı Sabiha Sultan ile evlenip Damat – ı Şehriyari olmak istemişti. Zaten yaverdi , bir de damat olsaydı. Son 10 Kasımda ah Atam ah Atam d,ye ağlayan, bel büken islamcılar…

    Mehmet Şevket Eygi

  93. tesbit said

    Bu arada CHP 1951 de çıkan Atatürkü koruma kanununa anayasaya aykırıdır diyerek itiraz rtmiş. Hayret doğrusu. İnansakmı acaba. Dönem Menderes dönemi muhalefet olsun diye yapılmıştır muhakkak. Kanunda asker zoruyla yapılmıştı herhalde. Kesin bilmiyorum. Kanun halen daha yürülükte.

  94. haksızlık said

    Bu arada Atatürke haksızlık etmeyelim. O fıkralar haksız uydurmadır. Gerçek değildir. Atatürk neticede Türkiyeye Cumhurbaşkanlığı yapmış bir kimsedir. ABD ve İngiltere ittifakı sayesinde olsa gerek Türkiyede 90 yıldır savaşa girmeyen istikrarlı bir devlettir. Bu konuda haksızlık ettiysek özür dileriz.

  95. Oradan buradan said

    Mustafa Kemal akın Osmanlı devletini nasıl görüyor. “Osmanlı tarihini incelersek görürüz ki, bu bir millet tarihi değildir, milletimizin geçmişteki halini ifade eden bir şey değildir. Belki milletin başına geçen birtakım insanların hayatlarına, ihtirasılarına, teşebbüslerine ait bir hikayedir.”[

  96. Oradan buradan said

    Engin Ardıç bu günkü Sabah gazetesinin köşesinin bulunduğu sayfanın bir bölümünde
    Bir Atatürk çiçeği olduğu gibi birde Atatürk böceği var tabiiki. Pedin PompilusAttatuerki. Latincede ü harfi olmadığından ue yazılıyor.
    Vara yoğa Atatürk adını verme hastalığımız bizi getirmiş karamizahın doruklarına bırakmış. demekki. Öyle ya Atatürk havaalanı, kültür merkezi, üniversitesi, lisesi, (ilköğretim okulu, varsa çiçeği böceği niçin olmasın.
    Ben şimdi bekliyorum ne zaman bir meczup yolda giderken şu Blaesoxipha Atatuerkia böceğinin üstüne basacakta necip Türk milletinin asil öfkesini uyandıracak? Bu milli galeyana hangi gazete tercüman olacak.
    Aman hemşerim bastığınız yere dikkat edin Ezersiniz mezersiniz sonra biri çıkar size Atatürk düşmanı der. Hostilis anti ataturkiensis
    —————
    Facwbookta bir yazışma
    Yeni yapılacak olan 3. boğaz köprüsüne Mustafa Kemal Atatürk köprüsü adını verelim.
    -Olurmu ulan herkes Mustafa Kemal Atatürkün üstüne basıp geçeçek. öylemi. Kimse Atamın üstüne basıp geçemez.
    Öteden biri cevap veriyor.
    Ne ulan bizim okulun adıda Atatürk ilkokulu. Şimdi biz okula girince Atatürkün içinemi girmiş oluyoruz.
    İşte size kara mizah. Bir fıkra daha var Atayla ilgili.
    Çocuk sormuş okulda öğretmenine
    _Bütün padişahların dedeleri biliniyor. Atatürkün niye bilinmiyor öğretmenim.
    öğretmen tepki gösteriyor.
    _Babasını bulana kadar canımız çıktı. Birde dedesini arattırma şimdi uğraştırma bizi.
    Tabiiki Mustafa Kemal Paşanın babası Ali Rıza Bey olmalı. Erken ölmüşlük ve Atatürk düşmanlığı bir araya gelince bu fıkralar çıkıyor ortaya. Diyelim Mustafa Kemalin babası Ali Rıza değilde başka birisi. Böylede fıkra uydurulmazki. Onlarca senedir söylenir durur gizli saklı.
    ———–
    Birde şu Enver Paşa hani Hıristiyan asıllı bir gagavuzmuş ya. Otaklı öyle demişti. İnsanın aklına gelmiyor değil hani Sarıkamışta 1914 aralığında 90 bin askerimizi kara kışa salgın hastalığa mahsusmu kırdırdı diye. Belkide öyledir ama ispatı yok.
    Filistin, Sina taraflarında Cemal Paşa İngilizlerle Osmanlıya karşı işbirliği yapıyor diyerek Arapların şıhını astı. Arapları bize düşman etti. Sonra onlarda topçumuzu arkadan vurdular. Mason üstadı Mehmet Talat paşanin Balkan Savaşları sırasında Edirnede yaptıkları, askerlerimiz vurulmuş, şehit düşmüş düşmemiş kimin umrunda herkes kendi hesabını düşünüyor. Batan bir devletten kendine parça kopartıp baş olmaya çalışıyor.
    Malum Talat Paşa Osmanlıyı parçalayıp yeni Türkiyeyi kurarak kendisi baş olmaya çalışan masonların büyük üstadlarından. Sadrazam bile olmuş. 1.Cihan harbi hezimetle sonuçlanınca yurt dışına kaçtı. 1921 de Almanyada 47 yaşındayken öldürüldü. Enver paşada 1918 de bu topraklardan kovuldu. 1920lerin başlarında Batuma kadar gelip halen bu ülkeye baş olmaya çalıştı. Ancak ülkeye sokulmadı. Beceremetince orta Asyaya bgitti oradaki bir devlete baş olmaya çalıştı. 1922 de 41-42 yaşlarındayken Ruslar vurup öldürdü. Cemal Paşanın adıda Suriyenin liderliği için geçti. Oda temmuz 1922 de Tifliste 50 yaşındayken vurulup öldürüldü. Tarihimizde bunlara 3 beyinsiz<ler diyorlar. Osmanlının çökmesinden sorumlu tutuluyorlar.
    Mustafa Kemal Paşa sağlamcıydı. Arkasını İngilizlere ve ABDlilere dayadı. Sultan Vahdettin bile onların zoruyla Anadoluya Mustafa Kemal Paşayı göndermek zorunda kaldı. 8 ay önce Cenindeki Mstafa Kemalin İngilizlere karşı alşdığı hezimete rağmen. İstanbulda çıkarttığı gazetede İngilizleri tutan yazılar yazmasına rağmen. Mustafa Kemal Anadoluya Kurtuluş savaşını başlatmak üzere Sultan Vahdettin tarafından çağırıldığında nerde bulunarak saraya getirildiği sır. Koruma kanunları kapsamında olduğu için halen daha açıklanamıyor. Muhtemelen…… Yunan kovularak kurtuluş savaşı bittiğinde Son Osmanlı hükümdarı Sultan Vahdettinde kovularak devlet yönetimi Mustafa Kemal Paşaya kalıyor. Herkes işini uydurmasını biliyor. Türkiye yüzünü batıya dönüyor.
    ——————–
    Bu arada Atatürk yaşasaydı görürdünüz gününüzü diyenler için yazıyorum. Dünyanın en yaşlı insanı 1897 doğumlu yani 115 yaşında. Adı Dina Manfredimi ne. Herhalde ABD de yaşıyor. Atatürk mayıs1880 doğumluydu. Bu gün yaşasaydı 132.5 yaşında olacaktı. Bu mümkünmü akıl var izan var.
    —-
    Free Stand 1 aralıktan beri bilgisayarların tamamı bozuk. Bunlarıda internetten yazdım. Yazılıp çizilmedik hiçbirşey kalmadi. Yeni bilgisayar alsamda bu işlere bulaşmayacağım.

  97. Free Stand said

    İnternetim yok. İşlerim yoğun. Fırsat bulduğumda girebiliyorum.

  98. sütçü imam said

    Kahramanmaraşta yeni bulunan ve dünyada ilk defa rastlanan bir böcek türüne Sütçü imam üniversitesi rektörü tarafından sütçü imam adı verilmiş. Sözkonusu böcek bütün dünyada bu iisim ile anılacakmış. Sütçü imam kimmiş ona bir bakalım. 1919 da Maraşta Fransız üniformalı Ermeni askerleri Müslüman Türk bir kadının peçesini zorla açarak yırtarlar. Bunu gören sütçü imam silahına sarılarak sözkonusu askeri vurup öldürür. Ardından dağlara kaçar. Sütçü imam Kurtuluş savaşı bittikten sonra şehre iner. Belediyede kendisine iş verilir. İmam, Abdülmecid efendinin halife seçilmesini kutlamak için ateşlediği toptan sebep kasım 1922 de kazaen öldü. Şimdi onun adı yeni bulunan böcek türüne isim olarak layık görülmüş. Şu işe bakarmısınız.Bir böceğe verecek başka bir isim bulamamışlar. Ancak Kahraman maraşlılar bu duruma tepki gösteriyorlarmış.

  99. ismail said

    İnternette bir yerde buldum. İsim benzerliği değil herhalde kasten benim adım kullanılarak şöyle bir tarihi yorum yapılmış.
    ‘Milletimiz olayların tarihini bile bilmiyor. 1915 te Çanakkale savaşlarında bile Mustafa Kemali ülkenin başında olarak biliyor. Oysa onun 1923 ten sonra ülkeyi idare ettiğini bilmiyor. Çanakkale savaşlarında Mustafa Kemal Sofyada ateşe albayı (gerçekte yarbayı) idi. Padişah (Mehmet Reşat) varken, mareşal fevzi çakmak (gerçekte korgeneral?) varken, enver paşalar varken bir albay (yarbay sonradan albay) Osmanlı devletinin başı gibi millete anlatılmış.’ denmiş.
    Öteyandan Mustafa Kemal emrindeki kuvvetleriyle şubat 1913 te Bolayırda Bulgar kuvvetlerine ağırr bir şekilde yenilmiş. Peşinden senesi geçmeden Bulgaristanın başkenti Sofyaya askeri ateşe olarak atanmış. Çok garip ve izah edilmesi bence epey zor olan bir durum.
    Bu arada yorumlarımı sona erdirmenin zamanının geldiğini düşünüyorum.

  100. Atıf Hoca meelesi said

    Araştırma yapıyorum. 4 şubat 1926 da şapka aleyhine yazdığı kitaptan dolayı idam edilen İskilipli Mehmet Atıf Hoca ile ilgili olarak. Güya Hoca Yunan uçaklarından Kuvayi Milliye aleyhine yazılar attırırmış. Bu sebeplede vatan haini konumundaymış ve idam sebebide buymuş. O bildirileri asla Atıf hoca yazıpta yunanlılara vermez. İzmirin Rumları arap alfabesini bilip kullanıyorlardı bu iştede onlar kullanılır iş Atıf Hocanın üzerine atılır. Yok Atıf Hoca ‘Mustafa Kemal İngilizlere karşı gelmiş ingilizler o sebep ile Yunanı Anadoluya salmışlar. Bu işlerin sebebi Mustafa Kemaldir.’ demişmiş. Bunlar hep hocayı karalamak için sonradan uydurulan iftira niteliğinde şeylerdir. İnternette kaç yerde yazıyor Yunanlıları Anadoluya Mustafa Kemal çıkarttıdı diye. Herkes herşeyi söyler.
    İskilipli Atıf Hocanın mahkeme zabıtlarında bu mevzuların hiç birisi yer almadığı gibi Yunan işgal döneminde vatana ihanet ettiği şeklinde bahiste geçmiyor. İhtimaldirki İskilipli atıf hoca vakti zamanında Mustafa Kemalin aleyhine olacak sözler etmiştir. Bunuda Mustafa Kemal biryerlerden duymuş yada okumuştur. Oradan sebep birileri kendisine çok kızarak ve şapkayla ilgili olarak yazdığı kitap bahanesiyle hakkında dava açtırarak kendisinin idam edilmesi sağlanmış olmalıdır.
    Yoksa vatan haini olacak bir kişinin rüyasına mahkeme gecesi peygamber efendimiz Hz. Muhammed (asm) giripte ‘Bırak savunmayı gel yanıma’ demez. Hocanın idam olayı gerçekleşmiş. Ardından ailesi polis takibine alınmış. Hocanın kızı ölene kadar polis takibi altında yaşamış.

  101. tesbit said

    1960 tarihli ders kitabına göre
    ‘Mustafa Kemal Paşa 1920 de heyeti temsiliye başkanı sıfatıyle Ankarada askeri ve siyasi faaliyetlere başladı.İngiliz Mümessili Mister Vitolün kumandasında bulunan 200 kadar İskoçlu askerle Fransız mümessili Kurmay YüzbaşıMösyö Buazo hala Ankarada bulunuyordu.Bu kuvvetlere rağmen yirminci Kolordu kumandanı Ali Fuat Paşa gizli gizli bir askeri teşkilat kurdu. Martın 22sinde
    İngiliz kuvvetleri gece yarısı Ankarayı terk ettiler. Ali Fuat Paşa milli kuvvetlerle Eskişehiri kuşattı. Bunun üzerine itilaf kuvvetleri Eskişehirdende çekip gittiler.’
    Şimdi burada İngilizi Fransızı yendik demek kolay. Halbuki Hintli İngiliz ünüformalı askerlerin havaya ateş ettiği tam anlamıyla gerçekçi bir savaşın olmadığı olaydan bahsediliyor olsa gerek.
    Halbuki bir kaç ay sonra küçücük Yunan ordusu Gedizde Ali Fuat paşanın kuvvetlerini yenmişti.
    Birde İngiltere bu yarım dünya. Almanya 1940 ta Avrupayı kasıp kavuruyordu. İngiltereye kuvvetleriyle çıkartma yaptı öyle bir yenilip geri döndüki. Bütün Avrupayı alan Almanlar İngiltereyi yenemedide alamadıda. Hani biz hatırlatalım dedik şöyle bir. Yinede yalanlamıyoruz. Biz tesbitimizi yaparak buraya koyuyoruz.

  102. Şahbaz said

    Bu konular aslında öyle sakat konularki resmen ateş üzerinde duruyoruz. Bakalım ne zaman yanacağız. Memleketin bir süper akıllısı benmiyim bunları yazan. Hiçkimse yorum bile yapmıyor. Millet okuyup okuyup kaçıyor. Allah sonumuzu hayır etse bari.

  103. Ata kanunu said

    Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ Çorumda ehlibeyt vakfının düzenlediği muharrem ayı iftar gününde yaptığı konuşmada tekke ve zaviyelerin tekrar açılabileceğini söyledi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hemen Allah akıl fikir versin diye açıklama
    yaptı. Bekir Bozdağda birkaç saat önce tekke ve zaviyelerin açılması yönünde bir çalışmamız yok diye açıklama yaptı. Her halde birileri uyardılar kendisini.

  104. Ata kanunu said

    Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ Çorumda ehlibeyt vakfının düzenlediği muharrem ayı iftar gününde yaptığı konuşmada tekke ve zaviyelerin tekrar açılabileceğini söyledi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hemen Allah akıl fikir versin diye açıklama yaptı. Bekir Bozdağda birkaç saat önce tekke ve zaviyelerin açılması yönünde bir çalışmamız yok diye açıklama yaptı. Her halde birileri uyardılar kendisini ‘aman yapma etme başımızı belaya sokacaksın’ diye. Kesin birşey bilmiyoruz ama sanki biryerlerden birileri şöyle biriki öksürdü. Dokunma atanın kanunlarına gibisinden.

  105. Eşitlik said

    Kemalist tarihçilerden Sinan adlı birine göre Mustafa Kemal Paşa Sultan Vahdettin için Vatan Haini, alçak demekten başka dahada ağırı olan yaratık demiş.
    Der der biz onu senden iyi tanıyoruz biliyoruz. Kurtuluş Savaşını başlatmak üzere İstanbuldan gemiyle Samsuna yani Anadoluya yollanırken padişahın hiçbir dediğinden çıkmayacağına dair Kuranı Kerime el basar. 42000 altını alıp Anadoluya gider. Kendisine padişah tarafından İstanbuldan yollanan para silah ve kadroları memnuniyetle kabul eder. Padişah birşey istediği zaman kendisi asla dinlemez. İşin sonundada adama alçak, hain ve yaratık diyerek ülkeden kovar yada kovdurur peşindende kendi kaçtı der.

  106. yabancı kahramanlar said

    Ulusal Kurtuluş savaşı kahramanları arasında gösterilen çok sayıda arnavut kökenli, Kosovalı, Makedonyalı var haydi bunları anladık. Osmanlı düşmanı olduğunu açıklayan Bulgar Sadık var Müslüman olmuşmuş Kemalistleri kendine yakın görürdür hadi bunada eyvallah. Kafkasya doğumlular varki Osmanlının belki 60-70 yıldır kafkaslarla alakası yok. Zenci Afrikasından Dayı Mesut var. Orta Afrika neresi Gebze bölgesi neresi. Hindistanlı biri var. Dini dili bilinmiyor. Kurtuluş savaşına hizmet edecekmiş Gebze Kartal yöresinde yanlış anlaşılmadan yada anlaşılamamış olmaktan dolayı vurulmuş. Bunların Türklükle direkt alakası yok. Bizim vatanı kurtarmaya gelmişlermiş. Hayret doğrusu.
    Muhtemelen izleniyorum o sebeple her yazdığımı 40 kere tartmak zorundayım. Ah işte ben yazmayayımda…

  107. Firar Stand said

    Free Stand girilmedik bir konu kaldıysa söyle onuda bilelim yaparız araştırmasını, onuda uygun bir şekilde koyarız. Millete yorumları yazdırıp yazdırıp birde resmi kanallara haber vererek takibat mı yaptırıyorsun ne? Açıklada bizde bilelim ne olduğunu. Hiç bir yazımada cevap verdiğin yok. Sağmısın öldünmü belli değil.

  108. Bozdağ said

    Bu arada İsmet Bozdağın vefat ettiğine dair bir duyum almıştık. Buna göre vefat etti diye yazdık. Yanlışmış. Halen daha yaşıyormuş. 13 mart 1916 doğumlu ve halen sağ. Allah uzun ömürler versin. Ne diyelim daha. Kendisinin inanç yönünden bazı yanlış fikirleri var. Tarihçi yönünüde özellikle Abdülhamitin siyasi harıralarıyla alakalı kitabının uyduruk olduğu yönünde tarihçi Murat Bardakçıdan çok sık eleştiriler almıştır.

  109. Vefasızlık said

    Atatürk dönemini yaşayarak bilen tarihçilerden olan ancak günümüzde ikiside rahmetlik olan Cemal Kutay ve İsmet Bozdağın ortak kanısı son padişah Vahdettinin Mustafa Kemali 40000 altın vererek paşayı Samsuna gönderen kişi olduğu vatan haini ve hırsız olmadığı, ülkesini terk etmek zorunda kaldığı, 1926 da italya San Remoda öldüğünde parasızlıktan alamadığı ilaçların listesinin yastığının altında durduğu yönünde. Ancak Atatürk o günün şartlarında Vahdettine vatan haini demek zorunda kalmış.
    Cemal Kutayın tesbitine göre Çerkez Ethem olmada Ankara olmayacakmış. Ankarayı bile o kurtarmış. O dahi vatan haini ilan edilerek harcanmış. Kurtuluş savaşı sonrasında harcanan bazı paşalara gelince.
    Kurtuluş savaşında okadar hizmetleri dokunan Trakya cephesi kumandanı Cafer Tayyar Paşa’nın Beşiktaş’ta bir odun deposunda kantar memurluğu yaptığını, Kazım Karabekir’in Erenköy’deki bahçesinden domates toplayıp toptan fiyatına sattığını ve ikizleri dünyaya geldiği zaman ancak kayınpederinin refikasına taktığı bir altını mezat salonunda bozdurduğunu biliyor. O Karabekir ki, Mustafa Kemal kendisine telgraf çekiyor Milli Mücadele’de, “On paramız yok, bize para bul” diye. Kendi kefil olarak 25 bin altın Azerbaycan’dan alıyor. O Karabekir ki, yani devlete borç para veren adam kendi evlatlarının ilaç ve doktor parası yok

  110. Vahdettinin soyu said

    Ha bu arada birde son Türk imparatoru Sultan Mehmet Vahdettininde soyundan geldiği Osmanoğullarının kökenine bakalım. Türkmenlerin kayı boyundan oldukları ve 1230 da Orta Asyadan Anadoluya geldikleri yazılıyor. Ancak Mustafa Kemal Atatürk onlarda moğollarla aynı zamanlarda neredeyse onlarla birlikte Anadoluya geldikleri için bir yerde onları moğol kökenli olarak nitelendiriyor. Yine Meydan Larus Ansiklopedisinde Osmanlı devletinin kurucusu olan Osman Gazinin(1280 lerin başlarında okuduğu bir Kuranı Kerim üzerine etkilenip)sonradan bu topraklarda müslüman olduğu bilgisini veriyor. Kayı boyunun böylece o devirlerde topluca müslüman olduklarını savunanlar bile var. Halbuki kayı boyu Türkmen boyudur. Osmanoğulları Moğol kökenli olsa ne olacak. Moğollarda yaklaşık 2000 sene öncesinde Türklükten bölünme bir millet. Neticede Osmanoğulları tam müslüman ve asırlar boyunca islamiyetin
    sancaktarlığını yapmış 400 yıldan fazla halifelik ünvanını taşımış olan bir millet. Gizli yahudilere bilerek yada bilmeyerek devlette önemli görevler vermişlermi vermişler orası ayrı mesele. Ama adamlar Türk ve Müslüman. Ayrıca Sultan Vahdettinin bile Yahudi asıllı olduğunu yazan akıl fukaraları bulunuyor internet ortamında. Adam halife sıfatını taşıyor. Beş vakit namazını kılıyor. Cuma selamlıklarında camide millete imamlık yapıyor yani namaz kıldırıyor ve bazı aklı evveller bu duruma rağmen Vahdettin için Yahudi kökenlidir diye yazabiliyorlar. Pes doğrusu. Annesi şu bu kökenli diyenlere cevabımız soy babadan yürür. Asıl iş babanın ne hangi milletten olduğundadır.
    (Bu arada kendiside Cengiz Hanın soyundan gelen Moğol kökenli Kıpçak Türklerinden Hive Hanı Ebul Gazi Bahadır Han(1603-1663)ın yazdığı Türklerin soykütüğü (şecereyiterakime) isimli esere göre bugünkü türklerin atası olan Nuhun Torunu (Yasef oğlu) Türkün ağullarının birinin adı tatar diğerininkide Moğol idi. Yani bunlar aynı milletten sayılır.)

  111. Abartı said

    Yorumun birinde Mustafa Kemal Atatürkün askeri başarıları konusunda verilen çok abartılı tarihi bilgilerle ilgili olarak resmen birileri bu milleti aptal yerine koyuyor demişiz. Dikkatsizlik eseri sehven yazılmış olmalı, onun yerine cahil yerine koyuyor kandırıyor denebilir. Düzeltmiş olalım.

  112. Atatürkün kökeni said

    Bu arada asıl konu Mustafa Kemal Paşanın Türk olup olmadığı meselesindende kısaca bir bahsedelim. Onu sevenlere göre Konya Karaman kökenli oradan Aydın Söke yöresine oradanda Balkanlara göçetmiş olan bir ailenin soyundan geliyor.
    Diğer kaynaklara göre onu Sırp, yunan, makedon asıllı olarak yazanlar var. Açıkça dönme kökenli diyenler var. özellikle Mustafa Kemal Paşanın muhaliflerinden olan Cafer Tayyar Eğilmez paşanın anılarına göre babası aslen Sırp olan biri. Eğilmez paşa annesi Zübeyde hanım içinde roman yani çingene olarak yazıyor. Yine Mustafa Kemal paşanın muhaliflerinden olan doktor Rıza Nur onun askeri okulda babasının bilinmediği kaydı olduğunu yazar. Aptuş ağa üvey babasıymış. Resmi kaynaklara göre babası gümrük memuru Arnavut Ali Rıza bey. Kimi kaynaklara göre oda üvey babası.
    Mustafa Kemal paşa 1919 da Anadoluya çıktığında Gebze ve Kartal bölgesindeki kuvayi milliyeci olarak adlandırılan silahlı adamları hep Balkan kökenli Selanik yada Makedonya kökenli Arnavut idi. Kendi aralarındada Arnavutça olarak konuşuyorlardı. Bunların arasında KaraAslan (Aslan Kesici) birdönem Mustafa Kemal paşanın
    yaverliğini bile yapmış bir kimse idi. Arnavut Karaaslan olarak biliniyordu. Yahya Kaptan, Küçük Arslan, Kaplan, Şuayip, Hereke yöresindeki silahlı çetelerde hep Arnavut kökenli idi. Hiçbir kaynakta yazmasada Mustafa Kemalde Arnavut asıllıydı ve arnavutçayı ana dili olarak biliyordu. O zamanları yaşayanlarda Atatürk için aslı arnavut diyorlardı. Yine o zamanları yaşayanların anılarına göre o dönemlerde Türkiye adına uluslararası güreşlerde birinci gelen biri ben Türk değilim Arnavutum deyince Türkiyeye nankörlük ettiği için dışlanmış. 1913-27 döneminde Balkanlardan Türkiyeye o kadar çok arnavut göç ettiki sayılarını tesbit etmek çok zordur. O dönemlerin paşalarının çoğuda Arnavut kökenli idi. 1990 larda Arnavutluk başbakanı Türk yöneticilere Arnavutların ülkemizde çok rahat yaşamalarından dolayı teşekkür etmişti. Atatürk aslen Arnavuttu denebilir. Çünkü yakın çevresi yani 1919-22 döneneminde ona asıl bağlı olan adamlar arnavut kökenli idi.
    Atatürkü sevmediğini söyleyen guruplar genelde onun aslen Türk olmadığı için uluslar arası yahudi siyonist gurupların desteği ile başta İngilizler, ABDliler ve diğer büyük işgalciler tarafından Türkiyenin başına getirildiğini savunurlar. Yine Atatürke düşman guruplardan olan Kaplancılar 2000 li yılların başlarında Anıtkabiri yıkma planları içine bile girmişler ancak planları deşifre olunca yakalanmışlardı.

  113. akıl izan said

    Free Stand sayende bu millet ammada tarih öğrendi. Nereden bulduk şu siteyi. Bu Kemalistler seni beni bir yakalasalar topun ağzına koyup patlatacaklar. Buralarda gerçek tarih yazıldığı için yapacaklar bunu. Gerçekler ortaya dökülünce hikayeler çöpe atılırmış. Neyse ki bitti artık.

  114. akıl izan said

    Şimdi bana Mustafa Kemalin askeri başarılarını çekemiyor diyenler olabilir. 1922 de Yunanlılar ta Eskişehir Afyon hattında o biçim siperler kazarlar gömülürlerdi bu siperlere, İstanbul tarafındaki diğer hıristiyan işgalci kuvvetleride verirlerdi silah ve asker desteklerini sök söke bilirsen 200000 e yakın Yunan kuvvetini yuvalandıkları mevzilerinden siperlerinden. Onbeş günde onbeş haftada değil onbeş ayda sök at düşmanları öpte başına koy o zaman. 1915 yılı boyunca Çanakkale savaşlarında ingiliz, fransız, hintli, anzak, afrikalı, Rus milletleri dünyanın en güçlü orduları ve donanmaları kaç ay uğraştılarda ne yapabildiler bizim mevzilenmiş askerlerimize. Hayır haydi diyelim şöyle yada böyle Yunana karşı zafer kazanmışız kurtuluş savaşı bitmiş, yok İngilizi, Fransızı, diğer işgalcileri, bütün Avrupalıları korkutma ödlerini koparma hikayeleri neyin nesi oluyor, resmen birileri bu milleti aptal yerine koyuyor.

  115. uyutan tarih said

    1960 tarihli orta okullarda okutulan ders kitabında 26 ağustos 1922 de başlayıp 12 eylülde biten Büyük taarruzun ardından yaşanan gelişmeler bakın nasıl abartılı şekilde anlatılıp sanki İngiliz, Fransız ve diğer işgalci güçlerin bizim kuvvetlerimizden ödü patlamış bütün Avrupalı ulusların Türklerden korkarak telaşa kapıldığı gibi bir izlenim verilmiş.
    ‘Gazi Mustafa Kemal Paşa İzmirin doğusunda bulunan Bel kahveden güzel İzmiri temaşa etti. 10 eylül sabahı muzaffer başkumandan Gazi Mustafa Kemal, Mareşal Fevzi Çakmak ve General İsmet halkın
    sevinç gözyaşları arasında İzmire girdiler, Özyurdumuz olan güzel Anadolu düşmandan temizlenmişti. Fakat daha Trakya ve İstanbulda düşman vardı. Ordularımız bu taraflara doğruda yürüyüşe devam etti. Boğazlara doğru Türk ordusunun ilerlediğini gören İngilizve Fransız kuvvetleri boğazların Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçtiler. Bütün Avrupa Türklerin Avrupaya geçmesinden fena halde korktu. Bunun neticesi korkunç olabilirdi. Bunu düşünen İngilizler bu işin sulh yoluyla halledilmesine karar vererek derhal siyasi müzakerelere giriştiler.’
    Tamam artık bitti diyoruz tarihimizin her tarafından yalan fışkırıyor. Bu Mustafa Kemali abartmak adına yapılıyor. Gelde yazma şimdi. 600 milyon küsür nüfusa hitabeden İngiltere yani açıkça yarım dünyalık Büyük Britanya imparatorluğu, bu yetmiyor ABD, Fransa, İtalya, Japonya ve bunlardan başka afrikalı sömürge kuvvetleri bizim sayısı 200000 i bulmayan kuvvetlerimizden korkmuş, boğazların Trakya yakasına kaçmış, bu yetmiyormuş gibi Türk kuvvetleri Avrupaya geçecekte sanki bütün Avrupayı feth edecekmiş gibi bir izlenim verilip bütün Avrupanın bu sebep ile çok korktuğundan bahsedilmiş. İnsan yalan yazarken biraz olsun yüzü kızarır. Tarihimizin en zavallı dönemindeyiz Yunan kuvvetleri bile birazda çekilme zamanı geldiği ağa babaları olan İngiltereden öyle emir aldıkları için çekildiler. Yoksa birkaç bin kayıp vererek neredeyse 200000 kişilik Yunan ordusunu o kadar geniş araziden 15 günde nasıl atacaksın. Boğazlar bölgesindeki kuvvetler Osmanlıyı zaptetmek ve kaldırmak için orada duruyor ne korkması ne kaçması, Osmanlı devleti kaldırılıp ülke yönetimi Mustafa Kemalin başkanlığındaki Ankara hükümetine devredilecek. Ondan sonra yeni Türkiye kurulacak onlarda kendi ülkelerine çekip gidecekler. Yoksa İsmet Paşa bile boğazlardaki diğer kuvvetlere saldırıldığında yenilgi alınacağını bildiği için Yunana karşı kazanılan zaferi kuvvetlerimiz için yeterli görmüş ve ‘zafer kıristal bardak gibidir. Kıymetini bilmezsen kırılıverir’ benzerindeki tarihi açıklamasını yapmıştır.

  116. Tarih said

    Mustafa Kemal Paşa ile ilgili yaptığımız araştırmalar nihayete erdi. Yazılmadık bir kaç basit şey hariç herhalde yazılmadık hiçbir şey kalmadı. Yazılmadık basit şeylerdende şöyle bir bahsedelim. Paşa baloda gençbir kadınla dansedermiş. Kocası kıskanmış silahını çıkarıp havaya ateş etmiş. Paşaya durumu bildirmişler. Adamcağız aşka gelmiştir dermiş. Yine paşa bayan öğretmenin birine arkadaşlık teklif etmiş. Bayan öğretmen bunu evlilik şartına bağlamış tabi böylece bu arkadaşlık suya düşmüş falan. Bu araştırmalar sırasında internette bir kaç Mustafa Kemal Paşa ile ilgili uydurulmuş fıkrayada rastladık. Ancak bunlar paşayı aşağılamaya yönelik ve gerçekçide değil. Üstelik kötü vuruyor. Bunları alıp buraya koymayacağız. Umulurrki kimi Kemalistlerde Mustafa Kemal Atatürk olmasıydı ananı şu yapardı nineni şu ederdi saçmalıklarından vaz geçmiş olsunlar.

  117. Tarih said

    Anlaşılan oki Türkiyenin tarihi ağırlıklı olarak 1908-38 yılları arasında kilitlenip kalmış. Arandığı sürece bu tarihlere ait tonlarca malzeme çıkıyor. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşündede yeni Türkiyeye geçiş dönemindede çok sancılı olaylar yaşanmış. Bunların bilinmesinin hiçkimseye hiç bir zararı olacağını zannetmiyorum. Mustafa Kemal Atatürk pek çok çevre tarafından beyenilir yada yine pekçok kişi tarafından ihtimaldirki olumsuz şekilde eleştirilebilir., ancak Türk tarihinin öyle bir yerine oturmuş ki bundan 1000 sene sonra bile olsa adı unutulmaz. İşin bu tarafı inkar edilemez bir gerçek. Vahdettin ise bahtsız kaderiyle son Türk imparatoru olarak tarihteki yerini almıştır. Kurtuluş sava
    şına verdiği iyi niyetli desteklerinin hatırına üzerine haksız olarak yapıştırılmış olan hain damgasının kaldırılması lazımdır. Batı dünyası tarafından ömrü bitirilen Osmanlı devletinden sonra Mustafa Kemal Paşanın yeni Türkiyeyi kurabilme şansını yakalayabilmiş olması onu yakın tarihimizin odağı kimi çevrelerinde eleştirisel hedefi haline getirmiştir. Aslında Osmanlının işgali sonrasında batı dünyası yeni Türkiyenin batı tarzı ve batı müttefiki olarak kurulmasına izin vermiştir. Osmanlıdan Cumhuriyete geçişteki değişim ve onlarca devrimde bu sebeplerle birazda zorunlu olarak yapılmıştır. Ancak Mustafa Kemal paşada zaten yüzü batı dünyasına dönük olan bir kişiliktir.

  118. Nasıl tarih said

    (yorum devam) top seslerinin Ankaradan duyulduğu bilinior. cephe dışında atıdan düşerek yaralanan Mustafa Kemal paşanın öldüğü söylentileri yayılmış, bu cephedeki kuvvetlerimizi iyice zora düşürmüş, ancak savaştan çok yılgın düşen Yunanlılarda son anlarda kuvvetlerini büyük kayıplar vererek geri çekmek zorunda kalmışlar. Bu durum zoraki zaferimiz olarak sayılmış. Ancak Yunan kuvvetleri hala Batı Anadoluyu işgal altında tutuyormuş. Mustafa Kemalin kuvvetleri ise Ankara düşmanıların eline geçmedi diye her savaşı zafer sayıyorlar diye dalga geçenler bile olmuş. Hal böyle iken ve henüz Kurtuluş savaşı bitmemişken Mustafa Kemal paşa mecliste cephe dışında attan düşüp yaralandığı için gazi ünvanını almış. Tümgeneral rütbesi kor general ve orgeneral rütbeleri atlanarak mareşalliğe yükseltilmiş. Albay iken 2. İnönüde Yunanlılarla öylesine bir çatışmadan sonra paşa yapılan İsmet beyde tuğgeneral yapılarak cephe komutanı yapılmış. Bu cephelerde savaşan Fevzi çakmak, Refet bele, Ali İhsan Sabis, Cafer Tayyar gibi pekçok paşanın ve doğuda Ermeni kuvvetlerini yenen Kazım Karabekirin askeri başarıları görmezden gelinerek hakları yenmiş. Cephelerde bir sürü anormallikler yaşanmış. 26 ağustos 1922 de başlayan büyük taarruzda ise batı anadoluda çok geniş bir araziyi elinde tutan Yunan kuvvetlerinin yenilerek 15 günde İzmiri bile boşaltmış olması şaşırtıcı şekilde dikkat çekmiş. Yunan kuvvetleri kendi çekildi artık zamanı geldiği için diye yazıp çizenler olmuştur. Hal böyle iken trt arşivlerinde bu savaşlara katılan gazilerin anılarına yer verilerek 1921 -22 döneminde Yunanlılarla bütün yokluklara rağmen pek çok askerin azığı ve ayakkabıları bile olmaksızın savaşlar verildiği zaferlerin çok büyük zorluklarla kazanıldığı anlatılıyordu. Yani kurtuluş savaşı aslında milletimiz için çok zorlu bir sınav çok zorlayan bir zafer imiş. Şimdiki pek çok tarihçi bu savaşları neredeyse danışıklı dövüş şeklinde oyun olarak görüyor

  119. Nasıl tarih said

    Kimiler kaynaklarda görüyoruz. 1920 de Kurtuluş savaşında Yunanlılara karşı verilen Gediz harekatı Türk kuvvetleri yenilmişti. 1921 in ilk haftalarında Yunan Kuvvetlerine karşı zaferimizle ssonuçlandığı açıklanan Birinci İnönü savaşının 199o dan itibaren hiç yapılmadığı yazılmaya başlandı. Mart 1921 in son haftalarında yine Yunanlılarla yapıldığı söylenen ikinci İnönü savaşının zaferimizle sonuçlanmadığını yazanlar olduğu gibi öylesine br çatışma olduğunu yazanlarda oldu. Ardından yine Yunanla yapılan Aslıhanlar savaşının zafer olduğunu yazanlar gibi Mustafa Kemal Paşada dahl yenilgiile sonuçlandığını yazanlar olmuştur. Bundan sonra Kütahya savaşlarında Türk kuvvetleri Yunan kuvvetleri karşısında açık açıkyenilerek Kütahya ve Afyon Karahisarı kaybetmişler. Ağustos 1921 de başlayıp eylülün 13 üne kadar süren sakarya savaşları sırasında Türk kuvvetlerinin çok zorlandığı cephe dışında atıdan düşerek yaralanan Mustafa Kemalin atından düşerek

  120. Abdülhamitin son yılları said

    1960 da bastırılan okullarda okutulan ders kitabından Mustafa Kemalin padişah 2. Abdülhamitin aleyhine faaliyetleri şöyle yazılmış.
    …Mustafa Kemal ilk öğrenimini Selanikte yaptı. Selanik ve Manastır askeri okullarını bitirdikten sonra İstanbula geldi. Burada önce Harp Okulunda okudu. Bu okulda iken zekası çalışkanlığı ve söylemleri ile herkesin dikkatini çekti. Bu sırada Osmanlı devletinin başında 2. Abdülhamit bulunmaktaydı. Memlekette
    koyu bir istibdad vardı. Söz ve yazı özgürlüğü yoktu. (üç kişi bir araya gelip konuşamazmış hemen karakola çekilirmiş?) Buna rağmen Mustafa Kemal harp okulunda 2.Abdülhamit yönetimini çekiştirmekten geri kalmadı. Mustafa Kemal harp okulunu bitirdikten sonra Kurmay sınıflarına ayrıldı. 1904 yılında kurmay subay olarak okulu bitirdi. (Abdülhamiti eleştirdiği ve onun yönetimi hakkında gizli toplantılar yapıp aleyhine faaliyetlerde bulunduğu için gözaltına alınarak soruşturma geçirdi. Araya giren hatırı sayılır bazı paşalar sayesinde serbest bırakıldı.) 2. Abdülhamit Mustafa Kemalin (birtakım gizli faaliyetlerinden) çekiniyordu. Bundan dolayı mezun olur olmaz Onu şam ordusuna atayarak İstanbuldan uzaklaştırdı. Mustafa Kemal Şamdada boş durmadı. Orada kendisi gibi düşünen genç subay arkadaşlarıyla birleşerek vatan ve hürriyet adıyla gizli bir siyasal cemiyet kurdu. Bu cemiyet Sultan Abdülhamitin aleyhinde çalışmalara başladı. Bir süre sonra Mustafa Kemal Selanik ordusuna atandı. Bu sırada Selanikte bulunan bazı aydınlar ve subaylarda ittihat ve terakki cemiyetini kurmuşlardı. Mustafa Kemalde bunlarla birleşti. 1908 de ikinci meşrutiyet ilan edildikten sonra Mustafa Kemal orduda kaldı. Az zamanda herkese kendini tanıttı ve sevdirdi. Rütbesinden yüksek görevleri başarı ile yaptı.
    (1909 da 31 mart harekatı sırasında selanikten gelerek İstanbula baskın veren hareket ordusunda kıdemli yüzbaşı rütbesiyle kurmay başkan olarak görev yaptı. Bu ordu balkan milletlerinden oluşan karışık kuvvetlerden oluşuyordu ve 2.Abdülhamiti tahttan indirdi.)
    Mustafa Kemal paşanın Nutuğundada Sultan 2. Abdülhamitin aleyhine olacak şekilde sayfalar dolusu yazılı beyanatları bulunuyor.
    Hatta Posta gazetesinde 2001 in başlarında yer alan bir habere göre Mustafa Kemalin gençliğinde harbiyeden mezun olduktan sonra Sultan 2.Abdülhamite başarısız bir suikast tertip ettiği yakalanarak bu sebep ile işkence gördüğü ve ağzından burnundan kan geldiği bile yazılmıştır.
    ———
    Bir dönem özellikle kimi solcu zihniyet sahipleri padişah ve halife 2.abdülhamiti kızıl sultan, baskıcı, gerici yobaz hatta kimisi akıl hastası olarak damgalamışlar. İçerimizdeki bazı gizli teşkilat üyelerinin ve dışardaki işbirlikçilerin çabalarıyla yıkılmaya çalışılan koskoca bir imparatorluğun onun kurduğu hafiye teşkilatıyla ayrılıkçı ve yıkıcı güçlerin faaliyetlerini önleyerek devleti 33 yıl ayakta tutabilen 2. Abdülhamit nihayet nisan 1909 da tahtındanda indirilmiş. Bundan sonra çöküş süreci hızlandırılan Osmanlı devletide 10-13 sene içerisinde tarihe karıştırılmıştır.

  121. İsrail said

    2003 yılının ilk baharı. Köyde kahvehanede sohbet ediyoruz.Mevzu Atatürk ‘yahu diyorum diyelimki Atatürk ortaya çıkmadı. Ve ülke işgal altında. Düşmanlarda çekilmiyor. Ne olacaktı halimiz. Belkide ülkeyi tamamen bölecekler sonradan bağımsız olsak bile ayrı ayrı devletler halinde olacaktık. Bakın Irakın hali ne oldu Neler yapıyorlar.’ diyecek oldum. ‘Haydi ulan oradan biz Atatürkü bilmiyor tanımıyormuyuz’ diyerek masadan kalkmışlardı. Tabi hemen bende kalkıp oradan ayrıldım.
    İşte böyle bazen anlatamıyorsun izah edemiyorsun bazı şeyleri. Hiç kimse izah edemiyor. Devletimiz bile. Bu sebeple işine gelmeyen mevzular ortaya dökülünce yasal takip yapıyor tutukluyor. Beni zannederek alakasız insanları yasal takibe uğratıyor. Telefonlarını dinletiyor. Benim telefonum yok ve telefonlada işim olmuyor.

  122. İsrail said

    19 eylül 1918 de Osmanlının bazı paşalarının İngiltereye Filistin Cenindeki yenilgisi ile oralar İngiltere yani BüyükBritanya toprağı oldu. Yöreye yahudi göçleri başlatıldi. Bizim Osmanlıda işgal edilerek padişahımız Vahüdettin birilerinin kışkırmasıyla ve halk ayaklanmasıyla ve sokak gösterileriyle vatan haini ilan edilerek tam 90 yıl önce ülkeden kovuldu. Kurtuluş savaşı sonrasında Yeni Türkiye kuruldu. Öteyandan Filistine yahudilerce yapılan göçler sonucu 1946 da yöredeki yahudi nüfusu oldukça arttı. Yahudiler İngiltereden devlet istemeye başladılar. İngiltere zamanı gelmediğini düşündüğünden bu toprakları elinde tuttu. Yahudiler gizli örgütler kurarak olay çıkardı. Eylül 1948 de çekileceğini açıklayan ingitere ABD ninde baskılarıyla mayıs 1948 de 100000 yaklaşan kuvvet sayısını bölgeden çekti. İsrail 15 mayısta bağımsızlığını ilan etti. İsrail kurulur kurulmaz arap ülkeleri Suriye Mısır Ürdün savaş açtılar. 1949 ocağında İsrail bu savaştan zaferle ve büyüyerek çıktı. Türkiye israili ilk tanıyan devletlerdendi. İsrail Türkiye için tek Müslüman dostumuz diyordu. 65 yıldır İsrail ABD den aldığı destekle o bölgedeki müslümanların başına bela ve halen bu bölgede hemde zevkine müslüman arapları öldürmeye devam ediyor. Bugün Türkiye ile İsrail ilişkilerinin geldiği nokta ise ortada. Başbakanımız daha yeni açıkladı ilişkimiz kalmadıki diyerek aradaki durumu.

  123. Tesbit said

    Kemalistler hep Osmanlıdan kalan dış borclardan bahsederler. Halbuki Osmanlıdan yeni Türkiyeye 161milyon lira kalmış. Ülkenin 1923 bütçesi 109milyon. lira. İkinci Dünya savaşı öncesinde Hitlerin faşist Almanyası Türkiyeye sürekli maddi yardım yaparmış. 1938 de 8 milyon lira verilmiş.
    1924 te ülkeden Halifeyle birlikte Osmanlı soyuda kovulmuş. 1877_78 Osmanlı Rus savaşları sırasındaki Plevne kahramanımız mareşal Gazi Osman Paşanın evlatları ve torunlarıda ülkeden kovulmuş. Herbirisi yurt dışında binbir sefalet çekmişler.

  124. gizli belge said

    Gizli belgelere göre nisan 1920 de Mustafa Kemal Paşa Ankara hükümetini kurmaya uğraşırken ABD lilerle İngilizler yeni kurulacak olan Türkiyeyi manda devleti yapma çabalarına girişmişler.
    Gizli Belge: Sayfa No:60, Belge No: 46. 5 Nisan 1920 günü Mr. Lindsay’in ABD başkenti Washington’dan Lord Curzon’a yazdığı yazı:
    – Amerikan Senatosu Ermenistan’ın mandası işini görüştü. Beş yılda 757 milyon dolar verecekler. İlk başlangıçta 50.000 kişilik bir ordu yollanacak, daha sonra 200.000 kişiye çıkacak. Amerika kuvvetlerinin basına General Zames G. Harbord getirilecek. Ayrıca bütün Türkiye’nin manda yapılması için de görüşmeler yapılmaktadır…
    Kimi kaynaklara göre Türkiye zaten 1923 te Lozanda gizli manda devleti olarak kuruldu.
    ———
    Bu arada Lord Corzondan kısaca bahsedelim. Mayıs 1919’da Gallerli Büyük Britanya başbakanı David Lloyd George’un, Yunanlıları, Batı Anadolu’yu istilaya zorlamasına ve Türklere karşı savaş tehdidine karşı çıktı ve Fransa Başbakanı Poincare ile anlaşarak Mustafa Kemal başkanlığındaki Türkleri barış müzakereleri yapmaya çağırdı.
    1922’de Andrew Bonar Law başbakan seçilince onun kabinesinde İngiliz Dışişleri bakanı olarak daha serbest hareket edebilme imkânı buldu. Osmanlı devletinin tasfiye edilmesinin ve Vahdettinin Maltaya sürülmesinin hemen ardından 1922-1923 te yeni Türkiye yönetimiyle yapılan Lozan Barış görüşmelerinde İngiliz heyetine başkanlık etti.

  125. Özgür inanç said

    AK Parti Hükümeti her ne yapıyorsa doğru yapıyor. Siz bu yazılarla ancak yüzde 1 lik kitlenize hitap edersiniz. Yanlış yapsa 10 senedir iktidarda kalmazdı. Geçmişte solcu partiler işbaşına geldikleri zaman maalesef islami inancını hakkıyla yaşamak ve ibadetlerini yapmak isteyen dindar kimselerin devletteki hakları yakıldı. Hastanelerde okullarda memuriyette ve daha başka yerlerde haksız yere zulme uğrayarak neler neler çektiler. Kimi Belediyelerden bile baskılarla işlerinden attırıldılar. Kız öğrenciler başörtüleri bahane edilerek eğitim ve öğretim haklarından oldular. AK parti aleyhine her ne yazarsanız yazın bu sizin o partiye oy kazandırmanıza yarar. Çünkü Ak parti bu milletin büyük çoğunluğunu temsil ediyor. Bu millet doğruyla yanlışı ayırt etmesini çok iyi bilir siz hiç merak etmeyin. Boş yere böyle şeylere de kafanızı yormayın. Yazıktır günahtır.

  126. Bedri Engin said

    AKP rejimi tarikat- cemaat biçiminde kamufüle edilen bir çeteler cephesidir.
     

    http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

     
    Türkiye’ de İktidar erkinin yeni ortakları olan tarikatlar, çete kültürünün en üst biçimini temsil ediyorlar. Türkiye çetelerden arınma değil, onların en gelişmiş biçimince yönetiliyor.
    AKP rejiminin temel direklerini oluşturan Nakşibendiciler- Nurcular-Fetullahçılar- Süleymancılar ve 12 Eylül cuntacıları Türk İslam sentezinin etrafında kenetlenerek kadrolaşmalarını tamamladılar. Tarikatlar koalisyonundan başka bir şey olmayan AKP’ de hangi bakanın hangi tarikata mensup olması gerektiği, önce dergahlarda konuşulur. Kabinenin yüzde 64′ü, Nakşibendi tarikatının sertlik-yayılmacı yanlıları diye adlandırılan Dergâhları’na mensup. Tayyip Erdoğan da aynı dergâha bağlı. Yüzde 11′sı Nurcu. 
    AKP rejimi tarikat- cemaat biçiminde kamufüle edilen bir çeteler cephesidir. Fethullahçılardan, Milli Görüş’e, Menzil grubundan Nakşibendilere, Türk Ocakları kökenlilerden Akıncılara, Ülkü Ocakları kökenlilerden Nizam-ı Alemcilere ve daha sayamadığımız bir sürü tarikat, tekke, ocak mensuplarına kadar ortak paydaları, milliyetçi-ırkçı, Türk-İslam sentezidir. Mücahit Akıncıların pan-türkizm temelinde Libya ve şimdi de Suriye topraklarında aktif savaşa katılmaları, Fethullahçıların ve Nakşicilerin Müslüman kardeşler örgütleri ile birleşerek “dünyaya hakim olma” adına Arap rejimlerini kontrol yarışında illerleme göstermeleri, paramiliter İslamist örgütlenmelerin hızla artan faaliyetleri, Erdoğan’ın ve diğer tarikatların “ırkçı, milliyetçi, dinsel gericiliği” birleşince tehlike çanları daha da hızlı çalıyor.
    Üst rutbeli subayların çark etmeleri, Türbanlı hatunların önünde süklüm büklüm olmaları tasadüfi değildir. 12 Eylül generallerinin ahlaksızca uydurduğu ve bugün tuhaf biçimde kendisini her alanda ifade eden sözde “ılımlı dindar Atatürk milliyetçiliği” aslında buz gibi ırksal ve dinsel bir omurga üzerinde duruyor: Türklük ve Sünni İslam!

    1981 yılında askeri hükümetin Başbakanı Bülent Ulusu’nun Taif’deki İslam zirvesine katılarak, koruyucu İslam kuşağı oluşturulması amacıyla Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan ve Sudan ile kurulan sıcak ilişkiler ve hemen sonrasında A. Gül’ in Arap bankalarının başına getirilmesi bu sürecin hızlandırlmasına takabül eder. İslamiyet, devletin 12 Eylül temelinde gelişen ve dış dinamik tarafından kollanan ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir politik içerikle ele alınıyordu. Öncelikle körfezdeki petrol çıkarlarını düşünen ABD, Suudi Arabistan, Pakistan gibi otoriter rejimlerle yönetilen ancak “kanun dairesinde” hükmünü icra eden İslamcı devletleri destekliyordu. Bu çerçevede “Kanun Dairesinde İslam” Türkiye’de devlet politikası haline gelirken, 12 Eylül sonrası askeri iktidar tarafından yaygınlaştırılan, Rabıta, her köye bir cami, her Türk’ e bir imam, zorunlu din dersleri uygulamalarıyla, bütün güç tarikat ve kahraman mehmetçik ortaklığına veriliyordu.
    12 Eylül’ de özellikle baskıcı tarikat ve cemaatler darbeyi coşkuyla karşılıyorlardı. Askeri kanat tarafından korunan Fethullah Gülen’in ismi o zaman yeni duyulmuşken darbeyi desteklemek için bir sakınca olmadığının fetvasını veriyordu. Şimdiki cumhurbaşkanı A. Gül Hizbullah örgütüne bağlı olarak faaliyet gösteriyor ve 1982 lerde Askeriyenin çekirdek kadroları ile ilişkiye geçiyordu. Daha sonraları ise, cumhurbaşkanlığı ufukta görününce, ilkin Kenan Evren’ i ziyaret ediyordu. Abdullah Gül, Nakşibendi şeyhi Seyyid Abdülhakim dergâhının uzantısı olarak tarikat-cemaat ilişkilerine katılmış ve daha sonra generallerin adamı olarak Arap petrol dolarlarının transaksiyonlarını gözetleme fonksiyonunu üstlenmişti. Gerek Millî Görüş hareketinde, gerekse Askeriye, MHP ve uluslararası Müslüman örgütlerle iyi ilişkileri olan bu şahsiyete mazbata verilmesi, örgütlü, planlı bir sürecin parçasıdır. Erdoğan’ın yerine Gül’ ün tercih edilmesinde, Gül’ ün Arap bankaları yoluyla, üst derece devlet yöneticilerinin, MİT ve ordu’nun Rabıta örgütü atrafından finanse edilmesinde kilit rol oynamasıydı. A. Gül, burada, yalnızca ABD ve Suudiler değil aynı zamanda çete kültürüne sahip Askeriyenin de güvenini alıyordu. Darbeden sonra Fethullah Gülen cemaatine bağlı Sızıntı Dergisi’nin başyazısında, “Ümidimizin tükendiği yerde Hızır gibi imdadımıza koşan Mehmeçik’e bir daha selam duruyoruz” demekle darbecilere selam durmuşlar. Böylece Türkiye’ nin dini çeteleri olan tarikatları darbeyi desteklemekle, hızla gelişme ve büyüme göstermişlerdir. 12 Eylül’ün en önemli ürünlerinden biri işte bu Türk İslam sentezidir. Darbe sonrası siyasetten kültüre, eğitimden idari yapıya kadar her şey, her alan bu ideolojinin ekseninde biçimlendirilmiştir. AKP- Kemalist ordu ittifakı ile, Osmanlı Devleti’nin İslam ümmetçiliğine dayanan fetih ideolojisi yeniden diriltilmektedir. Bu nedenle AKP, ABD’nin desteğiyle içeride ve dışarıda İslam’ı ve Osmanlı mirasını sahiplenerek Sünni İslam ümmetçiliğin bölgede sözcülüğünü üstlenmiştir… AKP iktidarının 3. döneminde Yeni Osmancılık siyasal ve toplumsal hayatın her alanında egemen olmaya başlamıştır. Artık Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıldönümleri kutlanmakta, Osmanlı’dan kalan etnik, kültürel ve dinsel gelenekler kutsanmaktadır. AKP kongrelerinde “Biz Osmanlıyız” marşları söylenmekte, Osmanlıca Arapça’nın yanında okullarda seçmeli ders olarak okutulmakta, İslam’ı ve Osmanlı’yı yücelten filmler, diziler, oyunlar, müzikler TRT ekranlarında boy göstermekte, otomobillerin camlarına, gümüş takılara, işyerlerinin duvarlarına kadar her yere Osmanlı tuğrası resmedilmektedir.
    12 Eylül’den sonra Kemalizm yerine Türk-İslam Sentezi’nin resmi ideoloji haline gelmesi “yeni Osmanlıcılık” akımının yolunu açtı. Türk-İslam Sentezi’nin ana çerçevesi, Türklerin öncülüğünde “İslam birliğini kurmak, geliştirmek ve Osmanlı’dan miras olarak bu işlevi devir ve teslim almak, ahlak ve kültür öğelerini, uzun vadeli bir plan içinde din temeline dayalı” olarak biçimlendirilmişti.
    Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri Türk-İslam sentezi ve bunun içerisinde de İslam’ın sadece bir kolu Hanefi mezhebi… Onun dışındakileri yok saymış ve insanlara ‘ancak benim size önereceğim din dindir’ baskısı yapmıştır.
    Günümüzde hem dini hem de ırki düşünsel sentezin oluşturduğu Türk-İslam ideolojisinin Neo-Osmanlıcı zihniyetin örneğini, Türkiye’de 10 yıldan fazladır iktidar olan AKP hükümeti oluşturmaktadır. TC’nin kuruluşundan 2002′ye kadar sadece etnik Türkçülük ağırlıklı ırkçı bir hegemonya gerçekliği söz konusuydu. Bu hegemonik sürecin soykırım uygulamalarına en fazla maruz kalan bütün Anadolu halklarıdır. Asker-polis sopasına dayalı jakoben rejimi, şimdi yerini Türk-İslam sentezinden oluşan Yeşilci Irkçılığa bıraktı. Yani AKP şahsında hegemonik sistem kendisini yenileyerek çağın koşullarına göre uyarladı. AKP, Türk devletinin kuruluş felsefesinin gereklerinden olan Anadolu ve Trakyada ki etnik temizlik sürecini yeniden canlandırıp sonuca götürme projesini yüklediği misyonla hareket ediyor.
    Yeşil Türkçülük ideolojisi, Türkiye’de Türk-İslam sentezi biçiminde kendisini bir formasyona kavuşturdu. Bu örgütleme hızla 60′lı yıllardan sonra kendisini Türkiye’ye taşırarak modernizme karşı mücadele dernekleri biçiminde devlet destekli bir örgütlülüğe kavuşturdu. Gülen cemaatinin liderinin bu derneklerden birinin başı olduğu birçok kesim tarafından da biliniyor. Aynı zamanda bugün TC Başbakanı olan Tayyip Erdoğan’ın aynı anlayışı temsil eden Türk Milli Talebe Birliği geleneğinden geldiği de diğer önemli bir ayrıntıdır. 12 Eylül askeri cuntası da en çok bu Yeşil Türkçü ırkçı ideolojiye yaradı. Bu cemaat tipi örgütlemenin güçlenmesi için devletin tüm imkanları cunta lideri Evren tarafından seferber edildi
    AKP, Türk-İslam Sentezini seçerken, bu sentezin Avrupa’ da varolan yöneticilerin zaaflarından en iyi faydalanma olanaklarını sağladığını, kendilerini temiz dindarlar olarak lanse eden onbinlerce tarikatçı kadronun, Avrupa kanunlarının en zayıf noktalarına dayanarak kendilerine güç sağlayacağını, Avrupa’nın şimdiki zayıf yöneticilerini din-iman-hümanizma adına ekarte edeceğini, aynen 1200-1450 yıllarındaki katolik ve ortodoks yöneticilerinin durumuna benzer bir duruma yol açacağını iyi biliyorlar. Yığınlarla akın eden müslüman göçmenlerin taşıdıkları yıkıcı fonksiyon ‘din işleri’, insan hakları adı altında kamüfüle edilirerek, ümmet bilinci bu defa da orta Avrupa’ da yayılmanın temel aracı haline getiriliyor. Ms. 1200 yıllarında Katolikler kendi gemileri ile Rumelin’ ne göçmen Müslümanları taşıyorlardı, çünkü o zaman en büyükü rakipleri olan Ortodoksları zayıflatmak istiyorlardı. Vatikan, Osmanlı’ nın Avrupa’ya ayak basmasını sağlayan ilk güç idi. Şimdilerde ise çoğu Avrupa partileri aynen o zamanın Katolikleri gibi, uygarlığı yıkmak için Müslüman göçmenlerin yıkıcı fonksiyonlarından meddet ummaya başladılar.
    ‘2071 yılı yeni hedefimizdir’ diye bas bas bağıran Recep Erdoğan’ ın, bununlan neyi kastettiği çoğu kişinin gözünden kaçtı.

    1071 Anadolu, 2071 Avrupa!

    Erdoğan’ın 2071”nin ruhunu anlamak için, Avrupa’lıların fazla kafa yormalarına gerek kalmıyor. Osmanlı’dan neo-Osmanlı’ya, Türkçüsüyle İslâmcısıyla Türk-İslâm sentezi tam tekmil. Ordusuyla, tarikatlarıyla, cemaatleriyle…, liberalleriyle her şey ortada. Her fatih gibi AKP de fütuhatını komuta ettiği kalabalık orduya borçlu. O halde, “komuta”nın nasıl işlediğinin yanısıra, o “kalabalık ordu”nun yapısına ve maddî-manevî teçhizatına yakından bakalım. Elbette vurucu gücünden, akıncılardan başlayarak. Öyle olunca da gelsin hak gaspları, peşkeş, alicengiz ve rant,kara para zaten hep orada. “Her köye cami” kampanyası, ilahiyat seferberliği de bonusu. “Anavatan”da ne yapılıyorsa “gurbet vatan”da da yapılıyor. Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca Sünni Türkler dışında kalan hiçbir unsur için hiçbir zaman güven içerisinde ve kimliğiyle gurur duyacağı bir yurt olamadı. Ama daha da kötüsü; bu sözde tekleştirilmiş yurt, egemenliği başkalarıyla paylaşmama andını her Allah’ın günü tekrar etmenin yenmeye yetmediği bir korku nedeniyle hiçbir zaman gerçek anlamda Türk’ün de yurdu olamadı.
    Türkiye halkına ne yapılıyorsa Avrupa halkına da o yapılıcaktır. Giriş, gelişme, sonuç: Fetih, işgal, ilhak…
    Tıpkı 1950’lerde Menderes’li Demokrat Parti’nin icad ettiği, sonrasında Millî Görüş’ün devraldığı, şimdi de AKP’nin sahip çıktığı yüz kızartıcı kılıç-kalkan-cihad teorileri neo-Osmanlıya doğru iman köprüsü kuruyor. Avrupa’ya –ve temsil ettiği mihraklara– da âdet olduğu üzere “kahpe” rolü düşüyor. Bütün bunlar olurken “ecdadımız”dan tevarüs ettiğimiz bilinçdışı “sır”lar da ifşa oluyor.
     
    AKP VE AVRUPA

    Sokaktaki hızla artan başörtüsü ve islam okulları, kuran kursları, yüksek minareler, politik islam tarafından yönlendirilen kitleye göre, Avrupa kentlerinin sembolik bir işgalidir.
    Avrupa şartlarında entegrasyon, her tarafa cami kurmak, kuran kursu açmak, imam göndermek, kadınlara türban-çarşaf giydirmekle olamaz. Avrupa’da din -kültür eğitimi adına tarikatların denetiminde cahil kitleleri kışkırtıp, onları beraber yaşadıkları toplumlara düşman etmek entegrasyon değildir. Bulunduğu, yaşadığı yere ne kadar ters, yabancı, uyumsuz adet ve görenekler varsa, onları oranın halkına karşı birer provakasyon aracı olarak kullanmakla entegre olunamaz. Milyonlarca başörtü ve islam okulları, kuran kursları ve onbinlerce dini militanın oluşturduğu tarikatlar, minareli camiler, neyi amaçlıyor ? Bu, Avrupa insanı için bu bir provakasyondan başka bir şey değildir.
    Aile birleşimi, Avrupa açısından bir felaket dalgası olmuştur. Bu yeni göç sosyal anlamda, kadınların birer kağıt parçası olarak kullanılıp, ilkel anlamda, adına evlilik denilerek, kabile dönemine takabül eden aile zorlamaları ve parayla satın alınan kadınların üzerinden yapılan, milyonlarca insanın Avrupa’ ya sokulmasını hedefleyen, iş migrasyonu ile ilişkisi olmayan bir katastrofdan başka bir şey değildir. Bu yeni fenomenle ikinci kuşak veya parazit damatlar sınıfı denilen dejenere tabakanın da Avrupa’da ortaya çıkması bir realite olmuştur. Bundan sonra göçmenlerin entegrasyon meselesi tam bir felaket halini alacaktır. Bir yandan süren göç ve uyumsuz kuşaklar sorunu, diğer yandan da artan işsizlik, Müslüman ülkelerin de bu insanları kendi çıkarları için birer işgalci olarak örgütleme çabaları, yeni bir felaketin ortaya çıkmasına yol açacaktır.
    Bu dönemde, Avrupa görünmez mekânlara çekilmiş olan mescitlerin mekân değiştirmesine ve yeni camilerin yapılmasına sahne oluyor. Damatlar kuşağı, Avrupa! da var olan bütün haklara bedavadan konmuş, hiç bir şekilde, hiç bir hak ve hukuk için bir nebze olsa da çaba göstermemiştir, kandınlar kandırılıp oturumlar alınmış ve sonra da bu kadınlar sokağa atılmıştır. Bugün Berlin şehrinde Türkler arasında ki boşanma sayısının Alman toplumundan daha yüksek oluşu bunun kısa bir özetidir.
    Tarikatlarca örgütlenen uyumsuz kitle, hemen kendi kültürünü yaşatmak adına camiler ve Kur’an kurslarının açılmasına başlamış ve kendilerini birer kolonist olarak görmüşlerdir.
    Sosyal anlamda geri kalan kitlenin kendilerinin de tam anlamadıkları ‘kimliklerini’ vurgulamaları, minareli cami ve başörtüsü gibi sembollerle görünür hale gelmeleri entegrasyona karşı bir direnişi ve toplumdan yalıtlanmayı ifade etmektedir. Yalıtlanmışlık ve uyumsuzluk göstergesi olan bu semboller, hoşgörü sınırlarını da zorlamaktadır. Bedavadan, akın akın Avrupa ya akan Müslümanlar, Avrupa ülkelerinde kendilerini artık birer kolonist olarak görüyor ve doğal olarak da sosyo-kültürel uyumu red etmektedirler.
    ENTEGRASYON MU, YIKIM MI?
     
    Türkiye’de yine her zamanki milliyetçi, ırkçı fanatik yolu seçin ve aynı anda da Avrupa topluluğuna girmek istiyorum deyin!.

    Normal toplum ile çelişen standartlar ve değerler, düşmanca bir siyasi ideoloji ile entegrasyon mümkün değildir, başka bir ülkeyle de birleşme olamaz.
    Müslüman lider Erdoğan, Avrupa’ya akınlar düzenlemiş, yakmış yıkmış ne kladar kriminal osmanlı liderleri varsa onunla gurur duyduğunu söylüyor. İstanbul’un işgali ve uygarlığın çküşünü de bayramla kutluyor! Bizans’a saldırıp, Anadolu’yu işgal eden ne kadar cani varsa hepsine sahip çıkıp onların yolundan gidiyorum deyip, arkasından da beni mutlaka Avrupa’ ya alın, yoksa görürüsünüz diye de tehditler savurmak çok aşırı açık vermekten başka bir şey değildir.

    Erdoğan, son AKP kongresinde:”.1071 oldu ve şimdi sırada 2071 var ‘ diyerek Avrupa’ yı açıkça tehdit etti. 1071 öncesi göçmenlik sorunları Bizans İmparatorluğu’ na yönelik idi şimdi aynı şey Avrupa’ya karşı bir silah olarak kullanılacaktır. Türkler, Bizans sınırlarını savaşla geçmeden 150 yıl öncesinden beri göçebelik yoluyla aşıyorlardı, İslam dinine geçmiş göçmenler akınlarla içeri dalıyor ve ülkenin korkunç bir şekilde kanunsuzluk, şiddet ve aşırı tehdit ortamına sokulmasını sağlıyorlardı ve zaman içinde zayıflatıyorlardı. Bu bozuklukta Kilicarslan olarak tanına Selculku lider’ e de son darbeyi vurmak kalmıştı. O zamanın uygarlığı, sonunda 1071 yılında ağır bir darbe yedi ve çöküşün içine düştü.
    Şimdi ise, o dönemi açıkça örnek gösteren AKP liderleri, 2071 diyerek Avrupa’yı hedef göstermeye başladılar. TC, ‘ Avrupa’nın Türk toplulukları’ adı altında, rejime yamanmış, Türkiye’ den yönetilen koloniler kurmaya karar verdi. AKP liderliğinde, Avrupa’ya sokulan kitlenin yaklaşıkk %90 u, yeni osmanlı hayalleri ile kışkırtılıp tarikat ve ocaklarlın denetiminde, siyasi ve dini gruplar şeklinde, ‘dış Türkler’, beşinci kol’ gibi adlandırmalarla ırkçı- milliyetçi-dini hedefler gösterilerek örgütlenmeye başlandı.
    Şemsiye kuruluşlar: “Türk-İslam sentezi ile; Avrupa’ yı fethedecek Türkler, 2071 de Avrupa’ yı müslüman yapacak savaşçılar “, diye Osmanlı’yı canlandırmanın yeni kurbanları olarak seçildi.

    AB liderleri is ultimatomlarla karşı karşıya kalınca, kendilerince doğurdukları bu modern ılımlı İslamcılar karşısında tamamen şaşırdılar.
    Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyonu için, AB‘ne üyeliği için, ilk etapta Avrupa ülkelerinde 40-50 yıldan beri yaşayanların entegrasyonu zorunludur. Tersi mümkün değildir. Yani Avrupa içinde bağımsız adacıklar yaratarak, kapalı alanlarla, uzaktan da iyice palazlanan dinci bir rejimi davet etmek, entegrasyon değil, yıkım sürecine girmektir.
    Entegrasyon uluslararası ilişkilerde aralarında karşılıklı bağımlılık bulnan birimlerin ayrıyken sahip olamadıkları özellikleri biraraya gelip elde etme girişimidir, entegrasyonun amaçları,barışı korumak, daha büyük kapasitelere ulaşamak, belli spesifik görevler üstlenmek-ve yeni bir kimlik kazanmaktır. Ama şimdi olan bunun tam tersidir. Eğitimsiz cahil kesimlerinin Avrupa’ya sokularak, Avrupa’ da yabani-ilkel bir imajın yaratılması, Türkiye’nin AB’ ye üyeliğinin önünden en büyük engellerden biri haline gelmiştir.
    Türkiye’nin AB’ ne katılımının önünden en büyük engel, sadece Türkiye’de ki AKP rejimi ve askeri kanatların takip ettikleri anti-Avrupai politika değil, aynı zamanda onların uzantısı olarak örgütlenen tarikatlar tarafından kontrol edilen göçmenlerin yarattığı ortamdır. Avrupa’nın muhtelif kentlerindeki ortaya çıkan görüntü ve oluşum tam manasıyla bir rezalettir…Aşiret -kabile aşamasına saplanıp kalmış milyonlarca insan zihinsel gettolaşmanın bir sonucu olarak Avrupa’daki hiç bir toplumla kaynaşamıyor. Gece gündüz Türküm- Müslümanım demekten başka bir şey bilmeyen kör cahiller, gelişen ve değişen şartlara uyum gösterememe ve fikri olarak gelişip değişememeye bağlı devam eden bu sorun olarak büyüyorlar. Tarikatlar tarafından kışkırtılan cahil yığınlar sosyal ve siyasal gelişimini bir adım bile ileri götürememiş ve gettolaşmayı bir norm haline getirmişlerdir. Mahalleler, kahvehaneler,dinci-ırki cami-dernek-vakıf ve cemiyetler Müslüman ülkelerden aldıkları desteklerle bu zihinsel gettolaşmayı gerçekleştirmektedirler. İsviçre’nin Basel kentini alırsak, burada tam 26 İslamci ırkçı tarikat faaliyet gösteriyor. Bunlar buraya tesadüfen gelmiş her insanın başına çullanıp onu kafa kola almaya çalışıyor, kısacası onun İsviçre hakkında tarafsız bilgi ve algılama olanaklarını tamamıyla sıfıra indiriyorlar. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde bu tür ilkel göçmenlerin tavırları ve bunun entegrasyon sürecindeki rolü tamamıyla fataldır.
    Dünyanın en geri tarikatlarının destekçisi olan hükümetler ise, Turkiye’nin AB’ne uye olabilmesi icin gerekli bir dizi siyasi, ekonomik ve kulturel reformlar yapma yerine, cahil kitlelerden umut beklermişçesine, bunların hiçbirini gercekleştirememiş, aksine zaman kazanarak Avrupanın iyi olan adet ve örflerini de yok etmeye çalışmaktadırlar.
    Turgut Özal 1980 lerde: ‘Biz Avrupadaki nüfusumuza güveniyoruz, diğer şeyler bizim için arka planda gelir….’, diyordu
    Erbakan ise: ‘ Avrupayı içerden Müslüman ve Türkleştireceğiz…’
    Erdoğan ise: ‘.. Minareler gelecekte Avrupa’nın her sokağını süsleyecektir…’ Aynı Erdoğan: …’ ..minareler bizim füzelerimizdir demekten de geri kalmadı.
    Bu kafalarca Avrupaya sürülen milyonlarca Türkün Avrupa’daki varlığı da bu anlamda yeni bir boyut kazanmaktadır. Osmanlıcı AKP – Milli görüş- Nurcu- Süleymancı- Nakşibendici- Fetullahçı örgütlerin kontrolundaki yığınların Avrupa’ya entegrasyonu değil, tehlike halini almış varlıkları somut bir problem halini almıştır. AKP’ nin asker sivil diktası, gelinen noktada yeni planlarla meşgul. Dejenere olmuş kriminal, kimliksiz kara cahil kitlenin Avrupa topraklarına nasıl sokulacağının planları AKP için artık tek opsiyon. Kanuni’den beri gerçekleşememiş hayaller şimdi gerçekleşebilir! İslamist AKP çeteleri bar bar bağırıyor: ”….Avrupa nüfüsu giderek hızla azalıyor, bunun karşısında müslüman nüfüsu ile hazır duruma geçmeli ve ‘allah,’allah’ naralarıyla AB’ ye girmeliyiz!. Osmanlı padişahlığının modern bir şekli olması düşünülen başkanlık sistemine özenen Erdoğan ise kadınlara en az 5 çocuk yapın demeye hazırlanıyor.!
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    Esin Duran, N. Gök,
    Sezer Aşkın,
    Melahat Baykara,
    Uğur Demir
    Bedri Engin,
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman Bahar
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Musa Tekin
    Aslı Birdal

    http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

     
     

  127. anlaşıldı said

    Yezidiymiş ama islamım Türküm diyor. İstanbulda yaşamış. Herhalde Anadolu yakası. Biz sadece merak ettik kimdir nedir diye. İnancını sorgulayamayız. Saygı duyarız oda bizimkine duysun saldırıp durmasın. Zehirlendiği için haftada üç sefer diyalize giriyormuş kendi yazmış. Olsun biz kimseyi düşman görmüyoruz kendisine geçmiş olsun diyoruz.

  128. anlaşıldı said

    Bu otaklı denen arkadaş meğerse yezidiymiş. Yezidiler doğu Anadoluda çok değişik inançlara sahip çoğu Kürt bir gurup bildiğim kadarıyla. Şanlıurfa Batman taraflarında yaşayan. Sayıları 42 sene evvel 80000 iken 2007 de birkaçyüze düşmüş. Hep Almanyaya göçmüşler. Kaynaklara göre Yezidilik zerdüştlükle islamın karıştırılıp harmanlaştırılmasından doğmuş. Otaklının Araplara şeriat islamına neredeyse düşmanlığı buradan geliyor olsa gerek. Olsun bizim inançlara saygımız var ama birde bize Çepni Türklerindenim diye hikaye yazıyor. Hanefi mezhebindenmiş güya. Benim yazılarda Yezidiliğin y si bile geçmiyor. Bu adama ne oluyor bilmem. Bir yerde Aleviler beni Almanya Stutgartta zehirlediler diyor. Bence o işte başka iş vardır ya neyse. Alevilerin aleyhine bu sebeple yazarmış. Ben Alevi değilim. Alevilerin aleyhine hiçbir şey yazmamak gibi bir huyum var.

  129. Desekürler Özcan Akar. Bende anlâtmak istiyorum, Yatar kalkarlârin, bizden yana olmadigini. Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Tam Özüyle sözüyle bir Türktü.
    Bu yatar kalkarlâr . Atanin Türklericin yaptiklarini bir Türlü hazim edemediler. Neler söylediler.
    Iftira atmak icin kulânpara bile diler, Söyedimye.,. Ayakabici dükaninda o yasli adamin söyledigini. Ahhh Atam bu denksisler sana kulan parada dediler keske ölmiyeydinde bunlarin hepsini bir hâledeydin.

  130. Ağlayan Atatürk said

    Hamdullah Suphi Tanrıöverden gelen bir haber ile Mustafa Kemal Paşanın sürgün Osmanlı padişahı sultan Vahdettinin Mayıs 1926 da İtalyada vefat ettiğini duyduğunda çok üzülüp ağladığı akan gözyaşlarına kimilerinin şahit olduğu ‘Çok namuslu bir adamdı’ dediği bilinir. Bu duruma rağmen sürgün hükümdar Vahdettinin tabutu parasızlıktan ve borçtan sebep 47 gün süreyle San Remoda bekletilmiş. Tabutuna fareler dadanmış. En nihayet borç ödendikten sonra cenazesi Şama götürülerek defnedilmiştir.

  131. kritik said

    Aslında bu olaylar yaşanmış yada yaşanmamış, tarih olup bitmiş. Üzerinden yaklaşık 90-100 sene kadar bir zaman geçmiş. O zamanlar yaşananları hatırlayabilecek insan bile kalmamış memlekette neredeyse. Ne önemi var artık bunların bilinmesinin yada bilinmemesinin. Neden halen daha bu gün yada daha dün yaşanmış gibi sürekli olarak memleket gündeminde tutuluyor bir türlü anlaşılır gibi değil.

  132. Belgesel said

    Ben seyretmedim. Banada anlatıldı. Can dündarın veda isimli belgeselinde Fox tv de gösterilmiş dün gece saatlerinde. Mustafa Kemal çocukluk ve gençliğinde üvey kardeşi Zeynep Fikriyeyle aynı evde yaşıyorlarmış. Fikriye ağabey dermiş Mustafa Kemale. Sonra aralarında suygusal bir yakınlaşma başlamış. Ağabeylik kardeşlik ilişkisi kalkmış aralarında. Sevda ilişkisi başlamış. Kimisine göre bir çocukları bile olmuş bu ilişkiden. Sonra Fikriyenin veremli olduğu anlaşılmış. Kafasındanda sorunları varmış zaten. Avrupaya tedaviye gönderilmiş. Yurda dönüşünde Mustafa Kemal Paşanın Latifeyle evlendiğini öğrenmiş. Çankayada çıkan kavga ve ölümüyle biten hazin son.
    Can Dündarın belgeselinde 1915 te Çanakkalede bizim mehmetçiklere düşman askerlerine Mustafa Kemal tarafından verilen bir hücum emrinden sonra yaptığımız hücuma karşılık olarak karşıdan düşman kuvvetlerinin taradığı askerlerin neredeyse tamamının şehit düştüğü bile gösterilmiş. Bunlar zaten hep yazılıp çizilen şeyler. Biz yazınca suç oluyor takip altına alınıyoruz her nedense.

  133. tarih said

    28 ocak 1920 de çizilen Misakı milli sınırlarına Kurtuluş savaşı sonrasında ulaşıldımı. Kimine göre kesinlikle ulaşılamadı. Gerçek misakı milli sınırlarında Suriyenin yarısından fazlası, Kuzey Irak yani Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye vilayetleri, Selanik vilayetinin yanısıra Batı Trakyanın tamamı ile bazı ege adaları bulunmakta idi. Doğu Karadenizdede Batum vilayeti mevcut idi. Aslında İngiltereye 1878 de kiralanmış olan Kıbrıs adasının üzerindede egemenlik haklarımız saklı kalması lazımdı. Orasınıda alamadık. Yinede Avrupadaki onlarca ülkeye göre yeni Türkiyenin arazi olarak büyük devlet olduğu açıktır. Dünya ölçülerinde ise normal boyutlu bir ülkedir.

  134. tarih said

    Okullarda okutulan ders kitaplarına göre Yunanlılar 15 mayıs 1919 da İzmire askeri kuvvet çıkarınca İstanbul hükümeti izmir halkının Yunanlılara karşı direniş göstermemesini istemişmiş. Hangi devlet kendi toprağını işgal eden bir ülkeye tepkisiz kalarak hoşgeldiniz der. Maksat Osmanlı hükümetini kötülemek Kemalist ideolojiyi büyük kurtarıcı olarak göstermek olsun. Mustafa Kemal paşa İstanbul hükümeti tarafından sadece bir gün sonra milleti toparlayıp ordu teşkil etmek ve işgalci Yunan ordusunu batı Anadoludan atmak üzere Anadoluya gönderilmedimi. Kendisine para, silah ve kadro yardımı yapılmadımı? Mustafa Kemal işin sonunda yani Yunan kuvvetleri eylül 1922 de işgal bölgelerinden atıldıktan sonra Osmanlı devletinede el koymadımı? Resmi tarih diye boşuna dememişler. Hikaye okutuyorlar okullarda çocuklara.
    ——–
    Yorumun birinde satır atlama olmuş tekrar yazıyoruz.
    1921 Londra konferanında Kont Sforza kont Sforz), bizim ekonomik bağımsızlık konusunda sonuna kadar ısrar edeceğimizi anlayınca şu sözleri söylemiştir.
    Böyle yaparsanız herkezi karşınıza alırsınız. Arazi için savaşmanızı herkez anlar, fakat hiç ekonomik şartlar için savaşılırmı? Kont Sforza demek istiyorduki toprak için dövüşünüz. Fakat topraklarda ekonomik hakimiyet meseleaini işe karıştırmayınız. Ekonomik olarak bizim efendiliğimizi kabul etmezseniz hepimiz aleyhinize döneriz.
    (Bir gazete haberi 7 şubat 1923)
    İyide internette kaç yerde birden o dönemlerde yer altı kaynaklarımızı kendi istediğimiz gibi kullanamadıklarımızdan, çoğunun batlılı ülkelerin yada şirketlerinin kontrolünde olduğundan bahsediliyor.
    Hatta kimine göre Mustafa Kemal Atatürk batılılar ne istiyorlarsa Mustafa Kemalin eliyle gerçekleştirmişler. Doğrumudur bu. Ben bilemem, yorum meselesi.

  135. tarih said

    1921 Lozan konferansında Kont Sforza (Kont Sforz) bizim ekonomik bağımsızlık konusunda sonuna kadar ısrar edeceğimizi anlayınca şu sözleri söylemiştir:”Böyle yaparsanız herkesi karşınıza alırsınız. Arazi için savaşmanızı herkes anlar,fakat hiç ekonomik şartlar için savaşılır mı ? Kont Sforza demek istiyordu ki toprak için dövüşünüz.Fakat topraklarda etmezseniz hepimiz aleyhinize döneriz.”
    (Bir gazete haberi 7 şubat 1923)
    İyide internette kaç yerde birden o dönemlerde yer altı kaynaklarımızı kendi istediğimiz gibi kullanamadıklarımızdan, çoğunun batlılı ülkelerin yada şirketlerinin kontrolünde olduğundan bahsediliyor.
    Hatta kimine göre Mustafa Kemal Atatürk batılılar ne istiyorlarsa Mustafa Kemalin eliyle gerçekleştirmişler. Doğrumudur bu. Ben bilemem, yorum meselesi.

  136. tarih said

    Mustafa Kemal Paşaya göre Osmanlı İmparatorluğu işgal gücü. Bunu şu sözlerinden anlıyoruz.
    Osmanlı hanedan ve saltanatının devam ettirilmesine çalışmak, elbette Türk milletine göre en büyük kötülüğü işlemekti. Çünkü millet her türlü fedakarlığı göze alarak istiklalini kazanmış olsada saltanat sürüp gittiği takdirde bu istiklale kazanılmış gözüyle bakılamazdı. (Nutuk sayfa 10)
    ———-
    Osmanlı devleti sürüp giderse Avrupalıların ve sabetaycı işbirlikçilerinin asırlar süren çabaları boşa gitmezmiydi. En iyisimi kaldır gitsin. Batılılar sevinsin

  137. tarih said

    Karadeniz gezisinden sonra yaptığmız ziyarette yalnızdık.Bana yavaş bir sesle şöyle dedi. Bu hafta içinde ateş boyuna hareket ediyorum. Gazeteler, benim hareket ettiğim günün ertesinde burada yabancı temsilciler şerefine bir çay şöleni verdiğimden söz edeceklerdir. Bunu okuyunca bilki ben Ankarada yokum, hareket etmişim.
    Savaş boyuna vardıktan, ordunun durumu hakkında bir fikir edindikten sonra saldırı emrini vereceğim, bütün Yunan cephelerini yıkmak için, Eskişehiri alacağım, Kütahyayı alacağım, Afyonkarahisarı alacağım. Çok yeri İzmiri, hepsini alacağım. İstanbulu alacağım, Edirneyi alacağım.
    Paşam bu kadarı bu kadarı mümkünmü diye sorunca o karşılık verdi.
    Biraz sabret göreceksinki bu söylediklerimin hepsi gerçekleşecek. ongünde, onbeş günde erişmek istediğimiz noktalara varacağız!
    Bu sözler söylendi. Bu taarruz yapıldı. Ve sonuçlarına hep beraber eriştik.
    —–
    Hikaye böyle Yunanlıların çekilme zamanı gelmiş.

  138. Şapka meselesi said

    Osmanlı İmparatorluğu 1906 da Bulgaristan dahil Balkanların yarısına, Petrol bölgeleri olan Arap topraklarının büyük çoğunluğuna, Trablusgarba ve Sudanın bir kısmına sahipti. Osmanlı devletinin çökertilmesi bize yani Türk milletine yaklaşık 1 milyon şehide mal yada kayıba oldu. Devletimiz arazi olarak 8 yada 9 misli ekonomik olarakda 3 misli küçüldü. Ve 1922 sonunda Osmanlı devleti ve padişahlık gitti yeni Türkiye ve Mustafa Kemal Atatürk geldi. Düşmanlarımızada onlarca sene savaş tazminatları ödedik.
    Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk çok büyük adammış doğrusu hemde çok çok büyük.

  139. tesbit said

    Mustafa Kemalin daha 1906 yılında Osmanlı devletini yıkmaya uğraştığının yahudi dönmelerinin yuvalandığı şehir olan Selanikte teşkilatlandığı arkadaşlarına söylediği kendi sözleriyle belgesi.
    ‘….. eskimiş olan çürük yönetimi yıkmak, milleti hakim kılmak, özetle vatanı kurtarmak için sizi göreve çağırıyorum.’
    Vatan Osmanlı devletinin yönetiminden kurtarılacak. Bunun yolunun ve yönteminin nasıl olacağıda ileriki yıllarda kesin olarak ortaya çıkacak.

  140. tesbit said

    Ağustos 1920 de Sevrdeki dayatmalarla Osmanlı devletini çaresiz kötürüm, zavallı, zengin illerinin tamamı işgal edilmiş, küçücük bir devletcik durumuna düşürmeye uğraşan adeta paramparça eden İngiltere, Fransa ve İtalya gibi işgalci güçler sadece 7 ay sonra Ankara Hükümetiyle mart 1921 de yapılan Londra Konferansı görüşmeleri sırasında Yunanlıların İzmir dahil Batı Anadoludan çıkarılacağını, bu toprakların idaresinin Mustafa Kemal Paşanın idaresindeki Ankara Hükümetine verileceğini vadediyorlardı. Aynı tarihlerde bir İngiliz generalinin Ankara Hükümetine çektiği telgrafında İstanbulun idaresinin Ankara Hükümetine verileceği bile açıklanıyordu. İşgalci güçlerin Osmanlı devletine böyle ağır yaptırımlar dayatırken sadece yarım yıl sonra Ankara Hükümetine çeşitli olumlu vaadlerde bulunmaları bu işgalin Osmanlı devletini tamamen nihayete erdirerek bu toprakların yönetimini Mustafa Kemal Paşanın yönetimindeki Ankara Hükümetine teslim etmeyi amaçladığını açıkça göstermektedir. Kısaca büyük devletlerin yurdumuzu işgali Osmanlı devletini kaldırarak Mustafa Kemali yeni kurulacak olan Türkiye devletinin başına getirmek amacıyla yapılmıştır denebilir. Yaşanan gelişmelerde bu durumu gösteriyor.

  141. tesbit said

    Mustafa Kemal 16 mart 1920 de İstanbulun İngilizler askeri kuvvetleri tarafından topa tutularak birdaha işgal edilmesi üzerine şöyle diyor.
    ‘……Bu gün İstanbulu zorla işgal etmek suretiyle Osmanlı devletinin 700 yıllık hayat ve hakimiyetine son verildi. Yani, bugün Türk milleti, medeni kabiliyetinin, yaşama ve bağımsız kalma hakkının ve bütün geleceğinin savunulmasına karar verildi.’
    (nutuk, sayfa 286)
    Şimdi bu sözden Osmanlı devleti Türk milletini 700 yıldır işgal altında tutuyordu. İngilizler İstanbulu işgal edeek Osmanlı devletine son verdiler. Yerine Ankara Hükümeti kurularak bu hükümetin desteklenmesi medeniyete kendi bağımsızlığına böylece kavuşması kararı verildi anlamı çıkmıyormu? Yani İngilizler İstanbulu işgal ederek yeni kurulacak olan Ankara Hükümetini yani Mustafa Kemali desteklemiş oluyorlar. Açık açık Kemalistlerin İngilizlerle işbirliği yapıldığı manasına gelmiyormu bu söz. Benmi yanlış anlıyorum?

  142. yorum said

    Free Stand nasıl olsa bir cevap verende yok. Yetermi bu kadar bilgi keselimmi artık ne yapalım. Araştırmaya devam ettiğimiz sürece bu yazıların sonu gelecek gibi gözükmüyor.

  143. yorum said

    Napolyon 1800 lü yılların başlarında İngilizleri çok uğraştırdı.1815 te yenilince Saint Helene adasına sürülüp tecrit edildi.
    Son Babür imparatoru İngilizleri uğraştırdı. Esir alınınca Oğulları gözünün önünde öldürüldü. 1862 de Rangonda sürgünde öldü.
    1916 da Osmanlıya bağlı Darfur beyi biz Ali Bin Dinar Osmanlıya bağlıyız dedi ve İngilizlere direndi. Karşılığında ordusu dağıtılarak kendiside öldürüldü.
    Japon generali yamashito tomoyiki 1942 de Güneydoğu Asyada ingilizlere tarihin en utanç verici yenilgisini aldırdı. 130000 ingilizi esir aldı. eylül 1945 te Japonya teslim olunca 1946 da ABD ve İngilizler idam ettiler.
    1940 ların ilk yarısında İtalyan lider Mussolini İngilizleri çok uğraştırdı. ABD-İngiliz kuvvetlerine yenilince sonu ölüm oldu. Aynı dönemde Alman Lider Adolf Hitler Avrupayı kana buladı. İngilizlere kök söktürdü. Yenilince İntihar etti.
    Mustafa Kemal Paşa gerçekten 1915 te Çanakkalede İngilizlerle savaşmış ancak söylendiği gibi o cephede İngilizleri çok ağır yenilgiye uğratmış olsa 1918 sonunda Osmanlı yenildiğinde teslim olduğunda Çanakkale yenilgilerinin öcünü almak için onu alırlar en azından dünyanın çok uzaklardaki izbe bir adasına sürerlerdi. Bu yapılmadı. İstanbulda rahatça yaşadı. Sonra 1919 da rahatlıkla Samsuna çıktı. Samsundada İngilizler vardı. Hiç kimse kendisini engellemedi. Yani arada bir yakınlık var.
    20-25 sene evvelinde çok yaşlı dedeler anlatırdı. 1915 te Çanakkale Savaşları sırasında Biz Mustafa Kemal diye bir komutan bilmiyorduk. Tanınmıyordu. Onun adı 1920 de ortaya çıktı.derlerdi.
    Cenindeki yenilgiden sonra Osmanlının işgal edilmesi ve işgalci sürecinin sonunda Osmanlının nihayete erdirilip Mustafa Kemal yönetiminde batı tarzı bir Türkiyenin kurulması olayı var. Kurtuluş savaşında İngilizlerle savaş yok. İngilizlerin İstanbul ve Üsküdardaki cephaneliklerinden yardım sağlamak var.

  144. aradaki fark said

    Wilson prensipleri 1918 yılında ancak padişah Mehmet Reşat döneminde yayınlanmıştı yanılmıyorsam. Bu prensiplere göre Türklere kendi topraklarında bağımsız olarak yaşam hakkı tanınacaktı. Cenindeki İngilizlere karşı alınan planlı bir yenilgi ise 18-19 eylül 1918 gecesi yani Sultan Mehmet Vahidüttin döneminde gerçekleşti. bir kaç paşa İngilizlere yenilince cephe çöktü. Kuzey Filistinle birlikte Suriye ve Lübnan elden çıktı.65000 askerimiz düşmanların eline esir oldu. Ardından moral bozukluğuna diğer cephelerde de yenilgiler alınmaya başladı.Mecburen bütün arabistandan çekildik. (Sudan zaten 1916 ortalarında elden çıktı) Osmanlı devleti diğer müttefiklerimiz gibi barış istedi. 30 ekimde Mondrosta öyle bir barış antlaşması yapıldı ki şartları o kadar çok ağırdı ki Osmanlı imparatorluğunun resmen düşmanlarına teslim olmasıydı bu. Geldi düşmanlar memleketin çeşitli yerlerini işgal ettiler. Yunan ordusunuda batı Anadoluya çıkarttılar. Yine büyük işgalcilerin kontrolü altındaki bir savaşla Mustafa Kemal Yunan işgalcilerini 3.5 yılda batı Anadoludan attı. Osmanlının tasfiyesi gerçekleşti. Devlet büyük işgalcilerce lozanda Mustafa Kemal tanınarak ona teslim edilmiş oldu. Türkler kendi topraklarında hakimiyet hakkına sahip oldular ama nasıl. Sabataycıların güdümünde. önemli mevkiilere onlar getirildi. Batılılar devrimleri de dayatmasını bildiler. Bize savaş tazminatlarını da ödettiler. Ortada görünen çok büyük bir başarı yok. Kendini olduğundan belki yüzlerce misli büyük gösteren yada çevresi tarafından öyle gösterilen bir komutan var. Yarım dünya İngilizi, buda yetmediği gibi yedi düveli yendiği söylenen bir komutan. Türkiyenin öyle yada böyle kurulmuş olması yetmiyormu? Bu kadar çok abartıya yalana ne gerek var. Zorunuz ne?
    Halbuki birinci Dünya Savaşları sırasında bizim müttefiklerimizden Almanya İmparatorluğu ile Avusturya Macaristan İmparatorluğuda ve küçük Bulgaristanda bizimle birlikte yenilmişti. Oralardada imparatorluklar galip devletler tarafından zorla kaldırıldı. Oralardada yeni sistemlere geçildi. Ancak oralarda hiç kimse kendini olduğundan yüzlerce misli büyük göstermedi. Hiç kimse kazanamadığı zaferlerin baş kahramanı yapılmadı. Hiç kimsenin aldığı yenilgilerin üzeri devlet zoruyla kapatılmadı. Hiç kimsenin doğru söylediği için hayatı karartılmadı. En önemliside hiç kimse kendisini yarı tanrı dedirtecek şekilde her tarafa heykellerini diktirterek ilahlaştırmadı. Bu ülkelerde toplu idamlarda yaşanmadı. Bizde devrim varmış devrimler kanlı olurmuş. Kemalistler öyle diyor. Bizce özellikle cumhuriyetin ilk yıllarında kötü yönetim vardı. Astığı astık kestiği kestik davranan bir dikta yönetimi vardı.
    ——
    1928-35 döneminde ülkede 64000 kafatası mezarından çıkarılarak inceleniyor. Arada Ermeni kökenli yada Rum kökenli olduğu söylenen ünlü mimar koca Sinanınkide var. İncelemeyi Mustafa Kemal Paşanın manevi kızı Afet İnan yapıyor yada yaptırıyor. Paşa soruyor. Türk milleti nasıl çıktı diye. Sonuçta alınan cevap tabiiki buğday tenli oluyor.
    -Olmaz diyor paşa, beyaz ırk çıkmamız lazım.
    Bu milleti batı toplumuna uydurabilmek için. Avrupalı yapabilmek adına. Bunun için çıkarılıp mezarlarından incelenmiş kafatasları. Sonrada kaybolmuşlar.

  145. nihayet said

    Osmanlıya böyle el kondu.
    Mustafa Kemal Ankarada meclisteki milletvekillerinden Osmanlı saltanatının kaldırılması için ot vermelerini istedi. O meclis Osmanlı saltanatının ve Halifeliğin düşman işgalinden kurtarılması üzerine kurulmuş, bu amaç üzerine yemin etmişlerdi. Milletvekilleri Osmanlı saltanatının kaldırılmasına bir türlü razı gelmiyordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal meclis kürsüsüne çıkarak milletvekillerine hitaben şu konuşmayı yaptı.
    ‘Egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez. Egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milleti’nin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı; bu musallat olmalarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdi. Şimdi de, Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline açıkça almış bulunuyor. Bu bir olupbittidir. Söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmıyacak mıyız? Meselesi değildir. Mesele zaten olupbitti haline gelmiş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.’ (1922)
    (Saltanatın kaldırılmasını tartışan Meclis komisyonunda yaptığı konuşma. Bu konuşmanın son cümlesini söylerken elini komisyon başkanının boynu hizasından geçirerek kafa kesme işareti yapmıştır.)
    Mustafa Kemal Paşanın silahlı adamları vardı. İsterse meclise bir baskın verdirir çok sayıda milletvekilini öldürtebilirdi. Bu durumu bilen milletvekilleride öldürülme korkusuna düşerek saltanatın kaldırılmasının lehinde oy vermek zorunda kaldılar. Böylece 1 kasım 1922 de saltanat kaldırılarak Osmanlı devleti son buldu.

  146. yorum said

    Birde TGRT televizyonu yeni kurulduğu ilk aylarda galiba 1992 yada 1993 te padişah Mehmet Vahdettin ile Mustafa Kemal Paşanın devlet ilişkileri ile ilgili bir program yapmıştı. Mustafa Kemal Paşayı 1919 da Samsuna padişah Vahidüttinin göndermesi olayını.Erzurum ve sivastaki Kongre çalışmalarını, 1920 de Ankara Hükümetinin kurulması olayını, Osmanlı padişahının ve şehzadelerin Kurtuluş Savaşına yaptıkları katkıları, İstanbuldan Anadoluya Ankara Hükümetine gönderilen, para, silah ve kadroları, Devletin bütün imkanlarının Mustafa Kemal Paşanın hizmetine verilmesini. O dönemlerde ikisi arasındaki siyasi münasebetleri ve beraberce devleti düşmanların işgalinden kurtarma çalışmalarını anlatıryordu. Kimi o dönem paşalarının anılarınada yer vererek Sultan Vahdettinim Ulusal Kurtuluş Savaşına yaptığı Kurtuluş savaşını İstanbuldan yönetircesine büyük çaptaki katkılarını anlatıyordu. İşgalci Yunan ordusunun kovulupta İşin sonuna gelindiğinde Sultan Mehmet Vahdettinin Kemalistler tarafından haksız yere vatan haini ilan edilerek ülkeden nasıl kovulduğunuda Osmanlıyada bu şekilde nasıl el konduğunu bütün detaylarıyla anlatıyordu bu film. Filmin adı neydi bilin bakalım.
    BİR İHANET BİN KURŞUNA BEDELDİR

  147. yorum said

    Mustafa Kemal Paşa vatan Osmanlı devletinin bütün imkanları kullanılarak yunanlıların işgalinden kurtulduktan sonra ne yapmış? Devlete kendi namına elkoymuş. Osmanlı Padişahlığını ve halifeliğide kaldırmış. Birde Samsuna çıkarken padişah Vahdettin efendiye ‘ bana enniyet buyurunuz’ (yani güveniniz) dememişmiydi. Evet dediği gibi kendisine güvenilmiş ama o işin sonunda ne yapmış kendisine güvenen kimselere.
    hemen Mustafa Kemal paşanın
    -Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar.
    sözü gelmiyormu şimdi insanın aklına. Tarihimiz ibret vesikası olaylarla doludur.

  148. ismail said

    Mustafa Kemali Samsuna vahdettin göndermedi diyenlere cevap 1960 tarihli ortaokul ders kitabından
    Hükümet kendisine (M.Kemale) ordu müfettişliği teklif etti.Atatürk bu vazifenin kendisine ne suretle verildiğini şu şekilde anlatmaktadır : Şişli deki evimdeydim.Anafartalardan beri yaverim olan Cevat Abbas geldi bana Bahriye Nazırı Şakir Paşa dairelerinde sizinle görüşmek istiyor dedi. Ben de kabul ederek ertesi gün Harbiye Nezaretine gittim.Az konuştuk.Biraz sonra masanın üstünde bulunan bir dosyayı bana uzattı ve bunu okur musun dedi. Bende dosyaları karıştırdım ve okudum.Dosya Ecnebi zabitlerinin raporlarıydı. Hemen hepsi şu mealde raporlardı. Türkler Samsun ve etrafındaki Rum köylerine tecavüz ediyorlar ve buna devam etmektedirler. Osmanlı Hükümeti tecavüzleri men edebilecek güçte değildir. Samsun ve havalisinin emniyet ve asayişini temin etmek insanlık borcudur. Bundan başka bir raporda eğer Osmanlı hükümeti burada asayişi temin edemezse bu vazifeyi biz yapacağız diye yazılıydı. Bu raporları okuduktan sonra Şakir Paşa’nın yüzüne baktım. Lütfen bana yaklaşınız.Evet, bir şey yapacağım, bu maddeler yazılsa da yazılmasa da yapacağım deyince Paşa gülümsedi.
    -Arzunuz paşam
    -Burada böyle bir hadise var mıdır?
    -Zannetmiyorum. Belki de mevcuttur.
    -İşte bu sebepledir ki bu meseleyi yakından tetkik etmek için buraya bir zat göndermek lazımdır.Biz Sadrazam Ferit Paşa ile konuşarak bu işi size vermeyi düşündük.
    -Benim Samsun daki vazifem Türklerin Rumlara zulmedip etmediklerini mi tetkik etmektir ?
    Şakir Paşa: -Evet.
    -Müsaade ederseniz bu vazifenin sıfatı nedir ?
    Bu hususta Erkan-ı Harbiye reisi Fevzi Paşa hazretleri ile görüşmek için gittim. Fakat kendileri hasta olduklarından evinde imişler.Bunun üzerine benimle ikinci reis konuştular.Bugünlerde bir ordu müfettişliği ihtası düşünülüyordu. Bunu kurmaya muaffak olduk.Bu vazifeye sizi muvafık gördük dediler.İkinci reis benden söz aldıktan sonra Harbiye Nazırı ile görüştü. Aldığı direktif şuydu. Maksat Samsun ve etrafındaki Rumlara zulmeden Türkleri yola getirmektir. İkinci reise dedim ki
    -salahiyet kağıdına onların bütün isteklerini istedikleri gibi yazınız.Yalnız bu iki noktayı da ilave etmeniz lazım.Erkan-ı Harbiye ikinci reisi yüzüme hayretle bakarak
    -Orada bir şey mi yapacaksınız deyince etrafıma bakındım.
    -Vazifenizdir çalışacağız dedi ve beni 9. Ordu Müfettişliğine tayin ettiler. 13 Mayısta beni sadrazam damat Ferit Paşa beni akşam konağına yemeye davet etti.Ferit Paşanın Nişantaşındaki evine gittim.Beni salonda karşıladı. Biraz görüştük fakat bir ara saatine baktı ve sonra:
    -Acaba nerede kaldı ?
    -Birini mi bekliyordunuz ?
    -Evet Cevat Paşa gelecektir.
    -Biraz oturduktan sonra Cevat Paşa geldi.Bizi yemek salonuna davet ettiler.3 kişilik sofrada sessizce yemeğimizi yedik.Damat Ferit Paşa:
    -Yemekten sonra biraz konuşalım dedi.Ayağa kalktık,bir salona girdik.Burası dar lakin güzeldi. Ortasında genişce bir masa vardı.Ayakta idik. Damat Ferit Paşa:
    -Bir harita getirtelim müfettiş bize izahat versinler, dedi.
    Derhal bir harita getirdiler.Masanın üzerine açtık.Bu bir Kipert atlası idi. Ben sordum :
    -Arzu ettiğiniz izahat nedir?
    -Samsun ve havalisinde ne yapmak istiyorsunuz?
    -Samsun ve havalisinde ecnebi raporlarında bildirilen vakaların mubalalı olduğunu zannediyorum.Fakat ne de olsa bunlar basit şeylerdir. Burada tahkikat yapıldıktan sonra alınacak tedbirler kolay olabilir.Şimdiden alınacak tedbirleri söylemekten çekiniyorum.Merak etmeyiniz.
    Bu sırada Cevat Paşanın yüzüne baktı.
    -Bu gibi meseleler yerinde hallolunabilir.Peki siz bana teftiş sahanızı harita üzerinden gösterebilirmisiniz?
    -Henüz bende iyi bilmiyorum dedim ve bir elimle Samsun ve havalisini göstererek
    -Şu parça
    Deyince Cevat Paşa
    -Mıntıkanın o kadar ehemmiyeti yoktur. Müfettiş paşa tabi o mıntıkadaki tümenede kumanda edecektir. Hoş nerede kuvvet kaldıki.
    Bu esnada kahveler geldi. Damat Ferit paşa birde sigara ikram etti. Biraz sonra konağı terkettim. Yaverim Cevat Abbas yine eve geldi. Bugün telaşlıydı. Bana
    -Zatı şahane sizi akşam yemeğine davet ediyor dedi.
    Mayısın ondördüncü günü akşaı yedibuçukta Yıldız sarayına gittim. Beni çok küçük bir odaya aldılar. Biraz sonra Mehmet Vahdettin geldi. Ayağa kalktım. Beni yanına oturttu. O kadar yakınki adeta dizdize idik. Padişahın sağında hemen dirseğini uzatarak dayandığı küçük bir masanın üstünde bir kitap vardı. Odada bir sessizlik hüküm sürüyordu. Anlaşılıyorki sarayda hiç neşe yok. Padişah akibetini düşünüyor. Odanın Boğaziçine açılan penceresinden görünen manzara şu idi. İtiliaf devletlerinin donanmaları sıra ile dizilmişler. Topları saraya müteveccih tehditedici korkunç bir manzara idi. Bu odada oturmakla bu manzarayı görmemek kabil değildi.
    (Bu manzaradan sanki işgalci birileri padişaha Mustafa Kemali Anadoluya göndermezsen senide sarayınıda uçururuz der gibiydi yorumu çıkarılabilir.Zira daha evvelinde paşalar toplantı yapmış Mustafa Kemale güvenilmez. O Cumhuriyetçidir işin sonunda devlete kendi namına el koyar padişahlığıda halifeliğide kaldırır denmişti.)
    Mehmet Vahdettin dediki
    -Paşa paşa sen şimdiye kadar devletimize çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba geçti. (Bu ssözleri söylerken eirseğinin altındaki kitabı gösteriyordu. Bu bir tarih kitabı idi.) tarihe geçti. Bunları okudunuz. Bundan sonra yapacağınız hizmet şimdiye kadar yaptıklarınızdan çok mühimolacaktır. Dikkat ve sadakatle çalışırsanız devleti düştüğü bu felaketten kurtarabilirsiniz. Birçok kumandanlarımı Anadolunun kolordularına dağıttım. Şimdi vazifeniz bunları teftiş olacaktır.
    (Yani onlrın başı olacak. Mustafa Kemalin kendi itirafı diğer bir deyişle sınırız yetkiyle Anadoluyu Yunanlılardan kurtarmaya gönderiliyor)
    -Bu hususta elimden geleni yapacağım. Bana emniyet buyurunuz (güveniniz) dedim. Vahdettin ayağa kalktı. Elimi sıktı sıktı sıktı.
    -Muvaffak olunuz dedi.
    Sarayı terk ettim. Derin düşüncelerle Şişlideki evime geldim. Bu günden itibaren Samsuna gitmek üzere hazırlığa başladım.’

  149. işte bu said

    Okullarda ve dershanelerde artık aslında Sultan Vahdettinin vatan haini ve ülkesini düşmanlara satan birisi olmadığını öğretiyorlarmış bize gelen bilgiler bu yönde. 90 senedir yalandan vatan haini damgasıyla yaftalanan bahtsız sultanın aslında şartlar kötü olduğu için bu durumlara düşürüldüğü söyleniyormuş. Tabiiki bu arada koruma ve kollama kanunlarının sınırlarıda zorlanmıyor hiç kimse bu konuda kendisini riske atmak istemiyormuş. Resmi tarih özürlü öğretmenlerden gerçeklere uyanan öğretmenlere dönüş var demektir bu. Türkiyede büyük değişim var bu açıdan. Katkımız olduysa ne mutlu bize diyeceğim ama zaten bu milleti uyandıran biziz ve bizim gibi bazı kimseler. internet ortamı sağ olsun. Birileri yine 28 şubat dönemlerindeki gibi harekete geçerek adam harcama işlerine girişebilirmi acaba? Yok sanmıyorum. Devir değişti artık nede olsa başımızda10 senedir bu milletin inançlarına ters düşmeyen onların inançlarıyla uğraşmayan inançları sebebiyle hiçkimseyi dışlamayan bir hükümet var.

  150. Çerkez Ethem said

    Kuvayı Milliye Kumandanı olan ve 1919-20 döneminde işgalci Yunan askeri birliklerine batı Anadoluda neredeyse kök söktüren Çerkez Ethem meselesine bakıyorum kitaptan. Mustafa Kemal Paşa Kuvayı milliyeyi tamamen dağıtarak milli kuvvetlere katmak istiyor. Çerkez Ethemde tam bir güvensizlik var. Yozgat isyanının bastırılması sırasında uğradığı bir suikastten sağ kurtulduğu için tekrar suikasta uğrarım yada idam edilerek öldürülürüm korkusuyla kendisine Ankara hükümeti tarafından yapılan bütün olumlu teklifleri reddedip kuvvetlerini bir türlü dağıtmıyor. Üzerine İsmet paşanın komutasındaki düzenli birlikler gönderiliyor. Adam Türk askerlerine silah çekmemek adına geri çekilerek kuvvetlerini düzenli orduyla savaştırmıyor. Kuvvetlerini batı tarafındanda Yunan askeri kuvvetleri çevirmiş olduğundan iki ateş arasında kalmış. Kuvvetlerini dağıtarak idam edilmekten yada öldürülmekten korktuğu için Ankara Hükümetinin birliklerine değilde Yunan askeri kuvvetlerine teslim oluyor. Ardından Ankara hükümeti tarafından adı vatan hainine çıkartılıyor. Talihe bakın sanki herkes birlik olmuşta Ankara hükümetinin iyiliği ve istikbali için çalışıyor. Şimdilerde pekçok tarihçi Çerkez Ethemin gerçekte vatan haini olmadığını savunuyorlar.

  151. analiz said

    Bazı yorumlar sanki bana yeter artık sende yazma başın büyük belaya girecek diyen cinsten sanki. İyide zaten herşeyi yazmışız. Yazacak hiçbir şey kalmadı. Koruma kanunları yanlış. Kaldırılması gerekir. suçsuz günahsız insanların mağdur edilmesinden başka hiçbir işe yaramıyor. Devlete haksızlık yapmak yakışmaz. Teröre her türlü illegal yapılanmalara destek vermeyen düşüncelerin her türlüsü serbest bırakılması lazım. İnsanda dokunulmazlık ilahlaştırma olmaz. Dokunulmazlığın olduğu yerde yanlış giden saklanan bazı şeylerin saklanan gizlenen bazı gerçeklerin olduğu sonucu kendiliğinden ortaya çıkar. Durum bu kadar açıktır. Hükümetimizin meclisimizin acilen haksızlık yaratan bu konuya bir el atması lazımdır. Olaylar tarih olup bitmiş. Koruma kanunlarının insanlara haksızlık yapıyor olmasından başka hiçbir anlamı kalmamıştır. Zatende herkes herşeyi biliyor artık. Knunu gereksiz kılanda bu durumdur.

  152. Eskiyen deyim said

    İlkokullarda öğrenim gören çocuklara genellikle Mustafa Kemal Atatürkün ömrü hayatı boyunca hiç evlenmediği öğretilir genellikle öğretmenleri tarafından. Tabiiki öğrencinin biriside merak ederek sorar öğretmenine. ‘Öğretmenim Atatürk neden hiç evlenmedi?’ diye. Öğretmeni cevap verir. ‘Büyük atamız kendisini bu millete bu vatana adadı. Hep bizleri ve bu ülkeyi düşündüğü için hiç evlenmedi. Hep bu vatan için bizlerin geleceği için çalıştı çabaladı durdu. O sebeplede evlenemedi’ diye. Çocukları kandıran masumane bir cevaptır tabiiki bu. (Oysa Atatürk evlenmiştirde evliliği kısa sürmüştür. 5 Ağustos 1925 te bitmiştir.) İyide zaten yakın tarihimizi anlatan resmi tarihi ideolojimizde çocuk kandırır gibi yetişkinleri kandıran cinsten değilmidirki? Hepimiz kanmıyormuyuz o resmi tarih masallarına. Mecburen kanıyoruz. Devlet zoruyla kanmak zorunda bırakılıyoruz çoğu zaman. Zor durumlara düşmemek, sistem tarafından dışlanmamak ve boşuboşuna cezalandırılmamak adına.
    Yakın yıllarda Fikriye hanım ve Latife Uşaklıgilin Atatürk ile olan yaşam hikayelerini konu alan bir kitap yayınlanmıştı. Tiyatro ve televizyon Sanatçısı Seray Sever bu kitap gündeme geldiğinde duymuş olacakki Atatürk için ‘Vaybe Ata iki kadını birden idare ediyormuş’ deyivermiş televizyonda. Senmisin bunu söyleyen Cumhuriyet savcıları hemen harekete geçerek kendisi hakkında yasal takibata başladılar. Soruşturma açıldı kendisi hakkında. Anlaşılan Seray hanım duymamış ‘Atatürke dokunma çarpılırsın’ sözünü.
    Ben çocukken gizliden gizliye ancak sıklıkla söylenen muhtemelende uydurma olan bir söz vardı. ‘Atatürkle Latife 25 kuruşa boşandılar’ diye. Bu söz bazen ‘Latife hanım Atatürkü 25 kuruşa boşadı.’ şeklindede dillendirilirdi. Kaybolup gitti bu söz zamanla her nedense. Duyulamaz oldu pek kimse tarafından son yıllarda.

  153. Zayıf nokta said

    Mustafa Kemal Atatürkü askeri deha. Çok başarılı bir lider. Üstün bir devlet adamı. Ulaşılmaz bir kariyer olarak görenler onun en basit şey olan aile hayatında bile ne kadar başarısız birisi olduğunu her nedense hep gözden kaçırırlar. Nikahsız yaşadığı Zeynep Fikriye hanımla 1924 yılının ilkbaharında yaşanan tatsız bir şekilde ölümle sonuçlanan olay, nikahlı yaşadığı eşi Latife hanım ile sorunlar yaşanıp düzene sokulamadığı için bin güne bile ulaşamayan 2.5 yılda kesin ayrılıkla sonuçlanan evlilikleri, Evli iken iki arada yaşanan şiddetli geçimsizlikler. Kimileri bu durumu ikisi arasindaki büyük yaş farkına bağlasada Atanın Latife hanımdan sonra bir daha hiç evlenmemiş olması evlilik kurumunu başasıyla sürdüremediğininde bir göstergesi olsa gerektir. Kimiside bu durumu onun hastalığına bağlar.
    Malum ünlü şair Nazım Hikmet Ran ünü Türkiyenin yanısıra bütün Avrupaya ve ön asyaya yayılmış önemli bir isimdir. Mezarıda Moskovadadır. Birara mezarının Türkiyeye taşınması yönündeki tartışmalar sürerken konu çocuğu Mehmet Nazıma danışılmıştı. Umursamadı bile. Onun kendi ailesine çocuğuna sahip çıkmayan sorumsuz birisi olduğunu söyledi. Nazım Hikmette defalarca evlenmiş boşanmış birisi idi. Yani usta şair evlilik hayatında çok başarısız biriydi. Aslında bir kimsenin aile hayatında başarısızlık varsa aslında gerisi pekde önemli değildir pek çok kimse için.

  154. M.K.vefat 35 said

    Mustafa Kemal gerçekte 1935 te ölmüş. Şimdi ammada saçmaladın ha diyebilirsiniz. Hemen ispat edebilirim. Bu tesbiti yapan tarihçi Mustafa Armağan. Malum ya 1934 yılının 28 kasımında Mustafa Kemal paşa Atatürk soyadını alıyor. Kendisi hemen 1935 te herhalde sabatayist kökenli olduğu için İslam peygamberi Hazreti Muhammet Mustafa(asm)ya ait olan Mustafa adını beyenmiyor ve tamamen terk ediyor. Kemal adınıda başka bir anlam taşıyan Kamal olarak değiştiriyor. Adı Kamal Atatürk oluyor. Böylece Mustafa Kemal adı daha 1935 te Atatürk kendisi hayattayken tamamen ölüyor. Halbuki kimi tarihçilere göre Atatürkün Mustafa adı peygamberimize adaş olsun diye değil 15. yüzyılın başlarında Osmanlı devletine isyan eden Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettinin adamlarından Börklüce Mustafaya, Kemal adıda diğer adamı Torlak Kemale adaş olsun düşüncesiyle konmuştu.

  155. Balon gündem said

    Yazılmış olan hemen hemen bütün bilgiler bir araya toplandı. Türkiyemi yıkıldı? Hayır. Atayı seven yine sevecek. Hiçbirşey değişmeyecek. Bundan evvelinde olduğu gibi. Tabular yıkılsın. Hiçbirşeyin gizli saklı kalmasına gerek yok. Bilinsin zararı. Arada yalan yanlış bilgiler varsa elinde karşı bilgiler olanlar koyar ortaya çürütür. Biz asla Atatürkün yada doğrunun düşmanı değiliz. Yanlış bilgilere ulaşmışsak düzeltiriz. Ancak kaynaklı bilgidir bunlar. Uydurma değil.
    Türkiye çok büyük bir devlet. Türkiyenin kurulması büyük bir iş. Gerisi bilinsede bilinmesede detaydır.

  156. geçiş süreci said

    Bir tanıdığım var. Çok eskiden Mustafa Kemal Atatürkle ilgili basit bir sebepten olayın fitneci düşmanları tarafından büyütülmesi sebebiyle cezaevine düşmüştü. Bir süre yatıp çıktı. Seneler sonra yurt dışına çıkacak. Kontrolde Atatürke (sözüm ona) hakaretten cezaevinde yattığı ortaya çıkıyor. Ulan diyorlar adam öldürsen bundan iyidi. Akıllı ol aslanım bulaşacak başka birini bulamadınmı. Atatürke bulaşmak yangının üzerine benzinle gitmektir. Sadece kendini yakarsın. Türkiyede tecrit edilmek istiyorsan yada hapis yatacağım diyorsan gidip Atatürke bulaşacaksın. Asla affetmezler hemen yatırırlar. Çıkıştada muhtemelen çoğu kapılar otomatiman duvar olur. Onun için diyor çarpılırsın diye Ümit Otakli. Var adamcağızın bildiği birşeyler.

  157. geçiş süreci said

    1914 yazında Birinci dünya savaşı başladığında Osmanlı devlet adamları birazda Boğazlarda ve doğu Anadoluda gözü olan Rusyaya karşı kendini garanti altına alabilmek için İngilterenin yada o zamanki adıyla Büyük Britanya imparatorluğunun ve Fransanın yer aldığı tarafta savaşa girmek ister. Ancak reddedilirler. Bu ülkelerin temsilcileri açık açık Osmanlı temsilcilerinin yüzüne bizim sizinle ilgili başka planlarımız var diyerek Osmanlı devletini Almanyayla ittifak olmaya iterler. Ardından aynı yılın sonbaharında Osmanlı devleti Rusyanın ve müttefiklerinin üzerimizdeki emelleri sebebiyle bizim için kaçınılmaz olan bu savaşa girer. Ancak muhtemelen içerideki kimi işbirlikçilerininde yardımlarıyla Osmanlı devletinin üzerindeki bütün emellerine ulaşır bu devletler. Sudan, Yemen, Arabistan, bugünkü Ürdün, Filistin, Lübnan, Suriye, Irak vs. hepsi birden elden çıkar. Ekim 1918 deki Mondros Mütarekesinin sonrasında gerçekleşen Osmanlı devletinin Anadolu ve Trakya topraklarının işgali ise Osmanlıyı kaldırıp bu topraklara yeni batı sistemini getirmek yeni bir devlet düzenine geçilmek için yapılmıştır. O sebeple bizim geçmişimiz olan Osmanlı devletini ve hükümdarını vatan haini olarak göstermeye hakkımız olmadığı gibi hiç kimseyide olduğundan yüz misli büyük göstermeninde hiçbir anlamı yoktur. Ortada 1922 sonbaharında Osmanlının tasfiyesi 1923 te yeni Türkiyenin kuruluş süreci vardır. Birde bu süreçte batı ülkeleri tarafından kullanılıp Batı Anadoluya çıkarılan Anadoluda tepelenip gerisingeriye kovulup atılan Küçük Yunanistan vardır. Peki Cumhuriyet ne? Oda bizimdir. Bu iki dönem arada birbirini hain ilan etmeden geçiş süreci olarak ele alınmalı geçmişimizin bir bölümü olan Osmanlının çöküş yılları ile Cumhuriyete geçiş dönemi barıştırılmalıdır.

  158. ayıp said

    Neler yapmadıkki bu millet için
    Kimimiz öldük. kimimiz nutuk söyledik.
    Aynen böyle demiş Orhan Veli Kanık (1914-1950) doğru söylememişmi. Bir sürü şehitler vermişiz savaş meydanlarında. Yüzbinler kara toprağa, uyanıklar koltuklara.
    Ben bu vatanın bir bireyiyim. Bu vatan bu ülke beni assada kessede ben bu vatana hayinlik edecek değilim ama el insaf yazdıklarımız yaşanmamışmıda birileri takibata alıyor. Ya ben sıradan tarih meraklısı bir vatandaşım. Araştırma merakım var. Birilerini araştırıyoruz. Deştikçe kötü kötü kokular geliyor burnumuza. Olay bu. Birileri birilerinin ayıplarını örtemedikçe bendenmi çıkaracak hırsını. Benden başka en az yüz hatta kaç yüz yerde yazıyor bu tarihi olaylar. Biz bir tarafımızdan uydurup yazmıyoruz bu yazıları. İnternette var bunlar. Birileri korkuyor rahatsız oluyorsa bizde yazmayız olur biter. Hadi iyi günler.

  159. İsmail said

    Bugün Gebzenin kurtuluşunun 90. yıl dönümü. Aslında mart 1922 de çekilmiş ingilizler. Tarafsız ve silahsız bölge olmuş. Ama Türk askeri 12 ekimde girmiş ya. Kurtuluş o gün sayılıyor. Tümgeneral Sakallı Nurettin paşanın birlikleri girmiş Gebzeye. O zamanları hatırlayan hiç kimse kalmasada. İlgide gösteren yok kurtuluş törenlerine çok az vatandaş seyirlik olarak bakıyor. Zaten insanımız tarih nedir bilmiyor.

  160. gizli görüşme said

    Enver Paşa’nın Kurtuluş Savaşı sürerken İngilizler’le üç ayrı gizli görüşme yaptığı belgelendi. İngiliz istihbarat raporlarına göre, Türkiye’nin bağımsızlığının tanınması karşılığında İngiltere’ye Bolşevikler ile işbirliğinden vazgeçmeyi öneren Enver Paşa, ‘Anlaşma olursa Mustafa Kemal lider olabilir’ diyor.
    İTTİHAT ve Terakki Cemiyeti’nin kurucu önderi Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın dönemin İngiliz Savunma Bakanı Winston Churchill’in bilgisi dahilinde İngiliz İstihbarat Binbaşısı Ivor Hadley ile Berlin’de üç kez gizlice görüştüğü ortaya çıktı. İngiliz isthbarat raporlarına göre, 88 yıl önce yapılan görüşmelerde, Enver Paşa, İngiltere’ye açıkça Türkiye’nin bağımsızlığının tanınması için teklif götürüyor. Mustafa Kemal’in tekliften haberi olup olmadığı sorusuna ise Enver Paşa, ‘Aramız çok iyi. Benim altımda çalışabileceğini söyledi. Lider olabilir’ yanıtını veriyor.
    ONUNLA ARAMIZ ÇOK İYİ TÜRK Tarih Kurumu’nda yürütülen bir proje kapsamında 2004-2009 yılları arasında ABD, İngiltere ve Alman milli arşivlerinde incelemeler yapan Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Bülent Özdemir, İngiliz istihbarat raporlarına ulaşmayı başardı.
    İngiltere Savaş Bakanlığı, belgeleri ve istihbarat raporlarının yer aldığı, ‘War Oficce’de incelemeler yapan Doç. Özdemir, Enver Paşa’nın İngiliz istihbarat subayı Ivor Hadley ile 6 Ocak 1920, 16 Ocak 1920 ve 24 Şubat 1920 tarihlerinde Berlin’de bir araya geldiğini ortaya çıkardı.
    İstihbarat raporlarına göre, Enver Paşa, İngiliz subayın ‘Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Mustafa Kemal sizi ciddiye alacak mı’ sorusuna şu yanıtı veriyor: ‘Mustafa’yla aramız iyi. Mustafa, imkanlar dahilinde İngiltere ile anlaşabileceğini ve gerekirse benim altımda sıradan bir subay olarak çalışabileceğini söylüyor. Eğer bir anlaşma olacaksa İngiltere’nin Mustafa Kemal’i bir lider olarak tanımasında benim açımdan bir sakınca yoktur. Önemli değil, lider Mustafa Kemal olsun.
    MEÇHUL KADIN ARACI İNGİLİZ arşivlerine göre, ilk görüşme Enver Paşa’nın eşi Naciye Hanım ve 3 yaşındaki kızı Türkan’ı İngiltere üzerinden getirdiği Almanya’daki, ‘17 Knausstasse Grunewold-Berlin’ adresinde gerçekleşti. 6 Ocak 1920’de kimliği belirsiz bir kadın, İstihbarat Binbaşısı İvor Hadley’i, telefonla arayarak ‘Enver Paşa ile görüşmek ister misiniz?’ diye sordu. İstihbaratçı bu telefona, ‘O meşhur Enver Paşa mı?’ diye karşılık verip görüşmeyi kabul etti.
    İSTANBUL BiRiNCi GÖRÜŞME 6 OCAK 1920 Vatansever olduğunu söyleyerek işbirliği önerdi
    İstihbarat Binbaşı Hadley, İngiliz Savaş Bakanlığı kayıtlarına da giren ilk görüşmeyi şöyle anlatıyor: ‘Enver Paşa söze bir vatansever olduğunu söyleyerek başladı. Savaşın kaybedildiğini, bir asker olarak bunu kabullendiğini ve Türkiye’nin gerçek dost olarak İngiltere’yi gördüğünü söyleyerek, gizli bir işbirliği teklif etti.’
    Hadley, Enver Paşa’nın görüşmede kendisine, ‘Eğer Türkiye ile bir işbirliği yaparsanız İngiltere’nin Mısır’da ve diğer Müslüman doğu ülkelerinde (Özellikle Hindistan-Afganistan) yaşadığı sorunların çözümü konusunda bizzat çalışarak nüfuzunu kullanacağını, ve bu teklifin doğrudan Savunma Bakanı Wınston Churchill’e iletilmesini istediğini’ söylüyor. Binbaşı Hadley, ‘Londra’ya gidip bunları Churchill’e anlattım. O da o sırada Paris Barış Görüşmeleri’nde olan Başbakan Lord Crouzon’a gönderdi’ diye de ekliyor.
    iKiNCi GÖRÜŞME 16 OCAK 1920 Enver Paşa ‘Profesör Ali’ takma adını kullanıyordu
    HADLEY: Churcill’in bilgisiyle 16 Ocak 1920’de Berlin’deki adreste ‘Profesör Ali’ takma adını kullanan Enver Paşa ile ikinci kez görüştük. ‘Mustafa Kemal sizi ciddiye alacak mı?’ diye sordum.
    Enver Paşa da ‘Mustafa, imkanlar dahilinde İngiltere ile anlaşabileceğini, gerekirse benim altımda sıradan bir subay olarak çalışabileceğini söylüyor. Anlaşma olacaksa İngiltere’nin Mustafa Kemal’i lider olarak tanımasında benim açımdan bir sakınca yoktur. Lider Mustafa Kemal olsun’ dedi.
    ÜÇÜNCÜ GÖRÜŞME 24 ŞUBAT 1920 Bağımsız Türkiye’ye karşılık Bolşevikler
    ‘ENVER Paşa, 24 Şubat 1920’de acil görüşme talebinde bulundu. Bu görüşmede Enver Paşa, anlaşma halinde;
    1- Bolşevikler’in Kafkasya yoluyla İran’a kadar gitmesini engelleyeceğim.
    2- Afganistan ve İran’da İngiliz karşıtlığının ortadan kalkması için çalışacağım.
    3- Mısır’a belli oranda bağımsızlık verilirse, ‘Oradaki milliyetçilere İngiltere ile yakın ilişkide çalışın’ telkinlerinde bulunacağını söyledi. Enver Paşa, bunları tam bağımsız yeni bir Türkiye karşılığında yapabileceğini ifade etti.’
    İngilizler’e blöf yaptı
    Doç. Bülent Özdemir (Balıkesir Ünv.): Bütün bu gelişmeler, Enver Paşa’nın öncelikle İngiltere ile anlaşmak istediğini, Sovyet hükümeti ile yapacağı görüşmelerin daha çok B planı olduğunu ve yine Sovyet Rusya’nın opsiyonunu İngiltere’ye karşı bir blöf olarak kullandığını gösteriyor.
    Mustafa Armağan (Tarihçi-yazar): Almanlar’la görüşmelerini biliyoruz. Ruslar’la görüşmeleri yayımlandı. Atatürk’le ilgili sözlerini açıkcası hiç duymamıştım.
    Doç. Hakan Kırımlı (Bilkent Ünv.): Kesinlikle böyle bir görüşme olmuştur. Enver Paşa’nın o dönemdeki yazışmaları bağlamında bakılınca bu görüşme gerçektir.

  161. Kim kurtarmış said

    Mustafa Kemal Paşaya Kurtuluş Savaşı sonrasında soruyorlar ‘Bu vatanı nasıl Kurtardınız paşam’ diye
    ‘Bu vatanı Türkün kendi kanı kurtarmıştır.’ cevabını veriyor. Bu sözden okuyan istediği anlamı çıkartsın.

  162. anlatı said

    Bir arkadaşım anlattı geçenlerde. Bir dükkanda oturuyorlarmış orta yaş gurubundan bir kaç kişi beraberce. Laf dönüp dolaşıp mevzu gelmiş bir ara Atatürkten açılmış. İçlerinden biri boşboğazın teki her halde
    -Atatürk kim olaki bu milletin askerlerine Çanakkalede ölmeyi emredecek. demiş.
    Yanındakide çok sıkı bir Atatürkçü çıkmasınmı? gürleyivermiş birdenbire.
    -Ne diyorsun sen arkadaş. Atatürk olmasaydı anamızı Yunan nenemizi, İngiliz, teyzemizi Fransız, halamızı İtalyan becerecekti diye.
    Herkesi herkese pay edivermiş hemencikin ayrı ayrı işgalci milletlere. İlk sözü söyleyen şahıs bakmış olaylar büyüyecek içinden çıkılamaz bir hale gelecek. Neticede karakollukta olmak var ya işin sonunda, cezaevlerine düşüp aylar yada seneler boyunca yatmak boşuboşuna dam altlarında süründürülmek ömür çürüttürülmek falan. iyi niyetli arkadaşlarınında tavsiyesiyle hemen kaçıp gitmiş uzaklaşmış olay yerinden.
    Çanakkale savaşları 2 yada 3 ay eksiğiyle 97 seneyi bulmuş, Kurtuluş savaşı biteli ay farkıyla 90 seneyi aşmış. Ozamandan bu zamana kalabilen insan sayısı bir kaç bini geçmezken. Ülkede o zamanları hatırlayabilen hiç kimse kalmamışken, Mustafa Kemal Atatürk kendiside öleli bir ay eksiğiyle 74 yıl yani bir ömür olmuşken bu işlerin fitnesi halen daha neden sürüyor, neden sürdürülüyor anlaşılır gibi değil.
    Olayı anlatan arkadaşa gelince sonrasında banada tavsiyede bulundu sıkı sıkıya ‘boş ver sen bu Atatürkü, Vahdettini araştırma işlerini’ diye. Doğru söze ne denir. Bizde hak verdik adamın sözüne.

  163. Kemalizm said

    19 mayıs 1919. Mustafa Kemal Paşanın Samsuna çıktığı tarih. Öyle bir tarihtirki bu Türk tarihinde Anadolunun Türklere açıldığı 1040 ta kazanılan Dandanakandan, 1071 de kazanılan Malazgirt zaferinden, 1396 da Haçlıları yendiğimiz Niğbolu zaferinden, Balkanlarda kökleştiğimiz 1389, 1448 Kosova zaferlerinden, Fatih Sultan Mehmedin 1453 te İstanbulu fethetmesinden, 1514 te Çaldıran 1526 da Mohaç Meydan savaşlarından üstün tutulmuştur. Üstelik Osmanlı tarihinde 1600-1700 ve 1800 lü yıllara ait daha pek çok zafer vardır. Bunların hiçbirisinin kutlaması yapılmazda 19 mayıs 1919 da Atatürk Samsuna ayak basmış o bayram olarak kutlanır. Bu olay Bin yıllık Türk islam tarihinden daha üstün tutulur her nedense. Önemsiz görülür bu olay pek çok çevre tarafından özellikle Ak parti gereksiz gördüğünden böyle bir bayramı kaldırtmak bile istemiş ya malum CHPliler ve sabetaycı çevreler bu duruma engel olmasını bilmişlerdir.
    Peki ne önemi vardır 19 mayısın bunu açıklayayımda herkes anlasın. Mustafa Kemal Paşa sözüm ona Türklük adına ama sabetaycıların güdümünde olacak olan bir devlet ele geçirme yada yeni bir devlet kurabilme heveslisi biridir. Ne yapacak ne edecek bir devletin başı olup adını tarihe yazdıracak. Hemde herkesten büyük olacak şekilde. Herkesten büyük olamazda o çevreler zorbalıkla paşayı herkesten büyük göstermesini bilirler. Malum ya Samsuna çıkışla başlayan Kurtuluş savaşının ardından Yunan ordusu kovulunca Osmanlı devletide tasfiye edilip önce padişah ardından halife ve Osmanlı soyu ülkelerinden kovulup gittiler. Mustafa Kemal Paşa kendi ismini İslam peygamberi Hazreti Muhammed (asm)nin bile önüne geçirmek istiyor adıda en az onunki gibi büyüsün istiyordu. Bu sebeple 1919 daki Samsuna çıkış olayınıda peygamberimizin hicret olayına benzeterek kendisini yeni bir devlete ve o devletinde başkanlığına götüren bir adım olarak gördü. Malum ya peygamber efendimizde 622 deki hicret olayıyla ilk defa bir islam devletinin temellerini atmıştı. Ona benzetmedir bu olay. Ama her nedense yeni kurulan kurulan bu devlette islamın bütün hükümleri devlet yönetiminden kaldırılacak. Mustafa Kemal 1924 te yeni kurulan Kemalizm yapılanmasının kimine göre ise dininin peygamberi olarak ilan edilecektir. Sabetaycılarda müritleri, askerleri, bağımlıları kısaca her şeyi. Bütün bunlar Samsuna çıkış ile gerçekleştirilebilen olaylardır. Bunun için Samsuna çıkış çok önemlidir. Bu sebep ile peygamber efendimizin hicret olayıyla eş değer tutulur. Ancak her nedense yeni takvim 19 mayıs 1919 dan başlatılamamış 1926 da Hıristiyan dünyasının Miladi takvimi esas alınmıştır. Galiba bu konuda birazcık açık verilmiştir. Sonrasında Kemalizm dinininde pekde tutturulamayacağı anlaşılınca oda geçen zaman içinde milli bir kimliğe büründürüldü zaten.

  164. İşbilir said

    Sultan Vahdettin Mustafa Kemal Paşayı 16 mayıs 1919 tarihinde ‘Bundan evvel yaptıkların tarihe yazılmıştır, ancak asıl bundan sonra yapacakların önemlidir. Paşa paşa memleketi kurtarabilirsin.’ diyerek Bandırma vapuruyla İstanbuldan Samsuna Kurtuluş Savaşını başlatmak için yolcu etmişti. Bunu Mustafa Kemal Paşa kendi anılarında anlatıyor. Ama başka bir anısındada ‘Beni anadolunun uçsuz bucaksız karanlıklarında kaybolup (yada boğulup) gitsin diye Samsuna gönderdi.’ anlamına gelen açıklamayı yapmayıda ihmal etmiyor. Şartlar kendi lehine dönerdönmez daha bu yönde yakaladığı ilk fırsatta kendisine verilen bütün destekleri ve yapılan bütün yardımları görmemezlikten gelerek padişahtan ve İstanbul hükümetinden dirsek çeviriyor. İstanbul Hükümetinin ve padişahın aleyhinde olacak şekilde çok ağır sözler konuşmaya başlıyor. Şartlara göre hareket ediyor ve yer ve zamana göre kendi işine geldiği gibi hareket ederek yine şartlara göre kendi işine geldiği gibi açıklamalarda bulunuyor.

  165. Neymiş said

    Dünya Rabbi ATATÜRK’ümüzün Alpha Centauri’den Planetimize geri transferine; olabilir ya da olamaz diyebilirsiniz. Tasavvurlar ötesindeki muhteşem ATATÜRK gerçeği hakkında fikir sahibi olmak isterseniz
    —–
    işte süper akıllının biri yazmış bunu aşağılarda bir yere. Kendisi de söylediği o sözlere inandığından falan değil Mustafa Kemal Atatürke ilahlaştıracak kadar yağcılık yapılmasının başka başka sebepleri var. İstanbulun ve Darıca Bayramoğlunun sosyete takımına hitap etmeye çalışan 90 lık sahte peygamberin müridlerinden biri. Şimdi bu Atatürkçülükmü yoksa Atatürkün adını kullanarak islamiyeti ve peygamberimizi rahatlıkla yalanlayabilme ve kendi yanlış fikirlerini yaymaya çalışmanın çabasımı okuyanlar karar versin buna. Yaydıkları bir söylentiye göre 2014 te kıyamet kopacakmış. Yok daha neler. Reklam yapmamak adına daha fazla bilgi vermemeyi uygun buldum. Neyse bunlara fazlada bulaşmaya gelmez.

  166. Sistem meselesi said

    Galiba bundan yaklaşık 15 yada 16 sene evvelinde dedesinin Gebze yöresindeki Kurtuluş savaşı anılarını anlatarak böylece çevresine övünen çok Atatürkçü bir şahısla tanımıştım. Sordum Atatürk ‘Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunanlıları yendi değilmi?’ ‘Evet yendi.’ dedi. Peki dedim daha çok sayıda işgalci vardı onlarıda yendimi? Mesela yarım dünya İngilizi, Fransızı, ABDliyi, İtalyanları, Japonları, Anzakları ve sömürge güçlerini falan.’ Dürüst adam ‘Onlarla savaşmadık bile’ dedi. Bende taşı gediğine koydum. ‘O zaman Mustafa Kemal Paşayı onlar getirmiş olmuyorlarmı başımıza.’ ‘Biraz öyle oluyor.’ dedi. ‘Onlar Mustafa Kemal Paşayı başımıza getirip öyle gittiler değilmi bu topraklardan. Yani Mustafa Kemal Paşa hiç dünyaya gelmemiş olsaydı muhtemelen bu ülkeden bir başka paşa başımıza Atatürk yapılacaktı doğrumu?’ dedim ‘Aslında öyle durum öyle gözüküyor.’ cevabını verdi.
    Buradan aslında yaşanan olayların kişi meselesinden çok sistem meselesi sebebiyle gerçekleştiği sonucu ortaya çıkıyor. Yani biz bu kadar çok yazıyı bir bunu anlatmak için mi yazdık şimdi. Durum öyle gözüküyor.

  167. vahdettin said

    Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Nisan 1920’de, yani 23 Nisan’ın hemen ertesi günü TBMM gizli oturumunda Sultan Vahdettin’i temize çıkarmak için söylediklerini nereye koyacağız? İleride devam etmek üzere şimdilik birkaç satırına bakmaya ne dersiniz? (Özetlenmiş ve sadeleştirilmiştir):
    “Millet, Hilafet ve Saltanat makamının bağımsız ve tehlikeden uzak bulunmasını vicdanî bir emel saymıştır. Müslümanların Halifesi’nin bundan başka bir şey düşünmesi mümkün müdür? Ben şahsen hiçbir şey düşünmem. Hatta zât-ı şâhânenin ağzından işitsem bunun mutlaka zor ve baskı altında söylendiğine hükmederim.”
    Neler oluyor yahu?
    1920 Nisan’ında Vahdettin kendi ağzıyla, ‘Ben İngilizlerle çalışıyorum, kurtuluş murtuluş umrumda değil, işbirlikçinin tekiyim’ dese bile inanmam, bunun katiyen İngilizlerin silah zoruyla söylediğine hükmederim diyen ve sonradan ihanetinin belgeleri arasında sayılan fetvayı “sânia”, yani iftira ve hile olarak niteleyen Mustafa Kemal Paşa, 1 Kasım 1922’de “şuursuz ve idraksiz bir hain” olarak yaftalayacaktır onu. (tarihçi Mustafa Armağan)

  168. vahdettin said

    Mart 1920 de Gebzenin Kuşçalı köyündeki Yunus Nadi ile Mustafa Kemal paşanın telgraf haberleşmesi.
    Yunus Nadi 1-Giriştiğimiz cidali azameti izah ve tahsildn müstağnidir. Bütün cihan bize hasımdır. Dört taraftan mahsuruz. Bir telsiz telgrafa şiddetl ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyaç Ankarada şimdiye kadar derpiş edilmişmidir? 2-Evel ve ahar Cephemiz Yunan cephesinde hulasa olunacaktır ve fiili hasım olarak karşımızda bugün Yunanlılar vardır. Yarın yine onlar olacağı gibi, Binaenaleyh bu cepheye karşın tedabiri lazıme alınmışmıdır? alınıyormu? 3- Yunan Cephesini dikkate almanın belli başlı amili silah ve mühimmat tedariki şeklinde tecelli edebilir. Bunun için ne yaptık, ne yapıyoruz ve ne yapmayı düşünüyoruz? Bu noktalar hakkında tenvir buyurmaklığımı istirham ederim.
    Mustafa Kemal Paşadan cevap.1-Erzurumdaki telsizimiz üç günden beri Alman telsizi tebliğgatını almaya başlamıştır. 2-Yunan Cephesi daima nazarı dikkat önünde bulundurulmaktadır. 3-Silah ve mühümmatı ihmal etmiyoruz. Vaktı merhumunda kafi silah ve mühimmatımız olacak.
    —–
    Şimdi bu telgraf konuşmasının açılımını yapalım. Bütün dünya bize düşman ama sadece Yunanlılarla savaşılacak. Telsiz haberleşmesi silah temini nasıl olacak.
    CevapYunan Cephesi gözönünde bulundurulacak. Silah temini yapılacak.
    Bu işin tatbikatta nasıl olacağına bir bakalım. Osmanlı devletinin el konan silahları İngiltere, Fransa, İrlanda, İtalya vs. gibi ülkelerin imkanları kullanılarak Kemalistler eliyle Ankaraya taşınacak. Rusyada Kemalistlere müttefik olacak. Osmanlının haberleşme sistemi Kemalistlerin hizmetinde olacak. Yunan zaten büyük işgalcilerin emri altında. Kontrollü bir savaşla Yunan Batı Anadoludan ve sonrada Trakyadan atılarak ardından Osmanlı tasfiye edilip sabatayist ağırlıklı olarak yeni Türkiye kurulacak. Diğer işgalcilerde işleri bittiği için Lozandan sonra ülkelerine dönecek. Böylece onlarda yenilmiş sayılacak. İşte dünyayı yenen sarı paşa Mustafa Kemalin efsanesi böylece yaratılmış olacak. Aksini söyleyenin hayatı söndürülür olur biter.

  169. vahdettin said

    Bizi Mondros Mütarekesinden sonra işgal eden İngilizlerin İstanbul ve Üsküdardaki cephaneliklerden Ankaraya Kuvayi Milliyeci güçlerle daha sonrada direkt Kemalist kuvvetlerle silah ve mühimmat yolladıklarını yazmıştık. Bunları İrlanda ve Fransa gemilerinin taşıdığındanda bahsetmiştik. Sovyet Rusyanın silah satışı ve silah yardımı yaptığını yazmıştık. Fransa Kemalist kuvvetlere top sattı demiştik. Sahih tarihde yazıyor. İtalyada Kurtuluş savaşı yıllarında Kemalist kuvvetlerle hiç çarpışmayıp bir silah bile patlatmadam Antalya yöresinden çekmişti kuvvetlerini. Yetmemiş Kemalist kuvvetlere silah yardımı yapmış. Yine İtalyan gemileride Kemalist kuvvetlere silah sevkiyatı yapmış. İş öyle olduktan sonra ne var küçücük Yunanistanı yenmeye. İngiltere, Fransa ve İtalya o işgali zaten Kemalist kuvvetleri getirmek için yaptı. Olan garip kalan Osmanlıya oldu. Vahdettinde hain olarak damgalandığınla Osmanoğullarıda gurbet ellerde süründürüldükleriyle kaldılar.

  170. vahdettin said

    Vatan haini değildi ama siyaseten bilgisizdi, yeteneksiz ve başarısızdı
    Böyle bir adam 1918 yılında, ağır şartların yaşandığı bir dönemde tahta çıktı.
    Evet… Ve Vahdettin’den çok şey bekleniyor. Vahdettin hain değildi ama siyaset, özellikle dünya siyasetini bilmeyen bir adamdı zaten. Ama Vahdettin’in tecrübesizliği kadar Osmanlı’nın da zaafları var. Siyaset bilmeyen birinin tahta çıkması onun vatan haini olduğunu göstermez. Çünkü padişahlara Osmanlı tebaası, toprakları bir mirastır. İnsan mirasına ihanet eder mi? Çiftlik sahibi kendi çiftliğinin yok olmasını bile bile ister mi? İstemez herhalde…
    O da istemiyor. Ama yeteneksiz, başarısız. Çevresindeki sözde siyaset bilenlerin oyuncağı oluyor. Oyuna getiriyorlar onu. Ve şartlar geliyor, geliyor… Vahdettin 17 Kasım 1922’de, yani bundan 85 yıl önce İngiliz Malaya gemisiyle Malta’ya kaçıyor. Ama Mustafa Kemal günler öncesinden Vahdettin’in kaçacağını biliyor.
    Atatürk, Vahdettin’in kaçacağını biliyordu, sarayda casusları vardı Nasıl biliyor?
    Çünkü sarayda bir casusu var! Vahdettin’in en yakınındaki kişilerden biri bu. Ama kim olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz Atatürk’ün o dönemde gazetelere yansıyan açıklamalarında söylediği, “Vahdettin’in kaçacağını günler öncesinden biliyordum” açıklaması… Atatürk Saray’daki gelişmelerden gün be gün haberdar. Neler oluyor, biliyor. İngiliz belgelerine de bu durum aynen yansımış.Padişah iddia edildiği gibi kaçarken yanında bir servet götürmüyor
    * Vahdettin söylendiği gibi sürgüne bir servet mi gitti?
    Hayır. Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılırken yanına oğlu Ertuğrul’u, hizmetlilerinin bir kısmını ve sultan aylığı olan 50 bin Osmanlı Lira’yı alıyor. Bu da o günün parasıyla 20 bin İngiliz Sterlini ediyor. Paranın bugünkü değeri ise yaklaşık 215 bin YTL. Ayrıca bu paranın tümü nakit de değil. Aralarında Fransız ve İngiliz bonoları var.
    Bu para bonolarla mı birlikte 20 bin lira ediyor?
    Evet. Zaten para da İstanbul Merkez Bankası’nda yatıyor. Ancak mevduat Londra’daki BTC Bank’a havale ediliyor. Belgelerde paranın nereden nereye aktarıldığı, hangi tarihlerde ne kadarı çekildiği belli. Bu para 1924 yılına kadar idare ediyor. İngilizler Vahdettin’i Malta’ya bıraktıktan sonra ‘bizden bu kadar’ diyor, gerisine karışmıyorlar. Vahdettin sonraki tüm yolculuklarının parasını, harcamalarını kendi cebinden yapıyor. Ve istediği zaman da parasını çekemiyor. İngiliz yetkililerden izin aldıktan sonra parça parça parasını çekebiliyor. Bonoları bozduruyor ve beş parasız kalıyor, sefil düşüyor. Zaten beş parasız kaldıktan sonra da gerek Vahdettin gerekse Osmanlı hanedanı için son çırpınışlar başlıyor.
    Atatürk, arkasından Saray’da sayım yaptırdı, arası iyi olsa yapar mıydı?
    Atatürk’ün Vahdettin için, ‘Namuslu adamdı, isteseydi giderken Topkapı Sarayı’nı götürürdü’ diye bir açıklama yaptığı iddia ediliyor.
    Gerek Atatürk’ün bu açıklamalarını gerekse Vahdettin’in Atatürk için, “O bir Osmanlı Paşası’ydı. Kimse onun hakkında kötü bir söz söyleyemez’türünde yaptığı iddia edilen açıklamaları gerçekçi bulmuyorum. Bunların tümü Atatürk ile Vahdettin’in arasını bulma çabaları. Gerçeği yansıtmıyor. Vahdettin kaçar kaçmaz Ankara hükümeti ne yapıyor? Ne yapıyor?
    Topkapı Sarayı’ndaki değerli hazinelere ve Kutsal Emanetler’e baktırıyor, sayımları yapılıyor. Acaba kaçırmış mı diye? Özellikle kutsal emanetlere Ankara Hükümeti büyük önem veriyor. Çünkü onlar bir bakıma halifeliğin simgesi.
    Padişah’ın kullandığı ifadeleri yazsam başım hakaretten belaya girer
    Yani siz son günlerin hakim görüşünün aksine Atatürk ile Vahdettin’in arasının kesinlikle iyi olmadığını söylüyorsunuz.
    Bakın, öyle belgeler var ki, ben kitaba koyamadım. Niçin biliyor musunuz? Vahdettin’in İngiliz yetkililerine yazdığı kimi mektuplarda Atatürk için küfre varacak kadar sözleri var. Ben bu belgeleri yazsam hakaretten mahkemeler yakama yapışır. Sadece Vahdettin’in bu tür mektupları olduğunu belirttim ama belgeleri kelimesi kelimesine yazmadım. Vahdettin Atatürk’e bir bakıma düşman. Çünkü onu tahtından indirdi, saltanatına son verdi. Zaten Atatürk de Nutuk’ta Vahdettin için, ‘sefil, aciz, anlayıştan yoksun, yaratık’ gibi kelimeleri kullanmış. Atatürk ile Vahdettin arasında en büyük çatışma birinin gelenekçi diğerinin yenilikçi olmasından kaynaklanıyor.
    “Tahttan geçici feragat ettim” demiş; “yine başa geçerim” umudu taşımış
    Peki Vahdettin kaçtıktan sonra kaderine razı mı oluyor yoksa tekrar bir gün İstanbul’a geri dönerim umudum taşıyor mu?
    Bakın burası çok önemli. Vahdettin son nefesini verene kadar tahtından vazgeçmiyor. Bir gün şartların olgunlaşacağını ve saltanatının başına geçeçiğini umut ediyor. 1923 yılında Hicaz’da Mekke Beyanname’sini açıklıyor. Orada diyor ki: “Akıllı ve münevver kimseler fiilen, irsen ve istihkâken hilafet ve saltanat makamında bulunan (ki bu dünyadaki en büyük ve en ehemmiyetli makamdır) bir sultanın vatana hıyanet etme emel ve hırsına kapılmasını nasıl izah edebilirler? Bu makamın ve özellikle hilafetin şeref ve haysiyetini muhafaza etmek için tahtımı muvakkaten (geçici olarak) terk ettim, refah ve rahatımı bir kenara attım.’
    Yıllarca Ankara’dan “Genel Af” beklemiş mallarının iade edileceğini düşünmüş
    Geçici olarak…Evet aynen öyle diyor. Ve ekliyor: ‘Saltanattan ve vatandan ayrılmamın sebebi uyguladığım siyasetin hesaba çekilmesinden korktuğum için değil, canımı, şerefimi kurtarmak içindir. Güç yetiştirilmeyecek şeylerden uzak durmak peygamberimizin sünnetidir.’Peygamber sünneti derken?
    Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret etmesine atıfta bulunuyor. Vahdettin açıklamasında, hilâfet meselesinde Ankara ve İstanbul’un almış olduğu kararı hiçbir surette kabul etmiyor. ‘Aziz vatanına avdet edinceye kadar Hicaz’da kalacağını’ beyan ediyor ve tahtını geçici olarak terk ettiğini söylüyor. Sultan Vahdettin aynı zamanda genel bir af ilanının kısa bir süre içerisinde gerçekleşeceğine, kendi adının da söz konusu listenin başında yer alacağına ve bu af dolayısıyla Lozan Antlaşması’na uygun olarak Türkiye’de Ankara Hükümeti tarafından müsadere edilen malların kendisine tekrar iade edileceğine inanıyor. (Sahih tarih)

  171. siyonist oyunu said

    Biz çocukluktan gençliğe hatta orta yaşa kadar kısaca birkaç yıl öncesine kadar Mustafa Kemal paşa için bütün kitaplar ondan Ulu Önder Atatürk diye bahsederdi. Fotoğraf albümleri kitaplaştırılır. Neredeyse söylediği her söze büyük anlamlar yüklenir. Sıradan sözleri bile özleri tarihi vecize sayılırdı. Ancak çok kişiden duyardık. Ulu önder demeyin Ulu sözü Yüce anlamındadır ve Yüce Allahın şanı için kullanılır diye. Allaha eş koşmak sayılır. Din iman sakata girer. Büyük günahtır derlerdi. Gelde bu durumu bir Kemaliste anlat anlatabilirsen. Gazeteci Emre Aköz yazmış geçenlerde sabah gazetesindeki köşesinde Ulu önder Atatürk gitti Gazi Mustafa Kemal Paşa geldi diye. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan bu şekilde hitap ediyormuş. Yani artık nerdeyse ilahlaştırılan bir lider gidiyor tarihi bir şahsiyet geliyor demektir bu. Haşa ilahlaştırılan kutsallaştırılan Atatürkten tekrar insanlaştırılan tarihi şahsiyet Mustafa Kemal Paşaya dönüştür bunun adı. Bence iyide yapılıyor.

  172. siyonist oyunu said

    Birileri Müslüman Araplar birinci dünya savaşı sırasında Osmanlı devletine ihanet etti diyormuş. kim diyormuş o sözü içimizdeki gizli yahudilerden olup müslüman gibi gözüken kimi sabatayistlermi. İnanmayın siz onlara onlar hep öyle derler zaten. Eminin Osmanlı devletinin son dönemlerinde askeri kışlalardan camileride müslüman araplar zorla çıkarttırmıştır. Gidin sabatayistlere sorun hemen onuda arapların üzerine atsınlar. Zaten Sultan Vahdettinide İstanbuldan Müslüman araplar kovdurmuştur. Halifeliğide onlar kaldırtmış olabilirmi acaba. 1925-28 döneminde Şapka devrimi sebebiyle toplu idamlarıda araplarmı yaptırdı yoksa. Nasıl insanmış bu araplar böyle yahu.

  173. siyonist oyunu said

    Yahudi hahambaşı Haim Naum Osmanlı devletinin hazinesini çalarak sonradan kurulan İsrail devletinin hazinesine katmış. Kimine göre bütün bunlar hep Mustafa Kemalin eylül 1918 deki Cenin yenilgisi sayesinde olmuş. Malum ya Mustafa Kemalde yahudi Şemsi efendinin yani Şimon Zvinin haham okulundan yetişme. Onun çabaları sayesinde Türkiye sabatayistlerin yani yahudi dönmelerinin eline geçmekle kalmamış İsrailde bu sayede kurulmuş. Tevekkeli Türkiyedeki yahudi dönmeleri ikide bir Mustafa Kemal Paşayı peygamber hatta kimiside haşa ilah ilan ediyorlar. Türkiyenin kontrolüde onlarca sene bunların elinde ya gıkını çıkaran Müslüman evladının hayatı söndürülüyor. Mustafa Kemale bir mezar yapılmışki saraylardan bile büyük. Masonların tapınak mabedinede pek benziyor. İnternet sen nelere kadirsin.

  174. siyonist oyunu said

    İnternette verilen bilgilere göre Son hükümdar Sultan Vahdettin 16 mayıs 1919 da Mustafa Kemal paşayı daha önce sadece 1656 da Köprüllü Mehmet Paşaya verilen çok geniş bir yetkiyle Anadoluya Kurtuluş hareketini başlatmaya yollamış. Kurtuluş savaşı 3 sene 4 ayda bitip Yunan kuvvetlerinin ülkeden atıldığı tarih olan eylül 1922 den hemen 50 gün sonrasında Mustafa Kemal Paşanın başkanlığındaki Ankara hükümeti tarafından Osmanlı ülkesine el konup kendiside yurt dışına kaçması için dönmelerce ölümle tehdit edilmeye başlayınca oyuna geldiğini anlayan Sultan Vahdettin ‘Mustafa Kemale güvenmekle hata ettik. O bize ihanet etti.’ demeye başlamış. 17 kasımdada ülkeyi terk etmek zorunda kalmış.
    Kimisine göre asıl ihanet eylül 1918 de Ceninde Mustafa Kemal Paşanın kuvvetlerinin İngilizlere yenilerek Filistinin yanısıra Suriye ve Lübnanında elden çıkmasıyla başladı. Mustafa Kemal Paşa gizli yahudi yani sabatayist kökenli bir paşaydı ve bu yenilgi ileride kurulacak olan Yahudi israil devletinin kurulmasına altyapı oluşturmayı amaçlıyordu. Yani siyonist bir oyundu. İsrailin güvenlikli bir şekilde kurulabilmesi için Osmanlı imparatorluğu yıkılarak yeni kurulan Türkiyenin yönetimide gizli yahudi olan yahudilere verilmiş. Sonra işgal altında tutulan Filistin bölgesine dünyanın çeşitli yerlerinden yaptırılan yahudi göçleriyle mayıs 1948 de İsrail devleti başarıyla kurulabilmiş. Yani İsrail varlığını birazda Mustafa Kemal Paşanın Filistindeki yenilgisine ve kalan az sayıdaki kuvvetlerini acele olarak Anadoluya çekmesine borçluymuş.

  175. yorum said

    Tarihi hakikatlerin verdiği bilgilere göre Dömeke savaşı mayıs 1897 de oldu. Osmanlı Yunan savaşıdır. Osmanlı ordusu 6 ayda geçilmez denen Termofil geçidini geçerek birkaç gün içinde Atina önlerine gelmiş Yunanistanın tamamen işgalini batılı büyük devletler araya girerek önlemişti. Halbuki 1919-22 döneminde yaşananda Türk Yunan savaşıydı ve Kemalistler Osmanlı imkanlarıyla Yunanlıları ülkeden 3.5 yılda atmışlardı. Ciltler dolusu tarih hikayeleri yazıldı ardından. Sultan 2.Abdulhamitin kazandığı Dömeke zaferinin türküleri yakılmış bunlar sonradan Çanakkale muharebelerine mal edilmiştir. Bunlardan okullarda pek bahsedilmez. Kitaplarıda yazılmamıştır.Çünkü bu zafer Osmanlıya aittir.

  176. Eskimeyen yalan said

    Bu arada dikkatsiz bakmışım. Aşağıdaki şiiri sayfasına koyarak Hain Vahdettin Sevri niçin imzalamadı diye yazan kişi aslında Sultan Vahdettinin hain olmadığını ancak yeni kurulan sistemin gereği olarak kendisinin hain birisiymiş gibi gösterilmeye çalışıldığını anlatmak istemiş. Atatürkün Vahdettini ve Osmanlıyı kötülemeside politika icabıymış. Bence o kadarda masumane duygu ve düşüncelerle yapılmamıştır bütün bunlar.

  177. Eskimeyen yalan said

    Güzel yurdum ellere bir mal gibi satıldı,
    Atamın gür kaşları birden bire çatıldı,
    Binerek, bir hamlede şahlanan kır atına,
    Haykırdı “alçak,” diye Sultan’ın suratına.
    Çarpsa idi damarlarında halis Türk kanı,
    Satar mıydı Vahdettin keyfi için vatanı.
    İnternette yaşlı başlı birisi Sultan Vahdettin için yazmış bu şiiri. Vahdettin Türk hükümdarıdır islam halifesidir. Kurtuluş savaşını İstanbuldan organize etti denecek kadar yardımları dokunmuştur. İşi bitince adamı mağdur et ülkeden hain ilan ederek ülkesinden kov taraftarlarından biride birilerine yağcılık olsun diye bu şiiri yazsın. Bende çocukken birileri birilerine
    Ey tek gözlü canavar
    Sana haykırıyorum
    Duysun sağır kulağın
    Hep lanet okuyorum
    diye uzun uzadıya bir şiir akuyorlardı gizli kapaklı. şimdi ben o şiirin tamamına ulaşarak burada yayınlasam hoş bir şey olurmu. Vahdettini birileri mağdur etsin sende hain diye damgala yalandan zamanın şartlarına uyarak hemde ağır iftiralarınla damgala. Herkes kendine yakışanı yapıyor. Üstelik internette Mustafa Kemal paşayla SUltan Vahdettinin resimleri yanyana konarak hangisi hain diye yazıyorlar kaç yerde birden. Ardından başlıyorlar Filistin Cephesinde ingilizlere karşı Mustafa Kemal Paşanın kuvvetlerinin eylül 1918 de yaşadığı Suriyeyle Lübnanında elimizden çıktığı o büyük bozgunu anlatmaya. Hala birileri internette Vahdettin haindir diye yazıp mağdur adama verip veriştirmeye devam ediyorlar. Birde onabuna yorumlar yazdırarak bu yorumlar üzerinden adam damgalatmaya uğraşıyorlar.

  178. İbretlik son said

    Pekçok yalaka yazarın ve çoğu sabetaycıların yaptıkları gibi Ateist yazar Abdullah Cevdet 1920 lerde Mustafa Kemal’i peygamber ilan etmişti
    ‘Bu günün peygamberi Mustafa Kemal’dir. Millete zincirler imal, cehennemler inşa, zebaniler tasavvur edenlerden değildir. Onda bir nefes vardır ki, hem uzaklara gidiyor, hem de uzakları gösteriyor.Mustafa Kemalsiz biz Semerkant, Taşkent derekesine düşecektik. Hükümeti diniyenin bize gösterebileceği yolun sonu bu idi.Bu medeni ve asri bir peygamber. Peygamberi bir akılla geliyor. Onu gönderen sema değil.’ (Kaynak. Dünya bülteninden kısaca aldık.)
    Abdullah Cevdet içtihad adıyla çıkardığı dergide ateistlik propogandası yapıyordu. Padişah Mehmet Reşarın ve sonraki padişah Mehmet Vahdettininde aleyhine yazılar yazardı. Cumhuriyet dönemindeki ilk yıllardaki aşırı baskı ve idamlara kadar giden birtakım gelişmeleri ise tam olarak desteklerdi.1932 de öldü. Cenazesi Ayasofya Camisine getirildi. Cenazesinin yüzüne ne cemaatten nede halktan hiçkimse bakmadı. Cenaze namazıda kılınamadi. Cenazesi kiliseden çağırılan bir arabayla mezarlığa götürüldü akrabalarıda bu gelişmeler sebebiyle etraftakilere rezil oldular.

  179. tarih said

    Ağustos 1920 de Anadolunun batılı büyük işgalcilerle paylaşılmasının Türklere çok az bir hakimiyet alanının bırakılmasının sözde planı olan Sevr Anlaşmasına destek verdiği yalanıyla vatan haini ilan edilen Sultan Mehmet Vahidütttin Efendinin Sevr ile ilgili olarak yaptığı açıklama aynen şöyle
    Sultan Vahdettin: Sevr’i onaylamaktansa tahttan cekilirim
    “Bu belge elime geldiğinde, mecburi ve geçici bir imza taktiğiyle (delegelerin imzasıyla) biraz zaman kazanmaya çalıştım. Eğer işler kötü gider ve bu oyalamayı başaramazsam antlaşmayı imzalamaktansa tahtan feragata kararlıydım.”

  180. tarih said

    Bu ülkede çok sayıda sabetay kökenli insan eski sisteme yada Kemalizme ters düşen tavırları sebebiyle vatan haini ilan edilerek ya idam edildi yada yurt dışında bir suikasta kurban giderek karanlık eller tarafından öldürüldüler. Ama aradan onlarca sene geçtikten sonra her birinin itibarları iade edilerek vatan kahramanı şehit sayıldılar. Sultan vahdettinde sonuncu Türk imparatorudur. İslam halifesidir. Kurtuluş savaşına verdiği destekde ortadadır. Kendisini Vahdettinin üzerine hain damgası vurarak bu zeminler üzerinde bina eden yeni sistem artık onun üzerinden bu haksız damgalamayı kaldırmalı onu tarihimizin bir parçası Cumhuriyete geçiş sürecindeki son Türk hükümdarı olarak görmelidir. Hatta Suriyedeki iç savaş seneye bitip orada yeni bir düzen kurulduğunda adamın naaşı Şamdaki mezarından alınarak Türkiyeye getirilebilir. Yine sonuncu islam halifesi Abdülmecidin naaşıda yurt dışından anavatanları olan Türkiyeye getirilebilir. Olayların üzerinden artık 90 sene hatta daha fazla bir zaman geçmiş olup bunlara artık tarihi kişilik olarak bakılmalı. Bizim tarihimizin bir parçası olan bu şahsiyetlerin ölmüş hallerinden korkulmamalıdır. Yeni Türkiye kurulalı 90 sene olmuş ve sistem çoktan oturmuştur. Ve çoktan bu dünyadan ayrılarak ebedi aleme göçmüş olan bir son Osmanlı hükümdarının yada son islam halifesinin geride kalan kemikleri ile bu ülke yıkılamaz.

  181. tarih said

    İngiliz raporlarında var. Ulusal Kurtuluş savaşı sırasında Sultan Vahdettinin ve İstanbul hükümetinin Anadoluya Kemalist Kuvvetlere yönelik silah ve mühimmat ile kadro, asker desteği başta olmak üzere her türlü desteği tam olarak verdiği. İşgalci Yunan ordusuna karşı kazanılan küçük çapta bir zaferin bile padişahı umutlandırıp yüzünü güldürdüğü, bu sebep ile İstanbuldaki bazı büyük camilerde mevlidi şerifler okutulduğu hep yazılıp çiziliyor. Küçük düşmanın kovulmasının ardından işin sonunda devleti ele geçiren kimi sabetaycı gurupların adamı hain ilan edip ülkeden kovmaları tam bir vefasızlık örneği. Başka ülkelerin kovdukları insanları kendi ülkene sığınmacı olarak alıyorsun. Onlardan kimisi sonraki asırlarda bize müslüman olmuş gibi gözükerek ordumuza giriyorlar sonradan kimisi kendilerini kovan hıristiyanlarla işbirliği yaparak senin imkanlarını kullanıp senin ülkeni ele geçiriyorlar sonra seni hain ilan ederek kendi ülkenden kovuyorlar. İnsafsızlık nankörlük işbirlikçilik hak gaspı hain ve hırsız ilan ederek sözlü aşağılamalarla ülkeden kovma hepsi birarada yapılmış. Sonuçta gücü ele geçiren neredeyse ilahlaştırılıp süper kahraman yapılırken madur olan sözde vatanını satan hain olarak ilan edilmiş. El insaf.

  182. ismail said

    Çamakkale geçilmez diyoruz ama bakın nasıl geçilmiş. Malum ya Çanakkale savaşları şubat 1915 te tam anlamıyla başladı. Boğazı geçen bir ingiliz denizaltından yapılan atışla kıyıya 3 km mesafede bulunan Eskihisarın kuzeyindeki Gebze tren yolu köprüsü uçuruldu. Burada Anadoludan Çanakkale cephesine yapılacak olan asker ve silah sevkiyatının önüne geçilmek istendi. Yine İstanbuldan Sarıkamışa yada Arabistan, Filistin, Irak ve Yemen gibi cephelere asker ve silah sevkiyatı yapılmasının önüne geçilmek istendi. Olayın askeri sevkiyat açısından bize çok büyük zararı oldu. Ancak tren yolu iç kesime alınarak o kesimde hatlar yenilenerek sonraki dönemlerde tren yolu hattı tekrar hizmete sokularak bölgede asker ve silah sevkiyatınaa devam edilebildi. Yinede düşmanlar boğazı tamamen geçemedikleri için Çanakkale savaşları savunma savaşı olarakda olsa Osmanlının zaferi olarak sonuçlanmış. böylelikle İstanbulun ve ülkenin düşmanlar tarafından işgali yaklaşık olarak 3 sene geçiktirilmiştir.

  183. ismail said

    İnternette geziyor Yalçın Doğan geçen sene bulmuş halifelik kaldırılınca sürgün padişah Vahdettin ABDlilerden Kemalistlere karşı yardım istemiş bu sebep ile hainmiş. Birde yardım isteme mektubu yazılmış. Şimdi adam ülkeden kovulmuş sürgünde ama ülkesine geri dönme ümidi var. 1924 te halifelik ve sOsmanlı soyuda ülkeden atılınca adam geri dönüş ümidi kalmadığından ABDden bir ümit geri dönebilmek için yardım istemiş olabilir. Halbuki Osmanlı devletini birazda ABDnin gücü yıkmıştı. Ne yapsın adam çaresizlikten böyle bir yardım istemiş olmlıdır. BU ihanet değil ülkesine geri dönüş ümidinin kalmamış olmasıdır.
    Öteyandan İnternette dolanan bir bilgiye göre 1926 da Vahdettinİtalyada iken ülkede doğu Anadoluda Kürtleri Kemalist yönetime karşı ayaklandıracak yeni sistemi yıkacak. Osmanlı tekrar kurulacak kendisi padişah yada halife olcak Kürtlerede bağımsızlık verilecekmiş. Yada kendisi padişah olamasa bile Abdülhamitin oğlu ülkenin başına halife yapılacakmış. Belge eylül 1926 ya ait. Vahdettin 15-16 mayıs 1926 da yurt dışında veft etmiş. Yani aylarca öncesinde İtalyada sürgündeyken ölmüş olan adama sonradan ihanet iftiraları atılıyor.

  184. ismail said

    Osmanlı devletini İngilizlermi kaldırdı Mustafa Kemal Paşamı: Diyor ki Kadir Mısıroğlu: “Siz Osmanlıyı işgalcilerin mi yıktığını zannediyorsunuz? Hayııır! Osmanlıyı yıkan Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal,16 Mart 1920’de çıkarttığı bir kanunla “Osmanlı İmparatorluğu ebediyen münkarizdir ” kararını alarak Osmanlıyı yıkmıştır.” (TV NET, 4 Temmuz 2010)
    Mısıroğlu kasım 1922 de Büyük Millet Meclisinde milletvekillerine hitaben (eğer Osmanlı kaldırılmasına muhalefet olursa anlamımda) ihtimsldirki bazı kafalar kesilecektir diyerek meclistekileri ölümle tehdit ederek zorla Osmanlıyı kaldıttırmıştır anlamında çok sayıda açıklama yaparak Osmanlı devletini Mustafa Kemal kaldırmıştır demektedir.

  185. açıklama said

    Demokrasilerde çareler tükenmiyor. Her şeye yeni bir çare üretilebiliyor. Eski Başbakan ve sonradan Cumhurbaşkanı olan Süleyman demirelin sözümüydü.

  186. açıklama said

    Sistem aleyhine gibi görünen yazılarım kopyala yapıştırlardan kaynaklanıyor olabilir. Bazen yazıları okumadanda gönderiyorum. Yoksa sistem oturalı 85-90 sene olmuş. Bize susmak düşer. Ama tarihte hiçbir şeyin gizli kalmaması lazım. Yoksa gerçek tarih olmaz yazılanlar. Millet neyin ne olduğunu öğrenecek Atatürkü seven gene sevecek.

  187. açıklama said

    Aslında Osmanlı tarihiyle Cumhuriyet tarihini Kurtuluş savaşını geçiş süreci olarak kabul ederek barıştırmak lazım. Şu yada bu hain demek yanlış. Bunlardan vazgeçmenin zamanı gelmiş olmalşıdır.
    ,Olaya normal tarihi süreç devrimlerede Türkiyenın birazda mecburiyetten yüzünü batı dünyasına dönmesi olarak algılayabiliriz. Bu arada koruma kanunlarıda gereksiz. Zaten herkes herşeyleri yazmış.

  188. açıklama said

    Bu arada aynı sitedekiler incil okumak istiyorsanız buraya tıklayın ilanınıda kaldırmışlar.
    Ümit Otaklının başka sitelerdede saçma saçma yorumları var. Bir yerde admin. Adnan Oktara ….. aleviliğe, sünniliğe hakaret içeren bir yorumunu kaldırmış. Banada namaz kılanlarla dalga geçer bir şekilde dikkatsiz yazmış. Yoksa ben o cevabı vermezdim. Ayıp oldu biraz ama oldu bikere. Neyse haydi sana iyi günler.

  189. açıklama said

    Bilgiler ağır geliyorki engelleniyoruz. Free Stand sebebini söyler inşallah. Dürüstlük gereğidir. Birkaç gün önce incil reklamı yaptığından bahsettiğim site Kuranı Keri ve islami içerikli dini kitapların reklamını almaya başlamış. Seviyorum ben bu kemalistleri. Dürüst insanlar mesajı hemen almışlar.

  190. tarihin intikamı said

    Zaman ilerledikçe gerek düşüncelerde gerek uygulamalarda gözle görülür hızlı bir değişim yaşanır.Padişaha methiyeler düzen Meclisin beyannamesinin ve telgrafıın altında Mustafa Kemalin de imzası bulunmaktadır.
    Aradan geçen zamanda methiyeler bakın ne hareketlere dönüşüyor.Mustafa Kemal,Sultan Vahdettin için şöyle demektedir:
    “Sakim,kötü bir tevarüs neticesi olarak büyük bir makam,tantanalı bir unvan ihraz edilmiş bir sefil…”(1)
    Sultan Vahdettinin yurt dışına çıkışını değerlendiren Mustafa Kemal şöyle der:
    “Filhakika,her ne sebep ve surette olursa olsun,Vahdettin gibi hürriyet ve hayatını milleti içinde tehlike görebilecek kadar adi bir mahlukun,bir dakika dahi olsa bir milletin başında bulunduğunu düşünmek ne hazindir.
    Şayan-ı teşekkürdür ki, bu alçak,mevrus saltanat makamından,millet tarafından düşürüldükten sonra denaetini itmam etmiş bulunuyor”(2)
    Mustafa Kemal sadece Sultan Vahdettine hakaret etmekle kalmaz,bütün Osmanlı sultanlarını da aşağılar ve onlara da hakaretler yağdırır:
    “Osmanoğulları,zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına el koymuşlardır.Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir.Şimdi de Türk milleti bu mütecavizlerin(ırza saldıranların) hadlerini bildirerek hakimiyet ve saltanatı,isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor.Bu bir emri vakidir..”(3)
    Kısa süredeki bu değişikliğin sebebi nedir?
    ……….
    Mustafa Kemal bunları diyor ama Mustafa Kemale internette neler neler söyleniyor. Ben birşey demiş olmayayım ama onunhakkında azılan yorumlar o kadar ağırki resmen bu kadar hakarete karşı taş olsa çatlardı. Tarihin intikamı öyle bir acı olmuşki. Sağ olsaydıda bu milletin çoğunluğunun nazarındaki itibarını bir görseydi.

  191. tesbit said

    Sultan Vahdettine karşı Mustafa Kemal Paşayı savunan bir site buldum. Çok geniş kapsamlı. Çok sayfalı galiba kendince belgeleride var. İnceleyeyin dedim şöyle bir. Aralarda bir yerde bir sürpriz çıktı karşıma ‘Hiç incil okudunuzmu? Okumadıysanız buraya tıklayın.’ diyor. İşte Mustafa Kemalinizi kimler kimler savunuyor Kemalizm hangi amaçlara hizmet ediyor görün. Site ismini İncil reklamı yapmamak için sayfayı buraya almıyorum. Daha evvelde Ateistler savunmuştu yanılmıyorsam.

  192. Tarihname said

    23 aralık 1930 tarihinde Menemende bir ayaklanma çıkar.Tabiiki bu ayaklanma bir kaç kayıpla kısa bir sürede bastırılır. Ayaklanmayla ilgili olarak Mustafa Kemal Paşaya kurmayları tarafından bilgi verilir. Subayımız Mustafa Fehmi Kubilay şehit düştü paşam. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa (atatürk), menemen’ de kubilay’ ın şehit edilmesine bir kısım halkın da destek verdiğini öğrenince, olayı ilk duyduğu andaki siniriyle ‘Yakın yıkın Menemeni, topa tutun’ diyerek adeta Menemen’ in haritadan silinmesini emretmiştir. fakat daha sonra kendisi yakın çevresi tarafından sakinleştirilip teski edilmiş ve tabi ki bu emirden geri döndürülmüştür.
    Peki biz bunu ne diye yazdık. ‘Yakın orayı topa tutun.’ sözünden suçlu suçsuz çoluk çocuk kadın kız demedem götürün’ anlamıda çıkarki bu yanlıştır. Demekki neymiş. Atatürkde hata yapabiliyormuş. Hemde dik alasını. Allaha şükürler olsunki bu olayda aklıselim galip gelmişde bu emir uygulamaya konmamış.

  193. tarihi hikayeler said

    Atatürkçülük yalanlarından bazıları, Atatürk yedi düveli yenen müthiş bir adamdır, O hiç hata yapmaz (Trablusgarp savaşına katılmakla hata yaptığını kendi açıklamış, 1911-12 de Trablusgarp neresi Türkiye neresi demiştir.), Padişah Vahdettin vatan haini ve rezildir (halbuki Kurtuluş Savaşına her desteği sağlamıştır.) Dindarlar gerici ve yobazdır.(1. Mecliste 150 ye yakın müderris, müftü, hoca türü adam bulunuyordu), Bu ülkede Kürt yaşamaz. (Tarihçi Kadir Mısıroğlu Atatürkün 1920 de Kürtlere özerklik vadettiğini yazıyor). Öteyandan Kürtlük davası ayrı konu ama adamların kimliği tanınmalı.Sistem Atatürkü öyle bir abartmışki pekçok çocuğun kafasında Allahmı büyük Atatürkmü sorusu büyük düşüncesi belirir olmuş. Ceza almaktan korkup buna herkez kendi çapında büyüktür diyenler olsada bu cevapta saçma.
    Aslında kurtuluş savaşı olarak bize yutturulan savaş türk-yunan savaşıdır piyon olarak gönderilen yunanlıların kontroldan cıkıp bütün egeyi almak istemesi sonucu oluşmuşdur buna yakın örnek israilin mısırı işgali verilebilir israil bağımsız bir devlet kurabilmek icin mısıra saldırmış daha sonra kontroldancıkıp suveş kanalı dahil mısırın yarısına girmişdir ama ingilterenin geri cekil emrine uyarak bu günkü topraklarını oluşturmuşdur ama bizim savaşda yunanlılar geri cekilmediler bunun üzerine türk ordusu oluşdurulmuş ve işgal kuvvetlerinin istediği yere kadar cektirilmişdir.Bu gün laiklik savunucusu ve islam karşıtı herkez bu kurkuya hizmet etmekdedir ister bilerek ister bilmeyerek.
    Hz. Ömer r.a sordular en cahil kimse kimdir? cevap olarak biri kalkdı ve dediki:
    ahiretini dünyası icin feda eden kimsedir!
    Hz.Ömer r.a :Ben size daha cahilini söyleyeyimmi!!!, diye buyurdular kimse cevap veremedi her kez bundan dahada cahilidemi olur diye
    Cevap verdi Hz. Ömer ‘Ahretini başkası için feda edenlerdir.

  194. tarihi hikayeler said

    1915 te Çanakkale cephesinde savaşırken Mustafa Kemalin göğsüne bir şarapnel parçası yada mermi gelmişte o sırada göğsünde bulunan bir saat kendisinin hayatını kurtarmış. Hemen analizini yapalım. Koskoca bedende o mermi nasıl olmuşta hemencikte o saate denk gelmişte Mustafa Kemalin hayatı kurtulmuş. O zamanın mermileri çok büyüktü. Saati parçaladığı yetmediği gibi insanın bedeninide delip geçerdi. Olayın tek şahidi olarak bir yarbayın adı geçiyor. Oda zaten samimi arkadaşı olduğundan yalanlayacak değil. Bahsi geçen saate sonra ne olmuş birde ona bir bakalım. Cephenin baş komutanı Liman Fon Sanderse verilmiş. Peki ya o nerede? Ta Almanyada. Savaştan sonra çekip gitmiş ülkesine. Yani kim arayıp bulacakta olay yalanmı doğrumu tahlil edecek. Birde adam 1929 da ölüp gitmiş zaten. Atatürkün göğsünde yara izi varmış. Başka sebepten olamazmı. Yada kim görmüş. O kadar üst kısmı açık resmi var ama her nedense öyle bir yara izi yok. Velhasıl bizce savaş yılarından çıkıldığı dönemlerde her devletin liderinin yaptığı gibi Mustafa Kemalde o devrin modasına uymuş, kendisi için sonradan bir kahramanlık hikayesi uydurmuş yada böyle bir hikaye yakın arkadaşları tarafından uydurulmuş oda ortama uymuş söylenen hoşça masala sahip çıkılmıştır. Tıpkı 90 senedir söylenen yedi düveli yendik masalında olduğu gibi. İngilizlerin mermisi Mustafa Kemale değerse adamların ileriye yönelik bütün planları alt üst olmazmıydı sonra. Akıl var mantık var.
    Birde Almanlar bir teneke altın yada o miktarınca para getirmişlermiş 1915 yılında Çanakkale savaşları sırasında Mustafa Kemale dediklerini tam olarak yaptırabilmenin rüşveti olarak vermek için. O da kabul etmemişmiş. Adamları terslemiş gerisin geriye göndermişmiş. Galiba haberci Ali Kırca anlatmıştı seneler öncesinde Atv televizyonunda bu masalı. Orada Mustafa Kemalin zaten rütbesi neki. Alman generallerinin emrinde yarbay yada sonradan albay rütbeli bir subay. Onların dediklerini yapmak zorunda zaten. Kim çıkaracakta emrindeki bir subaya bir teneke altın verecek dediklerini yaptırabilmek için. Bu Kemalistler oturdukları yerden kendi kendilerine atalarını övebilmek adına kahramanlık ve civanmertlik hikayeleri uydurup duruyorlar habire.. Ne yapsın adamcağızlar uluslar arası oyunlar birileriyle yapılan gizli işbirlikleri ortaya döküldükçe yeni yeni kahramanlık hikayelerine ihtiyaç duyuyorlar zorunlu olarak besbelliki.
    Mustafa Kemal Atatürkün daha çıkmasına bir yıl kala İkinci Dünya Savaşının geleceğini birebir tahlil ettiğini yazıp çizenler oldu. Savaş 1940 a girerken çıkacakmış. Toplam altı sene sürecekmiş. Almanların bütün Avrupayı işgal edecekleri ancak ABD nin savaşa girişiyle yenilmeye başlayacaklarını ve bir kaç sene içinde işgal ettikleri yerleri kaybettikten sonra bütün Almanyanın işgal edileceğini açıklamış. Atatürk savaşın şartlarına göre düşman hedeflerine uçaklarla intihar saldırıları yapılabileceğini açıklamış ya onun bu öngörüsünü japonlar İkinci dünya savaşı sırasında ABDlilere uygulamışlarmış. Bizim o dönemlerde fakirlikten kendimize ait doğru düzgün uçağımız bile yoktuki Ata böyle birşey söylemiş olsun. Nasılsa olaylar olup bitmiş ya bunları önceden Atatürk bilmiş gibi uydurup uydurup dolduruyor Kemalistler. Sadece bilinen hemde herkesçe bilinen bir şey vardı İkinci Dünya Savaşının çıkacağı bir buçuk yıl öncesinden 1938 yılının başlarından itibaren yada ortalarına doğru biliniyordu. (Hatta bunların kimisini bilgi diye okullarda okutulan ders kitaplarına koyanlar bile olmuştu.)
    Atatürk ‘İstikbal göklerdedir’ diyerek yakın bir gelecekte uzaya çıkılacağınıda söylemiştir kesin. Malum ya onun ölümünden sadece 19 yıl sonra 4 ekim 1957 de Ruslar uzaya uydu göndermişlerdi. Kemalistlere göre Atatürkün hayatı (sonradan uydurma olan) 19 mucizeleriyle doludur. Öyle saymakla kolay kolay bitmez. Alın işte size bir mucizede benden tepe tepe kullanın. Bu Kemalistlerin her şeyleri şişirme balon her sözleri içi boş abartı. Resmen hikaye okuyorlar millete.
    Peki Atatürkün büyüklüğü nereden geliyor diyeceksiniz o halde. Galiba onu bizim başımıza lider olarak getiren ülkeler çok büyük. ABD ve Batı Avrupa ülkeleri (İngiltere, Fransa, İtalya vs.). Yada söz konusu ülkelerdeki onu destekleyen Yahudi lobisi çok güçlüydü. O sebeple her istediğini asarak keserek yaptı ve yaptırdı hiç kimsede sesini çıkartamadı.

  195. tarihname said

    Mustafa Kemal Atatürkün ölümünün üzerinden 40 gün eksiğiyle 74 yıl geçmiş yada 2 hafta eksiğiyle 27000 gün geçmiş, bir başka deyişle bir ömür geçmiş. Hakkında aleyhinde olacak binbir türlü şey yazılmış, diyelim bir o kadar şey daha yazılacak çizilecek. Bunlar hiç bir şey ifade etmiyor.Ortada resmen bir tabulaştırma var. Ülkede devlet yönetiminde herşey onun üzerine kurulmuş. Kemalistlerin yüzde 99 u internet ortamında Ak parti hükümetine yapmadıkları hakaret söylemedikleri kötü söz yokken Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı kimisi haksız yere bile olsa neredeyse açık açık vatanı satmakla bile suçluyorken başbakanımız hala Atatürkçü olmaktan bahsediyor. Buradan Atatürkün ölüsünün kendisinden sonraki Cumhurbaşkanlarının ve başbakanların dirisinden daha büyük olduğu anlamı bile çıkartılabilir. O halde bizim yada bizim gibilerinin burada yada başka birilerinin başka sayfalarda bundan önce yazdıklarının yada bundan sonra yazacaklarının hiçbir anlam ifade etmediği açıktır.

  196. yorum said

    Hani daha önce Mustafa Kemal Atatürke yakın olabilmek devlet görevinde yükselebilmek için kimi devlet görevlileri karısını kızını Atatürke gönderirlermiş demiştik ya Atatürk bunlarla medeni çerçevede görüşürmüş. Şöyle yada böyle gayriahlaki bir durum olmazmış. Yararlandığım kaynak öyle diyor. Kendimden birşey yazmıyorum.

  197. yorum said

    Bin yıllık törenin içine etmek deyimi nereden doğdu acaba. Malum ya Türk devletlerinden Karahanlı ilk müslüman olan devlettir. 930 tarihinde islamiyete girmiştir. Sonra diğer Türk devletleride islamiyeti kabul etmiş. Türkler artık hep islami kanunlarla ve İmparatorlukla, şahlıkla padişahlıkla yönetilmişler. Taki 1922 yılının sonlarına kadar. Sonra yeni Türkiye kurulmuş. İslami kanunlar 1922 kasımından 1928 kasımına kadar birer ikişer devlet yönetiminden kaldırılmış. Tabi bu durum kimi vatandaşlarda rahatsızlık yaratmış. Tamda Türklerin islamiyete girişinin bininci yılının hemen önünde devrimler tamamlanmış. Devlet yönetiminden bütün islami kanunlar kaldırılmış. Kimiside bu durumdan rahatsız olmuş ya bin yıllık töremiz değişiyor anlamındaki gerçekte devlete karşı söylenmemesi gereken bu söz gizliden gizliye o yıllardamı uyduruldu acaba. Ben kesinlikle bilmiyorum. Bir bilen varsa beri gelsin.

  198. tarihi yalanlar said

    Çokca söylenen Mustafa Kemal Atatürk hiç bir şekilde ödül yada plaket kabul etmezmiş yalanı. Gerçekte Atatürke verilen çok sayıda ödül ve plaket Anıtkabirde sergilenirmiş.

  199. tarihi yalanlar said

    Mustafa Kemal Atatürkün eski eşi Latife hanımın kızkardeşinin torunu Mehmet Sadık Ökenin bildirdiğine göre Atatürk 9 kasımda ölmüş dolmabahçe sarayındakiler ve devlet görevlileri onu bir gün fazla yaşatmış olmak adına ölümünü 10 kasıma taşımışlar. Ölümünün saati olan 9 u 5 geçede gerçek değilmiş. Oda resmi tören saatine uygun olsun diye sonradan ayarlanmış. Doğum tarihinin gerçekte 1880 olduğuda önceden açıklanmıştı. Doğduğu gerçek ev Selanikteki değil Makedonya tarafındaki evmiş. Mustafa Kemal Selanike ilk olarak 5 yaşındayken gelmiş falan. Daha önce yayınlanan bilgiler ise gerçek değilmiş.

  200. tarihi yalanlar said

    Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından Atatürk’ün büyük nutku çıktı yalanı
    1- Nutuk 1927 yılında kitap haline getirildi. Taaa 2002 yılında ise ilk kez başka bir dile çevrildi. (Fransızca, Almanca ve Farsça)
    2- Che Türkçeyi biliyorduysa bilemeyeceğim belki de sadece kitabın resimlerine bakıyordu ne dersiniz?
    3- Madem öyle Che’yi anlatan onlarca kitabın neden hiçbirinde Atatürk sevdası anlatılmaz Che’nin?
    4- Çantasından çıkan kitaplar;karl marx – ekonomi politiğin eleştirisine katkı,s. r. vigosky – güncel kapitalizm teorileri üzerine makaleler,
    paul carrell – ils arrivent, h. b. philips – analitik geometri kitabı, luis peñaloza- bolivya ekonomi tarihi kitabı
    Öğretmen Maaşları; Sosyal Medyada dolaşan dialog bu;
    “Paşam vekil maaşlarını düzenleyeceğiz, ne kadar verelim?
    Öğretmen maaşını geçmesin.
    Başöğretmen Mustafa Kemâl ATATÜRK
    1930 yılı 90 lira Öğretmen maaşı [Kaynak: http://bit.ly/vIyNft ]
    1930 yılı 500 lira Milletvekili maaşı
    1930 yılı Cumhurbaşkanı maaşı 1765 Reşat Altını
    Ayrıca;Adalet Mülkün Temelidir” Hz.Ömer’e
    “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” Hz.Ali’ye,
    “Köylü Milletin Efendisidir” Kanuni Sultan Süleyman’a,
    “Ya İstiklal ya ölüm” Şeyh Şamil’e aittir. (Kazım Karabekir’e ait olduğunu söyleyenler de var.)

  201. tarihi yalanlar said

    Atatürk Türkiye için en büyük tehdit Kominizm demiş. Bunu 1946 da 47 de kuzey komşumuz Kominist Sovyetler birliği bizi tehdit etmeye başlayınca Türkiye ABDnin korumasına girmiş. Bundan sonra tarihçi Cemal Kutay günün şartlarına göre bu sözü uydurmuş. Hukukçu yazar Çetin Altan tarafından mehkemeye verilmiş. Mahkeme tarafından yapılan incelemede atatürkün böyle bir yazısı olmadığı anlaşılmış. Tarihçi İsmet Bozdağ Atatürke ait bir vasiyet uydurmuş. Buna göre Ankara başkent olarak kalacak. Kendisinden sonra Fevzi Çakmak cumhurbaşkanı olacak. Bir yalanda Atatürke ait olduğu söylenen Anadolu Ajansı sesimizi dünyaya duyuracak sözüymüş bu sözünde kurumun eski bir müdürünün uydurması olduğu daha önce televizyonlarda yayınlanmıştı.

  202. tarihi yalanlar said

    internette Atatürk yalanları adıyla bir şeyler dolanıyor. İngiliz Kralı Edward Atatürkün elini öpmüşmüş. Yayınlanan resim 1927 ye ait. Edvard Türkiyeye 1936 da gelmiş. Üstelik resimdeki kişinin yüzü tam olarak belli değil. Yani haber yalan.
    Atatürk Cumhurbaşkanlığı süresi boyunca 32 kral 62 Cumhurbaşkanıyla yemek yemiş. Toplam 94 devlet yöneticisi eder. O zamanlar dünyada toplam 95 devlet bile yoktu. Atatürk Cumhurbaşkanlığı süresince hiç yurt dışına çıkmadı. O kadar devlet yöneticiside Türkiyeyi zayaret etmedi.
    1920 lerde Atatürk büyük devletlerce kurulan suni devletlerin halkı 2011-2012 de ayaklanacak. Türkiye emperyalist güçlerin yanında yer alırsa kaybedecek. demişmiş. Bir gazetenin yayınladığı bu bilgide gerçek değil.
    Free Stand kızacak ama tarihçi Murat Bardakçı Atatürkün 50 yıl gizlenen mektubu hikayesinede yalan (sonradan uydurulmuş) diyor. İnternette gördüm. Ben bilmem.

  203. Birdizi anı said

    Çocukluğumda bir akrabama misafirliğe gitmiştim. Söz Atatürke geldi. O dedi Kurtuluş savaşı yıllarında devletin başına geçebilmek için 550000 kişinin ölümüne sebep oldu (yada öldürttü manasıda yüklenebilir.) Tabiiki ortaya atılan rakam çok büyük olduğu için bana asla inandırıcı gelmedi. Geçenlerde internette dolanıyorum. Mehmet Akif Ersoyun sözü olarak verilmiş. Atatürkün 600000 islam evladını öldürttüğü iddaası. Hayret verici şekilde benzeri bilgi. Geçtik onu Rıza Nur Bolu Düzce isyanları sırasında öldürülen 50000 kişiden bahsediyor. Emekli generalin ses kasedinde Atatürk isyan oldumu çoluk çocuk kalmasın götürün dermiş sözü. Tabiiki bu sözler tamamen belgesiz sözler olduğu için hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Yani yok hükmündedir. Ancak bir zamanlar bu topraklarda tatsız şeyler yaşandığının ip uçlarınıda verir. Bu söylentilerin ne kadarı doğru ne kadarı yalan ancak Atatürkü Koruma Kanunu kaldırılrıp her şey ortaya belgeleriyle dökülmeye başladığında anlaşılacak. Şimdilik hepsi yalan hükmündedir.
    1990 lı yılların başlarında babamın Gaziantepten bir arkadaşı gelmişti bize misafirliğe. Seneler boyunca Fransada yaşamış. Orada gazetelerde Atatürk hakkında öyle şeyler yazılırmış, halk arasında öyle şeyler anlatılırmışki hep bu adamada anlatmışlar oda bize anlatmıştı. Tabiiki söz uçar gider o sebeple belge niteliğini taşımaz. Söz konusu adamda 3-4 ay kadar evvelinde öldü zaten. Ama o adamın anlattıklarına benzeyen bilgileri biz internette hep buluyor kaynağıyla yayınlıyoruz.
    Yine 1990 lı yıllarda Şanlıurfalı ancak Kürt olmayan çok dindar beş vakit abdestinde namazında biriyle tanışmıştım. Yaşlıca biriydi. Söz döndü dolandı Atatürke geldi. Bana kendinden fazla birşey söylemedi. Ahmet Kabaklının 1990 da Tercüman gazetesinde yayınladığı tefrikaları kesip biriktirmiş verdi okusun diye bir süreliğine. Okudum belli bir süre sonra geri verdim tabi. Oradaki bilgilerle az çok tanıdık Atatürkü. bize okullarda anlatılan Atatürke hiçde benzemiyordu buradaki Atatürk.. Başka bir Atatürk vardı orada. Sonra Yahudi kökenli olduğunu yazanlar oldu. Sonra İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlının yıkılmasına sebep olduğunu kaleme alanlar oldu falan. Neticede her bir şey ortaya döküldü.
    Birde çok sıkı Atatürkçü birini tanımıştım. Adam babamdan bile yaşlı. Hep Atatürkü anlatıyor onu övüyordu. O sırada rahmeli dedemle birlikteydik. Anlatıyor adam işte Atatürke nankör gelen şudur budur. Hemde ne yakası açılmadık küfürler ediyor sürekli Atatürkün askeri başarılarını abarta abarta anlatıyordu. Dedem o adama farkettirmeden. ‘Sus sakın ağzını açma, bu adam deli kavga çıkarır başımızı belaya sokarsın.’ dedi. Tamam dedim. Adam anlattıkça anlatıyor bizde adamı onaylıyoruz. Neyse çıktık. ‘Dede ben zaten susacaktım sen niye adama deli dedin.’ Hemen ‘Oğlum akıllı bir adam öyle ölçüsüz küfürler savururmu?’ dedi. Neyse hak verdik. Adamla tanıştıkya arada çarşıda görüyor selamlaşıyor konuşuyoruz falan ama hepte Atayı konuşmuyoruz tabi. Gel zaman git zaman duyduk adamcağız intihar etmiş. Asla sevinmedim. Üzüldümde. Gittim öldüğü yere savcıda geldi. Cesede falan baktık. Sonra döndük haberini falan yaptık. Ancak zaman dedemi haklı çıkarttı. İyi biliyorum aklı başında bir adam ne sıkıntısı olursa olsun asla intihar etmez. İntihar ediyorsa kafasında bir arıza vardır. Çocuklarına torunlarına saygıdan burada bu yazıları görüpte zorlarına gitmesin diye adamcağızla ilgili fazla bilgi vermemeyi uygun gördüm.

  204. tarihname said

    Fakir Fukaranın Evlatları Çanakkale’de Kan Kaybederken Mustafa Kemal İsrail’de Top Koşturuyormuş Meğer!
    (Dr.Cevdet Akbay on 15 Nov, 2010)Bir “kahraman” yaratmak icin binlerce kahramanin “hain” ilan edildigi bir tarihimiz var maalesef. Ama gerceklerin, umulmadik bir anda ortaya cikarakbaligi kavaga tirmandiran “yalan ve yalaka tarih”in pullarini dokmek gibi bir aliskanligi var…Mesela, Mustafa Kemal’e “gazilik” unvani verildigini, yılın her 19 Eylul’unde anildigini biliyoruz ama bu unvanin neden verildigini pek bilmeyiz.“Yalan ve yalaka tarih”le bazi gercekleri israrla sakliyorlar bizden.Gercek tarihe gore ise “gazilik” unvani,“Sakarya MeydanMuharebesi”ndeki icraatindan dolayi verilmis. Oysa M. Kemal, Sakarya’danAnadolu’nun iclerine dogru çekilme/kacma taraftariymis. Ipleri tamamen eline gecirdikten sonra idamini imzaladigi Albay Arif onu bu fikirdenvazgecirmis, rezil olmaktan kurtarmis!“Gazi” unvanina gelince… M. Kemal Sakarya’da cephenin uzaginda biryerde at uzerindeyken sigarasini yakmis; urken attan dusup kaburgasini kirmis!Gazilik unvani iste bu adi vakia uzerine verilmis! Grey Wolf’un yazari Harold C. Armstrong, revire kaldirilan M. Kemal ve Albay Arif’in hasta bakicilara sarkintilik ettigi detayina da girer ama M. Kemal’in capkinligi malum oldugu
    (bunu M. Kemal de kabul ediyor ve normal karsiliyor) ve konumuzla alakasi olmadigi icin o konuyu es geciyorum.
    M. Kemal maskesiyle milletin ensesinde boza pisiren isguzar Kemalistler,Armstrong’un kitabina dudak bukerler. Oysa M. Kemal, sagliginda yayinlananGrey Wolf kitabinin icerigi hakkinda “az bile yazmis” demektedir. Yani,kitaptaki bilgilerin gercekligi hakkinda herhangi bir suphe olmadigini M. Kemalkendisi de kabul ediyor.
    Kemalistler, uzun adiyla “Grey Wolf-Mustafa Kemal: An Intimate Study of a Dictator” (Bozkurt – Mustafa Kemal: Bir diktatorun mahrem/gizli hikayesi) adlisozkonusu kitabini kotulemek icin Armstrong’u “Ingiliz Ajani” olarak lanseederler (asagida da gorulecegi gibi, M. Kemal’in Ingilizler’den valiliktalebinde bulundugu gercegini gormemezlikten gelirler). Oysa Armstong, M.Kemal’in guvenini kazanan, onunla cok yakin arkadaslik kurdugu icin M. Kemal’incocuklugundan beri sakladigi bircok sirrini bizzat M. Kemal’den dinleyenbiridir. Kitaptaki bilgilerin cogu, M. Kemal’in Armstrong’a anlattigi “mahrem/gizli” bilgilerden olusur.
    satir aralarinda, M. Kemal’in “derin bir guc”tarafindan iktidara getirildigi ve yapilan devrimleri onun eliyle yaptirildigi”mahrem” bilgisine de ulasilabilir. “Derin guc”ten kasdim, Uluslararasi Derin Devlet’tir. Bugunku Ergenekon’un arkasindaki guc olan Ulusal Derin Devlet deUluslararasi Derin Devlet’in gudumundedir; o siralar Ingiltere eliyle kirli planlarini uyguluyordu. Bu konuyla ilgili detayli bilgi icin “Atalarimizitaniyalim” baslikli makaleye bakilabilir.(http://www.nasname.com/Yazarlar/cakbay/4324.html).
    Armstrong’u ve kitabi Bozkurt’u bir kenara koyup, bugun, Turkiye’deki hemenhemen her okulun kutuphanesinde mevcut bulunan ve Necdet Sander tarafindanTurkce’ye cevrilen Lord Kinross’un “Ataturk: Bir milletin yenidendogusu” kitabina bakalim (kitabin buyuk bir bolumu internette mevcuttur;http://www.1001kitap.com/Tarih/Kinross/ataturk/index.html).
    Kitabin “Imparatorlugun paylasimi” baslikli bolumunde, Mustafa Kemal’inDaily Mail gazetesinin muhabiri G. Ward Price’i araci yaparak Ingilizler’denvalilik koparmaya calistigi bilgisi mevcuttur.Bu ibretlik pasaji beraber okuyalim: “Mustafa Kemal, İngilizlerin ağzınıdolaylı yoldan aratmaya karar verdi ve aracılığa, tanınmış bir gazeteciolan Daily Mail gazetesinin muhabiri G. Ward Price’ı seçti. Pera Palasotelinin müdürüyle haber göndererek gazeteciyi kahve içmeye çağırdı.Ward Price da Genelkurmayın istihbarat servisindeki albaya danıştıktan sonra çağrıyı kabul etti.”
    “Mustafa Kemal onu üniformasıyla değilde, sırtında jaketatay vebaşında fesle karşıladı. Ward Price, Mustafa Kemal’i yakışıklı ve erkektipli buldu. Elini kolunu oynatmadan, sakin ve ölçülü bir seslekonuşuyordu. Yanında arkadaşı Refet Bey vardı. Mustafa Kemal, gazeteciye,ülkesinin savaşa yanlış safta katılmış olduğunu itiraf etti. Türklerin İngilizlerle hiç çatışmamaları gerekirdi. Bunu sırf Enver’in baskısıylayapmışlardı. Savaşı kaybetmişlerdi. Şimdi bunu çok pahalı ödeyeceklerdi. Anadolu bölünecekti.”
    “Mustafa Kemal, Fransızların ülke içine sokulmalarına karşıydı. Halk,belki bir İngiliz yönetimini daha az güçlükle hazmedebilirdi. ‘Eğer
    İngilizler Anadolu’da sorumluluğu üzerlerine almak niyetindeyseler tecrübeli valilere ihtiyaçları olacaktır,’ dedi. ‘Bu sıfatla yardımı
    arzedebileceğim bir makamla temasa geçmek isterdim. ‘ Ward Price, gizliservisteki albaya bu konuşmayı anlattı. Albay bunun üzerinde durmayarak,’Yakında iş isteyen daha bir sürü Türk generali çıkacak,’ dedi.”
    Bugun “emperyalist” lafini sakiz gibi agizlarinda cigneyen Kemalistler, M.Kemal’in isgal gucu/emperyalist Ingiliz’lerden valilik diledigini bilirlermi acaba? Eger M. Kemal, Ingilizler tarafindan korunup kollanmasaydi, onlarin yardimiyla “kahraman” ilan edilip ipleri ellerine geciremeseydi, belkiisgalci guclere yardim ve yatakliktan dolayi bir “hain” olarak yargilanip idam edilecekti. Belki de, Kemalistlerin Padisah Vahdettin icin kullandigi”Ingiliz gemisiyle kacti” sozunu M. Kemal icin kullaniyor olacaktik bugun!
    Gelelim dokulen son pula… Iddia, Ergenekonun sanal alemdekiRafael Sadi’ye ait. Kemalistlerinifadesiyle “Ataturk’u Ataturk yapan” Canakkale Savasi ile ilgili. Canakkale Savasi’nin Alman Liman von Sanders tarafindan idare edildigini, M.Kemal’in onun komutasinda bir gorevli oldugunu israrla gizler yalan ve yalaka tarih!
    Atatürk ve Yafo sözcüklerini İbranice olarak yazdım,karşıma ilginç bir site ve yazı çıktı. Site İsrail FutbolFederasyonu’nun sitesi, yazı ise yazar Asher Goldberg’e ait ve Atatürk’ün ,(tabii ki o zamanlarda henüz sadece Mustafa Kemal idi) Yafo’da futboloynadığı hatta Maccabi Tel-Aviv futbol takımına karşı Osmanlı ordususubaylarından oluşmuş bir takımda oynadığı vede 2-2 berabere biten oyundaberaberlik maçını attığını anlatmaktaydı. (Bu maç 1915te olmuş.Yani Çanakkale savaşları olurken. Mustafa Kemal savaş alanını terk edip bugünkü İsrailin olduğu bölgeye maç yapmaya gitmiş anlamı çıkarılmış buradan)

  205. tarihname said

    İnternette bulduğum İngilizler Samsuna giden Bandırma (namı diğer Kandırma) Vapurunu Karadenizde batıracaktı bilgisini yalanlayan başka bir bilgi. Mustafa Kemal Paşaya Samsuna gidiş vizesini İngilizler vermiş. Paia Samsuna çlktıktan sonra ABDliler Samsunu bombalamışmış. Samsunda o sıralar 200 ingiliz askeri vardı. İsteselerdi M. Kemal Paşa dahil herkezi yakalayıp tutuklarlardı. yada öldürülerdi.
    İngiliz İstihbarat Subayı John Godolphin Bennett Anlatıyor: ATATÜRK’E NASIL VİZE VERDİM!
    “Bir ülkeyi ele geçirmek zor değildir.O ülkede halkın güvendiği, sözüne inandığı, peşinden gittiği adamlar vardır.Askeri işgalin başladığı gün bunları garnizona toplarsınız, geri kalan halk yığınları posadır.O ülkeyi en az elli yıl istediğiniz gibi yönetirsiniz…”Lord Cromer
    `Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1919 Mayıs’ında çıktığı Samsun yolculuğunun biletini bu İngiliz subayından almıştır.`“Atatürk bir İngiliz’den mi vize almıştır yani Samsun’a çıkmak ve ülkeyi kurtarmak için?”
    Nezih Uzel haklı olarak biraz da bu hissi uyandırmak için olsa gerek, kitabının adını “İngiliz İstihbarat Subayı Bennett Anlatıyor: ATATÜRK’E NASIL VİZE VERDİM” koymuş…Uzel, John Goldolphin Bennett’le röportajını 1972’de, yani bundan tam 40 sene önce Özbekler Tekkesi’nde yapmış.Yani Bennett’in ölümünden sadece 2 yıl önce
    İşgal sırasında İngilizler’in “İstanbul’u Türkler’den geri alalım, Yunanlılar’a verelim, Ayasofya’yı kilise yapsınlar” tartışmaları…
    Nezih Uzel, Bennett’in izini nereden bulduğunu fısıldadığı satırlarda ilginç bilgi kırıntıları saçıyordu…
    “Mevlevi Dergahı açık olsa Konya’da yüzlerce yıllık makamında oturacak olan Celaleddin Çelebi o yıllarda(1968-1970.F.T) ailesi ile birlikte İstanbul’da Maçka’da yaşar, evinde muntazam toplantılar yapardı.O zaman İstanbul’da bulunan tüm eski Mevlevi aileler o toplantılara katılırdı…Nitekim Bennett’in ara sıra Türkiye’ye geldiğini, o çevrede tanınmış Nezahat Ege hanımdan öğrenmiştim…Bu kişilerin çoğu o çeşit yabancıları tanıyordu”(sf.20)
    Yaklaşık 470 sene hiçbir yabancının ayak basamayacağı bir başkenti, İstanbul’u, İngilizler bir gün işgal edecekler ve memleketin Mevlevileri de bu işgalin işkenceci irtibat ve istihbarat subayıyla olan temaslarını işgalden sonraki yarım asır boyunca kaybetmeyecekler, öyle mi…
    İtalyanlar Antalya’yı işgal ettiklerinde yine onlara ilk sıcak ‘hoş geldin’i sunanlar ve ‘her sömürgeci gibi İtalyanlar da Anadolu’da sadık bir işbirlikçi sahibi olmak isterlerse’ bağlantıya geçmeye hazır olduklarını beyan edenler de yine Mevlevilerdi…Bu bilgiler ve fazlası ama özellikle de ille de Özbekler Tekkesi!…
    Yakın geçmişimizin karanlıklarının aydınlatılması, yakın geleceğimizin önünün açılması elzem ise, araştırılması gereken konulardan biri gelir bana, bu Milliyetçi Mevlevi Tekke…İşte Bennett’le yapılan söyleşi de tam bu mekanda, Üsküdar Sultantepe’deki Özbekler Tekkesi’nde yapılmış…O gün Bennett ve İşgal ordusu kumandanı General Milne, son padişah Vahideddin, bir görevli ve kendisinin olduğu dörtlü toplantıyı hatırlıyor mesela ve anlatıyor o diyaloğu…
    O görüşmenin ardından Milne’nin son padişah için söylediği “Bu adama fazla güvenilmez” sözünü okumak güzeldi.
    Vahideddin’in her an Direniş Hareketi’ni başlatmak üzere Anadolu’ya geçebileceğini anlayan İngilizler Dolmabahçe Sarayı’nın etrafına dikenli tel bile çekmişler!…“Peki o zaman bu işgalciler kime güvendiler?!” diye sorduğunuzu duyar gibiyim…
    Vahideddin’in neden İngiliz zırhlısıyla kaçtığı da tavzih ediliyor ki bunu okumak da hoştu.
    Gencecik beyinlere, altı asırlık dev Osmanlı’nın son padişahının, düşmandan korktuğu için ülkeyi terk ettiği yalanını bir asırdır söylemekten sıkılmayanların uykularını kaçırmaya yeter mi bilmem tabi bu tip ters çıkışlar!…Ama gerekli…
    Seksen senedir resmi tarih diliyle ve resmi ideoloji eliyle onun ve onlarcasının şahsı manevisine yapılan hakaret kampanyası…
    İade-i itibarların şahının yapılacağı meydan olan Mahşer’e olan inancımdan dolayı benim garip bulduğum ama kimbilir belki de gerekli olan bu dünyadaki iade-i itibar merasimi dahi yapılacaktır son padişah’ın, göreceksiniz…
    Uzel’den öğrendiğimize göre Bennett gibi oğlu Simon ve torunu Ben de Mevlevi olmuşlar…(sf.39)
    Kendi inkar etse de işgal sırasında adı “işkenceci Bennett”’a çıkan bu yüzbaşıyla beraber işkence odalarını gezen Uzel, bu orijinal röportajdan önceki İstanbul turunda olanları detayıyla yazmış…Kroker Oteli, Arapyan veya Agopyan Hanı ve hatta Tarabya Oteli…
    Bennett’in hayat görüşü bir trafik kazası ve bir adamla değişiveriyor…
    Trafik kazasından sonra metafizik gerilimi artan İngiliz, George İvanovich Gurdjieff’le tanışmasıyla hayata değişik ve derin bir prespektiften bakmaya başlıyor. (Kaynak Analiz Merkezi-Fatih Tezcan-yazı kısaltılmıştır.)

  206. tarihname said

    Mustafa Kemal Paşa 16 mayıs 1919 da arkadaşlarıyla İstanbuldan Bandırma vapuruyla Samsuna hareket etmiş ya İngilizler bu vapuru Karadenizde açıklarda batıracaklarmış. Mustafa Kemal Paşada dahil vapurun bütün mürettebatınıda öldüreceklermiş, ancak bu durumun istihbaratını alan Sultan Vahdettinin damadı İsmail Hakkı Oktay onlara İstanbuldan çıkışları sırasında ingilizler bu vapuru Karadenizde batıracaklarmış böyle bir istihbarat aldık. Hep kıyıya yakın alanlardan gidin size zarar veremesinler demiş. Gemidekilerde öyle yapmışlar. Onları açık denizde arayan İngiliz gemileride bulamamışlar. Bu şekilde 19 mayısta sağ salim olarak Samsuna ulaşmışlar. Bu durumu Mustafa Kemal Paşaya Rauf Orbay bildirmiş. Bence bu sonradan uydurulan tarih hikayelerinden birisidir. İngilizler giriştikleri bir işi eninde sonunda bitirirlerdi.

  207. tarihname said

    1923-50 döneminde kemalizm adına kimler kimler harcanmadıki bu ülkede Sağlık Bakanı Rıza Nur, yazar Halide edip Adıvar, amiral Rauf Orbay ve İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy yurt dışına kaçtı. İslam Alimi İskilipli Atıf Hocayla maliye Bakanı Cavit bey ve daha pekçok devlet büyüğü asılarak idam edildi. Sosyalist yazar Sabahatti Ali yıllarca Sinop zindanlarında çürütüldükten sonra hapisten çıktı. 1948de Bulgaristana kaçarken sınırda bir çavuş tarafından öldürüldü.Şair Nazım Hikmet 12 seneden fazla hapisde yattıktan sonra 1950 de çıkışının ardından Sovyet Rusyaya kaçtı. Muhafazakar şair yazar Necip Fazıl Kısakürek senelerce hapislerde ömür çürüttürüldü. Paşalardan Kazım Karabekir, Refet Bele ve Cafer tayyar Eğilmez ile 1922 de emekli edilen Ali İhsan Sabis paşa susturulup izole edildiler. Yalnız Rıza Nur ile Kazım Karabekir, Cafer Tayyar paşa, Ali İhsan Sabis paşa, Refet Bele paşa ve Necip Fazıl Kısakürek bıraktıkları hatıralarıyla yada kaleme aldıkları kimi araştırmalarıyla azda döktürmediler hani o zamanın gizli saklı kalmış olaylarının iç yüzünü ortalık meydanlara.. Sanki uğradıkları haksızlığın öcünü bir bir aldılar birilerinden yada Kemalizmden. Hatta Kısakürek Vahdettin isimli eseriyle Mustafa Kemal Paşadan sanki sürgün ve mağdur padişah Sultan Vahdettinin öcünü bile aldı.
    Birde 1923-1938 döneminde devlet görevlerinde Mustafa Kemal Paşaya yağcılık yaparak yükselmeye çalışan bazı yalaka kimseler varmış. Karısını kızını M. Kemal paşaya sunanlar bile bulunurmuş bunların arasında. Bunlar devletin çeşitli kademelerinde görevlerde bulunurlarmış. Bunların arasında paşalar bile bulunurmuş. Kimisi evine Mustafa Kemal Paşayı davet eder ondan her ne istedeceklerse karısını kızını paşayla evinin içinde bırakır kendi kış kıyamet demeden balkonda beklermiş. Bu sebeple üşüterek zatüre olanlara bile rastlanıyormuş.

  208. işte böyle said

    Mustafa Kemal Atatürk sürekli olarak devlet başkanı olabilmenin yolunu arayan bir kimsedir kimine göre. Ona göre bu yola giden her yol mübahtı. Bu sebep ile daha 1918 de Vahdettinin yaveriyken onun kızı Sabiha Sultanıda bu sebep ile istetmişti babasından. Ancak Sabiha sultan kabul etmemişti bu durumu. Kabul etseydi önce kısa bir süre sonra padişahın damadı olacaktı sonrada damatlığının yanısıra rütbe ve nüfusunu kullanarak ilk fırsatta ülkenin tek sahibi olarak muhtemelen bir askeri darbeyle Osmanlıyı kaldırarak ülkenin tek sahibi olacaktı. Ülkede tek söz sahibi yine kendisi olacak bütün ülkeyi demir yumrukla yönetecekti. Bunu neredenmi biliyoruz. Hemen açıklayalım.
    Kemal Atatürk Millet Meclisinde demokrat: “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” Çankaya’da ise diktatör.”… İçeri girer girmez Mustafa Kemal politikacıların fesatlığı yüzünden kasırga gibi patladı: “Demokrasi çok kişinin, ama zihni karmakarışık aptal kişilerin yönetimidir. Tek sağlıklı hükümet tarzı, tek adamın mutlak hükümdarlığıdır.” (H.C. Armstrong. Bozkurt S: 120)
    Bir grup öğretmene seslenir: “Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Çankaya’da ise öğretmenlerin öğretmeni, o muhteşem Fatih ve Sultan Ahmet mitinglerinin hatibe si Halide Edip Adıvar’a dönüp, “Siz ne düşünüyorsunuz? diye bağırdı. Onun kuramsal düzeyde bir demokrat olduğunu, tüm diktatörlere karşı olduğunu biliyordu.”
    – “Ne demek istediğinizi pek anlamadım” cevabını verdi Halide Edip.
    -“Ne demek istediğimi size açıklayayım diyen M. Kemal’in kızgınlıktan gözleri kurşunileşmiş, kaşları aşağı sarkmış, çenesi sıkılmış, tavırları tehdit edici bir hal almıştı:Demek istiyorum ki, herkese ne diyorsam yaptıracağım, herkes emirlerimi yerine getirecek. Hiçbir şekilde eleştiri yada öğüt almayacağım. Kendi yolumu çizeceğim, herkes, tabii sizde, ben nasıl istersem, hiç soru sormadan, kesinlikle yerine getireceksiniz…” (Age S: 120) Bu emir üzerine Halide Hanımın cevabı: “Paşa paşa! Biz senin uşakların değiliz, memleket için geldik” olur. işte bundan sonra Mustafa Kemal ile H. Edip Adıvar’ın arası düzelmedi. Halide Hanım vatanı terk etti, ABD’ye yerleşti.
    Mustafa Kemal Atatürk çok içki içer, rakıyı çok sever bunu da gizlemezdi. Bir gün sofradakilere sorar:”Mareşal mütekait-emekli-olursa ne yapar?
    _ “Aman Paşa Hazretleri, Allah onun emekliliğini bize göstermesin” cevabını alır.
    İsmet Paşa ve kendisi hakkındaki sorulara da aynı cevabı alınca, o dalkavuklardan sağlıklı bir cevap alamayacağını anlar ve kendisi devam eder.” Mareşal emekli olursa bir pösteki üzerine oturur, tespih çeke çeke ölür.” İsmet Paşa emekli olursa, onu bunu çekiştire çekiştire ölür. Ben emekli olursam, bir çilingir sofrası kurar, içe içe ölürüm.(Rasim Özdenören Fetişe Dokunmak 6.11.2008)
    Kimisine göre Ulusal Kurtuluş savaşı bitip yeni Türkiye kurulduktan sonra Mustafa Kemal Paşa kendisiyle birlikte mücadele vermiş olan neredeyse bütün silah arkadaşlarını bütün ülkeyi tek başına yönetiyor olabilmek adına ülke yönetiminden tasfiye etti. Tabiri caizse bütün ülkeyi 1924-25 ten itibaren kurdurmaya başladığı çilingir (içki) sorfalarından yönetmeye başladı. Kazım Karabekire göre onun içki sofrasında bulunan arkadaşları birer asalak Allaha inanmayan 20-25 kişilik insan gurubuydu.

  209. Olay said

    Mütareke döneminde Türkiye’de gazetecilik yapan, İngiliz istihbaratıyla içli dışlı olduğu bilinen Price anılarında, M .Kemal’in kendisine, İngilizlerin Anadolu vilayetlerinden birinde vali olmak istediğini; bunu söylerken yanında Rıfat veya Refet adlı bir generalin daha bulunduğunu, bu isteği Albay Heyvod’a aktarıldığını, fakat Albay’ın isteğe itibar etmediğini belirtir.(Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler cilt 5)
    Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Atatürk İngilizlerden Anadolunun birine vali olmak istediğini bildiriyor kabul etmiyorlar. Ama o İngiliz siyasetine yanaşmayı sürdürüyor. Her yerde onları övüyor. Onlarla işbirliği içine giriyor. Bunun sonucundada her halde birazda onların her dediklerini yapıyor olmasının karşılığında 1920 lerin başlarında yeni kurulan Türkiyenin yönetimi kendisine bırakılıyor.

  210. alıntı said

    Mustafa Kemal Paşa ve yandaşları Kurtuluş savaşı yıllarında Sultan Vahdettini Sevri kabul ettiği iddiasıyla vatan satan hain ilan etmişler ve hain ve hırsızlık damgası gerekçeleriyle İslam halifesi padişahı kendi ülkesinden kovmuşlardı. Vahdettinin Osmanlı devletine oynanan bir oyun olan Sevr Anlaşmasını imzalamadığı Sevrinde yürürlüğe girmediği açık iken. Birileri Osmanlı ülkesine gayrimeşru yollarla cebren yani zorla el koyuyor sonrada kendi gayrimeşru işlerini haklı göstermek için padişahı hain ilan edip ülkeden kovuyorlar işin aslı budur. Sonrada islami kanunları kaldır. İnançlı halka öldüresiye baskı uygula. Hertarafa heykellerini diktirip herkesi heykellerinin karşısında zorla esas duruşa geçirt. Bir millet ancak bu kadar aşağılanır.

  211. alıntı said

    Nutukta Mustafa Kemalin İngiliz generali Harrington ile işbirliği gibi görüşmesinin belgesi sayfa 643
    13 haziran 1921de Kuvayi itifatiye başkumandanı general harringtonun mukarribinden olduğunu ifade eden binbaşı Henry ve Sturton namında iki zabit motorla ineboluya geldiler. Bu zabitler general Harrington tarafından şu telgrafta bulundular.
    Ben bir torpido ile İstanbul boğazı içinde Harringtonun yalısına gideyim. Orada general ile sulh esasatı hakkında anlaşayım. İngilterenin istiklalimizi tammımızı kabul ettiğini ve Yunanlıların topraklarımızdan çıkarılacaklarını vesaire üzerinde münakaşaların mümkün olduğunusöylemişlerdir. Bu zabitlere verilen cevapta benim İstanbula gitmeyeceğim. ve general Harrintonun İneboluya gelip o sırada orada bulunan Refet Paşa ile görüşmesinin mümkün olacağı bildirilmişti.
    18 haziran 1921 tarihli bir telgrafta <istanbulda Hamit beyden vurud etti. Bu telgrafname meali şöyle idi. Burada mevkii rfesmisi olan bir ingiliz İngilterenin istanbulda en büyük makamı namına bugün bendenize müracaatla seri bir sulha vasıl olmak için müzakereye hazır bulunduklarında Mustafa Kemal Paşa hazretleriyle münasebata girişmek arzu ettiklerini ve senia muntasır bulunduklarını arza delalet etmemi rica etti.
    Hamit beye verilen cevapta müzakereye hazır olduğumuz bildirilmiştir.
    5 temmuz 1921 de Zonguldaka gelen bir İngiliz torpidosu General Harrintondan bana bir mektup getirmişti. Tercümesi Ankaraya telgrafla bildirilen bu mektup şu idi
    Kumandan Henry vasıtasyla aldığım habere nazaran zatalileri bana bir askerin bir askerle görüşmesi kabilişnden bazı mutalaat dermeyan etmek arzusunda bulunuyorsunuz….

  212. alıntı said

    Sultan Vahidüddin’in (radıyallahu anh) 1923 yılında Hicaz’da yayınladığı Mekke Beyannamesi’nden bir cümle:
    “Şimdi bana bigayri hakkın (haksız olarak) ihanet-i vataniyye isnad edenler, Hilafet’i hukuk ve nüfuzundan tecrid ve tadil ederek bu “Saltanat-ı Muhammediye”yi yıkmışlar ve yalnız vatanlarına değil, bütün Alem-i Islam’a ihanet etmişlerdir.”Mehmed Vahidüddin bin Sultan Abdülmecid Han

  213. alıntı said

    Yunan izmire çıktığı günlerde tesadüf gibi görülsede aslında ayarlanmış olarak Mustafa Kemalde samsuna çıkmıştı. O Anadoluya Yunanı kovmaya gönderilmişti ama aslında bütün Osmanlı silah kadro ve paralarını kullanarak işin sonunda Osmanlıyı kovacak Halifeliği kovacaktı. Türk islam ülkesinden devlette islam hükümlerini kaldıracaktı.
    Osmanlı rejiminin düşmanı Atatürkten inciler
    Nutuk sayfa 14-Osmanlı hükümetine, Osmanlı padişahına, ve müsliminin halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek lazım geliyor.
    Nutuk 421-maksadımda toplanacak meclisin rejimi değiştirmek selahiyetiyle ilk anda mücehhez bulunmasını temin etmek idi.

  214. alıntı said

    .

    Kadir Mısıroğlu Kurtuluş Savaşının perde arkasını anlatıyor (Altta Kadir Mısıroğlu‘nun iddialarını delillendireceğiz)

    Bölüm 1

    …Tıpkı hilâfet meselesinde olduğu gibi başta din kuvvetinden de istifade ve yardım sağlamaya sıcak bakılmış ve ardından bir sağdan geri hareketle Türk’ün dini, şeriatı, uleması kılıçtan geçirilmeye başlanmıştır. Türk milleti bu kahpelikleri unutursa dünyanın en aşağı milletidir….

    ….Herif yaptığı işleri İslam âlemine ve İslam ulemâsına hiç sormuyor, lakin onlar İslam dininden ziyade bir türedinin hareketlerine tâbi imişler gibi arkasından te’vil yetiştirmeye çalışmaktan, bir defa da “Dur bakalım, ne yapıyorsun?” demeye vakit bulamıyordu.

    İslâm’ın hükümet ve hilâfetini herifin istediği şekle sokmak için böyle çapraşık te’viller bulmaya hacet ve zaruret nereden hasıl olmuştu?

    Yoksa İslam dini ile oynanabilir de Mustafa Kemal ile oynanamaz mı?

    Yani İslam dininin semadan nazil olmasından daha önemli olmak üzere bu adam da gökten zenbil ile mi inmişti?

    İzmir’i fethetmiş imiş, fethetmeye yetişmeyeydi! Çünkü onu bir İslam fatihinin takip ettiği fikir ve gaye ile fethetmedi. Şark’ta Müslümanlığı yıkmak ve Avrupalılık mefkuresini muzaffer kılmak için fethetti….

    ….Eğer İslam âlemi ve İslam uleması, ta iptidasından yanlışlıkla İslam kahramanı sandıkları Mustafa Kemal’den, İslam’ın şearine ve hilâfetinin hukukuna taarruz tarzında aykırı hareketler ve fena alâmetler görülmeye başladığı dakikadan itibaren bu herife karşı İslam dininin icap ettiği vaziyeti takınsaydı şimdiki gibi iş işten geçmeden, Türkiye’nin dini ve İslam âleminin hilâfeti hâk ile yeksan edilmeden vazifelerini idrak ve ifa etmiş olurlardı….

    ….Din düşmanlarına karşı elimizi kolumuzu harekete geçirmeden evvel zihnimizi harekete geçirmekte bu kadar zahmet çeker ve bu kadar geç kalırsak, onlarla bizim başa çıkabilmemiz mümkün ve mutasavver değildir.

    İşte içimizdeki İslam dini düşmanlarının bütün maskeleri yüzlerinden düştüğü ve şapkalarına varıncaya kadar açıklık kazandığı bir zamanda yazdığım eserlerimin birçok sayfalarını hâlâ Kemalistlerin dinsizliğinde şüphe eden Müslümanların!!! şüphelerinin izalesine ait delil ve vesikalarla doldurmak mecburiyetinde kalmalı mı idim?

    Böyle adamların ahiretteki vaziyetini Cenabı Hakk şu âyeti kerîme ile beyan buyuruyor:

    “Ve “Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık.” diye ilâve ederler.” (Mülk/10)

    Kemalistlerin, hükümeti hilâfetten ayırırken dinden de ayırmış oldukları gerek mantıkî gereklerde ve gerek din ile dünyayı veyahut din ile siyaseti ayırmak gibi yarı açık, yarı kapalı tabirler altında kendi itirafları ile tamamen sübût bulduktan (sabit olduktan) sonra bunun mahzurlarının da o kadar büyütülecek bir şey değilmiş gibi sayıldığını görüyor ve Kemalcilerin İslam dinine yönelik suikastına karşı bu derece mütegafil davranan İslam âleminin dalgınlığından me’yus (ümidsiz, kederli, ye’se düşmüş) oluyordum.

    “Begâfiller, dünyadan ve siyasetten ayırdığınız dini ahirete mi gönderiyorsunuz?” diye bağıran bir müslüman sesi duyulmaması ne kadar gücüme gidiyordu.

    Dünyayı ve siyaseti, yani hükümeti dinin müdahalesinden kurtaracak, dini, hukuk-u medeniye ve siyasiyesinden iskat etmiş (düşmüş, hükümsüz kalmış) olan bir memlekete, Dâr-ı İslam denebilir miydi?

    Başı şeriata bağlı olmamak üzere müteşekkil bir hükümet, İslam hükümeti olamayacağı gibi, o hükümet bir ecnebi hükümet değil de, halkın, milletin kendi kendine teşkil ettiği bir millî hükümet ise öyle bir milletin de kişilerce isimleri Ahmed, Mehmed olmasına rağmen, İslam dini ile ilgilerinin, hükümetleri vasıtasıyla toptan kesilmiş olması zarurî idi.

    Yalnız bu hallere karşı içinden kan ağlayan ve elinden bir şey gelmediği gibi memleketinden hicret imkanını da bulamayan halkın güçsüzleri için bir mazeret hakkı kalıyor.

    Fakat bunlara bedel Türkiye dışında, Ankara hükümetinin din ve dünyayı birbirinden ayırmaya ve bu suretle dini ahirete bırakarak dünyadan vücudunun izalesine matuf icraat ve kararlarındaki cinayeti Mustafa Kemal’in hatırı için kapatmaya veya hafif göstermeye çalışan müslümanların!!! ve bilhassa akıllılarının vaziyetleri, İslâmî kaideler nokta-i nazarından pek tehlikeli bir halde bulunuyordu.

    Demek ki herif, Anadolu’nun ortasında kurduğu dinsiz hükümetle, bir taraftan 600 seneden beri ve belki daha fazla bir müddetle İslam dinine göğsünü kale yapan bir milleti toptan ilhada sevk ederek din ve dünyalarını tahrip ettiği gibi, bu icraatı kendilerine tasdik ettirdiği uzaktaki müslümanların dinî vaziyetlerini de tehlikeye sokarak onlara da az zararı dokunmuş olmuyordu…

    …İşte ey okuyucu!

    Mustafa Kemal’in inkılâplarının geçirdiği bu devirleri ve, merhaleleri sakın unutma ki bu oyunların ne acaip yollardan geçerek şimdiki uğursuz ve çelişik neticelere vasıl olduğunu (ulaştığını) anlayabilesin…

    ….Koca kahramanlar!, bir taraftan hilâfet hükümetini ve bizzat halifeyi İngilizlere satılmış göstermekle lekelemeye çalışırken asıl kendileri devletin Belgenin latinize edilmiş hali:

    “Harbiye Nezaret-i Celilesi’ne

    1 – 7/5/335 tarih ve 7 numaralı tezkire-i acizanemle karargah mensubinin üç aylık muhassesat-ı adiyelerinin şimdiden ve buradan itası lüzumunu istirham etmiştim. Henüz devair-i müteallikası neticelendirilmemiştir.

    2 – Masarifat-ı fevkalade müfettişlikçe ba’del-tasdik kabul edilmesi, 6/5/335 tarih ve 5 numaralı tezkire ile istirham edildiği halde henüz bir karar ita edilmemiştir. Bu kararın itasıyla (verilmesiyle) beraber alelhesap bir miktar meblağın ita’sı (verilmesi) lüzumu tabiidir.

    3 – Ekalli (en az) iki binek otomobili lazımdır. Bu da henüz temin edilememiştir.

    4 – Muhassesat-i zatiyemle karargahın seferi karargah ittihazı hakkındaki, 12/5/335 tarih ve 12 numaralı tezkire-i acizi de henüz mevki-i muamelede bulunuyor. Balada arz olunan mevad netayice iktiran ettirildikten ve ailelerinin havayicini (asli ihtiyaçlarını) te’min etmek gibi hususatını muktazi olduğu parayı bilfiil vermek imkanı hasıl olduktan üç gün sonra hareket olunacağı muhakkaktır.

    Bu işler için bir haftadan beri karargahımın ümera ve zabitanı bizzat takip ile meşgul oldukları cihetle bir an evvel işin katiyete iktiran ettirilmesini ehemmiyetle istirham eylerim.

    Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişi ve Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari

    13/Mayıs/1335 (1919)

    Mirliva M. Kemal”

    **********

    KAYNAK: Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, sayı 1, vesika 11.

    Kadir Çandarlıoğlu

    http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

    *

    *

    M. Kemal Atatürk’ün ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz
    13Tem

    M. Kemal Atatürk’ün ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz

    Son zamanlarda M. Kemal Atatürk’ü müslüman bir profil olarak takdim etmek moda oldu. Bu modanın başlamasının yegane sebebi ise müslümanların şuurlanmasıdır. Gerek Internet gibi kitle iletişim araçlarının hayatımıza girmesi, gerekse kemalistlerin değişen dünyada eski baskıcı yöntemlerini uygulamaya fırsat bulamamaları ve bunun neticesi olarak dini kitapların basılabilmesi, dolayısıyla laikliğe uygun yapay bir din anlatmayı üstlenen Hıyanet (Diyanet) Işleri Başkanlığının dini anlatan tek kaynak olma özelliğini kaybetmesi; bu şuurlanmanın temel etkenlerindendir.

    Bütün bu gelişmeleri yakından takip eden kemalistler, rejimin kurtuluşunu, M. Kemal Atatürk’ü “müslüman” olarak tanıtmakta gördüler. Zira şuurlanan bir müslüman; Hilafet’i, Kur’an’ı, Ezan’ı, Şeriat’ı vs. ülkemizde uygulamadan kaldıran bir adamı ve rejimini asla kabul etmez… Binaenaleyh rejimin sürdürülebilirliği açısından bir tehlike oluşturur. Hedefleri ise bunu önlemektir.

    Müslümanım ama Atatürkçüyüm diyenler, M. Kemal Atatürk’ün 1925 tarihinden evvelki demeçlerini, onun müslümanlığına delil sayarlar… Halbuki o demeçler, halkın ve muhafazakarların desteğini almak için verilmişti. M. Kemal Atatürk’ün o dönem verdiği demeçlere itibar ettiğimiz takdirde, onun aynı zamanda padişahçı, saltanatçı, hilafetçi, şeriatçı olduğuna da hükmetmek lazım gelir. Zira o dönem padişahı, hilafeti övmüş ve o meşhur Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde yaptığı konuşmada Kur’an-ı Kerim’in Anayasa olduğunu beyan etmiştir. Lakin daha sonra tam aksi istikamette hareket ettiği herkesçe malumdur.

    Şimdi bir analiz yapalım… M. Kemal Atatürk’ün not defterlerinin, imzalı yazılarının, mektuplarının, telgraflarının, kaydedilmiş demeç ve nutuklarının, doğrulukları uzmanlar ve araştırmacılarca denetlenerek tarih sırasına göre bir araya getirilmesiyle oluşturulan “Atatürk’ün Bütün Eserleri” isimli 30 cildlik kitap dizisine müracaat ederek, M. Kemal Atatürk’ün Islami terimleri hangi zaman diliminde ve hangi yoğunlukta kullandığına bakalım.

    “Atatürk’ün Bütün Eserleri” (Nutuk hariç) isimli bu külliyatında Taha Akyol’un yaptığı içerik analizine göre, M. Kemal Atatürk, Islami terimleri Meclis’in açıldığı 23 Nisan 1920′den 27 Ocak 1923 tarihine kadar olan yaklaşık 3 yıllık dönemde toplam 792 kez kullanmıştır. Bakınız; Tablo 1

    *

    Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

    Tablo 1

    ***

    Zaferden sonra kullanılan Islami terimler hızla azalmakla birlikte, bir süre devam ediyor, zira saltanatın ve daha sonra Hilafetin kaldırılmasında bu uygulamaları meşrulaştırmak amaçlanmıştır.

    Buna göre, 23 Nisan 1923 ile 1 Kasım 1929 tarihini kapsayan yaklaşık 7 yıllık dönemde M. Kemal Atatürk, sadece 362 kez Islami terimlere başvurmuştur.

    3 yılda 792 kez,
    7 yılda ise yalnızca 362 kez… Inanılmaz bir düşüş söz konusu.

    Hilafet kaldırıldıktan sonra, 1927′den 1929 yılına kadar, yani 2 yılda M. Kemal Atatürk’ün sadece bir kez “Allah” ismini söylediği görülüyor.

    O da “Allahaısmarladık”tır herhalde…

    Bakınız; Tablo 2.

    Tablo 2

    ***

    M. Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda dini kullandığına dair Prof. Dr. Cemil Koçak, Prof. Dr. Metin Hülagü ve Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan’ın yorumlarına yer verdiğimiz konulara bakabilirsiniz:

    http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/18/m-kemal-ataturkun-milli-mucadele-donemi-islamcilik-politikasi-2-2/

    http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/06/prof-dr-cemil-kocak-toplum-yakin-gecmisin-gerceklerini-ogrenirse-cok-sasirir-roportaj/

    http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/07/tarihci-mehmet-o-alkan-ataturk-dini-kullandi/

    ***

    Ayrıca şu konularımıza da bakılabilir:

    http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

    http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/14/m-kemal-ataturkun-balikesir-hutbesiyle-ilgili/

    http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

    http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/22/1315/

    **********

    Kadir Çandarlıoğlu

    **********

    “Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

    http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

    *

    Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

    http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

    *

    *

    Yorumlar1 Yorum
    KategorilerHILAFET, HALIFELIK, ŞERIAT, ISLAM DÜŞMANLARI, KEMALIZM, M. KEMAL ATATÜRK, SULTAN VAHIDÜDDIN, KURTULUŞ SAVAŞI VE M. KEMAL ATATÜRK

    Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu
    11Tem

    Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu

    *

    Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

    ***

    Batı, Birinci Dünya Harbi’yle “hasta adam” teşhisi koyduğu Osmanlı’yı öldürmeye teşebbüs etmişti. Ancak işgal altındaki Osmanlı Devleti’nin Meclisi, Misak-ı Milli hedefini koymuş ve direnmeye karar vermişti. Batı, “hasta adam”dan beklemediği bu hareketin, taşıdığı yüksek Islam ruhundan kaynaklandığını anlamakta gecikmedi.

    Bu yüzden bir gizli savaş başlatıldı, bir oyun tertiplendi…

    Misak-ı Milli’yi gerçekleştirme kararı alan milletin başına, işbirlikçi M. Kemal’in getirilmesini sağladılar. O, orduya nerde “dur” derse orada durulacaktı. Ona “dur” emrini verdirecek olanda Batı’ydı. M. Kemal’in bu milletin reisi konumuna yükselmesi ve bunun için de sarsılmaz bir otoriteye sahip olması icab ediyordu. M. Kemal’in meclisten “Gazi” ünvanını ısrarla istemesi, Başkumandanlık yetkilerini elinde tutmakta direnmesi, öte yandan Padişahın itibarsızlaştırılması ve diğer Kurtuluş Savaşı liderlerinin tasfiyesi, hep bu oyunun birer parçalarıydı. Onca “General” varken, “Albay” rütbesindeki Ismet’in Garp Cephesi Kumandanı yapılması da bu oyunun bir parçasıydı. Eğer ülkenin menfaati gözetilmiş olsaydı, Garp Cephesine bir “Albay” değil, bir “General” atanırdı. Demek ki, M. Kemal kendi menfaatini gözetmiştir.

    Bir süre sonra devleti ele geçiren M. Kemal ve avenesi, tek siyasi muhatap olarak Islam düşmanlarıyla Lozan’da pazarlığa oturdu. Böylece Misak-ı Milli hedefini gerçekleştirmek isteyen milleti; Batı’nın “durdur” emriyle “durdurmuştur.” Kurtuluş Savaşı’nı baltalamıştır. Yani, milletin ruhunu satmıştır. Bunun karşılığında komisyon olarak Batı, M. Kemal rejiminin meşruiyetini tanımıştır. Türkiye’nin sınırları, Osmanlı Meclisi’nin çizdiği ve Ankara Meclisi’nin de onayladığı Misak-ı Milli değildir artık… Türkiye’nin sınırları, Ingilizlerin çizdiği haritayla belirlenmiş ve M. Kemal eliyle millete zorla kabul ettirilmiştir. Zorla, zira M. Kemal dualarla açtığı Ankara’daki meclisin Lozan anlaşmasını kabul etmeyeceğini bildiği için, bu meclise darbe yaparak kendi adamlarıyla ikinci Meclisi oluşturmuştur. Ülkemiz, maalesef bir Ingiliz vilayeti haline getirilmiş ve başındaki de bir Ingiliz valisi olmuştur.

    Fakat bu kadarla yetinmediler…

    Bugün Kurtuluş Savaşı’nı başlatan ruh, yarın yine başlatabilirdi. Öyleyse kendi güvenlikleri için bu ruhu imha etmeleri gerekiyordu. Bunu da kendi valileri M. Kemal eliyle yapacaklardı. Misak-ı Milli hedefini gerçekleştirmek için Kurtuluş Savaşı’nı başlatan milletimizdeki Islam’ın ulvi ruhu, M. Kemal’in devleti ele geçirmesiyle batıdan gelen süfli ruhla boğulmak istenmiştir. Batı’nın bu virüslü süfli ruhunun taşıyıcı bedeni ise Atatürk inkılaplarıydı, kemalizmdi.

    Atatürk inkılaplarıyla Islam ruhunu boğmaya çalıştılar, karşı çıkan müslümanları ise asıp-kestiler.

    Cinayetlerini haklı göstermek ve gençleri aldatmak için kemalizm propagandası yaptılar, slogan ürettiler.

    Kemalizm; sapıklıktır, hakikatleri gizlemektir, milleti sloganlarla avutmak ve aldatmaktır… Beyinleri uyuşturmak ve yıkamaktır.

    Kemalizm afyondur!

    Yoksa hangi akıl, Allahu Teala’nın Kur’an’da emrettiği “kısas”ı, yani bir insan öldürenin maktulun ailesince affedilmediği takdirde öldürülmesini emreden ayeti -haşa- “çağdışı” görüp, Izmir suikastinde M. Kemal’i öldürmeye “teşebbüs” edildiği için 19 kişinin idamını alkışlar?!

    Hangi akıl, Allahu Teala’nın emri olan başörtüsüne “dayatma” deyip, M. Kemal’in emri olan yahudi dininin şapkasına muhalefet edenlerin asılmasını savunur?!

    Tabiki hiç bir akıl.

    Kemalizm ile;

    Allah’ı arayan milleti, sevgili arayan bir millet haline getirdiler.

    Camileri dolduran milleti, Anıtkabir’i, sinemaları, baloları, barları, stadyumları ve genelevleri dolduran bir millet haline getirdiler.

    Yanlışlar, kötülükler ve haramlar millete güzel gösterildi.

    Tıpkı Allahu Teala’nın Hz. Adem ve Hz. Havva’ya haram kıldığı ağacın meyvesinin, onlara Iblis tarafından güzel gösterilmesi gibi.

    Ey Millet aldatıldınız!

    Iblis tarafından aldatılan Hz. Adem ve Hz. Havva gibi…

    Iblis ve uşakları tarafından aldatıldınız.

    Şeytan, insanın cennetten kovulmasına sebep olduğu gibi, tekrar cennete girmesine de engel olmak istiyor.

    Tıpkı Hz. Ibrahim’in peşinden kurban olmaya giden Hz. Ismail’in yoluna çıkıp süslü sözlerle engel olmaya çalıştığı gibi…

    Hz. Ismail onu taşlamıştı ve o andan itibaren ona “kör şeytan” deniyor.

    Siz de taşlayın…

    Sizi kainata tek gözle, tek boyutlu, materyalist bir gözle bakmaya zorlayanları siz de taşlayın.

    Allahu Teala’nın vaadi haktır ve nurunu elbette tamamlayacaktır. Canı veren ve alan Allahu Teala “hasta adam”ı öldürmelerine izin vermedi…

    Işte Islam ruhu uyanmaya başlıyor. Batı’nın, M. Kemal’in inkılap zincirleriyle boğmak istediği Islam ruhu, bu zincirleri kırıp atıyor. Millet artık ruh hakikatini görmeye başlıyor, elhamdulillah.

    Yeter ki biz, bu ruhu taşımaya layık olalım. Ibadetlerimizi yapalım… Namazımızı kılalım, orucumuzu tutalım… Zekatımızı verelim… Zina yapmayalım… Yalan söylemeyelim, aldatmayalım… Haram yemeyelim… Nefsimize hakim olalım… Kötü söz söylemeyelim… Çalışalım… Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi örnek alalım.

    Önce kendimizi düzeltelim… Inşaallah sonra ailemiz ve çevremiz de düzelecektir. Ama işe evvela kendimizden başlayalım.

    Ey Müslüman, kendine gel.

    ***

    NOT: Yazıda adı geçen ve geçmeyen bütün Peygamberlere selam olsun.

    **********

    Kadir Çandarlıoğlu

    **********

    *

    Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

    http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

    *

    *

  215. idamlar said

    Asıl Hain Diktatör Mustafa Kemal’in Kendisi idi

    O zaman Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918’de aynı gazetede çıkan söyleşisinde “İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı” mesajını verdiğini…

    Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı

    Mustafa Armağan’ın yazısı

    Açın bakın, Mondros’ta İngiltere ile aramızda rica minnet çöpçatanlık yapan General Townshend’in hatıralarını, İngiliz gemileri kasım ayında Çanakkale’den nasıl birer ‘kurtarıcı prens’ olarak girmişlerdir, hayretle görürsünüz. Hadi onu bulamadınız diyelim, bari tarihçi Orhan Koloğlu’nun 1918 yılı üzerine yazdığı kitabındaki(2) basın taramasını okuyun ve zamanın PTT’sinin Mondros Mütarekesi’ni kutlamak için tam 22 bin serilik bir posta pulu çıkardığını hayret ve ibretle görün.

    O zaman Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918’de aynı gazetede çıkan söyleşisinde “İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı” mesajını verdiğini de, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise “Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini” söylediğini ve dahi “muhataplarımızla [yani İngilizler, Fransızlar vd.] anlaşmak lazımdır” dediğini de hatırlamamız gerekmez mi? Ya Mustafa Kemal Paşa’nın 11-13 Ekim 1918’de Halep’ten Vahdettin’e çektiği telgraftaki ilginç teklifleri… Şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta: Müttefiklerle olmadığı takdirde ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır. (Orijinali: “Müttefiken olmadığı takdirde münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.”)(3) Peki, bütün bu belgeler bilinip dururken birilerinin kalkıp da “Mütareke hükümlerine sonuna kadar riayetkâr davranmalıyız” şeklindeki tavrı nedeniyle Vahdettin’in hain ilan edilmesini anlamak gerçekten de mümkün değil.

    Karabekir’in hatıratında Vahdettin

    Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Kâzım Karabekir’in bile yakılan kitabı İstiklal Harbimizin Esasları’nın ilk baskısında (1933) Sultan Vahdettin’le son görüşmesine dair hatıraları, kitabın sonraki baskılarında açıkça sansüre tabi tutulmuş değil midir? Halbuki Vahdettin, 11 Nisan 1919 günkü görüşmesinde, birkaç gün sonra Trabzon’a giderek yeni görevine başlayacak olan General Kâzım Karabekir’e dönüp, “Paşa, ben ve millet sizlerden ümitliyiz… Hayır dualarım ve niyâzlarım sizinle beraberdir” demiş, Karabekir Paşa da kendisine şöyle cevap vermişti: “Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zât-ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir şevket-meâb.” Üstelik Karabekir Paşa dışarı çıkınca onu heyecanla bekleyenler arasında bir tanıdık da vardır kapının önünde: Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari Mustafa Kemal Paşa. Hemen Karabekir’e sorar: Neler konuştunuz? Karabekir, Padişah’ın kendisini hayır dualarla yolculadığını anlatınca Mustafa Kemal Paşa şu anlamlı tespiti yapar oracıkta: Sen Erzurum’a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel dayanak noktası teşekkül ediyor. Ne yazık ki, İstiklal Harbimizin Esasları’nın 1951 ve sonraki yıllarda yapılan baskılarında bu ve benzeri türden Vahdettin’i ‘beraat ettirici’ nitelikteki ibarelerin itinayla temizlendiğini hayretle görürüz. Eh, Karabekir’in kitaplarında durum buysa gerisini varın, siz düşünün.

    Mustafa Kemal’in yukarıdaki sözüne dönelim tekrar. Ne demek istiyor? Gayet açık bence: Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa’yı Edirne’ye, Ali Fuat Paşa’yı Ankara’ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa’yı Erzurum’a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin’le görüştükten sonra dördüncü ve merkezÎ ayağı oluşturmak üzere Samsun’a doğru yola çıkacaktır(*). Nitekim bu görüşmeyi sonraları Falih Rıfkı Atay’a anlatan Atatürk, Vahdettin’in kendisine, “Şimdiye kadarki başarılarınızı unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin” dediğini nakletmemiş miydi? Öyleyse soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk’ün ağzından yaptıkları anlatılan Vahdettin nasıl hain olabiliyor?

    İngiliz gizli vesikaları ne diyor?

    Son olarak İngiliz gizli belgelerine bir göz atalım. Aslı Britanya arşivlerindeki gizli yazışmalara göre, işgalci İngilizler, şimdi de ‘esir padişah’ı Samsun’a çıkmış bulunan Mustafa Kemal Paşa aleyhine konuşmaya zorlamaktadırlar. Ne var ki, Vahdettin kendilerine, Mustafa Kemal Paşa’nın ancak İtalya’nın birliğini sağlayan millî kahramanları Garibaldi kadar “haydut” kabul edilebileceğini, onun yurtseverliğinden kuşku duymadığını, dahası ona saygı ve hayranlık hissetmemenin güç olduğunu söylemiştir.(4) İngilizler de bu sözleri resmen kayıtlara geçirmişler. Vahdettin’in ifadelerinin İngilizce çevirisi şöyle: “It is absurd to label the Nationalist Movement as the tyranny of a set of non-Turkish brigand and patriot in much the same sense that Garibaldi was, and is difficult not to respect and admire him.”

    Bir başka belge ise gerçekten şaşırtıcı. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul’a gelip Pera Palas’ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la görüşmek ister. Price, Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: “Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini” bildirmemi rica etti. “Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

    Kim kahraman, kim hain?

    Anadolu’da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: “Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…”(5) Türk Tarih Kurumu’nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler. Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?

    Kaldı ki, kimin hain, kimin kahraman olacağına gazete köşelerinden yahut meclis kürsüsünden karar verilemez; hatta mahkemeler bile buna karar veremez. Bunun kararını kamuoyunun vicdanı ve “tarih” denilen o acımasız yargıç verirse verir. Hem Fransızlar şu General Petain’in hain mi kahraman mı olduğuna 60 küsur yıldır karar verebildiler mi? Adam üstelik vatanını Almanya’ya gerçekten peşkeş çektiği ve işgalcilerle düpedüz işbirliği yaptığı için İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra herkesin gözü önünde yargılanıp idama mahkûm edildiği halde bugün dahi onun bu şekilde davranmakta haklı olduğunu düşünen Fransız vatandaşları azımsanmayacak sayıdadır. Dahası, bu bir rejim sorunu değildir Fransa’da; bir tarih sorunudur. Ne diyelim, darısı bizim Vahdettin’in başına.

    En iyisi son sözü, bir ara bakanlık da yapmış olan Hüseyin Cahit Yalçın’a bırakmak. Bakın yakın tarihimizdeki hain-kahraman düellosu hakkında bu tecrübeli kalem ne ibret-âmiz laflar söylemiş: “İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi [Mondros'u] imza eden Rauf [Orbay] Bey, bugün âdeta vatan haini oluyor. Çünkü Halk Fırkası’ndan çıkmıştır. İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi kabul eden ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Fethi [Okyar] Bey ise bugün Millet Meclisi Reisi bulunuyor. Çünkü, henüz Halk Fırkası’na mensuptur. Bu ne mantıktır, bu ne ölçüdür, bu ne mutaassıp fırkacılık [particilik] hissidir?”(6) Tarih yalan söylemez; ama ona yalan söyletilebilir. Tabii yatsıya kadar…

    2) Orhan Koloğlu, 1918: Aydınlarımızın Bunalım Yılı, İstanbul 2000, Boyut Kitapları, s. 190. 3) Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, s. 232. 4) Bkz. S. Ramsdan Sonyel, Turkish Diplomacy 1918-1923, Londra 1975, s. 154, dipnot 1’den aktaran: Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, İstanbul 1992, Tekin Yayınevi, s. 249-250. 5) Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98. 6) Aktaran: Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz, cilt IV, İstanbul 1962, s. 180.

    Sahih tarih com

  216. idamlar said

    Sultan Vahdeddin’den Mustafa Kemal’e destek yok sövgü var Vahdettin- Atatürk ilişkisi hakkında tartışılacak bir iddia daha. Prof. Metin Hülagü, “Vahdettin’in İngiliz’lere yazdığı mektuplarda Atatürk için küfre varacak sözleri var.” diyor. ‘Ne desteği! Mektuplarında Atatürk’e küfür bile ediyor’

    Bülent Günal’ın Röportajı…

    İngiliz belgelerinden Vahdettin ve Atatürk

    Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’e destek oldu mu? ‘Ne desteği! Mektuplarında Atatürk’e küfür bile ediyor’

    Profesör Metin Hülagü, Londra’daki Foreign Office’te (Yabancılar Ofisi) yıllar sonra gün ışığına çıkan belgeleri inceledi. İngiliz kayıtlarına dayanarak son Osmanlı Padişah’ı Vahdettin ile Atatürk’ün ilişkisini kaleme aldı

    * İngiliz belgelerini incelediniz. Tüm bu çalışmaların ışığı altında en çok tartışılan soruyla başlamak istiyorum. Vahdettin bir hain miydi?

    İngiltere, Kurtuluş Savaşı ile Osmanlı Hanedanı’nın ve Vahdettin’in kaçışında baş aktörlerden biriydi. O yüzden İngiliz belgelerinde yazılanlar çok önemli. Şunu söyleyerek başlayalım. II. Abdülhamit’ten sonra tüm şehzadelere yönelik bir siyaset yasağı var. Bir bakıma şehzadeler apolitik yetiştiriliyor. Vahdettin de böyle. Çengelköy’de yaşıyor, besteler yapıyor, İslam hukuku üzerine kafa yoruyordu. Dünya nereye gidiyor, Avrupa nereye koşuyor, Osmanlı’nın geleceği ne olacak gibi sorular Vahdettin’in gündeminde büyük yer kaplamıyordu.

    Vatan haini değildi ama siyaseten bilgisizdi, yeteneksiz ve başarısızdı

    * Böyle bir adam 1918 yılında, ağır şartların yaşandığı bir dönemde tahta çıktı.

    Evet… Ve Vahdettin’den çok şey bekleniyor. Vahdettin hain değildi ama siyaset, özellikle dünya siyasetini bilmeyen bir adamdı zaten. Ama Vahdettin’in tecrübesizliği kadar Osmanlı’nın da zaafları var. Siyaset bilmeyen birinin tahta çıkması onun vatan haini olduğunu göstermez. Çünkü padişahlara Osmanlı tebaası, toprakları bir mirastır. İnsan mirasına ihanet eder mi? Çiftlik sahibi kendi çiftliğinin yok olmasını bile bile ister mi?

    * İstemez herhalde…

    O da istemiyor. Ama yeteneksiz, başarısız. Çevresindeki sözde siyaset bilenlerin oyuncağı oluyor. Oyuna getiriyorlar onu. Ve şartlar geliyor, geliyor… Vahdettin 17 Kasım 1922’de, yani bundan 85 yıl önce İngiliz Malaya gemisiyle Malta’ya kaçıyor. Ama Mustafa Kemal günler öncesinden Vahdettin’in kaçacağını biliyor.

    Atatürk, Vahdettin’in kaçacağını biliyordu, sarayda casusları vardı

    * Nasıl biliyor?

    Çünkü sarayda bir casusu var! Vahdettin’in en yakınındaki kişilerden biri bu. Ama kim olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz Atatürk’ün o dönemde gazetelere yansıyan açıklamalarında söylediği, “Vahdettin’in kaçacağını günler öncesinden biliyordum” açıklaması… Atatürk Saray’daki gelişmelerden gün be gün haberdar. Neler oluyor, biliyor. İngiliz belgelerine de bu durum aynen yansımış.

    Padişah iddia edildiği gibi kaçarken yanında bir servet götürmüyor

    * Vahdettin söylendiği gibi sürgüne bir servet mi gitti?

    Hayır. Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılırken yanına oğlu Ertuğrul’u, hizmetlilerinin bir kısmını ve sultan aylığı olan 50 bin Osmanlı Lira’yı alıyor. Bu da o günün parasıyla 20 bin İngiliz Sterlini ediyor. Paranın bugünkü değeri ise yaklaşık 215 bin YTL. Ayrıca bu paranın tümü nakit de değil. Aralarında Fransız ve İngiliz bonoları var.

    * Bu para bonolarla mı birlikte 20 bin lira ediyor?

    Evet. Zaten para da İstanbul Merkez Bankası’nda yatıyor. Ancak mevduat Londra’daki BTC Bank’a havale ediliyor. Belgelerde paranın nereden nereye aktarıldığı, hangi tarihlerde ne kadarı çekildiği belli. Bu para 1924 yılına kadar idare ediyor. İngilizler Vahdettin’i Malta’ya bıraktıktan sonra ‘bizden bu kadar’ diyor, gerisine karışmıyorlar. Vahdettin sonraki tüm yolculuklarının parasını, harcamalarını kendi cebinden yapıyor. Ve istediği zaman da parasını çekemiyor. İngiliz yetkililerden izin aldıktan sonra parça parça parasını çekebiliyor. Bonoları bozduruyor ve beş parasız kalıyor, sefil düşüyor. Zaten beş parasız kaldıktan sonra da gerek Vahdettin gerekse Osmanlı hanedanı için son çırpınışlar başlıyor.

    Atatürk, arkasından Saray’da sayım yaptırdı, arası iyi olsa yapar mıydı?

    * Atatürk’ün Vahdettin için, ‘Namuslu adamdı, isteseydi giderken Topkapı Sarayı’nı götürürdü’ diye bir açıklama yaptığı iddia ediliyor.

    Gerek Atatürk’ün bu açıklamalarını gerekse Vahdettin’in Atatürk için, “O bir Osmanlı Paşası’ydı. Kimse onun hakkında kötü bir söz söyleyemez’türünde yaptığı iddia edilen açıklamaları gerçekçi bulmuyorum. Bunların tümü Atatürk ile Vahdettin’in arasını bulma çabaları. Gerçeği yansıtmıyor. Vahdettin kaçar kaçmaz Ankara hükümeti ne yapıyor?

    * Ne yapıyor?

    Topkapı Sarayı’ndaki değerli hazinelere ve Kutsal Emanetler’e baktırıyor, sayımları yapılıyor. Acaba kaçırmış mı diye? Özellikle kutsal emanetlere Ankara Hükümeti büyük önem veriyor. Çünkü onlar bir bakıma halifeliğin simgesi.

    Padişah’ın kullandığı ifadeleri yazsam başım hakaretten belaya girer

    * Yani siz son günlerin hakim görüşünün aksine Atatürk ile Vahdettin’in arasının kesinlikle iyi olmadığını söylüyorsunuz.

    Bakın, öyle belgeler var ki, ben kitaba koyamadım. Niçin biliyor musunuz? Vahdettin’in İngiliz yetkililerine yazdığı kimi mektuplarda Atatürk için küfre varacak kadar sözleri var. Ben bu belgeleri yazsam hakaretten mahkemeler yakama yapışır. Sadece Vahdettin’in bu tür mektupları olduğunu belirttim ama belgeleri kelimesi kelimesine yazmadım. Vahdettin Atatürk’e bir bakıma düşman. Çünkü onu tahtından indirdi, saltanatına son verdi. Zaten Atatürk de Nutuk’ta Vahdettin için, ‘sefil, aciz, anlayıştan yoksun, yaratık’ gibi kelimeleri kullanmış. Atatürk ile Vahdettin arasında en büyük çatışma birinin gelenekçi diğerinin yenilikçi olmasından kaynaklanıyor.

    “Tahttan geçici feragat ettim” demiş; “yine başa geçerim” umudu taşımış

    *Peki Vahdettin kaçtıktan sonra kaderine razı mı oluyor yoksa tekrar bir gün İstanbul’a geri dönerim umudum taşıyor mu?

    Bakın burası çok önemli. Vahdettin son nefesini verene kadar tahtından vazgeçmiyor. Bir gün şartların olgunlaşacağını ve saltanatının başına geçeçiğini umut ediyor. 1923 yılında Hicaz’da Mekke Beyanname’sini açıklıyor. Orada diyor ki: “Akıllı ve münevver kimseler fiilen, irsen ve istihkâken hilafet ve saltanat makamında bulunan (ki bu dünyadaki en büyük ve en ehemmiyetli makamdır) bir sultanın vatana hıyanet etme emel ve hırsına kapılmasını nasıl izah edebilirler? Bu makamın ve özellikle hilafetin şeref ve haysiyetini muhafaza etmek için tahtımı muvakkaten (geçici olarak) terk ettim, refah ve rahatımı bir kenara attım.’

    Yıllarca Ankara’dan “Genel Af” beklemiş mallarının iade edileceğini düşünmüş

    * Geçici olarak…

    Evet aynen öyle diyor. Ve ekliyor: ‘Saltanattan ve vatandan ayrılmamın sebebi uyguladığım siyasetin hesaba çekilmesinden korktuğum için değil, canımı, şerefimi kurtarmak içindir. Güç yetiştirilmeyecek şeylerden uzak durmak peygamberimizin sünnetidir.’

    * Peygamber sünneti derken?

    Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret etmesine atıfta bulunuyor. Vahdettin açıklamasında, hilâfet meselesinde Ankara ve İstanbul’un almış olduğu kararı hiçbir surette kabul etmiyor. ‘Aziz vatanına avdet edinceye kadar Hicaz’da kalacağını’ beyan ediyor ve tahtını geçici olarak terk ettiğini söylüyor. Sultan Vahdettin aynı zamanda genel bir af ilanının kısa bir süre içerisinde gerçekleşeceğine, kendi adının da söz konusu listenin başında yer alacağına ve bu af dolayısıyla Lozan Antlaşması’na uygun olarak Türkiye’de Ankara Hükümeti tarafından müsadere edilen malların kendisine tekrar iade edileceğine inanıyor.

  217. yorum said

    Erciyes Üniversitesinde öğretim görevlisi Profosör doktor Metin Hülagünün Londrada 3 yıl süreyle yabancılar ofisinde yaptığı bir araştırmada (Osmanlıda olmayan) yüzlerce gizli belgeyi mercek altına alarak (İslam Birliği ve Mustafa Kemal) isimli bir kitap yayınladı. Kitabın içeriği a)Mustafa Kemal Paşanın Arapları Osmanlı devletine karşı kışkırtan anlaşmaları anlatıyor olması. Buna göre Mustafa Kemal Atatürk Araplara ‘Bağımsız hükümet kurabilirsiniz’ dedi.
    b) Haziran 1919 da Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile kayıtlara geçmeyen 9 maddelik gizli bir antlaşma yaptı. c) Osmanlıyı yıkmak için İngiliz ajanı Lawrens işe araplar işbirliği yaptılar ve gizli anlaşmadan sonra Osmanlıya savaş açtılar. d)Emir Faysal Mustafa Kemal ile dostluk antlaşması imzaladı. Kurtuluş Savaşının sonrasında Emir Faysal 1932 de İstanbula gelerek M. Kemal Atatürkü ziyaret etti. Bu antlaşmalar ne demektir. Hani araplar arkadan vurduydu bize. İngilizlerle bir olarak arapları Osmanlıya karşı tetikleyen Mustafa Kemal Atatürktür.
    Ali İhsan Sabis Paşa Harp ve Hatıralarım adlı kitabının cilt 5 sayfa 358 de şöyle demektedir.
    Uluslararası platformda Ankara Hükümeti Avrupa tarafından bilinçli olarak muhatap kabul edildi ve İstanbul Hükümetinin tamamen varlığı kaybettirildi. Ve kendilerine sadık yeni işbirlikçiler getirip Mustafa Kemal ve İsmet İnönü gibi masonlar işbaşına getirilip askeri olarak o bölgeden çekildiler.
    (kaynak youtube)
    (Not; İsmet İnönü için internette Ermeni dönmesi diyen kimi kaynaklar bulunuyorsada biz bu konuda yorum yapamıyoruz.)

  218. namso said

    bu vatan hiçbir zaman bağımsız olmadı.dışarıdan yönetilen bir devletiz biz.temmelleride lozana dayanır.

  219. namso said

    ülkeyi kurtardığı zannedilen şahıs katıksız bir vatan hainidir.sömürgeci devletlerin piyonudur.bunu artık kimse gizleyemeyecek.lozanda 6 dakikada onun yandakcıları koca ülkeyi satmıştır.onlar sabataycı sapkın bir gruptur.yakin tarih örnekleride şuan silivri ve hatsaldadır.onları savunanlara gelince bende 2 sene önceye kadar körü körüne onları savunuyordum.savunmamdaki tek dayanakta şu şöyle olmuş muş miş maşlara dayalıydı.sizde gözünüzü acacaksınız.kabul etmeniz zaman alacak ama kabullenilecek bunlar.hepimiz için şuan endoğru olan bu.

  220. ismail said

    Şu italyada sürünen Vahidettinin encamına bak. Bu talihsiz hükümdar vatanı kurtarmak için elinden geleni yapmış amma sonunda kimseye yaranamamış olmak şöyle dursun ismi vatan hainine çıkmış bir bedbahttır. Ben onun Mustafa Kemali bu işe teşvik eden adam olduğunu biliyorum. Elbette bu hakikat birgün tarihe intikal edecektir. (Refet Belenin hatıraları)
    Sultan Vahidüttin hanın Anadoluda ölüm kalım mücadelesinin devam ettiği devrede askeri harekatı sık sık sorduğu ve milli kuvvetlerin başarısını duyduğunda kalkıp şükür namazı kıldığını yaveri Tevfik Paşazade Ali Nuri bey şahadet etmektedir.
    Yurt dışına atıldığında yanına Kuranı Kerim istemiş. Altın muhafazasıyla getirmişler. Gemi hareket ettiğinden muhafazayı bırakamamış. Romadan Topkapı sarayına geri göndermiş. Birde sonradan Osmanlı saraylarına el koyan Kemalistler onu hain ve hırsız ilan etmişlerdi.

  221. ismail said

    1925 te Bursaya dikilen kitabede’Burada yatan askerlerin şehit düştükleri muharebe öyle muazzam bir zaferle nihayet bulmuşturki neticesinde Bursa ikinci defa fethedilmiş ve Kadim Osmanlı nihayet bularak yerine hükümeti Cumhuriyetimiz tesis olunmuştur. Bu şehitler ve eserlerin abideime fahiridir. Ruhlarına fatiha.’ Yazılı.
    Osmanlı padişah türbeleri civarına dikilen anıtta Yunandan hiç bahsedilmezken Osmanlının son bulduğundan bahsediliyor. Sanki Kemalistler buraları Osmanlıdan fethetmiş.

  222. İsmail said

    Sen kendini yalanlarsın öğreneceğin daha çok şey var.

  223. ?!?! said

    Bilmiyorduk canım… Güya 40 bin altını atatürke verip samsun a yollayan vahdettin di.. Biz bunu biliyorduk, sen söylemiştin galiba ..

  224. İsmail said

    Bunu biliyormuydunuz? 1920 de Kurulan birinci Millet Meclisini çoğunlukla halkın seçtiğini, bundan sonraki seçimlerde milletvekillerini Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşanın seçtikleri ve bu milletvekillerinin halktan çok Cumhuriyet Halk Partisini ve onun görüşlerini temsil ettiğini. Bunun adınında dikta değil demokrasi olduğunu.

  225. İsmail said

    Kurtuluş Savaşının bitimi sonrasında Sadrazam Tevfik Paşa Mustafa Kemale gönderdiği bir haberde Lozan Konferansında birlikte hareket edelim şeklinde haber gönderince Mustafa Kemal ‘Sizde kim oluyorsunuz? Bu ülkede hakmı iddia ediyorsunuz?’ diyerek saltanatı kaldırmaya karar veriyor. 1 kasım 1922 de padişahlığın kaldırılmasını büyük millet meclisi kabul etmemiş. Çünkü bu meclis padişahlığı ve hilafeti düşmanların taarruzundan kurtarmaya yemin etmiş olan bir meclis. Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıkarak Osmanlın devletinin ömrünü doldurduğunu padişahlığın kaldırılma zamanının geldiğini belirtiyor. Osmanlının milletten bu hakkı 600 yıl evvel zorla aldığını Osmanlıdanda bu hakkın zorla alınacağını anlatarak Bu durumun kabul edilmediği takdirde ihtimalki bazı kafalar kesilecektir. denerek milletvekillerine korku veriliyor. Yani meclise silahlı baskın verilerek milletvekillerinin kafaları kesilecekmiş. Bu tehdit üzerine milletvekilleride mecburen saltanatın kaldırılmasına razı geliyor. Mustafa Kemalin halifeliği hemen kaldırmamasının sebebide kendisini meclise kendisini halife seçtirecekmiş. Bu durumada istanbuldaki işgalci güçler izin vermiyorlar. Bu sebep ile bu düşüncesinden vaz geçmek zorunda kalıyor.
    Sıra geliyor Lozan barış görüşmelerine. Lozanda İngiliz Lord Gürzon halifeliğin kaldırılması başta olmak üzere İsmet Paşaya ağır şartlar ileri koşunca İsmet Paşa Lozanı görüşmelerini bırakıp yurda dönüyor. Yerine yahudi Haim Naum İzmirden Lozana gitmiş. Acele ordu terhis edilmiş İstanbulda işgalci güçler durduğu halde. Mecliste çok şiddetli tartışmalar oluyor. Bu Lozan bu şekilde kabul edilemez diye. En çokda trabzon mebusu Ali Şükrü bey muhalefet edermiş bu duruma. Hasan Mezarcı Rıza Nurun kitabından alıntı yaparak anlatıyor. M.Kemal Paşa muhafız alay komutanı Topal Osmanı çağırıp meclisi bas 10 vekili öldür demiş. Yapamam deyince sadece Ali Şükrü öldürülüp Çankayanın bahçesine gömülmüş. Olaylar ortaya çıkıncada topal Osman yakalanacak. Mustafa Kemal Paşaya sığınmak istiyor. Paşa kendisini sahiplenmiyor. Olaylar gizli kalsın istermiş. Oda müfrezeyle Çankayaya saldıracakmış.İpek Çalışların kitabına göre Paşa çarşafa girerek kadın kılığında meclisten kaçırılmış. Topal Osman yaralanarak yakalandığı halde olaylar ortaya çıkmasın diye kasten silahla vurularak öldürülmüş. Ardından Osmanlı sonrası ilk askeri darbe nisan 1923 te yapılarak ve birinci meclis iptal edilerek ikinci meclis kurulmuş ve böylece olayların üzeri tamamen kapatılmış.Sonra Lozandaki İngilizlerin istekleride birer birer kabul edilmiş. Lozan barış antlaşmasını 28 ağustos 1923 te ikinci meclis onaylamış. Mustafa Kemal Paşanın işgalci güçler tarafından halife olmasına izin verilmeyip halifelik kaldırılmazsa Lozan barış antlaşmasının ve Türkiyenin tanınmayacağı açıklanınca zaten sekreter görevi gören ikinci meclis 3 mart 1924 te halifeliği lağv etmiş.
    Hilafet gidiyor ama patrikhane duruyor.
    Birinci Dünya Savaşları ve Kurtuluş savaşı yıllarında binbir ihaneti tesbit edilen İstanbuldaki Fener Rum patrikhanesi meselesine gelince Patrikhanenin kendi kurdurduğu Yerli Rum çetelerine verdiği para ve silah destekleri, Batı Anadoludaki ve Trakyadaki işgalci Yunan Ordusuyla irtibat içinde olması, patrikhaneye Bizans bayrağı çekilmesi gibi ihanetleri sebebiyle İstanbulda katiyyen istenmediği Lozanda İsmet Paşa tarafından belirtildi. Patrikhanenin Yunanistan Selanik tarafındaki Aynaroza taşınması salık verildi. Ancak İngiliz yahudisi Lord Gurzon Patrikhane size Fatihin emaneti, İstanbulda kalsın ve onun verdiği imtiyazlar devam ettirilmeli deyince konu kapatılıyor. İslamiyetin sembolü olan halifeliğin kaldırılmış olmasına rağmen kaldırılması değil sadece Yunanistana taşınması istenen Patrikhane İstanbuldaki hizmetlerine devam ediyor. Hıristiyanların ve Yahudilerin dini inançlarına ve müesseselerine devlet tarafından el atılamazken islami pek çok müessese ortadan kaldırılıp pekçok cami işlevini yapamaz bir hale getiriliyor. Bu gün İstanbuldaki patrikhane sayesinde Türkiyede çok rahat bir şekilde misyonerlik hareketleri yapılabiliyor.

    Gazi Mustafa Kemal

    1991 de Refah Partisinden meclise giren Eski milletvekili Hasan Mezarcı o dönemlerde yaptığı bir açıklamada Mustafa Kemal Paşanın Kurtuluş savaşı boyunca Yunanlılarla yapılan savaşlarda cephede hiç savaşmadığını açıklayarak peki kendisine verilen gazilik ünvanı nereden geliyor sorusuna şöyle cevap veriyor. Kırıkkalede at koşturduğu bir sırada atından düştü kaburga kemikleri kırıldı gaziliği işte oradan geliyor diyor. Sonra Mustafa Kemalin mebus Ali Şükrü beyi öldürttüğü iddiası ve gerekçesiyle Paşa hakkında meclise soru önergesi vererek koruma kanunlarının kaldırılmasını isteyince milletvekilliği Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından düşürülüp cezaevine gönderiliyor.
    Din yok milliyet var.
    Cumhuriyet döneminde 1920 lerde yada 30 larda adamın biri Din yok milliyet var diye bir kitap yazmış. Kitabın ilk cümlesi Bu kitabı milletimizi din denilen beladan kurtarmak için yazdım. şeklinde. Adam bu kitabı Mustafa Kemal Paşaya gösteriyor. Kitabın üzerine Mustafa Kemal Paşa Bravo aferin yazmış ve imzalamış. Bunu Doğu Perincekin 2000 e doğru dergiside yayınlamış.
    Mustafa Kemal Atatürkün döneminde CHP nin altı okuna inanmayan yada bu altı oku sahiplenmeyen insanların hayatının kaydırıldığı, iş bulamadıkları, büyük cezalara uğrayarak dışlandıkları, oysa islamiyette imanın altı şartına uymayıp inanmayan kimseler için onların peygamberimiz tarafından hiç bir cezaya uğratılmadığı karşılaştırılması yapılmış Kadir Mısıroğlu tarafından.
    Türk milleti ne?
    Kadir Mısıroğlunun açıkladığına göre Mustafa Kemal Paşanın şubat 1923 te İzmir iktisat kongresi sırasında yaptığı bir konuşmada
    Padişahlar bir yandan azınlıklara ticari imtiyazlar verirken bir yandanda şahsi ihtiraslarıyla harp etmiş, Macar, Bulgar, Sırp, Yunan, Rum milletleride sabana sarılıp zengin olurken bu milletin asli unsurlarıda (Türk milletide) savaşarak Fatihin arkasından serserilik etmiş. dermiş. Türk milletinin İngilize, Rusa, ABD liye, Çine, Japona ve Fransıza değil bu küçücük milletlere karşı geri kalmasınıda bu duruma bağlarmış.
    Mehmedoğlu Abdullah kimmiş bilin bakalım?
    İnternette herhalde Harun Yahya adıylada bilinen Adnan Oktarın adamlarınca hazırlandığı sanılan Mehdi adlı bir kasette Mustafa Kemalin gerçek adının Abdullah babasının adının ise Mehmet olduğu atanın Ali Rızanın üvey babası Makbuleninde üvey kız kardeşi olduğu anlatılıyor. Mustafa Kemalin baba adı olarak daha önce Ali Rıza Efendiden başka Abdoş ağa, Arnavut İbrahim, Yahudi Jozef gibi isimlere rastlamıştık. Kim olduğu bilinmiyor diyenlerde olmuştu. Bu konuda bilen yada bilmeyen her önüne gelen kendince bir şeyler uyduruyor anlaşılan.

  226. İsmail said

    Kurtuluş savaşını başlatmak üzere doğu anadoluya Ermeni isyanlarını bastırmaya aralık 1918 de görevlendirilen ilk kişi Kazım karabekir.
    İstanbulun kasım 1918de İngilizler tarafından işgalinden yaklaşık 4 ay sonra genel olarak bir kurtuluş savaşı başlatılmak üzere mart 1919 da İstanbulda Nuri Paşa, Şakir paşa, Sami bey, Sadrazam kendi aralarında görüşme yapıyorlar. Kurtuluş savaşı başlatılacak lider arıyorlar. Nuri Paşa olsun, beceremez deniyor. Miralay Refet olsun rütbesi küçük. Sonra Mustafa Kemal olsun diyorlar. Şakir Paşa olmaz o hiç olmaz Cumhuriyetcidir. Kurtuluş savaşı başarıya ulaşırsa kendi hesabına çalışır.Padişahlığıda halifeliğide kaldırır diyor Şakir paşa. Çoğunluk M. Kemal diyor. Padişaha durumu haber veriyorlar. Şakirpaşa çekincelerini söylüyor. Mustafa Kemal işin sonunda padişahlığıda halifeliğide kaldırır. Cumhuriyeti kurar diyorlar. Vahüdiddin ‘Olsun diyor, ben padişahlıkta hilafette değilim yeterki vatan kurtulsın.’ Sen git Anadoluya diyenlere ‘O zaman İstanbul elimizden çıkmış olur.’ diyor. Mustafa Kemal bulunup Doğu Karadenizdeki Rum ayaklanmaları bahane edilerek Samsuna gönderiliyor. Padişah eski yaveri olan Mustafa Kemale iş birliği anlaşılmasın gibisinden Anadoluda aleyhinde en ağır şekilde konuşabilme yetkiside verip Bandırma vapuruyla birkaç arkadaşıyla Samsuna gönderiyor. 1 milyon altın tahsis ediyor Kurtuluş savaşını desdek için. 42000 altın veriyor Mustafa Kemale öyle gönderiyor. Sürekli olarak silah ve askeri kadro gönderiyor İstanbuldan. Kuvayi Milliye ve Mustafa Kemal sürekli destekleniyor. İstanbuldan giden yardımlar yüzünden defalarca sadrazamlar hükümetler değişiyor. Ancak yardımlar devam ediyor. 1922 eylülünde Kurtuluş savaşı başarıyla sonuçlanıp Yunan kovulunca Kuvayı Milliyenin mahiyeti değişiyor. Mustafa Kemal tarafından Padişahın aleyhine konuşmalar devam edince Nuri Paşanın dediklerinin doğru olduğu kesin olarak ortaya çıkıyor. Önce padişahlık kaldırılıyor. Lozandan sonra Cumhuriyet ilan ediliyor. Ardından halifelikte kaldırılıyor. Mustafa Kemalin Vahdettin için çok dürüsttü dediğide açıktır.

  227. İsmail said

    1915 te Çanakkale cephesinde düşman mermisi Mustafa Kemalin göğsündeki saate çarparak parçalanmış hayatı kurtulmuş. Kendi diyor Conkbayrında İngiliz karargahına Türk karargahından daha yakındım diye. İngilizin mermisi Mustafa Kemale dokunmaz. Öğrenin artık bunu. Her ülkenin liderleri için savaş zamanlarına yönelik böyle kahramanlık hikayeleri uydurulur. Bu hikayeler ülkeler arası liderlerin birbirlerine yönelik palavra yarışıda olabilir. Doğru yada yalan kim bilebilirki gerçeği.

  228. İsmail said

    Ünlü Kemalistlerden komitacı Fuat Balkanın anılarında var. Haziran 1921 de İstanbuldan İzmit Körfezi yoluyla Anadoluya bir çuval para taşırmış. Körfezde devriye gezen bir Yunan şilebi onun teknesini görüp üzerine geliyor. Oda Yunanlıların eline geçmesin diye hemen para çuvalını denize atmış. Paralar denizin dibinde. Kendiside yakalanıp İzmite cezaevine gönderiliyor. Sorgulandığı sıralarda Kazım Özalpın birlikleri Adapazarı üzerinden savaşa savaşa İzmite kadar gelmişler.Şehirde karmaşa ve kaos yaşanıyor. Yunanlılar kendi telaşına düşmüş. Oda fırsattan istifade kaçıp kurtulmuş. Acaba böyle bir olay gerçekten yaşandımı yoksa bir çuval paranın üzerine yatmak için senaryomu uyduruldu. Yorum okuyucunun.

  229. İsmail said

    Sivas Madımakta çıkan fitne yüzünden 2 temmuz 1993 te diri diri yakılan 37 kişinin olayı aradan geçen 19 yıla rağmen ısıtılıp ısıtılıp tekrar tekrar gündeme getiriliyor. Orada meşhur ataist Aziz Nesin Kuranın devri artık kapanmıştır dediği için başlamıştı olaylar. Yani tahrik var. Ancak tahrike gelmek insanları diri diri yakmak tabiiki savunulması imkansız bir şeydir. Fitnecilerede fitneye düşenlerede lanet okumak lazım. Aziz Nesinin kendi anılarında var. Babası sürekli Kuran okuyan cenneti hayal eden biriymiş 1964 te imanlı bir şekilde ölmüş. Peki Aziz Nesin neden ateist. O dönemlerde yetki ve makam sahibi olan birileri ülkedeki islam inancını yıkmak için sürekli olarak ülkeye Rus klasiklerini doldurarak Allah inancını körlemeye uğraştılar. Yahudi dönmesi, kominist ateist yazarlar ve şairler ön plana çıkarılıp üne şöhrete kavuşturuldular. Milletin inancı horlanıyordu. Allahçılar Atatürkün ve sistemin düşmanıdır deniyor dışlanıyordu. 1940 ların eski başbakanlardan Recep Pekerin İslamiyet Kominizmden daha tehlikelidir sözü meşhurdur.
    Gazetelerin kimi inançları aşağılayan yazılarla doluydu. Hatta aşırı dinsiz olarak görüldüğü için 1940 larda tan matbaası yakılmış oradada 40a yakın insan ölmüştü. Milletin inancıyla uğraşanlara devletin ses çıkarmaması bu tür yanlış hareketleri doğurur. Tecrübeyle sabittir. Yanlışda olsa yaşanır. Aziz Nesin o dönemin kominist Rus klasiklerine ve Yahudi dönmesi kimi ateist yazarların rüzgarına kapılarak imanını kaybetmiş birisidir. İnanmasa inanmasın. Bunu kendine saklamalı fitne sebebi yapmamalıydı. Neticede kendi canınıda zor kurtardı. Sebep olan yapan gibidir. Madımak otelinde ölen 37 kişiye yazık olmuştur.
    Ancak intikam olarak hemen birkaç gün sonra birileri tarafından Erzincanın Başbağlar köyünde yakılan suçsuz günahsız 37 vatandaşımız insan değilmiydi. Burada yananların canı yokmuydu. Onların ne günahı vardı bu niye sorgulanmıyor. Otelde yananlar aydın bunlar şaşkın öylemi. Vazgeçin artık geçmişi kaşımaktan. Vazgeçin birilerinin yaptığı ahmaklıkları şeriate mal etmekten.

  230. İsmail said

    Free Stand selam. Aynı yorumdan yanlışlıkla 2 adet var. Birinin silinmesi. Artık savunma zorunda kalma durumum hariç yorumum kesinlikle olmayacak. Sağlıcakla kalın. Bu arada geçmişte Özcan, Yusuf vs. hakaretvari yazılarıyla insanları tahrik ile Atatürke hakaret eder duruma düşüren kimseler olmuş. Dikkat edilmesi.

  231. İsmail said

    Bu arada atanın bir sürü kız çocuğunu evlat edinip yetiştirmesi, kendisinin kim olduğunu bilmeden hakaret eden bir köylüyü cezalandırmaması, Erzincanda demiryolları yapımında çalışan işçilerle sohbet etmesi, kendisinden izinsiz bir ağacı kesen bir adam için ‘bu adamı bu işten çıkarın açta bırakmayın demesi vs.vs.

  232. İsmail said

    Saat510da gönderdiğim yorumda yanlış cümle var mümkünse çıkarılması

  233. İsmail said

    Tarihçi Yusuf Hallaçoğlu tv deki bir tarih sohbetinde Osmanlı devletinin son 90 yılı Türkiyenin 90 yılı gibidir demişti. Onun bu sözünden işgal yıllarını çıkarırsak Osmanlının 1828-1918 yıllarında ekonomisinin bozuk dünya çapında artık pek fazla söz sahibi bir devlet olmadığı sonucuna varabiliriz. Ancak birde şu varki Türkiyenin 90 yılıda yani 1922-2012 dönemide böyledir. Ekonomisi bozuk dünyada pek fazla söz sahibi olmayan orta düzeyde bir devletiz demektir bu. Beyenmediğimiz Osmanlı yinede güçlü bir ekonomiye sahipti. Osmanlıya son yüzyıla kadar hep birkaç devlet saldırarak ancak toprak koparabilmişlerdir. Sadece 1770 savaşlarında Osmanlı tek devlet olarak Ruslara yenilmiş bundada kendi komutanlarının ve Kırım tatarlarının ihanetine uğramıştır. 1828 den itibaren devletin artık ekonomisi bozuk fakirlik diz boyudur. Gerileme çöküşe dönüşmüştür. 1853-55 Kırım savaşları ve 1877-78 Osmanlı Rus savaşı Osmanlının çöküşünü hızlandırmış ancak daha sonra uzun süren barış döneminde devlet kendini toparlamaya başlamıştır. Abdülhamitin tahtan indirilmesiyle başlayan iç hesapçıların ve dış düşmanların oyunları Osmanlının çöküşünü hızlandırmış devlet paylaşım sürecine girmiştir. 1914 te girdiğimiz savaşlarda dünyaya yenilerek işgal edilen Osmanlı bu savaştan küçük Yunanistanı yenerek Türkiye olarak yeniden doğmuştur. Ancak 1923 türkiyesi 1914 türkiyesinden 3 misli daha küçüktür. Hem yüzölçüm hem ekonomik açıdan. Üstelik devletimiz 1922-45 döneminde pek fazla yatırım yapamayan savaş tazminatı ödeyen neredeyse karayolları olmayan müthiş geri bir devlet idi. Vergi memurları köylere vergi toplamaya geldiği zaman halk fakirlikten ve parasızlıktan ormanlara kaçarmış.
    İşgal edilmiş bir devletin son hükümdarı olan Vahdettinin Kurtuluş savaşına verdiği büyük destekler ortada iken adamın neresi hain. Yeni Türkiye Osmanlının imkanlarıyla kurulmuştur. Bizim batıyla savaşımız 1918 de bitmiş geri kalanı bu toprakların Osmanlıdan alınarak büyük işgalcilerin kontrolündaki bir Türk Yunan savaşıyla birilerinin kahraman yapılıp Osmanlının tasfiye edilmesi ve yeni Türkiyenin kurulmasına izin verilmesi olayıdır. Yani bu topraklar aslında bize Osmanlının mirasıdır. O halde Atatürkü yüceltmek adına Osmanlıyı kötülemek Vahdettine küfretmek aymazlıktır. Tarih bilmemek yada alenen bizim geçmişimize küfretmektir. Atatürk kendi bile Cengiz Hanı, Timuru, Fatihi en büyük Türk liderleri olarak görürken Atatürkü en büyük Türk yapan zihniyet hayatları binbir kahramanlıkla geçen Mete hana, Atillaya, Gaznelli Mahmuda, Alparslana, Selahattin Eyyübiye, Timura, Fatihe, Yavuz Selime, Kanuni Sultan Süleymana ve Nadir Şaha haksızlık etmiş olmuyormu.
    Atatürk Türkiyenin kurucusu olarak saygı duyulması fakat abartılmaması gereken bir liderdir. Ancak bizi işgal etmiş olan bütün dünyayı yenen bir lider değildir. Artık onu binlerce misli abartılmak yerine neyse o olarak tanıtılmalıdır. Çünkü abartıların herkes farkında insanlar devlet zoruyla susturuluyor. Yalan tarih dayatılıyor insanlara ve güç bende denerek himencilik oynanarak bu abartılı tarihler zorla kabul ettiriliyor. Gıkını çıkaran senelerce hapis yatırılıyor. Devlete haksızlık yapmak yakışmaz. Atatürke sövdürmeyen devlet Vahdettinede sövdürmemeli ikiside yanlış. İkiside bizim tarihimiz.

  234. İsmail said

    Tarih araştımaları yapan bir büyüğüm anlatmıştı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında ve Kurtuluş savaşı yıllarındaki olaylar sırasında 1915-20 yılları arasında anne babası ölen yada kaybolan Ermeni çocukları için devlet tarafından yetimhaneler kurulmuş, devlet bu çocukları yetimhanelerde bakıp büyütmüş. Buralarda yetişen erkek çocukları Kazım Karabekir paşa tarafından 1918-25 yılları arasında askeriyeye sokularak Türk ordusuna subay yada astsubay yapılmış.

  235. İsmail said

    Düzeltme Sanatçının adı Asu Maralman, ayrıca sanatçılardan Adile Naşit, Ruhi Su, Vahi Öz, Vahey Kılıçarslan, Mine Koşan ve Uzay Heparı Ermeni kökenli Türk kimlikli. Haberci Mehmet Ali Birandında anne ve babasının Ermeni olduğunu bir general açıklamıştı.

  236. İsmail said

    kısa kısa
    Gerek yakın tarihimiz isimli esere göre gerekse Kemalizmin gerçek yüzü isimli esere göre ocak 1921 de Yunan ordusuna karşı kazanıldığı söylenen Birinci İnönü savaşı hiç yapılmadı. Orduya moral vermek üzere uyduruldu. 1990 larda savaş oldu denilen yörede araştırma yapan bir gurup yöre insanının böyle bir savaşın yapıldığına dair bilgileri olmadığı tesbitiyle karşılaştılar. Yöredeki mahalli bir belediye başkanı bile böyle bir savaş olmadığını sözü geçen savaş alanının neresi olduğunu bilmediklerini söylermiş.
    1920 nin temmuzunda İzmit Körfezinden Gebze bölgesindeki Diliskelesine çıkartma yapan İngiliz kuvvetlerinin yöredeki 60-70 kişilik Osmancık taburu adı altındaki Kemalist kuvvetleri topçu atışı silahlı taarruz ile dağıttığı iki arada karşılıklı çatışma olduğu resmi belgelerde geçer. İngilizlerle Kemalist Kuvvetler çatışsın olacak işmi. 1990 lı yıllarda yaptığım tarih araştırmalarında o yöredeki Muallimköy, Tavşanlı, Demirciler, Köseler, Tepecik, Çerkeşli yada Tavşancıl köylerinin ahalisinin böyle bir silahlı çatışmadan yada İngilizlerin topçu ateşinden haberi yoktu. Galiba birileri uydurmasyon askeri tarih yazıyor.

    1920 lerde müslüman halka domuz eti yedirmiş olmak adına Türkiyedeki bütün koyunlara domuz yağı şırınga edildiğini tarih araştırmalarım sırasında 1990 lı yıllarda 90 yaşlarındaki bir dededen duymuştum.

    1925-35 döneminde başta İstanbul olmak üzere Türkiyedeki Hıristiyan azınlığa müthiş kısıtlamalar getirilmişti. İizin verilmediği için ilden ile seyahat bile yapamıyorlardı. Devlete her işi düştüklerinde önlerine türlü türlü zorluk çıkarılıyordu. Hıristiyan aleminin bize dayattığı devrimler Türkiye Hıristiyanlarına zulüm olarak geri dönüyordu. Nede olsa islami kurumlar olan Halifelik, şeyhülislamlık, medrese eğitimleri, kuran kursları, tekke ve zaviyeler birazda batının zoruyla kaldırılmış ancak Hıristiyanların Türkiyedeki patrikhaneleri ve terk edilerek bir işe yaramaz hale gelenler hariç dini kurumları duruyordu. Madem öyle işte böyle Türkiye Hıristiyanlarına hayat zorlaştırıldı. Onlardan çoğu rahat yaşayabilmek adına mecburen Türk islam kimliğine girdiler. Kimisi gerçekten müslüman oldu. Kimi nüfus kağıdı müslümanı gizli din sahibi. Pek azı Hıristiyan kaldı. Gerçi Kemalizm bütün dinlere karşı aynı zorbalıktaydı ama olsun. Kasım 1938 de Mustafa Kemal ölünce Avrupalı gazeteler Türk Diktatör öldü yazdılar. 1940 larda Hıristiyanlardan Yahudilerden ve dönme halktan ve kimi müslümanlardan varlık vergisi adında vergiler alınıyor. Ödeyemeyenler <Erzurum Aşkaleye sürgüne gidiyordu. 1955 te İstanbulda çıkan 6-7 eylül olaylarının ardından onbinlerce Hıristiyan Yunanistana göç etti. Avrupalılar ne oldu bu Türkiyedeki Hıristiyanlara sorgusundan yola çıkarak 1965-1970 lerde Türkler Ermenileri katletti yalanını uydurdular.
    Halbuki Türkiyedeki 1292000 ermeninin 415000 i 1915te Suriyeye ve Lübnana sürgün gitti. Yüzbinlerce Ermeni Kafkaslara göçederek bu günkü Ermenistanın nüfusunu oluşturdular. Fransaya, ABDye ve Avrupanın diğer ülkelerine göçen 100000lerce ermenide vardı. Tabi 1915-20 döneminin savaş ortamında bizden olduğu gibi onlardan ölenlerde vardı. Kalanların çoğuda Türkiyede Türk islam kimliğine girmişlerdi. Pekazı Hıristiyan kalmıştı. İşte bu ortam Türkler Ermenileri katletti soykırım yaptı yalanına uygundu ve Hıristiyan dünyasınca hemen değerlendirildi. Halbuki Türkiyede Türk kimliğinde idiler. Sabiha Gökcen, Pars Tuğlacı, Sami Hazinses, Asuman Arman, Coşkun Sabah, Turgut Özatay, Kenan Pars vs. tanınmış Türk kimlikli ermenilerdendir.

  237. İsmail said

    Mustafa Kemalin gençlik yıllarında 2. Abdülhamite başarısız bir suikast tertiplediği, Osmanlı aleyhine gizli konuşmalar yaptığı cezalandırılacakken bazı hatırı sayılır paşaların araya girmesiyle tutuklanmaktan kurtularak Şama sürgün edildiği biliniyor. Nutuktada Abdülhamiti çok tenkit edip eleştiriyor. Abdülhamiti ve Osmanlı düzenini sevmediği besbelli. Yinede Osmanlı devleti yıkılıp yeni Türkiye kurulduktan sonra bile Batı Avrupa devletlerinin dayatması olan bazı devrimleri asla kendi rızasıyla yapmak istemediği mecbur bırakıldığı anlaşılıyor. Mesela halifeliğin kaldırılması. Ayrıca bir demecinde ‘Biz müslümanız, Avrupa Hıristiyan, bizim kutsal günümüz yani tatil günümüz cuma, onlarınki pazar, Buna bile karışıp bizim cuma günü olan tatil günümüzü pazara aldırıyorlar.’ diyerek Avrupalıları eleştirdiği bilinir.

  238. İsmail said

    Mustafa Kemalin bir dönem padişah Vahdettinin yaveri olduğu bilinir. 1917 de beraber Almanyaya gitmişlerdir. Hatta Mustafa Kemal Vahdettiden kızı Sabiha sultanı istemiş onun bu isteği her nedense kabul görmemiştir. Mustafa Kemalin Sabiha Sultan ile evlenmek istemesindeki amaç Osmanlı sarayına damat olma isteğimidir yoksa devlet elde etme arzusumu yada başkaca yüksek makamlarmı bilemiyoruz.,
    Sabiha sultan ile evlenememesinin sebebinede şu yorumlar getirilebilir. Sabiha sultanın başkasında gönlü olduğu için razı gelmez. Mustafa Kemal sabatayist olduğu için saray tarafından onun bu isteği kabul görmemiş olabilir. Yada Mustafa Kemalin hastalığı artık yüzüne vurmuş rengini soldurmuş olmalı. Buda onunla evlilik konusunda çekincelere sebep olabilir.
    Sabiha Sultan Mustafa Kemal ile görüştük hoşlandım. Ancak ben Faruku seviyordum bu sebeple kabul edemedim dermiş.
    Mustafa Kemal Sabiha Sultanı çok sevmiş bu sebeple de bir evlatlığının adını Sabiha koymuş.
    Buradan Mustafa Kemalin aslında Vahdettinede öyle hiçde düşman olmadığı Sultan Vahdettinin yurt dışına kovulmasının İngilizlerin zoru ve baskısıyla olduğu sonucuna varılabilir. Zira İngilizler Vahdettini sığındığı Suud kralının yanındanda kovdurmuşlardır. Atatürk 1921 yılındaki yazışmalarında vahdettin için padişahımız efendimiz derdi.

  239. İsmail said

    Özetleyelim. 5 ekim 1908 de Bulgaristan bağımsızlığını ilan edince sabetayist subaylara güvenilmeyip uluslararası oyunlarla yok ediliriz korkusuyla Bulgaristanı işgal edememiş olmamız. İçeride 1909 iç olaylarının çok kanlı şekilde bastırılıp sabetaycı ağırlıklı hareket ordusunun çok fazla kıyım yapıp idam gerçekleştirmesi. Suriyede çukurovada isyanlar, Yemende 1910da 11 de kanlı iç savaş. Osmanlıya isyan. Trablusgarpta ekim 1911 de başlayan İtalyan işgalinde gönüllü subayların savunduğu pekçok kıyı şehrinin teker teker düşmesi. Hemde çok kısa bir sürede. Rodos ve 12 adanın işgaline karşılık veremememiz. 1912-13 döneminde Balkanlardan birazda çok sayıda dönme ihanetininde etkisiyle bir kaç mevsimlik çok kısa sürede yakın zamanda bizden bölünmüş olan küçücük devletlere yenilip atılmamız. Çanakkalede 19 mayıs 1915 te 21000 kişilik asker hücumunun İngilizleri uykuda öldüreceğiz denerek mermisiz yapılıp 10000 kayıp verilmesi. Neredeyse kayıp vermeyen (600 kişi) İngilizler o gün bayram yapmışlar. Mermi varken bile hücum intihardır. Savunma siperden yapılır. Conkbayrında mermisiz süngü savaşı yapıldığı mermisiz İngiliz pususuna giren askerlerin süngü savaşında 18000 kayıp verip düşmana 10000 yada 12000 kayıp verdirdiğini ancak düşmanlarında buradan sökülüp atıldığını Nur tvde Ekrem Şama demişti. İngilizler kendi kaybını sadece birkaçbin gösteriyor. Çanakkalede kimi savaşlarda verilen hücum emriyle meydana çıkan askerlerimiz denizden topa tutularak çok büyük zararlara uğratılmış. Bu kahramanlıkmış gibi gösteriliyor. Savaşın normal seyrindeki ani gelişmelerlemi yapıldı kasten ihanet düşmana adam yedirmemi var bilinemez. Neticede Çanakkale bizim için çok pahalı bir zaferdir. Yüzbinlerce vatan evladını savaşta ve salgın hastalıklarda kaybettik. 1914ün sonunda Sarıkamışta Allahuekber dağlarında kah rusdlarla savaşarak kah donarak kah tifüs salgınından kaybettiğimiz kimine göre 60000 kimine göre 100000 kişilik kuvvet. Bu cephede Ruslarda çok kayıp vermiş. Yemende mermileri bittiği için İngilizlere esir düşen 10000 lerce asker. Arabistandaki kayıplarımız. Irakta arap ihanetleri. Kimi arapların İngilizlerle birlikte Osmanlıya karşı savaşması. Cephede 1917-18 döneminde büyük gerileme. Galiçya savaşları. Ceninde komutanların İngilizlerle anlaştık bu akşam içip eyleneceğiz yalanıyla 19 -20 eylül 1918 gecesinde cephede sarhoş edilen sonrada etrafı çevrilip İngilizlerce esir edilip Mısıra sürülen 65000 kişilik askeri kuvvetimiz. (Bu esirlerin çoğu hiç geri dönemedi.) Böylece Suriye ve Lübnanın elden çıkması. Ya bilmediklerimiz. Her taraftan rezillik fışkırıyor. Kahramanlıkmış gibi anlatılıyor. 600 yıllık koskoca bir imparatorluk çok kısa bir sürede düşmanlarınca yağma edilmiş.
    (Cenindeki rezillik ağustos 2000 de Sabahın ekinde ve buradan alıntı yapılan akitte ölen bir subayın kalan anısı olarak detaylı bir şekilde yazılmışdı.)

  240. İsmail said

    Halen daha detaylarına girmeye sarfı nazar ettiğimiz 1908-1922 dönemine ait öyle olaylar varki. Şartlar ve zaman müsait değil. Bazı şeylerin üstünün kapalı kalması dahamı doğru acaba. Galiba öyle.

  241. İsmail said

    Ah şu sabatayistler. 1683 ten 1808 e kadar olan 125 yıllık döneme ait sabatayist ihanetleri es geçiyorum. Karlofça yenilgisiyle Ukrayna Podolya, Macaristan ve çevresinin elden çıkması, 1770-1792 döneminde Kuzey karadenizin elden çıkması falan. 1808 de devletin yüzölçümü 15000000 km2, Ancak artık Osmanlının Rusya, İngiltere ve Fransadan çok daha geri olduğu açık. Yinede çok güçlü bir devlet. Ancak azınlıklar Avrupa ve Rusyadan aldıkları desteklerle sürekli olarak ayaklanıp devleti zarara uğratıyor, geriletiyorlar. 1876 da Osmanlı 11824000 km2. Dünyanın en büyük devletlerinden biri. Ancak sürekli dış destekli içisyanlarla devlet kan kaybettiriliyor. 1908 de Osmanlı devleti hala imparatorluk. Balkanların yarısı, ırak, Suriye, Filistin (ve Ürdün), Hicaz, Asir, Yemen, Hadramut ile Afrikada Trablusgarp Osmanlı devletine bağlı. Araziler halen çok geniş, Bakarsan 100 lerce yıl uğraşılsa yine çökmez. Maalesef asırlardır batı Avrupa devletleriyle işbirliği yapan aslı Yahudi olan kimi sabatayist bazı komutanlar Osmanlı devletine her fırsatta ihanet ederek imparatorluğun çöküşünü son sürat ile hızlandırdılar. Aslında çoğu kendi tezgahları olan iç kargaşaları Türk islam katliamı yaparak bastırdılar. Savaşlarda kimi zaman düşmanlara çalıştılar. Kimi zaman askerleri kıyıma uğratıp devleti hızla çöküşe geçirdiler. Tabiiki bu çöküş sırasındaki savaşlarda üç kıtadada bütün cephelerde şehit olanlar hep müslüman Türk askeri idi. Sayıları milyonlarca idi. En son 1. Cihan harbinde esir olup Hindistana Birmanyaya Mısıra sürülen yüzbinlerce müslüman Türk askerinin pek azı Anadoluya ve İstanbula geri dönebilmiştir. 1918 in sonlarına gelindiğinde imparatorluğun her tarafı işgale uğramış sonrasında Türkleri kurtarıcı rolüne soyunanlar yine sabatayist komutanlar. Osmanlı çok kanlı bir şekilde tasfiye edilmiş. 1808 den itibaren 115 yıl sonra devletin ancak 19 yada 20 de biri balkan kökenli sabatayistlerin ağırlığındaki Türkiyeye kalmış, Diğerleri düşmanlarca paylaşılmış. Sonuncu Türk imparatoru Vahdettinde saltanatına son verilip vatan haini ve hırsız ilan edilerek ülkesinden kovulmuş, yaklaşık bir buçuk sene sonra Osmanlı hanedanıda ülkeden kovularak saraylarına el konmuştur. Sabetaycılar ucuz kahraman. Öyle gözüküyorlar.

  242. İsmail said

    Yusuf sen çok safsın ya. Bıraksınlarda Osmanlı atsın Yunanı. Yok. Osmanlı silahlarına el koyup Mustafa Kemale yollayacaklar o kovacakki kahraman olsun. Yusuf madem yenebiliyor İngilizi amerikalıyı fransızı, anzakı,hintliyi, Rusu ve Afrikalıları, Japonu, Çini, alsaydı oralarıda. Bütün dünyayı fethetseydi. Yok yok Güneş sistemini, Samanyolu galaksisini diğer galaksileri falan. Sonra sıra gelseydi göğün diğer katlarına. Ammada abartmışsın sen bu Mustafa Kemali. Küçücük Yunan ordusunu Osmanlı imkanlarıyla Osmanlı silahlarıyla yenip büyük işgalcilerin yardımıyla Osmanlının mirasına konmuşlar.Atatürke yine değer ver. Neyin ne olduğunuda gör. Mustafa Kemal ingilize silah sıkacakmış öldürecekmiş. Yok masal. Orda bi ingiliz yok. ABD var. Daha onlarca ulus ve millet var. Mustafa Kemal bizim adamımız diyorlar zaten. sayki bütün dünya var.Onlar Mustafa Kemali getirmek için oradalar.
    Senin bana yazmana gerek yok sen kör sağır dilsiz olmuşsun iflah olmazsın artık. Ben sana herşeyin cevabını vermişim. Kafa almıyorsa ben ne yapayım. Git doktora görün.

  243. yusuf gülcan said

    Mustafa kemal emperyalistlerlen beraber idi o zaman!! neden samsuna,sivasa gidip halki emperyalistlere karsi ayaklandirip birlik oldular !! ingilizler,yunanlilar,fransizlar zaten istanbulu isgal etmisti yunanlilar izmir üzerinden afyona gelmis ankarayi hedefliyordu ülke harita üzerinden emperyalistlerce paylasilmisti siz yobazlar o zaman mustafa kemal neden sizler göre birlik oldugu emperyalistlerlen savasti o yokluk icinde silah sinirli mermi yok denecek kadar az hatta kursunlu minaresi olan bir caminin minaresini söküp mermi yaptilar bazi yobazlarda mustafa kemali cami düsmani olarak gördü… bu yobazlar o kadar aptal ki anadoludan biz emperyalistleri ingilizlerin silahlarinlan atmisiz ben ancak bunlara beyinsiz derim adamlar kendilerini öldürtmek icin kendi silahini veriyor pes dogrusu!!! o yillarda mustafa kemal bütün arap alemine bildiri yayinliyor emperyalistlerlen savasmamiza maddi olarak destek istiyorlar sizlerin müslüman gardas dediginiz hic bir ülkeden ses cikmiyor bize tek yardim müslüman ülke pakistan cikiyor onlarda yoksul ülke olarak kimi kimi parasini kimi bilezigini kimi yüzügünü kimi altin disini türkiyeye gönderiyor öbür müslüman gardaslarinizdan ses yok ama simdi sikistilarmi bizimlen kardas oluyorlar

  244. İsmail said

    19 eylül 1918 de Ceninde ne olduğunu herkes biliyor. Devlet zavallı duruma düşürülmüş. ingiliz İstanbula 13 kasımda geliyor. Ya Mustafa Kemal aynı gün. 1 hafta evvel gel. Olmaz can güvenliği yok. İngilizle aynı gün gelecekki kimse dokunamasın. Mustafa Kemal Ankarada madem İngiliz ve diğer işgalciler düşman Zübeyde hanım neden istanbulda yaşıyor. geçtik onu. Ankara hükümeti kuruluyor, askerin yok silahın yok. ingilizler yada diğer işgalciler alır götürürler onu. Neden alsınlar onların adamı. Atatürk ölünce cenazesinde İngiliz general ağlıyor….Neden acaba.
    Sabatayist ihanetlerle yıkıldı Osmanlı karşılığında Türkiyenin yönetimi onlara bırakıldı. Ne kurtarması. Düzen değişikliği.

  245. İsmail said

    Yusuf sana kaç sefer yazdık ya. Lozanda anlaşma şubatta yapılacak. ilk meclise kabul ettiremiyor Kemal Paşa. Yoksa işgalcilerin her dediğine okey diyor Kemalistler Lozanda. Meclis kabul etmiyor. Bir darbe meclis iptal. Yeni meclis kurulup tamamen söz dinleyen kendi adamlarından olan ikinci meclis Lozanı kabul ediyor. Yusuf biz arap aşığı değiliz. Bu milleti sabatayistler kadar kimse vurmadı. Yazamıyoruz.sabatayistler yüzünden savaşacak adamımız kalmamış balkanlardan doluşanlar bize kurtarıcı olmuşlar. Ya kurtarıcı yada bu ülkeye konanlar.Neticede herşey aslına dönmüş. Ben Türkiyeden memnunum şimdiki halinden. Ama ben tarihte tesbit ettiğimi yazarım arkadaş.
    Benim öbür tesbitimi bulamamışsın. Kitaplardan bakıp tarih yazıyorsun. Ben ezberden.

  246. yusuf gülcan said

    osmanliyi arkadan vuran araplar ingilizlerlen isbirlikci olup filistin cepesinde osmanli askerini ilk arkadan vuran filistinllerdir 1916,da erzurum kalesinin düsmesinde en büyük serefsizligi yapan osmanli ordusundaki arap subaylardir arap emir hüseyinin oglu su bildiriyi yayinlar el ele vererek osmanlinin yikilma zamani geldi bildirisini yayinlar mekke emri hüseyin 11 mart 1917,de bagdati ele geciren general mod´a bagdati türklerden kurtardigi icin allaha sükrettigini söyler ve bazi zengin araplar fetfa yayinladilar osmanliyi öldürüp kellesini getirene yüz altin vaad ettiler iste bunlarin hepsi emperyalistlerin oyununa geldi simdi sizlerde aynisi emperyalistlere istemedende olsa yardim ediyorsunuz atatürk,cumhuriyet,laiklik,özgürlük düsmani olarak

  247. yusuf gülcan said

    hic bir tarih bilginiz olmasin tek mantiginiz olsun yine yeter neymis bu kadar savaslar tek padisahligi kaldirmak icinmis ya bu kadar mantiksiz olmayin 13 kasim 1918,de ingiliz,yunan,fransiz donanmasi istanbulu isgal etti artik padisahin herseyi o tarihde bitmistir istanbulun yönetimi dahi isgalcilere gecmistir ülkenin kurtulusu anadoludan baslamistir. ( sizin idianiz emperyalistler kemalistlerlen bir olup padisahi bititdi diyorsunuz o zaman binlerce yunan askeri izmirde neden öldü ve bir afyonda izmire kadar neden binlerce sifil asker sehit verdik ve lozan antlasmasinda neden bu kadar cetin pazarliklar yapildi size göre kemalistlerlen emperyalistler ayni görüste neden antlasma bozuldu neden ikinci kez masaya oturuldu iste bu atatürk düsmanlarinin hepsi beyinsiz mantiksiz düsünme engelli ,, ,, 1918,de ingiliz gemileri istanbul bogazini gecerken mustafa kemale diyorlar pasam geldiler atatürkün cevabida nasil geldilerse öyle gidecekler diyor (size göre emperyalistlerlen atatürk isbirlikci olduguna göre o zaman atatürk o zamandan biliyordu geri gidecegini,,, ben sizlere diyecek bir sey bulamiyorum tek diyorum atatürke atmis oldugunuz iftiralar bu dünyada olmassa öbür tarafta hesabini verirsiniz . Afyonkoca tepe savasini atatürk kaybetseydi iste o zaman bakalim türkiye cumhuriyetinde rahatca dolasabiliyormuydunuz istediginiz yapabiliyormuydunuz simdi atin iftiralari

  248. Gebzeden İsmail said

    Mustafa Kemalin ortaya dökülmedik nesi kaldı. Kemal Paşanızın ve evvelinin bütün oyunlarını ben dökmüşüm ortaya. Eskisinden dahada yükseltebilecek bilgi bende. Sırf Kemalistler islam düşmanlığı yaptığı için çatlasalarda bunu açıklamayacağım.Yinede Osmanlı artık ömrünü doldurduğu için bitti. Şu hain bu hain geçin artık bunları.

  249. İsmail said

    Özcan tarih bilmiyor Atatürk sabetayist. Yahudi dönmesi. Vahdettiin islam halifesi olduğu unutulmamalı. onu bizi işgal edenler islama düşman oldukları için ki ABD ingiltere ve daha onlarca ülke ve millet padişahlığı kaldırıp 300000 kişilik sabetayist gurubunu 12000000 müslümana yönetici yaptılar. Türk Yunan savaşı büyük işgalcileri kemalist sabatayistleri bu ülkenin başına getirmek için uydurduykları senaryo. Osmanlıya düşman işbirlikçilerle birlikte el konması olayı.Gerek Asenanın gerekse Özcanın eveli sabetayist göçlerle bu ülkeye sokulanlardan olmalı. Bu sözler müslümanların söyleyeceği sözler değil. Müslüman olan Asenadan ve Özcandan yüz çevirmeli. Allah şaşırtmasın.

  250. cano said

    Basbakan dedigin nedir ? Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi ndeki ,halk tarafindan secilerek vekil olan insanlarin kendi aralarindan secerek basbakanlik payesi verdikleri vede bütün yasama göravinin basindaki kisidir.Okisinin kendisini o makama getiren halka hakaret etme hatta söz söyleme hakki yoktur.,Onun görevi sadece dert dinleyip cözüm bulmasi halkin emrinde olmasidir..Basbakan tiran degildir.Fakat eline mühürü alan krizalit geciriyor ve icinden ciktigi insanlari tanimiyor.Nezamana kadarmi ? iste anani alda git dedigi halktan kicina tekmeyi yiyip bulundugu makamdan tepetakla gittigi zaman.Ikincisi :Oda Allahin garip iscisi idi Amerika Türkiyeyi pazarlamasi icin getirdi ,kendini birsey zannedip amerikayada diklenince ayni güney amerikadaki liderler,iran sahi gibi verdiler zehiri yaptilar kanser yani oyuncak oldu.O gidince bak yandaslari nasil birbirlerini satacak yasarsan seyredersin.Tayyip T.C: nin basina getirilebilecek en büyük felakettir.O gidince bak etrafindakiler nasil birbirlerini satacak 1 günde yasarsan görürsün erbkanin cocuklarina bak refah partisine bak alayi serefsiz ver parayi istedigininyaptir.Kendi cocuklarini amerikada okutacak halkin cocuklarini imama teslim edecek ,.Bak arkadas Cami idare etmek icin yetistirdigin adama devlet idaresini emanet edersen Devleti Cami Milletide cemaat gibi idare eder.Sonrada dilenciye sadaka verir gibi halki milletten ümmezte döndürür.

  251. Mümin Türer said

    evet başkomutan değildi rütbe yarbay sadece 57.nci alay komutanı.bu onun küçük olduğu anlamına gelmez.anadolu’ya gönderilmesi ise K. Karabekir in İstiklal Harbimiz adlı hatıratında teferruatlı anlatılmaktadır.nasıl görevlendirildiği ne şekilde gideceği ve kurmay heyeti atı arabası iaşesi bile hazırlanmıştı.Bandırma da çürük ve pusulasız bir gemi değildi.Menemen olayları ise daha vahim.Çanakkale
    savaşlarında M.Kemal osmanlı askeriydi.

  252. cihat said

    Vahdeddin han bildiğin gibi İngililzlerin o zamnalra müteffiği gibiydi.
    Mustafa Kemal’de bizzat Samsundaki rumları engellmek bahanesiyle gidiyor.
    Aslında Vahdeddin han Milli mücadelenin anadoluda başladığını biiliyor ve bu yüzden Kemal paşayı gönderiyor Çoğu paşa yapmayın Cumhuriyrtçi birisidir güvenilmez deniyor hatta bağlılık yemini bile ediyor kurana el basarak(gerçi İslama inanmıyor ama..) Yani İngillilzerin konrtolünde gitmiştir.
    Biraz araştırma yaparsan daha delillerini bulursun.

  253. hamdi çerçi said

    Aklı selim ve can-ı gönülden katıldıgım yorumlarından dolayı sizi tebrik eder ve kutlarım. Aziz ve muhterem kardeşim.Sizin gibi duygu ve düşüncede olan insanlardan biriyim bu nedenle bir teşekür etmeyi, kendime safkan bir TÜRK oglu TÜRK oldugum için vazife adleddim.Bu fikirde fakat savunmasını yapamayan,bizim gibi belki binlerce belkide milyonların sesi oldugunuz için şahsınıza müteşekkirim.Eyüp Sabri bey kardeşim;güneş balçıkla sıvanmaz gerçekler er yada geç ortaya çıkacaktır.5816 say.kan.konusundada hem fikirim.İnşallah dogruları konuşmanın zamanı ve kokusu yakın, burunlarımıza geliyor saçı ak olanda görecektir ,kara olanda sevgi saygı ve muhabbetlerin en güzeli sana ve senin gibi düşünenlere olsun…

  254. hhuuiiASİ said

    Sömürgeci güçlerin kuklası olan Karşı devrimci, Batı Uşagi nurcular ve liboşlar tarafından Halkin yüreğinde yaşattığı Mustafa Kemal sevgisini zedelemek atılan iftiralardan Biri de onun soyuna dil uzatmaktır. Türklüğü küllerinden doğuran Çankaya’nın bozkurdunun Yörük Türkmenleri’ne dayanan soyunu anlatan izgiyi kıvançla sunarız.

    Türkiyedeki Atatürk Ve Türk Düşmanları Şunlardır Dincilik Meskesi Giymiş Kürtcüler Komünisler Bugün Ayşe Ülkede Türk Gibi Gözüküp Atatürke Düşaman Olanlar Aslını Neslini Araştırın Bakin Türk Değildir Özelikle İslamcı Partilerin İçine Sızmışlardır İhtisas Grubu Gibi Vatan Hainleri Kimi Nurculuktan Dem Vuruyor Kimide Türbandan Özgürlüklerden Dem Vurup Maksat İhtisas Grubu Devleti Yıkıp Parcalatmak İZLE http://www.vimeo.com/12112013

  255. hhuuiiASİ said

    OSMANLI OLAN SALANİK TÜRK DEĞİLMİYDİ CAHİL ADAM ATATÜRK KONYA YÖRÜK TÜRKMENLERİNDENDİR OSMANLI ZAMANI SALANİKE GÖNDERİRLER BURADAKİ YÖRÜKLER ARAŞTIR CAİH KULAKTAN DOLMA ŞEYLERLE GELME

  256. yusuf gülcan said

    vahdettin hakkinda cok iddia var kimine göre vahdettin vatan haini kimine göre vatan sever benim kafama takilan bazi sorular var eger mustafa kemali anadoluya vahdettin gönderdi ise sonradan neden yakalama emri cikartti hadi diyelim ingilizlerin korkusuna yapti o zaman istanbuldak kacarken maltaya degilde anadoluya gitmedi vatanini cok seviyorduda neden!! anadoludaki kadinlar dahi bu savasta cocugunun üzerindeki örtüyü alip top mermisini örtecek kadar vatan sevgisi varken o neden ingiliz gemileriylen maltaya kacti iste bu sorulara cevap bulamassiniz sucu olmayan birisi hic bir zaman korkmaz ve kacmaz vatanini seven o savasta omuz omuza carpisarak ölürdü mustafa kemal gibi mustafa kemal canakkaledede omuz omuza düsmanlan savasmistir hatta kalbine gelen kursunu cebine koydugu saat tarafindan kurtulmustur yorumunuda okuyucuya birakiyorum…..

  257. Karahan Demir said

    BELA EDEN BELA BULUR MERAK ETME HAKAN O BELA SENİDE BULUR….ALLAHA PEYGAMBERE İMAN YOK
    MUSTAFA kemale LAF KONDURMAZSINIZ.

  258. Karahan Demir said

    KAYAALİ YORUMUNA KATILMAMAK ELDE DEĞİL. ÇOK GÜZEL AÇIKLAMIŞSIN. BAZI EMBESİL BEYİNLERE İTHAF OLSUN BU YAZ. ARTIK BEYİNLERİ BASIPTA ANLARSALAR NE MUTLU ONLARA

  259. Karahan Demir said

    Yusuf Gülcan önce biraz tarih bilgisi alda öyle konuş
    Kaynak (http://tr.wikipedia.org/wiki/VI._Mehmet Vahdettin)
    Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922’de İzmir’in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin askeri işgali altındaydı. 6 Ekim’de TBMM ordusunu temsilen Refet Paşa (Bele) komutasındaki bir askeri birlik İstanbul’a girdi. Bu günlerde basın organları Vahideddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular. Padişah Vahdettin’nin Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında ölüm fermanı imzalaması onun vatan haini olduğunu açıkça göstermekte olduğunu düşünen Halk arasında bazı gruplar hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapmışlardır. Bu olaylar Vahiddin’in korkuya kapılmasına sebep oldu.
    1 Kasım 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı lağvetti. 4 Kasım’da son sadrazam Ahmed Tevfik Paşa istifa etti. 5 Kasım’da Refet Paşa, Babıali’deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliğ etti. 17 Kasım sabahı Vahdettin, küçük oğlu Ertuğrul Efendi ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi’nde demirlemiş olan bir İngiliz zırhlısı ile Malta’ya gitmiştir.
    İngilizler Vahdettin’in İngiltere’ye gelmesini kabul etmediği için devrik padişah bir süre Malta’da kaldı. 1922 sonunda Hicaz kralı Hüseyin’in daveti üzerine hacca gitti. 20 Nisan 1923’e dek Hicaz’da kaldı. İngiltere’nin baskısı üzerine buradan ayrıldı.
    Bir süre İtalya’nın Cenova kentinde yaşadı. 11 Haziran 1923’te San Remo kasabasında Mısır kraliyet ailesinden bir prensin maddi yardımıyla kiralanan bir villaya taşındı. Bu dönemde başlangıç bölümünü kendi el yazısıyla yazdığı, kalan bölümlerini yakınlarına dikte ettirdiği anılarını kayda geçirmiştir.
    16 Mayıs 1926’da San Remo’da kalp damarlarının tıkanmasından dolayı 65 yaşında hayatını kaybetti. Alacaklıları olan yaşadığı semtin manavı ve kasabı cenazesine haciz koydurmuşlardır. Kızı Sabiha Sultan mücevherlerini satarak borçlarını ödemiş ve cenazesi üzerindeki hacizi kaldıralarak, damadı Ömer Faruk Efendi’nin nezaretinde Beyrut’a getirilmiş, oradan Şam’a nakledilmiştir. II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın ilk kocası olması sebiyle ailenin eski damadı sayılan, Suriye’nin o sıradaki Cumhurbaşkanı Ahmed Nami Bey’inde katıldığı, Suriye Hükümeti’nin düzenlediği resmi bir törenle Şam’da Süleymaniye (Selimiye) Camii haziresine defnedilmiştir.

    HANGİ ALTINLARLA KAÇMIŞ ÜLKEDEN.. KOCA PADİŞAH MAL VARLIĞINI ALMA İMKANI VARKEN BİLE ONLARI MEMLEKETİNE BIRAKMIŞ YOKSULLUK İÇİNDE YAŞAMIŞ VE ÖLMÜŞ VE AYRICA İNGİLİZLERİN ONA YARDIM ETTİĞİ FALAN YOK. TARİHİ GÖTÜNÜZLE OKUMAYIN.

  260. Adem bey diyorsun mustafa kemal anadoluya nasil gecti hertaraf ingilizlerin kontrolündeydi. sorun cok mantikli ama senin anlatmak isdedigin cok sacma sana göre istanbul ingilizlerin kontrolündeyken mustafa kemal ingilizler tarafindan gönderilmistir mustafa kemal ingiliz ajanidir. söylemek isdedigin budur. diyelim dediklerin dogru! istanbul ingilizlerin isgalindeyken izmire gelen yunanlilar ingilizlerin emriylen gelmistir. o zaman (Sana göre ingiliz ajani mustafa kemal) neden ingilizlerin emriylen gelen yunanlilari denize dökmüstür NEDEN!!!!!! ve vahdettin osmanli altinlariylan beraber ingiliz gemileriylen neden maltaya kacti ingilizler vahdettine neden yardim etti NEDEN NEDEN!! sorunun cevabini cogu insan biliyor demek sizler cumhuriyet,layiklik ve mustafa kemal düsmani oldugunuz icin bilmiyorsunuz yaziklar olsun sizlere.

  261. adem said

    Benim Çok Merak Ettigim BİŞey Var : BU Atatürk Samsuna Bandırma Vapuru ile Çıkarken o zamanda İNgilizlerin Deniz altı gemileri ”daha osmanlı öyle deniz altı gemileri ilk defa savaşta görüyor” vs. filan varken kuşatılmışken bandırma vapuru ile nasıl gidiyor yok gizlice filan demeyin çünkü kimse çoçuk degil nasıl gidiyor 5-6 senedir araştırıyorum hala anlamlı pozitif bi cvp alamadım kimseden…

  262. yasemin dizdar said

    senin belanı wermiş ahmak!bilmeden ötüp durma orda??!!!

  263. yusuf gülcan said

    atatürk islamiyeti kaldirdi diyenlere ya kimin ibadetini engellemis kactane cami kapatilmis neler kapatildi tekke dergah gibi yerler buralarda nasil egitim veriliyor savaslarin aslanlar tarafindan kazanildigini ve insan oglunu düsünme engelli yetistiriliyordu. ya sizler hic birseyi seffaf tarafsiz arastiramazmisiniz neymis mustafa kemal türk düsmani yunan ingiliz ajani fransaz ajani insan oglu bu kadar düsünme engelli olabilirmi ben sizlere soruyorum dedikleriniz hadi dogru ingiliz ajani canakkalede yüzbinlerce ingiliz askerine neden gecit vermedi!!yunandi diyorsunuz o zaman afyon kocatepeden onbinlerce yunan askerini izmire kadar kovup denize dökmedimi !! islamiyeti kaldirmis vahdettini arkadan vurmus diyorsunuz 1)türkiyede kimsenin ibadetine karisan yok 2)vahdettine yamuk yapti diyorsunuz!! o zaman mustafa kemal anadoluda halki biliclendirirken bundan rahatsiz olan ingilizler degilmiydi ve vahdettin mustafa kemali derhal istanbula cagirmadimi ve tutuklama emri vermedimi kimlerin istegi dogrultusunda yapti bunlari ingilizlerin sonrada malum ingiliz gemilerinlen kacti sucsuzduda neden kacti !!!!

  264. mert said

    Atatürk yani Mustafa Kemal bir lanetlidir Dini mübi islamı kaldırmıstır yerine Laikligi getirdi Osmanlıyı yıkmıstır atatürk yunandır selanikte dogmustur Yani Yunanistanda dogmustur Türklükle alakası yoktur Eger has halis Türk devleti Osmanlı’dır

  265. Dünya Rabbi ATATÜRK’ümüzün Alpha Centauri’den Planetimize geri transferine; olabilir ya da olamaz diyebilirsiniz. Tasavvurlar ötesindeki muhteşem ATATÜRK gerçeği hakkında fikir sahibi olmak isterseniz tık*layınız veya Google’dan giriniz. (tütenpüren)

    http://www.bilgikitabi.net/kitap/onsoz.pdf

  266. kayaali said

    ÖZCAN AKAR; VAHDETTİN MALASEF Kİ SÜRGÜN EDİLMİŞTİR.ZATEN MANDAYI SAVUNSA DİREK PES ETSE.O İSTANBULUN İŞGAL ALTINDAKİ DURUMUNDA M.KEMAL’İ ANADOLUYA GÖNDERMEZDİ.TABİ NİHAYETİNDE GÖNDERDİ.M.KEMAL’İN BÖYLE YAMUKLAR YAPACAĞINI KESTİREMEDİ TABİ.M. KEMAL ‘İN BAŞKA ÜLKELER İÇİN ÇALIŞTIĞI DÜŞÜNÜLEBİLİR.İNGİİZLER VS.DÜŞÜNSENİZE VAHDETTİN GÖNDERİYOR.SONRADA GERİ ÇAĞIRDIĞINDA NEDENDİR. M. KEMAL GELMİYOR.KAZIM KARABEKİR PAŞA SAYGI GÖSTERİYOR AMA O ZAMANLAR M.KEMAL İSTİFA ETTİĞİ İÇİN SİVİLDİR.İŞTE KAZIM KARABEKİR PAŞA İLE KONUŞMALARINDA İŞTE CUMHURİYETİ KURUP C.BAŞKANINI VS. HALK SEÇECEK DEMOKRASİ DİYOR. Bİ BAKIYORSUN.SÖZÜNDE DURMUYOR.DİREK KENDİNİ BAŞA GEÇİYOR.İNGİLİZLER DİYOR LOZANDA BUNLARI;İŞTE BİZİM DEDİKLERİMİZİ YAPARSANIZ CUMHURUİYETİ KURMAKTA YARDIMCI OLURUZ DİYOR.M. KEMALDE KABUL OLUYOR.MESELA GÖZLE GÖRÜNEN DEĞİŞİMLER ŞUNLAR;ERKEKLER KIYAFET KONUSUNDA ASTIRILIYOR,HERKES DER KADINLARIMIZA AÇILIN ,SAÇILIN DEMEDİ DER AMA BAKIYORUMDA .KILIK KIYAFET İNKİLABI VE İNKİLAPLARDAN SONRA FOTOĞRAFLARDA ANALARIMIZ HEP AÇIK SAÇIK O GÜNDEN BAŞLATMIŞ. O KİŞİ BUNLARI ŞİMDİ ÇEVREMİZDEKİ TİPLERE BAKSAN DİREK BATI GİBİ GİYİNİR.TAVRI ,KONUŞMASI ÖYLEDİR.BİR ANDA HARF İNKİLABI YAPILARAK,İLİM ADALARI CAHİL BIRAKILMIŞ VE İLERLEYEMEMİŞİZDİR.MEHMET AKİF ERSOYA CUMHURİYETİ ÖVMESİ İÇİN SÖYLER ,MEHMET AKİF ERSOY ANLATIR HALKA,HALK MEHMET AKİF ERSOY’U SEVDİĞİ İÇİN .LAKİN; SONRA MISIRA SÜRGÜN EDİLİR.SAİD NURSİ İSE;ONUNLA GÖZ GÖZE GEDLİKLERİNDE ‘AHİR ZAMANDA İSLAMA EN BÜYÜK DARBEYİ VURACAK GÖZLERİ GÖRDÜM’ DİYOR.EVET GERÇEKTENDE O ZAMANLAR İSLAMIN ANA MERKEZİ ANADOLU DUR .OSMANLI DEVLETİDİR.ATALARIMIZ DİN İÇİN, ÖZGÜRLÜK İÇİN , NAMUS İÇİN SAVAŞMIŞKEN.M. KEMAL ONLARI MENFAAT AŞAMASI SONA ERDİKTEN SONRA SATMIŞTIR.VE NE GARİP SAMSUNA VAHDETTİN İYİ BİR İŞ İÇİN GÖNDERİYOR VAPURLA O ZAMANLAR KARADENİZDEKİ HİÇ BİR DÜŞMAN DONANMASI ONU ELLEMİYOR.ZARAR VERMİYOR. NE KADAR ŞAŞIRTICI DİMİ DÜŞÜNÜN BAKALIM??BEN TÜRK’ÜM AMA OSMANLI GİBİ 623 YIL YAŞAMIŞ BİR DEVLETE,ATALARIMA SAYGISIZLIK EDEMEM.OSMANLI ÇOK MİLLETİ BARINDIRMIŞTIR.BU YÜZDENDİR Kİ;NE KADAR IRKÇILIK TOHUMU ATARSAN BÖYLE DEVLETLERE O KADAR İNSANLAR BİRBİRLERİNE ZIT OLURLAR.İSLAM DİNİ BUNU KARDEŞLİK OLARAK NİTELENDİRDİĞİ İÇİN.BÜTÜN İNSANLIĞI KARDEŞ OLARAK NİTELENDİĞİ İÇİN.BÖYLE YAŞANABİLİR. HUZUR VE MUTLULUK İÇİNDE.ANITKABİRDE TOPRAK DAHİ M. KEMAL’İ KABULLENMEDİĞİ İÇİN YÜZEYE ÇIKARMIŞTIR BUNUN İÇİNDİRİ NORMAL KABİRDEN FARKLI OLARAK ÜSTÜ KAPALIDIR ANITKABİRİN.O CAMİLERİ ,MEDRESELERİ VS. BİR ZAMANLAR AHIR OLARAK KULLANMIŞLARDIR.VE ŞİMDİ ZERRE ETMEYEN BİR ADAMI.KOSKOCA TÜRK TARİHİNE DEĞİŞİYORSUNUZ ,SANKİ İLAHLAŞTIRICASINA(HAŞA!).ÇANAKKALEDE SADECE UFAK BİR RÜTBEDE OLAN ADAMI. O OLMASAYDI DİYORSUNUZ .O OLMASAYDI BELKİDE ÜLKE BERBAT OLMAZDI.YİNE İNSANLAR DÜZENE SOKULUR KARDEŞLİK DEVAM EDER.IRKÇILIK YÜKSELMEZ.DİN SAVUNULUR.DİN YAŞANINILIR OLACAKTIR.ALLAH’IN KURALLARI HAKİM SÜRECEKTİ.LAKİN;SAĞOLSUN GÜZEL HALKIN KÜLTÜR,GELENEK VE DİN GİBİ HASSAS UNSURLARIYLA OYNADI.BİR KILIK KIYAFET OLDU.KADINLARIMIZ ,ERKEKLERMİZİ NE HALDE OYSA BENİM ATALARIM,DEDELERİM BÖYLE GÜZEL DAHA DOĞRUSU ÖZENTİ GİYİNMİŞLERMİ ACABA ,ORASINI BURASINI GÖSTERMEYİ ÇAĞDAŞLIK SANMIŞLARMI.GERİCİ DEDİĞİN İNSAN ,ÖNDEN GİDENLERİN ARKASINDA OLDUĞU İÇİN GERİCİDİR.ALLAHIN SELAMI HZ. MUHAMMED (S.A.V) ÜZERİNE CÜMLE İNSANLIĞIN ÜZERİNE OLSUN. ÖZCAN AKAR BU SİZE VE BÜTÜN ARKADAŞLARAYDI…

  267. “Atatürk Türk değildi,Atatürk Müslüman değildi.” diyen aymazlara sesleniyorum: O zaman Atatürk ne diye tüm dünyaya karşı”Ne mutlu Türküm.”diyene diye haykırdi Atatürk Müslüman değil idiyse ne diye Anadolu’yu iki yılda Hıristiyanlaştırma amacıyla İzmir’e çıkan Yunan Ordusu adı altındaki son haçlı ordusunu tepeledi? Yok kendi geçmişi öğrenilmesin diye Osmanlıca Türkçesini kaldırmış. Yıllar önce Akbaba Dergisi’nde palavra uzmnaı Meşhedî fıkraları yer alırdı. Atatürk hakkında ileri sürülen görüşler Mehedî fıkralarını gölgede bırakacak türden. Atatürk gür bir meyve ağacına benzediği için taşlanıp duruyor. Atatürk’ün Türk Ulusu’na verdiği hizmete öfkeleneler ona taş atıp duruyorlar.

  268. Atatürk Türk olmasaydı “Ne mutlu Türk’üm!” diye haykırır mıydı?
    Vahdettin saltanatının elden gideceğinin korkusuyla, öfkesiyle böyle konuşmuş. Tüm ilhanlıklar birçok toplulukların üzerinde egemendir. Vahdettin ayırtına varmadan Osmanlı İlhanlığı’nı da karalıyor. Osmanlı devleti onlarca değişik kökenli ulusların ve toplulukların egemeniydi. Salt ve yalın olarak Türkler’den oluşmuyordu. Vahdettin devlet hizmetinde hem de en önemli orunlarda Ermeniler’e görev veriyordu. Dışişleri bakanı,büyükelçilik yapan Ermeniler vardı. Hem de Anadolu^da devlete başkaldıran,kan döken,Rus Ordusu’na katılan, kendi atası Abdülhamid’e suikast düzenleyen Ermeniler varken Vahdettin’in Atatürk’ün soyu üzerinde durması abesle uğraşmaktır. Osmanlı hareminde pek çok yabancı kökenli hatunlar olduğunu Vahdettin anımsamamış anlaşılan. Kişilerin kendilerini yalnızca soyla,kanla Türk olarak anmaları doğal olduğu kadar,kişilerin soyu ne olursa olsun kendilerini Türk olarak duyumsamaları da önemlidir. Mustafa Kemal Konya dolaylarından
    Balkanlar’a gönderilmiş Türk topluluklarıdan birine bağlıdır. Geldikleri yörenin Türkmen Türkçesini konuşuyorlardı.
    Vahdettin ülkesini kaplargalamış/işgal etmiş düşmanla savaşacağına, Anadolu’ty kurtarmaya çalışanları kötüleme yollarında yürümüş. Yazık.

  269. yusuf gülcan said

    siz atatürkün soyu belli geldigi yer belli bu ülkeye yapmis oldugu hizmetler belli nedense bazilari mustafa kemale iftira atmak icin elinden gelen her seyleri deniyor birde öz elestiri yapiyor halk neden fakirmis bir türkiye 20 yildir savasiyor pkk,ya savasina verilen paralar 2 türkiyede hükümetler devletin kasasini soyuyor es dosta devletin parasini peskes cekiyor ilk menderes zamaninda basladi türk lirasinin deger kaybetmesi sonra demireller soydu sonra özallar aynen sonra erbakan hükümeti soydu simdide borcunu ödemek icin maliyeylen anlasti (hani bunlar müslümandi haram para yemezlerdi) simdide akp hükümeti devleti soyup sogana cevirdi ve malesef dokunulmazlik zihlisinlan korunduklari icin hesap sorulamiyor. kimse MHP-DSP-CHP gibi partilere iftira atamaz cünki onlar iktidar olmadi. siz atatürkü arastiracaginiza su bastakinlerin soyunu arastirin fazla geriye gitmenize gerek yok..

  270. Eyüp Sabri said

    M Kemal Paşa ile ilgili tarihi gerçeklerin ortaya çıkması için evvela 5816 sayılı kanunun lağv edilmesi gerekir.Yani M.Kemal Paşa hakkındaki koruma kaldırılmalıdır.Medeni dünyada olmayan bu koruma neden getirilmiştir.Bunun cevabı verilmelidir.Ama öyle apık sapık gerekçeler göstererek değil mantıklı,tutarlı,ilmi gerekçeler göstererek.Mesela atatürkün püstlerine,heykellerine saldılar yüzünden bu koruma kanunu çıkarıldı gibi gerekçelere sığınmadan.
    Şimdi meraklısı soruyor.M.Kemal kimdir?.Aile soy kütüğü yok mu? Doğduğu söylenen rumeli her yönüyle anadoludan çok daha ileri durumdaydı. Tanzimattan sonra gerek askerlik ve gereksede vergi amaçlı pek çok tahrirler yapıldı.Bu tahrirlerde kişiler aile fertleriyle kayıt edilir ve lakapları,şöhretleri vesair özellikler kayt altına alınırdı.Çok uzağa gitmeye gerek yok.1872 yılında başlanılan adına tapu yoklamaları denilen ve osmanlı ülkesinde bulunan arazilerin kayıt altına alınması için oluşturulan tapu defterlerinde M kemal Paşanın ailesi ile ilgili ne tür bilgiler var.Yine 1904 yılında osmanlı ülkesinde nüfus tahrirleri yapıldı.Halen nüfüs kayıtlarının özü olan bu kayıtlara göre M.Kemal Paşanın ailesi bu kayıtlarda var mı? Bunların araştırılmasını engelleyen birileri mi var? Yoksa kimse bunları merak etmiyor mu? Elbette ediliyordur,edilmemesi mümkün değil.Çünkü günümüzde geçmise ait ne varsa sorgulanıyor,araştırılıyor.Ama iş TC devletinin kurucusu olan zata geldiğinde iş tabulaştırmaya dönüşüyor.Hatta daha ileri gidilerek ilahlaştırılıyor.İnsan üstü bir varlık gibi muameleye tabi tutuluyor.Ne fikirleri,ne görüşleri ne de icraatları tartışılabiliyor.Bunun sonucunda ülke bir çıkmaza sürükleniyor.Kutuplaşmalar ve ayrışmalar oluyor.Sorunlar çığ gibi büyüyor.80 yıldan beri harp görmeyen bir ülke geri kalmışlığın pençesinde kıvranıyor.Savaşlarla yıkılıp yakılan ülkeler kısa sürede toparlanıp kalkınmış ülkeler seviyesine çıkarken biz yerimizde sayıyoruz.insanımız yoksulluktan ve fakirlikten kurtulamıyor.Bir devlet ki milletin diniyle,geleneğiyle,inancıyla,mezhebiyle,ırkıyla kısaca her şeyiyle kavgalı.Bir devlet ki zorbalıkla ve dayatmayla halkını hizaya getiriyor.Bir devlet ki korkularla,fobilerle halkına gözdağı veriyor.Bir devlet ki yüzde onluk bir kesime halkının yüzde doksanı soyduruyor.
    Böyle bir devletin kurucusunu halk merak ediyor.

  271. hakan etürk said

    sağıra laf atmak ahmaklıktır atatürke dil uzatanların allah belasını versin.

  272. yusuf gülcan said

    geri zekali hakan diyorsun atatürk türk degil zarhos kadinlarlan düsüp kalkan ülkeyi satan ajandir diyorsun lan serefsiz o begenmdeigin adam olmasaydi senin bir kardesin ilgiliz öbürü rum öbürü fransiz vs olurdu seni okutan hocanin ve sana bu bilgileri beynine yerlestirenlerin allah belasini versin sizler menemende kubilayin kellesini kesen canakkalede türk ordusunun dösemis oldugu deniz alti mayinlarini ingilizlerin emriylen toplamaya kalkan ve savasi kaybetmemiz icin ingilizlerlen calisan ve 1993 sivas madimak otelinde 37 kisiyi diri diri yakan kisilersiniz hangi kitapta var bir canliyi diri diri yakmak, sizler atatürke neden düsman oldugunuzu anliyorum cünki sizlerin analarini,bacilarini ve sizlerin namusunu ingiliz,rum,vs askerlerin elinden kurtardigi icin sizler mustafa kemale düsmansiniz !!!!!!!!!!!!!!!

  273. muhammet işçi said

    atatürk niye avrupayı örnek aldı dio sunda osmanlı padişahlarından 3.selim (lale devri) 2.mahmut zaman larında ciddi anlamda avrupai reformlar yapılmıştır bunlar için avrupadan eğitmen ler gelmiştir. Ayriyeten ağırlık ölçü birimi v.b konularda
    imparatorluk döneminde para birliği memleketin her tarafında aynı oranda sağlanamamıştır. Mesela, İzmir’de metelik onüç para ve onsekiz para, mecidiye yirmi üç, ondokuz, otuzüç, yirmi kuruş olarak uygulanmıştır. Bunları müslüman olmayan tüccarlar uygulamış ve kendi menfaatleri açısından paranın değeriyle oynamışlardır.
    Tartıda, metro, kilo, kile kulllanılmaktadır. Kile olarak kullanılan ölçü memleketin muhtelif yerlerinde değişik oranlarda kullanılmaktadır. Mesela Konya’da 12 kilo bir kile olduğu halde, İstanbul’da 2 kilo bir kile olarak değerlendirilmektedir. Balıkesir’de 4 kilo bir kile, Sivas’ta 14 kilo bir kile olarak kabul edilmektedir.buda karışıklığa yol açıyor.(kile:genellikle tahıl ölçmede kullanılan kap ölçek).Bazı yerlerde uzunluk ölçüsü olarak arşın kullanılmakta, bazı yerlerde mimar arşını, bir başka yerde metro, bir başka yerde yarda kullanılmaktadır. Böyle olunca uzunluk ölçü birimlerinde birlik sağlanamamakta. Bunların düzeltilmesi ticari ve iktisadi yönden çok önemlidir.bunların düzeltilmesi çin ölçü ve tartıda avrupa uzunluk ölçü birimi metreve katları ile ağırlık ölçü birimi olarak kilo ve katları uygulamaya konulmuştur. bunların hepsi milletimiz içindir.

  274. askairem said

    GKR kardeş araplar belki ö dönemde osmanlıya ihanet etmiş olabilir ona kesinlikle birşey demiyorum ama M kemal Bir türk olsaidi ve müslüman olsaidi 1halifeliyi kaldırmazı aldırdı çünkü kuracagı devlette islamiyeti tamamen yok etmekistiyordu çünkü halifelik peyganberlikten gerlen bir şeydi bu şekilde islamiyet ortadan kaldırılmazdı çünkü yapacakları devrimler avrupa ülkelerinden getirtilenşeylerdi ve bunların bir kısmıyla islamiyet ortüşmezdi buda ö dönemde halife olan abdulhamitin söz hakkı sahibi olması demekti ayrıca bir önceki yorumumda yazmıstım m. kemalin din hakkındaki görüşleriiçin kendi kitabına bakınız. Gelelim türk olup olmadığına Atatürkün dedsi 1400-1500 yılları arasında konyadan makedonyaya göç etmişlerir tarih böyle yazmaktadır. ama buna delil veya hiçbir kanıt yoktur. o dönemlerde kanıt nerden bulunsun diye soran arkadaşlar vardır tabiki onada şunu ekleyelim selanikte atanın doğduğu ev diye geçen yerin kayıtları varken neden konyada ev kayıtları bulunmamaktadır. Binlerce yalanlarla yazılmış ata hayatında bunun doğruluğuna kim inanır 1881 doğumlu diye kitaplarda geçiyor ama aslında 1880 doğumludur okul okuyupta atanın üvey babası olduğunu o yıllarda hangi kitap yazmış veya 4 kardeşi olupta ata hariç hepsini öldüğünü kaç kişi biliyor ata selanikli biliniyordu ama makedonyalı çıktı şimdi diyeceksinizki o dönemlerde makedonya osmalı hakimiyetindeydi o yüzden türktür bu atanın türk olması için yeterli kanıt değil çünkü osmanlı hakimiyetine aldığı hiçbir devleti asla halkını sınır dışı etmemiştir buda sırf o topraklar osmanlınındı diye o kişiyi türk etmez.coğu tarihçiye ata neden inkilap yaptı uzunluk ölçüsü agırlık birimi saaat takvim değişikliği bunlara ne gerek vardı diye sorulunca avrupayı takip edemez cahil kalırdık osmanlı bunlarla 600 yıl hüküm sürdü cahil kalmadı çin ve japonya halen aynı şeylerle devam ediyor ama hiç avrupanın gerisinde kalmadı aksine ilim ve bilim alanlarında teknoloji alanlarında hep bir adım öndedir bu açıklama asla milleti tatmin edmeyecektir bunların tekbir açıklaması vardır osmanlıyı tamamen ortadan kaldırmaktır. Ve türkleri türklükten çıkarıp avrupalı hale getirmek içindir ki hakeza bunada az kaldı bir türk Asırlardır düşmanı olduğu milletlere neden benzemek ister Bir türk olarak benim aklım almıyor.

  275. gkr said

    Öncelikle dostum;

    Osmanlıca: Farsça ve Türkçe karışımı bir dildir. Genelde Farsça edebiyat dili, Arapça resmi dil, Türkçe de halk dili olarak kullanılırdı.. Yani gelecek neslin Osmanlıca bilmedigi belgeleri çevirememsi gibi saçma durum, teori olamaz..

    2. Olarak Arabistanı örnek vermişsin.. Çok müslüman olsalar Araplar Hilafet ordusu 1916’da cephede savaşırken ingilizlerle arkasından vurmazdı, Cihad çağrısına böle cevap wermezlerdi.. Şimdi soru şu Halifeyi takmayan bi millet ne kadar müslüman olabilir yada onun müslümanlıgına ne kadar saygı duyarsın ??

    3. Çanakkale savaşı için yazılanlar.. Gerçekten nasıl Türksünüz nasıl bi saygınız war anlamıyorum.. Atatürk baş kumandan diil ewet ama cesareti bir ülkenin belki kaderini değiştirdi.. Alman komutan Von Sanders Bolayır ve Anadolu yakasını tüm osmanlı kuvvetiyle korurken çıkarmatmayı dogru tahmin eden Mustada KemaL Kabatepe ve Seddülbahir’i savunuyordu.. Neticede çıkartma Kabatepe ve Seddülbahire yapıldı we kahramanca, cesurca savunuldu.. Burda ki bir başarımıdır evet Başarıdır ve bunu hiç bir türk genci inkar edemez!!

    4. Son olarak vatanı için tek bir faliyet yapmayan sadece bilgisayar başından parmaklarını çalıştıran gençler nasıl olurda cephede savaşmış komutanlık yapmış bir Mustafa Kemal’i sevmez, tartışır hayretle karşılıyorum..

    5. Sitede saçma salak konular tartışıosunuz.. Bugun bile kimseyi din dil ayırt etmeden severken bizler neden Mustafa Kemal’in din gorusu tartısılıyor anlamıyorum.. Dindar yada diil bizi baglarmı hayır!.. Neden topiclerde Getirdiği reformları tartışmıyoruz neden Milliyetçiligi ülkücülugu tartısmıyoruz da bizi hiç bir yere goturmeyecek konularla bosuna vakit kaybedıyoruz ? Ülke elden gidiyo.. Farkında olun uyanın ne din bırakıcaklar ne ecdat bizi kurtarıcak tek şey milliyetçilik.. Biraz bunları konuşalım çözüm yolu arayalım.. Cahil olmayın artık!!

  276. askairem said

    Arkadaşlar M.Kemal için Dua etmeyin onun ihtiyacı yok çünkü o bir müslaman değildi ayrıca türk de değildi sizce 700 sene hüküm sürmüş bir imparatorluk içinde hem türk olup hemde müslüman olmayan biri varmıdır türkler islamiyeti değil osmanlı zamanında selçuklular zamanından önce kabul etmişlerir.osmanlı anadoluya geldiklerinde müslümandılar Size bir örnek hiç arabistanda başka dine mensup biri çıktığını duydunuzmu islamiyetin yayılmasından sonra eğer atatürkün müslüman olduğuna kanaat getiren biri varsa mç kamalin 1931 yılında bastırdığı kitabı bir okuyun bence O türkünatası diye kendini adlandıran kişinin okuduğu şemsi efendi okulunun gerçek adını bir araştırın bence tamam kabul ediyorum o kişi cok xeki çünkü osmanlıcayı kaldırıp yerine latin alfabeyi getirdi bundaki maksatı gelecek nesil osmanlıca bilmediği için kendi hakkındaki gerçekleri öğrenmesin çünkü o tarihteki tüm belgeler osmanlıca yazılıdı

  277. yusuf gülcan said

    bende canakkale savasinda atatürkün baskomutan oldugunu söylemedim ama sen ve sizler gibi düsünen kisiler neden atatürkün basarisini ve o savasin kaderini degistiren kisi oldugunu inkar ediyorsunuz o kadar tarih bilgine güveniyorsunda neden dogrulari söylemiyorsun!! atatürk baskomutan degildir sanki o savasi otto liman von sanders kazandirdi gibi ima ediyorsun sacmalamayin adamlarin verdikleri deniz alti mayinlarin hic birisi patlamiyor türk ustalarinin yaptigi 20 mayinlan o gemilerin gecisine izin vermemisizdir hatta sizlerin gibi düsünen savasi kaybetmemizi isteyen ve dua eden kisiler ingilizlerin emriylen o dösemis oldugumuz mayinlari toplamaya kalkmistir. sizin gibi düsünen iki bayan fatih altaylinin programina katiliyor ve diyor keske o canakkale savasini kaybetseydik diyor iste bende böyle düsünen kisilere VATAN HAINI diyorum…siz kendinizi cok bilgili görüyorsunuz o zaman ben size menemen olaylarini sorayim nasil ve kimler tarafindan yapildi ve o sirada mustafa kemal nerdeydi !!!!! tarafsiz dogru cevap verebilirseniz sizin gercekten kültürlü ve bilgili olduguna inanacagim !!!

  278. Sevim Tur said

    Birincisi : Ben ” mustafa kemal düsmana bir kursun atmadi cok büyük taviz vererek kurtulmustur ” falan demedim.Ne benin Türkcem bu derece kötüdür ne de beynim.
    Ikincisi : Ben ” yüz binlerce sehit yatiyor orada bu askerler orada cayda cira oynarken ölmedi bu vatan ugruna öldü daha fazla kayip düsman askerinde vardi onlarca binlerce mermiler havada carpisiyordu ” nun aksini de söylemedim
    Üçüncüsü : Sizin anlattığınız laf kalabalığı malum konu üzerine hiçbir şey anlatmıyor ki…
    En önemlisi : Benim tarih bilgim olmadığını söylüyorsunuz..Ama ben sizin cahilliğinizi yüzünüze vurmak istemezdim ama siz böyle yapınca mecbur kalıyorum…
    Ve diyorum ki :
    Kardeşim manyak mısın, geri zekalı falan mısın.Atatürk Çanakkale savaşlarında Başkomutan falan değildi diyorum sana.Kaynak olarak da Atatürk’ün hayatını nerede istersen orada oku diyorum.Aptal olan anlamıştı şimdiye kadar.Bu geri zekalılılıkta ısrar etmenin anlamı ne anlamıyorum ki.Atatürkü hepimiz savaşlardaki emekleri için sevip sayıyoruz ama onun olmadığı bir şeyi niye hala ısrarla hem de bütün Türkiye Cumhuriyeti tarih kitaplarına rağmen ona mal ediyorsun onu anlamıyorum.Atatürk Çanakkale`de başkomutan falan değil de bir Albay olsa ne çıkar.Sana doğru tarih bilgisi veriyorum sen hala aptal olmuş sarhoş gibi ısrar ediyorsun.
    Bak kardeşim,
    Wikipedia ya mı bakacaksın, sen nereye istersen oraya bak,kabulümdür.Benim dediğimin aksini görürsen senden özür dilerim olur biter…AMA,
    benim dediğim gibi Çanakkale savaşlarında Atatürk Başkomutan falan değildi ise, Allahını seversen yeter artık, sen de öğren şunu…
    Çanakkale savaşlarında başkumandan Otto Van Sanders`dir.Mustafa Kemal,5.orduya bağlı 15.kolordunun 19.tümeni komutanıdır ve rütbesi Yarbaydır.Bu savaşdan sonra da Albay olmuştur.
    Ya yeter ya lütfen ya……..
    Vatan haini yakıştırmanı da cahilliğine veriyorum yoksa bir laf ederdim altından kalkamazdın.

  279. En büyük fener başka büyük yok bizi kıskanmayın bu sene şampiyonuz her türlü heryerde karada havada denizde suda her taraf ve heryerde fenerbahçe şampiyon başka söze gerek yok en büyük fener .Yemiyenler top olsun.kıskananlar çatlasın..

  280. yusuf gülcan said

    sevim hanim siz önce tarihi iyi ve taraafsiz arastirin siz canakkale savasinda mustafa kemali kücük görerek ve mustafa kemal düsmana bir kursun atmadi cok büyük taviz vererek kurtulmustur diyerek kendi kendinizi ele veriyorsunuz hic bir tarih bilginizin olmadigini ortaya koyuyorsunuz yüz binlerce sehit yatiyor orada bu askerler orada cayda cira oynarken ölmedi bu vatan ugruna öldü daha fazla kayip düsman askerinde vardi onlarca binlerce mermiler havada carpisiyordu mustafa kemalde o savasta en büyük görevi layikiylen yerine getirmistir benim duam mustafa kemale mekanin cennet olsun türk milleti olarak bu ülkeye yapmis oldugun iyilikleri unutmadik ve unutmayacagiz!!! tabi sizin gibi bir kac vatan hainlerini saymzsak

  281. Sevim Tur said

    Madem akıl-fikirden bahsediyorsunuz,hadi o zaman sadece laf yapmayın da aklınızı kullanın biraz.Alın size Mustafa Kemal ve Çanakkale savaşı hususunda aklınızı kullanmak için bir fırsat.
    1-Çanakkale savaşları hangi tarihlerde idi?
    2-Mustafa Kemal o tarihlerde nerede idi,Çanakkale’ye savaşın hangi aşamasında dahil oldu?
    3-Mustafa Kemal’in o tarihdeki rütbesi ne idi ?
    4-Çanakkale savaşından sonra ona rütbe veren Osmanlı ordusu baş komutanı kim idi ?
    Bunların cevabını yan yana koyunca zaten mesele çözülmüş olacak kendiliğinden.Tabii o kadar akıl vra ise sizde.
    Hadi gösterin kendinizi !!!

  282. serra said

    hemen hemen tüm konulardaki yorumlarını okudum aslan..islam hoşgörüsüzlüğü ve edepsizliği mi emrediyor..

  283. aslan said

    sen havlamaya devam et dunkay..yusuf sana gelince iran miran diyorsun ben bir cemaati yada bir ergenekonun içinde dışında arkasında önünde değilim ..fikri bil anlayışın özgürce tartışılabilmesi kadısındayım.. ancak kendi fikirlerinden dayatmalarından bşaka fikirler e kapalı olan kendi yaşam tarzını kutsayıp diğerlerini yok sayan korkan ve afganistan iran gibi aşağılayarak benzetme yapan karekteri olgunlaşmamış zihni bulanık insanlar ile en saygıdeğer biçimde konuşmaya çalışıyorum… sizin haddinizi aştığınız alışılan gelen bna yahudb ir konudur…. buna yahudi oyunu derler , adamı döverler polis gelince bu bana saldırdı küfretti ve sonrada dövdü der bend e kendimi savundum der..siiznki aynı oyun. hakaret eden saygısılık hazımsızlık , sahtekarlık yapan. takiyye sinsilik ve üçkağıtçılık yapan.. hatalı işleri savunana ve bilgiden yoksun olup insanlara eğtimsiz varoş diyen(küçümsercesine) aşağılık olan sizlersiniz..siz nesiniz siz kendi kendiniz de sevmeyen kendinize de düşman olan ancak bulanık bir zihniyet ve katı bir kalpsiniz. sizin ortak yanınız fasık(sapkın)oluşunuz.emellerinizin hepsi beyhude olacaktır.

  284. tuncay köse said

    yusuf kardeş bak ben cevap veriyomuyum vermiyorum cunku anneside babasıda utandığı için kendini sevmediği için toplumda onu kimse sevmediği için böle millete küfür eder hakaret eder ancak……..yüzsüzce hala cevap almayı bekler cunku onun amacı provakatörlüktür……ona göre tek gercek islama inan kişilerdir ama deniz fenerini sorarsan onlar bizden değil deyip sıyrılırlar…..HEPSİNİ GECTİM TARİH FELSEFE DİYOR ACABA KAC TARİH FELSEFE KİTAPI OKUMUS HANGİ YAZARLARI OKUDUN SORSAN CEVAP BİLE VEREMEZLER…..ONUN İÇİN CAHİLLERLE UĞRAŞMA

  285. yusuf gülcan said

    aslan biz bunlari senin dedigin gibi okulda ögretilen diyelim acaba sen sana göre senin dogrularini nerede ögrendin !!!!!!!!
    diyorsun dunkayin amcasi akil versin aslan akilli bir insana hic bir kimse akil veremez ancak sizin gibi koyunlara akil gerekir… birde senden iki soruma cevap alamadim savaslari size göre mustafa kemal degil ormandan cikan aslanlar yani hayvanlar kazanmis !!!!!!!!! birde fetullah gülen avrupa ve ABD,yi yerden yere vurup neden abd,de yasiyor neden sizlerin cobanlari cocuklarini serihatlan yönetilen bir ülkede okumuyorlar ve iran neden fetullah okullarini neden kapatti!!!bakalim mantikli cevabin varmi

  286. aslan said

    yusuf dunkay köşegenin yalakasıdır ..bu çok açık.. ne var mış ulna konuşmam da sığır cobanı!!! senin tarih bilgin ne ki ?? hem bu konu tarih kosusunu değildir sadece pskolji sosyoloji hukuk bilgisi lkele r tarihi ve flsefe gibi daha bir çok birikim gerektirir.. dunkay psikolji okusun freut amcası ona akıl verir :) sığır cobanları sizi.. bilgi fukaraları ahmaklar…okulda öğretilenden başka önünüze koyulnadan bşaka ne bilirsiniz siz koyun herifler koyunda öyledir önüne koyunlanı yer …yeyin bakalım bu zırvaları sığır sürüleri

  287. yusuf gülcan said

    arkadaslar su aslanin 31 mart 12.16 tarihli yorumunu okuyun bunlarin ne kadar beyinsiz oldugunu göreceksiniz onlara göre atatürk ne yapmis hic bir sey bu ülkenin namusunu kurtarmak icin düsman askerlerinin organlarinimi kesmis atatürk onlara göre sevim tur,un dedigi gibi canakkale savaslarinda hic bir görev almamis onlara göre o savasin kahramani liman van sanders imis sizler zaten o tekke ve serihat egitimi verilen yerlerde beyinleriniz doldugu icin böyle sacmalarsiniz gayet normal tv,de türbanli bir kiz vardi oda diyordu o savaslarda atatürkün hic bir etkisi yoktur o savaslari ormanlardan cikan aslanlar kazanmistir diyordu sizlerede bu yakisir beyniniz daha fazla calismaz zaten

  288. yusuf gülcan said

    aslan cahillen ugrasmak gercekten zor sen bir beyinsizsin yaa bir insan bukadarmi aptal olabilir.

  289. aslan said

    yusuf gülcan ne konuştuğunu kendin biliyor musun acaba?”bir ülkenin hürriyeti yoksa o ülkenin namusudar yoktur ben ne güzel anlattim düsman canakkaleyi gecseydi bu ülkenin namusu ingiliz,yunan,fransiz vs lerin elinde olacakti iste bu namusu kurtaran mustafa kemal ve onun askeridir”demişsin be dürzü bizim tartıştığımız da bu işte. bu ülkenin namusu dediğin şey tecavüz örnekleri mi?olayı bir fantezi boyutunda düşünmen.ne kadar da basit bir eksenden bakışını gösteriyor.ülkenin yani osmanlı kadınlarına yani atalarımza tecavüz edecekti ingiliz mustafa kemal de geldi adamların organlarını mı kesti arkadaş.biraz ciddi olun!!!soytarılığın lüzumu yok ..ıyanık olun ev satılmamış ama içinde ki namusu satılmıştır.. çünkü o gün savaşanlar namusları dini ve sahip olduğu bir takım değer yargıları için çarğışmıştır. ama sen öyle bir narkozlanmışsın ki şuan yaşanan zinaların, fuhuşların (filört ve çadaşlık atatürkçülük adı altında)senin için anormal bir yanı yok demek ki. demek ki namus kavramı dedikleri şey senin için aslı itibariyle dediğin kadar da önemli değil…sen ne söylediğini biliyorda , söylediklerine kendin inanıyor musun çok merak ediyorum.çanakkale ruhu m.kemal ruhu değildir ..ayrıca biraz lisan bilen hiç bir birey ben sizze ölmeyi emrediyorum emrini övgüyle anlatmaz..bu deli saçmaı bir şeydir. lafa bak …ben size ölmeyi emrediyorum… böle bir sulanmış zihniyet için bu sapkın söz pek muteber olmuş desene.. hükümet ne yapsın sizin gibilere…

  290. aslan said

    ben hiç bir partiyi ve şunu bunu savunucak durumda değilim.. islam felsefesi ve insanınun dünyada oluş nedeni sorgulanabilirse..zaten herşey kavranacaktır… ezberlerinizi bozun da gelin derim. putlarınızı ve tabularınızı yıkın da öyle gelin derim.gideceğimiz yer belli derim bu yolculukta her kes birbirine bir harf öğretse yanına kardır

  291. yusuf gülcan said

    bir ülkenin hürriyeti yoksa o ülkenin namusudar yoktur ben ne güzel anlattim düsman canakkaleyi gecseydi bu ülkenin namusu ingiliz,yunan,fransiz vs lerin elinde olacakti iste bu namusu kurtaran mustafa kemal ve onun askeridir ama bazi insanliktan cikmis düsünme engelli kisiler bunu inkar ediyor size örnek bosna savasinda o müslümanlara sirplarin yaptigi tecavüz katliam 1974 de yavru vatan kibrista rumlarin yaptigi 1915 lerde ermenilerin yaptigi ayni ermenilerin azarbeycan karabagda yaptigi daha dün irakta amerikan askerlerinin müslüman irakli kadinlara yaptigi tecavüzler iste bizdede i915-1916 yillari arasinda o düsman gemileri ve düsman askeri CANAKKALEYI gecseydi iste sizlerin canlari analari bacilari düsmanin elinde olacakti bizim o öküz aslan bey sen anani bacini o zaman nasil kurtaracaktin oma sizler her seyin iyisini bilirsiniz sizlerin nefesi cok güclü okur üfler kurtulurdunuz !!!!

  292. tuncay köse said

    iki cahil beşbeşe azmıs ve abladık eğitimsizler aynı yazıyı yazmakdan ileri gitemiyolar…….sapkınlık ve sapkın düşünce islamı kullananların daha kendisindedir bunuda zaten duruslarından anlıyosun

  293. şivan said

    sizin amacınız 85 yıldır süren bu esaret ve zilletin devamını istemek!!!ülkenin toprakları kalmış ama namusu gitmiştir elden uyanın artık gaflet uykusundan… ben kürdüm am a önce elhamdülillah müslümanım ve ülkemin türkü ve ya lazı başka ülklerin kürdünden herzaman önde gelir… biz bu aldatılmışlığımızı anlayabilirsek türkiyenin önünü kimse tutumaz ..birleştirici tek yol islamdır.diğer yolların hepsi sapık ve sapkındır. tersini söyleyenler ise ya gaflet içindedir(kendi yaşantılarına endekskli)mesela içki içiyorsan zina yapıyorsan benim duruşun laik ve masonik tarzda olmalı ve m.kemıl ve adıtürk demeliyim …ki yerini muhafaza etmiş olasın…yada bilinçli bir provakatör olasın.başka secenek yok.

  294. aslan said

    yusuf gülcan…sana cevap vermek yanlış olur çünkü şöyle bir söz var,cahille tartışma zararlı çıakrsın..evet senle tartışan zararlı çıkar.hem bilgiden yoksun sadece ben de varım deyip zırvalamak için burdasın..ben, senin gibilere duncay köşegenin yalakaları diyorum belki de dunkay köşegensin..sizin geçtğiniz yollardan emn olun bizde geçtik ve o yolları aştık.. siz ise o yollarda kaldınız.beş yaşından ititbqren öğretilen(dikte edilen m.kemal konusunu anlayamadınız,ve anlamak istemediniz ..çünkü onu tabulaştırıp ilahlaştırdınız.eğer bir insan tartışmaya kapalı tutuluyorsa, eleştirye tahmamulü yoksa , muhalefet istemez ise ,koruma kollam a kanun ismi üzerine çkartılıyorsa ve daha bir çokk sebebe var ise ve bu sebeblere geekçeler ,o zamanın şartları içinde yapılıyorsa diye savunuluyorsa ise önce yuh diyorum size sonra ise..Allah ıslah etsin diyorum ..ancak konuşmalarınız bir yavşak uslubundan başka bir şey değil. yavşamayın derim sizlere… benim babam yorgo morgo olmazdı da sen onu kendi anana bacına yakıştır itlik yapma burda.sizin namus anlayışınızı da bilirim ben biri korkuttu mu yapma abi ne istersen veririm anlayışıdır…olum sen ne anlarsın erzurum kongresinden sivas kongresinden..senin işin bunlar değil ..sen bak işine git ananın karının koynuna saklan..bı işler yürek işi…burdan öle olayı kişiselleştiriseniz size haddiniz bildirecek çıkar merak etmeyin.. kimse kimseye de tarih öğretmeye kalkmasın sizin okudugunzu martavallar beş yaşında beri kulağımıza beynimize dikte edilmeye çalışılıyor..bu yaşantı ile alalaklı bir konu.. sülalende ve ailende içki içiliyorsa filört gibi şeyler normal ise zina kavra mı sizin için zaten çağdaş ve laik anlayışına tabi bir konu. yani sizin tüm söylemlerinizden yaşantınızı anlayabiliyorum merak etmeyin… ve şunu da söyleyeyimö korktuğunuz başınıza gelicek ya bu yoldan dönceniz gerçekleri öğrenerek . yada yine takiyye ve sinsilik yapıp yola gelmiş gibi görünüp aralarda sürtüceksiniz..sizler için bu söylediklerim bir iltifattan öte değildir haberiniz ola…

  295. asena said

    nesin sen ya!
    söylediklerinin çoğu kalıplaşmış sözcükler,geriside zırvalık zaten.
    sanal alemdeyiz bu kadar uzun cümleler kurarak neyini kanıtlamaya çalışıyorsun kim okuyor acaba o kadar yazmışsın.
    ne diceksen kısa ve öz de anlayalım derdini.

  296. yusuf gülcan said

    kimin tarih bilgisi daha iyi conkbayirina dogru cekilmekte olan 57, alaya,a savasin kaderini degistiren en önemli karardir kacan askerlere nicin kaciyorsunuz der askerler düsman geliyor nerede 261 rakimli tepeyi gösterirler atatürk der düsmandan kacilmaz bagiarak süngü tak yere yat der ben size savasmayi degil ölmeyi emrediyorum der hani atatürk canakkale savasinda son konusulacak kisiydi su sözünüze katiliyorum atatürk tek basina daglari devirebilen tek basina milyonlarca kisiylen savasabilecek kadar ilah bir varlik degil o,da senin benim gibi bir insan atatürkü allah kadar tapilacak degil ama onun bü ülkeye yapmis oldugu hizmetleri inkar etmek ne insanliga ne müslümanliga sigmaz bunu nasil yapti türkü,kürdü,lazi,cerkezi alevisi müslümani hep baraber kurtarmistir sizleri sizleri müslüman olarak saymiyorum gercek müslümanlardan bahsediyorum sizler o zaman ingilizlerlen isbirligi rumlarlan is birligi icindeydiniz ve mustafa kemalin savaslari kaybetmesini dua eden kisilerdiniz müslüman olarak firansizlar ingilizler ülkeyi paylasmaya basladiginda cuma namazinda halka sokaklarinda düsman askerleri gezerken kilinan namazin duanin kabul olmayacagini söyleyen ve önce vataninizi kurtarn diyen hocalar iste onlar gercek hoca gercek müslüman..bizleri tacavüzcü coskuna benzetmeyin bütün coskunlar sizlerden cikiyor hüseyin üzmez vardi taptiginiz sapik hoca 70lik karisini bosadi 20lik kiz aldi oda yetmedi fakir bakicisinin kizina neler yapti sonra cikip seytana uydum dedi daha sayayimmi ali gündüzler kalkancilar binlerce sapik hoca sizler biraz tarihi iyi okuyun ögrenin o sapiklarin bilgileriylen bize gelmeyin ….

  297. Sevim TUR said

    Birincisi : ”Atatürk Çanakkale’den düşman askerlerini geçirmemiştir” demek, tarih bilgisinden mahrum olduğunuzu gösteriyor.Atatürk Çanakkalae’de en son konuşulacak kişidir.Ordu komutanı bile değildir o sıralar.Osmanlı ordusunun komutanı Liman Van Sanders idi.
    İkincisi : ”Atatürk olmasaydı,o bogazdan düşman askerleri geçseydi sizler yine aynı anadan dogmus olurdunuz ama babalarınız kesin Alex,Yorgo,Dimitri,gibi isimlerden olacağını kesin söyleyebilirim” demişsiniz.Ben de şunu söyleyebilirim o halde : Eğer o çanakkale`de Türkü,Kürdü,Lazı,Çerkezi,Arabı,kısaca müslümanı şehid olmasa idi, bence Yunanlılar önce Mustafa Kemal`den başlardı tecavüze…..
    Bilgiden yoksun,aptal aptal şeyler yazmayın.Bu milleti küçümseyerek her şeyi Atatürk’e mal etmeniz olsa olsa aptallığınınızın sonucu olabilir.
    Üçüncüsü : Sizin kafanız sadece tecavüze ve şeyiniz ile çalışıyor.Aklınız fikriniz tecavüzde .Sanki tecavüz eden galip oluyor gibi algılıyorsunuz.Tecavüz -kim yaparsa yapsın- şerefsizliktir ve sahibinin şerfsizliğini gösterir.
    Bir daha Atatürk olmasaydı bu milletin kadınlarına düşman tecavüz ederdi falan diye salakca şeyler yazmayın.TEKRAR EDİYORUM : 1 kişi milyonlarca kişinin namusunu tek başına kurtaramaz, ama bu millet hem kendininkini hem de Atatürk’ün namusunu pekala kurtarmıştır,en azından savunmuştur.Bu böyle biline…
    APTAL herifler sizi…

  298. yusuf gülcan said

    dogru söylüyorsun be kardesim mustafa kemal bu ülkeye cok kötülük yapmistir birinci kötülügü anadoluya gelip halki uyandirmasiydi erzurum kongresi sivas kongresi ve oralarda düzenli ordu kurmasiydi bu halki uyandirmasaydi vahdettinde ingiliz gemilerinlen kacmiyacakti ülkeyi yunanlilara,ingilizlere,fransizlara ve ruslara paylastiracakti bende senin gibi düsünüyorum ikinci kötülügü canakkale,de bütün dünyanin gözü önünde destan yazmasiydi onlarca devlete karsi o yokluk icinde yüreginlen savasmasiydi ingilizlere karsi fransizlara karsi yunanlara karsi avusturalyalilara karsi hatta kandirilmis cezair,sudan gibi müslüman devletlerin askerlerine karsi iste mustafa kemal en büyük kötülügü canakkale bogazindan düsman askerlerini gecirmemekte yapmistir o bogazdan düsman askerleri gecseydi sizler yine ayni anadan dogmus olurdunuz ama bobalariniz kesin alex,yorgo,dimitri,gibi isimlerden olacagini kesin söyleyebilirim iste atatürk sizlere bu kadar büyük kötülük yapmistir !!!!!!!!!!!!!!

  299. FAKİR said

    MUSTAFA KEMAL İN İSLAMA VE AZİZ TÜRK MİLLETİNE YAPTIĞI KÖTÜLÜKLER ORTALIĞA SAÇILMIŞKEN,HALA MUSTAFA YI ÖVENLER BİZDEN DEĞİLDİR..ONLAR TÜRK OLAMAZLAR,ONLARIN MİLLİYETİ ONLARA BİZİM TÜRKLÜĞÜMÜZ BİZE…YAŞASIN AZİZ TÜRK MİLLETİ

  300. tuncay köse said

    ayrıca benim dogmalarım yokdur dogmalarım bilim mantık akıl ve kendimdir…..

  301. tuncay köse said

    sadece küfür ve haakret ileri gitemiyen beyin işte…….

  302. tuncay köse said

    ermeni soykırımını boşuna inkar etmeyın ermenileri katletmişdir osmanlı……..ermenilerde osmanlıları öldürmüştür…….neyse sana zaten cevap vermıyorum seviyemde ahlaki yapımda değilsin…..anca insanalra küfür haakret edersin ee doğal ailende senden utandığı i,çin onun öfkesini cıkarıyosun……ATAMA GELİNCE BU SENŞN GİBİ BİLGİSİZLERİ İLGİLENDİRMES….

  303. tuncay köse said

    ben osmanlıyı inkar etmiyorum osmanlı zaman zaman demokrasiyle yönetilen dünyaya ününü kapul ettirmiş arap türk kürt ermeni gibi bir sürü toplulukdan oluşan bir devlettir….ben sen nasıl osmanlıyı eleştiriyosan bende osmanlının yanlışlıklarını eleştiriyorum……..

  304. aslan said

    hem senin için osmanlı yok nasıl olsa cumhuriyet var …öncesini napcaksın arkadaş!!! sanane ki öncesinden..inkar ettiğin bir osmanlı var… sen benc e israil rum ermeni ve yahudilerle ilgili bir partiye liderlik et bak destek alırsın onlardan

  305. aslan said

    hem senin için osmanlı yok nasıl olsa cumhuriyet var …öncesini napcaksın arkadaş!!! sanane ki öncesinden..inkar ettiğin bir osmanlı var… sen benc e israil rum ermeni ve yahudilerle ilgili bir pariye liderlik et bak destek alırsın onlardan ..

  306. aslan said

    mermer ve beton kafalı sensin aslanım zaten betonist olduğunu da gizleyen bir yanın yok betonizm sizin dogmanızdır!!!beton kafalı şaşkınlar!!! osmanlı ermenileri öldürmedi bilakis bin yıl gibi bir süre dost ca ve kardeşce yaşadı… ermeni meselsinde baş aktör osmanlıyı yakan ve senin bugün cok sevdiğin chp zihniyeti olan ittihat ve terakki zihniyetidir.. eğer biraz bilgin olsa kendi okuduğun yada işkembeden salladığın zırvaların dışına çıkarsın! ermenilere bir ingiliz vatandaşı gözüyle bakıyor olman hiç de şaşırtıcı değil zaten ..senden daha başka ne beklenir ki? düzen insanısın besbelli.yakında ingilterede oylama yapılacak git bari destek ve panlart aç mitinglere katıl…şener eruygur denilen vatan hainleri ile tuncay özkan denilen küfürbazlarla miting yapmak sizin için bi r şereftir ..sonrada %85 ile ezsinler sizi :)))ezik kompleksliler sizi…ermeni tasarısı öle senin anladığın gibi bi r mesel değil osmanlının can d amarlarının kesildiği bir sırada yaşadığı karışıklıkardan biridir ama taihin hiç bir dönemind e toplu bir şekilde (ermeniler gibi) çoluk çoğu katletmmeiştir soysuz it kendi ceddini nasıl inkar edersin .. atam atam diyorsun senin atan kimdir neden atandır birde onu da açıkla…yurtsuz alçak..benim atam soyun neslim ve ceddim osman oğlu osmandır …öncesinde selcuklulardır…oğuzlardan geldik..am a ırkım önemli değil mensub olduğum din kardeşliğidir en önemlisi..

  307. tuncay köse said

    yazdıkalrım acıkdır anlıyacak beyın anlıyor anlamıyacak beyınde aslan gibi aynı dediklerini tekrarlıyor………cidden yazcak bişem yok…….HAKARET EDENLERLE İFTİRA ATANLARLA MUHATTAP OLMUYORUM

  308. tuncay köse said

    evet sana cevap vermemek gerek cünkü cevaplarımı anlayacak kapasite yok……nato mermer nata kafa hesapı…….osmanlın barbar olmasa ermenileri öldürmesdi daha cok yazardımda anlamassın ki…….

  309. aslan said

    o kadar işkembeden atıyorsun kşi sanırım bir işkembe çorbacı salonun var.:))) islam hiç bir kitapta senin dediğin gibi Allah il e kul arasıdna değildir!!!
    salladın yine!!
    ibadet Allah ile kul arasındadır .. fıkıh kitabı okummaış bir insan olduğunu gizleme bunu bilen bilir zaten..kimseyi de kandırma burda..yalanı bırak!!!
    ve biz evliyaların (yunusların,mevlanaların.akşemseddinlerin ve şimdi ki evliyalar dahil hepsinin)hoş görüsünü çok iyi bilir anlar okur ve dinleriz merak etme.. ama hiç biri senin dediğin gibi devlet yönetiminde dinziz bi r anlayışa sahip değildir..islam dini esasına göre yönetilmesi esatır islamda!!! bilmiyorsan öğren.. çünkü hiç bir anlayış ve hakikat islam dini anlayışı ve yönetim biçiminin üzerind e değildir..evet ateistler ve deistler ve laikler vs vardır ancakk onlarında en rahat ve refah içind e yaşayacağı sistem islam düzenidir…devlet böyle yönetilmeilidir..zaten osmanlıda senin iftira attığın gibi barbar değildir olmaıştırda ..ama adalet götürmek için gönüllü şehitlik ve barbarlık şerefine ermiş çok değerli bir millettir.sen anlayamazsın onu!!!
    deiste bişi iyen mi var ateiste bişi diyen mi var ama islama düşmanlık hiç bitmez senin gibi…ateist sence islama hoş göre ile bakabilirmi? sana göre bakar?* belli herşey ortada.. toplumu çağdaşlaştırma derneği::::)9 kim kimi çağdaşlaştıracakmış :) türkan saylan bizi mi çağdaşlaştırıcak yoksa add ve şener paşa mı?* ..sen basit bi r ergenekoncu sinsiz takiyyeci ve terörr zihniyetinin uöç bir maşasının maşasısın … ama bu yolkdan dön derim bin kere töbeni bozzan da dön derim kapı hep açık artık yola gel derim ..zulme alkış tutma derim… sinsilik ve takiyyecilik bi r anlayış olamaz gerçek yüzünüzü artık orttaya koyun derim…

  310. tuncay köse said

    bak verdiğin insanların müslüman olmayanlara gösterdiği saygıyıda git iyi araştır bence o gösterdiğin kişiler dünyaya gelmiyecek derecede hoşgörülü insanlardır……

  311. tuncay köse said

    dinin allah ile kul arasında olduğu kurandada ve hz muhammed(sav)yazdırdığı fıkıh kitaplarındada bellidir…….kuranı kerim bir yol göstericidir…….onun ayetlerine uyup uymamak insanalrın kendi ellerindedir ve o ayetleri uyup uyulmadığını cezalandıracak yargılayacak tek kişide YARATANDIR……..onun için bir dine inanıp inanmamak kulun bilçeği iştir ve onuda ayrgılayacak cezalandırcak kişi kul değil ALLAH(CC)DIR…..

    islam senin için bir yaşam tarzıdır evet doğru müslümanlar için bir yasam tarzıdır…..türbanı akfasına gecırıken yüzüne birnbir cesit boya olmayacak gıcında daracık kotpantolonı yata tayt olmıyacak…….yada namaz kılarken gitip dısarda yalan sölemiyecek kul hakkı yemiyecek iftira atmıyacak…….zina yapmıyacak faiz yemiyecek ve bunun gibi milyonlarca uyması gereken ayet ve kural vardır……..AMA DEVLET BU ÜLKEDE SADECE MÜSLÜMANALRI DEĞİL MÜSLÜMANLIĞI SEVMEYEN YAHUDİLERİDE HRİSTİYANALRIDA ATEİSTLERİDE DEİSTLERİDE VE MÜSLÜMANLIĞIN ÇEŞİT ÇEŞİT OLAN MESHEPLERİNİDE DÜŞÜNMEK ZORUNDADIR……..ONUN İÇİN TURKİYE DEMOKRATİK LAİK HUKUK DEVLETİ OLMALIDIR…….

  312. aslan said

    din senin dediğin gibi allah il e kul arasında değildir.. ibadet allah il ekul arasındadır. bilgi fukaralığın her alanda devam ediyor.her şeyi bu kadar çok bildiğini sanmayı bırak artık!!!islam bir hayta tır cami ile ev içine sıkıştırılamaz!!! hz ali hz ebu bekir efdnizmiz zamanında şeyhül islamdır ve hz ebu bekirin zekat vermeyenlere karşı açmış olduğu savaşta fatva vermiştir..bu insanlar islamı bilmeyen yada yönetimi bilmeyen insanlar mıydı? dikkatini çekerim bu insarın devrine tarihte asrı saadet devri derler…bilmiyorsan öğren

  313. Tuncay Köse said

    islam bir dindir ve ALLAH ile kul arasındadır…..yönetmekse bir yasam bicimi ve insanların isteği doğrultusunda olusan bir tercihdir arasındaki farkı anlamayacak akdar gerisin işte……..islamda eşcinsellik evliliği kesinlikle yasaktır ama o eşcinselelrinde yaşama hakkı vardır bunun gibi daha cok ayet vardır……….

  314. aslan said

    batıl dinlere ve dinsizlere ve her türlü inanca en saygılı anlayış,islam anlayışıdır…o yüzden islam başta olmak zorundadır..çünkü kulun nasıl yaşıyacağını kul değil kulu yaratan belirler

  315. aslan said

    laiklik iki türlüdür bir liberal yani katılımcı laiklik… devletin bütün dinlere aynı mesefede olduğu..sence devlet bütün inaçlara aynı mesefede mi yoksa bu zülme uğrayan muhafazakar kesim 3. sınıf insan mı kendi öz yurdunda

  316. tuncay köse said

    şeriat senin yargılanmanı emreter cünkü bir insanın sölmediğini sölediğin sürece ona iftira etmiş olursun ve bu kul hakkına girmektir….şeriat küfürüde yasaklar…….benim istediğim düzen nasıl biliyormusun……

    cumhuriyet olmalı:padişah düzenini monarşi düzenini islamiyet yasakalr çünkü monarşide tek bir insanın dediği olur ayrımcı ırkcı bir düzendir ki islamiyetin en büyük düşmanları faşist hak düşmanı olanlardır…..

    laik olmalı:çünkü bu ülkenin nufusu 70 milyon bu ülkede 10 milyona yakın ateist deist gibi hayat felsefesinde dinin yeri olmayan ve bu 10 milyonun içinde dini müslüman olmayan yahudi ve hristiyan dinlere mensup halk vardır……yahudi ve hristiyan kişi dinini istediği gibi ibathanesinde yapabilmeli….dinini istediği gibi ruhban okullarında öğrenebilmeli…… bu ülkede alevi müslümanlar var cemevinin ibathane olduğunu düşünenelr var bunun için onun ibathaneside serbest olmalı ve alevilerin istekleride yerine getiirlmeli(diyanetin kaldırılması zorunlu din dersini kaldırılması gibi)……bu ülkede 60 milyona yakın değişik mesheplere sahip müslümanlar var bu müslimanlar imam hatipe gitiyo diye katsayı gibi sacma bir engel önlerine koyularak cezalandırılmamalı…..türbanlılar başörtülüler çarçaflılar istediği kıyafetle ilkokul lise ünüversite çağında eğitim görebilmeli…….kılık kıyafet tüm eğitim alanlarında serbest olmalı sırf türbanlı diye sırf cubbeli sakallı diye ne eğitim hakkı ne sağlık hakkı nede hastası olan birinin hastaasını ziyaret hakkı engellenemez……..bu ülkede içki içmek isteyenler var içki satmak istiyen lokantaalra sen satamazsın denmemeli……eşcinseller serbest olmalı……KISACASI LAİK ÜLKE DİNDARINADA ALEVİSİNEDE DİNSİZİNEDE GAYRİ MÜSLİM OLARAK ADLANDIRILAN YAHUDİ VE HRİSTİYANADA EŞİT MESAFEDE OLMALI…………AYNEN AVRUPADA OLDUĞU GİBİ…..

    HUKUK:::HUKUK ÖLE OLMALIKI HERKESE EŞİT VE ADALETLİ OLMALI BİRİ MİLETVEKİLİ COCĞU DİYE KAYRILMAMALI……

    DEMOKRASİ….BİR PARTİ ŞİDDETE BAŞVURMADIĞI SÜRECE DÜŞÜNCESİ YASAKLANAMAZ….İSTEDİĞİ DİN İSTEDİĞİ DİL İSTEDİĞİ IRK ÜZERİNDEN SİDDETE BAŞVURMADIĞI SÜRECE SİYASET HAKKI ENGELLENMEMELİ…..

    KISACASI ZENGİNİ FAKİRİNİ EŞİT HAKAK SAHİP OLDUĞU ZENGİNİN FAKİRİ EZMEDİĞİ SÖMÜRMEDİĞİ EŞİT ADALETLİ BİR DÜZENİ SAVUNUYORUM…..KISACASI ECEVİTİN ORTANIN SOLU KİTAPINI OKURSAN ORTA HEPSİ DETAYLI ACIKLANMIŞTIR…..DİĞER BİR SÖYLEMLE NE NEOLİBERALİZM GETİRDİĞİ KAPITALİST DÜZENİ NEDE MATERYALİZM ÜZERİNE KURULAN SOSYALİST KOMİNİST BİR SİSTEMİ SAVUNUYORUM……..GERCEK KEMLİZM İLKELERİNİ SAVUNUYORUM Kİ BUNU İNÖNÜ BAYKAL ZİHNİYETİ DEĞİL ECEVİT ZİHNİYETİ ANCAK GERCEKLEŞTİRİR…..

  317. tuncay köse said

    köy enstitüsü halk evi gibi yerler acılmalı buraya din alimleri getirilip hem insanalrın dini öğretilmeli hem okuma yazma oranı artırılarak insanlar eğitilmeli……

    ilk önce bu yapılmalı okuma yazma oranı artırılarak devlet arşivleri halka acılarak atatürkün günlüklerini insanalra acılarak insanalrın atatürkün dinini ırkını neyi savunduğunu öğrenmesi sağlandıkdan sonra atatürkün sevilip sevilmemesi yine insana bırakılmalı AMA İNSANIN ALLAHA HZ MUHAMMED(SAV) ATATÜRKE TAYYİP ERDOĞANA DENİZ BAYKALA KÜFÜR HAAKRET İFTİRA ETMESİDE YASAKLANMALI……atatürkü sevmediği için eleştirdiği için bir insan yargılanmamalı…..o insan atatürke iftira ediyo senin gibi hakaret etiyosa yargılanmalı ki islamiyet iftirayı küfürü yasaklamısdır zaten………

  318. tuncay köse said

    osmanlı kültürü yavuzda bittiğini sölemiştim yanlıs yazmısım kanuniden sonra birmişdir ve osmanlı padişahkları o osmanlı kültüründen uzaklaştığı için önce duraklama sonra dağılma ve en sonundada yıkılma dönemine girmiştir……..ha atatürk osmanlı gibi dindar bir ülke yaratmak istemedi herkese eşit şekilde yaklaşan bir ülke yaratmak istedi ama malesef bunu kemalist olduğunu söleyen su andaki yüzde 23 oyu gecemeyen chp zihniyeti mahvetmişdir………artık chpnin baykaldan kurtulup ecevit(ortanın solu)zihniyetine gecmelidir……ortanın solundan kastı köy enstitüsü halk evi gibi yerler acılmalı buraya din alimleri getirilip hem insanalrın dini öğretilmeli hem okuma yazma oranı artırılarak insanlar eğitilmeli……ayrıca türbanlıyada türbansızada aleviyede sunniyede gayri müslimede içki içenede eşçinselede kürtede türkede kısacası ırkı dini dili cinsiyet tercihi ne olursa olsun hiç kimsenin baskı kurmadığı gercek demokrat gercek laik gercek hukuk yanlısı gercek adalet yanlısı gercek halkçı kısacası gercek sosyal demokrat chpnin kurulma zamanı gelmişdir…..chp ergenekoncuların elinden kurtulmalı ki ATATÜRK İSLAM DÜŞMANIMIYDI YOKSA DENİZ FENERİ GİBİ DİN DİN DİYİP HALKIN DİNİ DUYGULARINI İSTİSMAR EDENELRİN DÜŞMANIMIYDI ORTAYA CIKSIN……….emin ol o zaman kim dindar kim dini kullanarak siyaset yapıyo ortaya cıkacaktır…..

  319. tuncay köse said

    bilgimin alt yapısını anlıyamaman doğal çünkü sayın başbakanınız gibi sizden başka herkese dinsiz bilgisiz cahil sandığınız için cidden doğal gelecekde olduğumuz yerler bakımından kim daha bilgili kim daha bilgisiz ortaya cıkacaktır………..m.kemal bu ülke için size göre iyi şeyler yapmadı çünkü siz iran arabistandaki şeriat gibi müslümanalr dışında kimsenin söz sahibi olmaması gayri müslimlerin eşçinselelrin içki içenlerin asılmasını istediğiniz istediğiniz içindir……atatürkün tarım ekonomi banka siyasi sanayi alanındaki devrimleriyle o zamanki türkiyenin dünya standartlarında hangi şartlarda olduğunu öğrenebilirsin……ama malesef atatürkdeen sonra bu ülkede kemalist olduğunu söleyen chp zihniyeti türkiyeyi geliştirmek için bir çivi bile cakmamıs hatta atatürkü din düşmanı göstermek için elinden geleni yapmısdır……..nüfüs dedin o zaman sana akp yakınlığıyla bilinen ve akpnin agm anket şirketine yaptırdığı anketin sonucunda türk toplumunun hassas konularında din bakımında islamiyet birinci sırada lider bakımındanda atatürk birinci sırada yani bu toplumun yğzde 25 dini yaşayamadığını yüzde 75 laik cumhuriyete bağlı olduğunu atatürkü sevdiğini sölüyor……..şeyh said doğudaki din alimlerinde kurtuluş savasında atatürke tek destek veren din adamıdır ve seyh said atatürkle birebir konusmusdur……seyh said saltanatın kaldırılmasını doğru buluyor ama hilafetin kesinlikle kaldırılmaması gerektiğini söleyen bir din adamıdır ama felsefesi bana uymaz…….ki atatürkün günlüklerini okursan seyh said için nasıl övgüyle bahsettiğini görürsün……..benim ilahımın ne olduğu belli su anda 5 milyar nufusu olan dunyayı yaratmıs o dunyada agacları cicekleri doğayı doğal affeti meydana getirmiş bir ilahdır……ve o ilah bana HZ MUHAMMED(SAV)gibi su anda islam düşmanı olarak bbilinen avrupa insanı tarafından bile en hoşgörülü insan secilen bir elci yollamısdır…….türk mileltinide türk mileltinin inancıyla imanıyla birlikte birleştirmesi için MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜ yaratmkştır………

    yalaka ihttihatcı vatan haini arkadaşlarıdır

    bunu sen söledin demek kazım karabekirde öle öle mi???????hertkes kazım akrabekirle atatürkün arasının acık olduğunu bilir ama kazım karabekire ismet inönün öldürülmesi gerektiğini ve bunu onun yapmasını sölediğini bilmez…….

  320. aslan said

    sen ve senin gibi düşünelerde başkası gibi düşüne yaşayan ve giyinenlerekarşı hiç i r saygı yoktur
    ..olamz da dinden korkarsızmı çünkü din hayattır .. huzurdur.. şeriattır.. bu düzende öle faiz zina olmayacak.. atanmış seçilmişin önünde olamyacak.. şehitlik olcak ve haram helal olcak.. hakkı aramayan batıla düşer
    batılı savunuyorsun…

  321. aslan said

    bilgin veb alt yapın sıfır..biz size kemalist olduğunzu için değil ..m .kemalin bu ülke için iyi şeyler yapmadığını ve kötü olanların arkasında oldğunuz için karşıyız…siz bu ülkede 2-3 milyon kişi iken nüfusuznu 25 milyon yaptınzı kürtler 30 milyon yatı ecnebi çerekz lax vs ..memlkette türk müslüman sünni yok anasını satim..ve siz o kadar düşük bir nüfusla ki 2 – milyonu asla geçmez nüfusunuz..bu memlekette en tepelerdesinzi nedenmii düzeni avunduğunzu için.. say bakayım m.kemal hangi fabrikaları açmış? şeker fabrikası.. çırçır un vs .. ağır sanayi hamlesi mi yapmış elektonik lanınd amı bişi yapmışş sadecekarın tokluğuna doğal bir hamledri ve savarona hepisnden dah a pahalıdır.. osmanlı o külüden doğmuştur ve yavuza kadar değil şuan biel devam etmektedir
    sen mi karar vericen
    ü ne zmana gelip gititğne veya bittiğine.. sen kim oluyorsun.. ölçü sen misin ?şeyh said sna göre ingliz ajanı bana göre şahadete yürümüş alimdir
    burda asıl inliszlerle iş birliğini yapan mi kemalin ta kendisi ve yalaka ihttihatcı vatan haini arkadaşlarıdır bu düzen yıkılacaktır ..ve millet ubnun startını ver miştir.. sizin ilahınız da ne olduğu anlaşılacaktır çok değil.. sabredin

  322. tuncay köse said

    bizim gibi küstahlar(sizlerin sözlerine göre)HZ MUHAMMED(SAV)yunus emre gibi mevleana gibi farabi gibi ibni sina gibi gercek dindarları severiz cünkü belki onların görüşleri onların düşünceleri onların felsefesi biz kemalistlerin bir coğuna uymasada sırf insan gibi insan oldukları için severiz…….kimseyi dini ırkı düşüncesi yüzünden yargılamadığı için severiz…..EN ÖNEMLİSİ AMACLARININ SADECE ALLAHA İBADET YAPMA OLDUĞU İÇİN SEVERİZ……SEN VE SENİN GİBİLERİ SEVERİZ AMA SAYGI DUYMAYIZ CÜNKÜ SİZ BİZE SAYGI DUYMUYORSUNUZ BİZE ATATÜRKÜ SEVİYORUZ DİYE YADA BİR KESİM KEMALİST ATEİST DİYE HAKARETLER İFTİRALAR SALLADIĞINIZ İÇİN SAYGI DUYMUYORUZ……..MEVLEANA YUNUS EMRE FARABİ İBNİ SİNA DİNDAR AMA SİZ DİNİ İSTEDİĞİNİZ GİBİ KULLANAN KİŞİLERDENSİNİZ HA BUNU NERDEN Mİ ANLIYORUM YUNUS GİBİ OLANLAR İFTİRA ATMAZ KÜFÜR ETMEZ HAKARET ETMEZ İNSANLARI DÜŞÜNCELERİ DİNLERİ IRKLARI YUZUNDEN NEFRET ETMEZ DE ORDAN ANLADIK……….ARANIZDAKİ FARK O….

    ONLAR OSMANLI KÜLTÜRÜYLE YOĞRULMADI ONLAR….OSMANLININ RÖNESANS DEVRİMİNE KADAR DÜNYANIN EN GELİŞMİŞ ÜLKESİ HALİNE GETİREN KÜLTÜRÜ ONLAR ÜRETTİ AMA YUVUZDAN SONRA ONLARIN KÜLTÜRÜNDEN YAVAS YAVAS UZAKLAŞILDIĞI İÇİN OSMANLI GERİLEME SONRA DAĞILMA DÖNEMİNE GİRMİŞ SONRADA YIKILMIZ İNGİLİZLERE MAHKUM OLMUŞTUR……..BEN OSMANLIYIDA SEVERİM ELEŞTİRİRİMDE ATATÜRKÜDE SEVERİM ELEŞTİRİRİMDE MENDERESİDE SEVERİM ELEŞTİRİMDE ECEVİTTE AŞIĞIMDIR AMA COK YÖNÜNÜDE ELEŞTİRİRİM…..KISACASI SAĞ GÖRÜŞLÜ LİDERLERİ COK AĞIR ELEŞTİRİM AMA NEFRET ETMEM SAYGISIZLIK ETMEM………ARAMIZDAKİ FARK BU SEN TAPTIĞIN OSMANLIYI ELEŞTİREMEZSIN TAPTIĞIN SİYASET ADAMINI ELEŞTİREMEZSİN AMA SEVMEDİKLERİNEDE HAKARET VE İFTİRA EDERSİN……SEN MÜSLÜMANLIĞI KENDİSİNE ALİM DİYEN SEYHLERDEN ÖĞRENİRSİN BEN İSE ARAPÇA VE TÜRKÇE KURANDAN ÖĞRENİRİM…..SEN BİR KİŞİYİ OKURSUN BEN TÜM YAZILAN KURANALRI OKURUM……..SAYGISIZSIN VE SENİN DIŞINDAKİ İNSANLARA DÜŞMANSIN İŞTE BUNDAN HZ.MUHAMMED(SAV)ÜMMEDİNDEN YUNUS EMRE MEVLEANA GİBİ MÜSLÜMAN OLAMAZSIN……

    ALEVİLİĞİN KÜLTÜR OLDUĞUNU SÖLEYECEK KADARDA ALEVİLERE AYNEN SİVASDAKİ 35 AYDININ YAKILMASINA KARISAN MÜSLÜMANALR GİBİ DÜŞMANSIN…….

    SON OLARAK BEYNİNİ O KADAR YIKATMISSIN Kİ GERCEK MÜSLÜMANLIĞIN YANINDAN BİLE GECEMEZSİN ANCA ANCA CÜBBELİ AHMET HOCANIN CEMAATİ GİBİ CEMATLERDE MÜSLÜMANLIĞI YAŞADIĞINI SANARSIN……NEYSE……SON OLARAK MÜSLÜMAN İNSAN KARSISINDAKİ NE OLURSA OLSUN ONU SEVEBİLEN VE GÜNAHLARI İÇİN ALLAHA DUA EDEN KİŞİDİR……

  323. aslan said

    mevlanaanın yunusun dindar ve şehy (evliye olduğunu söylemek..tasavvufun mihenk taşlarını olduğunu ifade etmek.. dinlerini sorgulmak mı oluyor?onlara verilen ödülü de biliriz biz merak etme..sizin gibi küstahlar onları nasıl kabul ettiler?? önce yurt dışından ödül aldılar,sonra bizde kabul gördüler… yoksa siz onlarada kendi yorumunuzu yapardınız… osmanlı kültürü onlarla yoğrulmuştur. siz osmanlıyı sevmezsiniz gerçi… dört hak mezhebin dışında mezhep var diye savunan kandırılmış bir toplumsunuz…sizin dininizi sorgulamam asla.. ama islam dininde ki gerçekler de böyledir. senin işine gelmesede böyle olcaktır..siz hz aliye sahip çıktığınızı söylersiniz ama nerdeeee..laf da … gerçek alevilik bir kültürdür..ve islamın bir koludur..sizin kisi şia dan etkilnemiş ve sonradan kemalizme sapmış sapkın bir inanış ve bozulmuş bir anlayıştır.ve siz gör e töbe haşa m.kemal hz ali gibidr::.size göre öyle işte Allah ıslah etsin ne diyeyim

  324. tuncay köse said

    buna o kadar güldüm o kadar güldüm ki…….mevleana islam felsefesi üzerinde aklını en cok yormuş kişidir…..ve yasadığı dönemin en iyi türk filozofu ödülünü almısdır…….hayatını istersen araştır…..yunus emrede Tasavvuf felsefesi ve edebiyatıyla ilgili şiirler yazılar yazmısdır…..allaha inanıp inanmaması beni ilgilendirmez SEN İNANIYOSUNDA NE OLUYOR Kİ…….İNSANALRA KÜFÜR ETMEKDEN DİNLERİNİ YARGILAMAKDAN IRKLARI YUZUNDEN HER SEYİ SÖLEDİKDEN SONRA ONLARA İFTİRA ETMEKDEN HAKARET ETMEKDEN KENDİNİ ALAMADIĞIN SÜRECE ALLAHA İNANASAN NE OLCAK Kİ……..AYNEN O ALLAHI İNKAR ETEN GİBİ GÜNAHKARSIN YANİ O SANA GÖRE SAPKIN OLAN KİŞİDEN FARKIN YOK ÇÜNKÜ ALLAH KÜFÜRÜ HAKARETİ İFTİRAYI KULUN DİNİNİ SORGULAMAYI IRKINA LAF SÖLEMEYİ YASAKLAMIŞTIR…….

  325. aslan said

    sen bir malsın !!yunus emre ve mevlana felsefeci değil senin begenemdiğin şeyh (evliyaullah>)dir.azi nesine gelince hayatta yoktur şuan ..ama hayattan göçeceğini hesap etmeden allah isyan etmiş bir sapkındı..akıllı olması ve edebiyat alanında iyi olması farklı bişi sapkın ve isyankar olması farklı birşey.

  326. tuncay köse said

    NECİP FAZILI OKUMAMA GEREK YOK BANA UĞUR MUMCU NAZIM HİKMET AZİZ NESİN VE ONLAR GİBİ AYDINLAR YETİYOR…..TABİ MEVLEANA YUNUS EMREDE İBNİ SİNA FARABİ GİBİ FELSEFECİLERDE YETİYO…….HA BİDE DEDİKLERİNİ GERCEKDEN SEN OKUYABİLSEN……

  327. tuncay köse said

    son kez yazıyorum PEYGAMBER VE ALLAH SEVGİSİ AVRSA ARTIK BANA CEVAP VERMEKDEN VAZGECİN…..ÇÜNKÜ BEN 3 YAZI YAZDIĞINDA İLK YAZISINA DÖNEN,,,,,,,,,,İNSANALRA İFTİRA ATMAKDAN KÜFÜR ETMEKDEN HAKARET ETMEKDEN BAŞKA BİŞE BİLMEYEN VAROŞLARLA,,,,,,,,,TÜRKÇE KONUSAMAYAN VE YAZAMAYAN EĞİTİMSİZLERLE,,,,,,,,BEYNİNİ SAHDE SEYHLERE YIKATIP ATATÜRKE HAKSIZ YERE SALDIRANLARA(BAK ELEŞTİRENELRE DEMİYORUM)VERCEK CEVAPIM YOK…………

    PROVAKATÖRLERLE TARTISMIYORUM…….

  328. tuncay köse said

    son kez yazıyorum PEYGAMBER VE ALLAH SEVGİSİ AVRSA ARTIK BANA CEVAP VERMEKDEN VAZGECİN…..ÇÜNKÜ BEN 3 YAZI YAZDIĞINDA İLK YAZISINA DÖNEN,,,,,,,,,,İNSANALRA İFTİRA ATMAKDAN KÜFÜR ETMEKDEN HAKARET ETMEKDEN BAŞKA BİŞE BİLMEYEN VAROŞLARLA,,,,,,,,,TÜRKÇE KONUSAMAYAN VE YAZAMAYAN EĞİTİMSİZLERLE,,,,,,,,BEYNİNİ SAHDE SEYHLERE YIKATIP ATATÜRKE HAKSIZ YERE SALDIRANLARA(BAK ELEŞTİRENELRE DEMİYORUM)VERCEK CEVAPIM YOK…………

  329. aslan said

    fatih sultan mehmet ,yavuz sultan selim ve kanuni sultan süleyman zirve isimlerdir.. ve 2. abdülhamit de bu önemli liderle ile at başıdır..necip fazılın sözünü hatırlatıyorum tekrar..2.abdülhamit han için… o’nu anlamak herşeyi anlamaktır.. bir kaç gününü ver de oku tuncay..şah ismail gibi olmak seni kurtarmaz…

  330. aslan said

    senin inancına karışan hiç oldu mu söyle?* neden sapkınsın diyend e olmadı..senin ve senin gibi düşünenlerin tek derdi..herkesin sizi anlamasını beklemek ve sizin gibi giyinip konuşup düşünüp ,sizn inadıklarınıza inanmalarını istemek..bunu, kanuna , kuruma , laikliğe vs gibi… ilahlaştırılmış kişilerin despotca ve dikte ederek zülme uğratarak koyduğu yasalar ve uygulamaları değiştirelemz bir dogma olarak görmeniz ..ve bu dogmaları kabul edip eyvallah demeniz ,üzerine hz kur’anı dogma olmakla itham edişiniz zaten en büyük çelişki…öle ise sizce m.kemal ilah üstü biri… töbe haşa!bunun yorumunu senin gibi cahiller değil!! o begenmediğin şeyh dediğin evliyalar yapar…
    tabii sence senin begenmediğin şeyhler sahte dir begendiklerin gerçektir..çünkü bu seçim siz ve sizin zihniyetinizde kilerin silah zoruyla işbirliği yaparak ele geçirilmiştir.. ne zaman mı??
    işte onu biliyor herkes de söyelemeye çekiniyor…zaten bunları konuşanları da istiklala mahkemelerinde kesmişler
    şimdi de faiili mechullerle ortadan kaldırmay a çalışılıyor… Allah cümlemizi ıslah etsin

  331. tuncay köse said

    KİMİN SAHDEKAR OLDUĞU ACIKCA ORTADADIR…..SANKİ KENDİLERİ ALLAHDA BENİ TANIYO BİLİYOLARDA YOK TUNCA SAPIKTIR YOK TUNCAY YALANCIDIR İSLAM DÜŞMANIDIR GİBİ HAKARETLER KULLANIYO CİDDEN DİN İSTİSMAR EDİLİRDE BU KADARDA DEĞİL……..

    ARTIK SABRIM TÜKENMİŞTİR AAMA BEN YİBE O SAYGINLIKDAN YOKSUN VAROŞ KESMİ UMURSAMADIĞIMDAN KÜFÜR ETMEYEÇEĞİM SAYGINLIĞIMI TERBİYEMİ KORUYAÇAĞIM…….NEDE OLSA HEPSİNİN HESAPINI BİR GÜN ALLAH SORCAK……

  332. tuncay köse said

    İSLAMI BENCE ÖĞRENMELİSİNİZ………..İFTİRA ATÇAĞINIZA KÜFÜR ETÇEĞİNİZE HAKARET ETÇEĞİNİZE İNSANALRIN DÜŞÜNCELERİNE SAYGILI OLUN VE KÖŞENİZE CEKİLİN…….KİMLİK NUMARAM İSMİM HERSEYİM BELLİ İSTİYEN KONTROL EDEBİLİR……..

    AYRICA İSTER İSLAMA INANIRIM İSTER İNANMAM SİZENE ALLAHMISINIZDA YARGILAMAYA KALKIYOSUNUZ…….

  333. tuncay köse said

    YİNE HAKARET YİNE İFTİRA YİNE BENİM SÖLEDİKLERİMİN ALTINDA KALDIĞINDAN DOLAYI PSIKOLOJIK OLARAK EGOLARINI TATMIN ETMK İÇİN SALDIRGANLIK OLDUĞU İÇİN CEVAP VERMEYEÇEĞİM……HALA PEYGAMBERİNİ SEVİYORSAN YAZMA DEMEME RAĞMEN YAZACAK KADAR PEYGAMBER DÜŞMANI BİRİSİYKEN SANA VERCEK CEVAPIM YOKTUR…….AMACINIZ TARTIŞŞMAK DEĞİL ATATÜRKE VE KEMALİSTLERE İFTİRA ATARAK HAKARET ETEREK SALDIRMAK……….CİDDEN MUHATTAPIM DEĞİLSİN AZCIK ONURLU GURURLU OLDA YAZMA……..

    AYRICA EVET SEN EN MÜKEMMELİSİN SEN EHRSEYİ BİLİRSİN SENİN DEDİKLERİNİN HEPSİ DOĞRUDUR DEMEME RAĞMEN HALA YAZMANIDA ANLAMIS DEĞİLİMYA NEYSE…..

  334. yüzbaşı said

    düzeltme yapıyorum ..yukarıdaki yazıma..tuncay köse gibilerinin uydurma, çelişkili ve sapkın yazılarını okuayarak diye devam ediyor… aynı sahte peygamber gibi kendini birşeyler ilan edem sapıklara benzetilebilir bir tavır içersindedir…çok tutarsız ve kendinle çelişkili çok…

  335. yüzbaşı said

    tuncay köse yalancıdır.önce bunun altını çizmek istiyorum…o dediği gibi siyasi bri pozisyonda değildir…sadece islam karşıtı bri fanatiktir..içinde bulunduğu durum psikolojik bir çöküş halini yansıtmaktatır.sözü dinlenebilcek itibar edilecek biri değildir.buraya yazılan yazıların tümüne yakını okudum diyebilirm .. tuncay köseden daha turarsız daha çelişkili hakaret içeren bilgi fukarası olan başka bir arakadaşa rastlayamadım.burada söylemek istedğim konu,tuncay köse gibilerinin uydurma çelikli ve sapkın yazılarını okuyarak ,gerçeğe ışık tutucak fikirleri görebilmesidir..gerçek şu ki toplum olarak bir çok şeyi farketmemiş ayakta uyuyor durumdayız..adeta narkozlanmış uyşuk robot askerler gibiyiz…tuncay gibiler gözümüzü açmamıza yardımcı olacaktır inşaallah.. çünkü öyle bilgisizve art niyetli insanlar olduğu sürece akıllı ve düşünene insanalr gerçeğe bi radım dah yaklaşıp hak ile batılı anlayacaklardır..saygılar…

  336. Free Stand said

    Tamamen haklı olduğunuzu düşünüyorum.

    Zaten sözlerim direkt olarak size değildi. Blog genelinde artan bir tansiyon ve ağır hakaretler söz konusu. Elimden geldiği kadarıyla bu hakaretleri silmeye, göstermemeye uğraşıyorum. Fakat gözümden kaçan ve vakit darlığından dolayı bakamadığım bir sürü mesaj olabiliyor.

    Bu mesajlara müdahale edemediğim için hakarete maruz kalan herkesten özür diliyorum.

  337. tuncay köse said

    malesef atatürke atılan iftiraları küfürleri saygısızlıkları hoş karsılayamam ki bunlar düşünce değildir……….

  338. tuncay köse said

    Lakin,eğer burası adı gibi özgür düşünüş platformu ise -ki öyle olduğunu en azından temenni ederim- düşüncelere saygı duyulması gerekir.Bunun aksi, düşünceyi bile kelepçelemek istemek veya kendi düşünce ve inancından başka her türlüsüne saldırganlık ve saygısızlık olur.Tuncay Köse,maalesef bu tahammülsüz tavrına ek olarak saygısızlığı ve aşağılamayı kendine yol benimsemiş

    bak zavallım ben atatürkü bir cok konuda eleştiririm hatta atatürk düşmanı damgasını bile yemiş biriyim ama bunu asla atatürk dinsizdir atatürk islamı yok etmek istemişdir atatürke yada su anda atatürke sığınan chp zihniyetinin yüzde 19 olusduran zigniyete hakaret iftira küfür eterek yapmadım…..burda sorun nillete hakaret etmeden saygısızlık yapmadan iftira atmadan düşüncelerini güzel bir dille sölemekdir…….o malum kişilerin yazılarını okursan içersindeki bana edilen hakaretleri görürsün malesef hakarete hakaretle karsılık veririm…….

    HAKARETLERİN KÜFÜRLERİN İNSANALRIN DİNİ YARGILAMANIN DÜŞÜNCE OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM…..BENCE SEN TARTIŞMAYI VE ELEŞTİRİYİ ÖĞREN ÖNCE……

  339. tuncay köse said

    free kardeş doğru bişee yazmıssın…..kimsenin türkçesi beni ilgilendirmez isteyen gelir buraya kürtce yazar sonra türkçe yazar umrumda dahi olmaz……AMA EĞER BİR İNSAN GAKARETE KÜFÜRE İFTİRA ATIYOSA VE BUNU TÜRKÇE KELİME HATALARI YAPARAK VE DÜNYA GELMİŞ GELMEMİŞ EN HOŞGÖRÜLÜ DİNE VE PEYGAMBERE RAĞMEN YAPIOSA İŞTE O ZAMAN BEN RAHATSIZ OLURUM….RAHATSIZ OLDUĞUM KONU ONUN BİŞE BİLMEDEN YAPTIĞI SAYGISIZLIĞIDIR…….

  340. tuncay köse said

    güzel bir yazı yazdığın için teşekkürler…….

  341. tuncay köse said

    bak zavallım yunus emre mevleana seyhdir ama gercek seyhdır su andaki cubbeli ahmetler gibi sahdekar değildirler…….SON KEZ YAZIYORUM SANA TÜRKİYEYE GELMİŞ EN İYİ TÜR LİDERLER ALPARSLANDA BAŞLAYIP ATATÜRKDE BİTİYOR…..BUNLARIN İÇİNDE ALPARSLAN VAR OSMAN BEY VAR ORHAN BEY VAR FATİH SULTAN MEHMET VAR KANUNİ VAR YAVUZ SULTAN VAR IV.MURAT VAR TALAT PAŞA VAR VE SONRADA ATATÜRK VAR İŞTE BENİM SEVDİĞİM TÜRK LİDERLERİ……DAHADA BANA YAZMA…….

    ATATÜRK KONUSUNDA HEP BUNU DERİM ATATÜRK COK İYİ BİR LİDERDİR……ATATÜRK COK İYİ BİR ASKERDİR…..ATATÜRK COK İYİ BİR KOMUTANIR……AMA ATATÜRK İYİ BİR SİYASETCİ DEĞİLDİR ASKERLERİNDE İYİ SİYASETCİ OLCAĞINA İNANMAM YETİŞTİRİLME TARZINDAN DOLAYI…….

  342. tuncay köse said

    demediklerimide demiş gibi gösterip ezilmenin verdiği acıyla hala yalanlar atıyor….işte bana ulaşamamanın verdiği acı……MUHATTAPIM DEĞİLSİN…..

  343. tuncay köse said

    peygamberi sevmeyen provakatörlerle muhattap olmuyorum…..

  344. Sevim TUR said

    Yanlış anlaşılmaya fırsat vermemek gayesi ile malum konuya dair bir açıklama gereği hissettim.
    Benim hiçbir şartta ve şekilde en güzel Türkçe gibi ne bir şartım ne de istirhamım olmuştur.Lakin,eğer burası adı gibi özgür düşünüş platformu ise -ki öyle olduğunu en azından temenni ederim- düşüncelere saygı duyulması gerekir.Bunun aksi, düşünceyi bile kelepçelemek istemek veya kendi düşünce ve inancından başka her türlüsüne saldırganlık ve saygısızlık olur.Tuncay Köse,maalesef bu tahammülsüz tavrına ek olarak saygısızlığı ve aşağılamayı kendine yol benimsemiş.Şu bir gerçektir ki,başkalarının fikirlerine aptalca demekle hiç kimse haklı olmaz,herkese git Türkçe öğren demekle insanın bozuk Türkçe’si de düzelmez.Herkes kabul eder ki,kendi Türkçe’si bozuk olan birinin,başkalarının Türkçe’sine (konu fikir iken)alaylı nazar etmesi hiç hoş değil.Hali ile, mantık ve gönül öyle işler ki,bu zat komik duruma düşer.Olay bundan ibarettir.
    Fikir alışverişi veya tartışması bilek güreşi değildir.Değişik fikirler,İnsanların hayata bakan başka bir pencere keşfetmesine benzer.Heyecen vericidir,ufku genişletir.
    Fikirler, bilgilerin toplamı ile oluşur,o halde yanlış bilgiler yanlış fikirlere götürür.Burada ve hayatın her evresinde fikir tartışmaları bilgiyi düzeltebilme şansı olarak görülmelidir.
    Katılmamak özgürlük gereğidir ama hakaret, cahillik ve medeniyetsizlik göstergesidir.Bunu Tuncay’a hatırlatmak istedim o kadar.Hani bazen savaş bile barış için gerekli olur ya,o şekilde anlaşılmalı mesele.
    Güzel Türkçe’ye dönersek…Önemli olan şeyin fikir ve düşünceyi karşıdakine anlatma olduğunu kabul etmekle beraber,tarz da çok önemlidir.Türkçe maalesef hiç estetik kullanılmıyor ve -bence- her geçen gün estetikten uzaklaşıyor.Yani bir ” benimle çıkar mısın” demek nerede, “Gayem zat-ı alinizi taciz etmek değil, efkari umumide muhhabbet kurmaktır. Cevabı müspetiniz kalb-i hazı halimi tamir ve temin edeceğinden dest-i muhabbetinize talibim” demek nerede! Sırf bu dildeki estetik nedeni ile ”Osmanlı Türkçesi” aşığı olmak Türkçe düşmanlığı mıdır?
    Veya,
    21.yüzyılda Demokrasi ve İnsan hakları savunucusu olmak,tüm dünyanın kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gereği ülkemizdeki tüm kardeşlerimizin de hak ve hukukunu savunmak,insanlık onurunu savunmak vatan hainliği midir?
    Veya,
    Binlerce yıldır,tarihin tozlanmış sahifelerinde devletler kurmuş Türk milletinin çıkardığı liderlerden birini ötekine nisbeten daha fazla kendi özüne yakın bulmak Atatürk düşmanlığı mıdır?
    Herkes arkadaşlarından birini ötekine nisbeten,kardeşlerinden birini ötekine nisbeten, hatta anne babasından birini ötekine nisbeten biraz daha fazla sevebilir.
    Sonuç olarak şunu söylemek isterim.Düşüncelere saygılı olmayanlar fikir geliştiremezler, saygılı bir hitap tarzı kullanmayanlar ise düşüncelerini anlatamazlar.

  345. Free Stand said

    Selamlar.

    Arkadaşlar, Bu Sayfada ‘da söylediğim gibi bu sitede sansür yoktur, herkes her istediğini özgürce fakat Küfür Etmeden ve kişilerin haklarına saygılı olarak yazabilir.

    @Tuncay Köse adlı arkadaşa, kullandığı Türkçe’den dolayı bazı yanlış söylemlerde bulunulmuş. “En güzel TÜrkçe” diye bir şey yoktur. Herkesin kullandığı Türkçe, en güzel Türkçe’dir.

    Tabi İstanbul Ağzı Ulusal Ağız olarak seçilmiş. Buna riayet edilir yada edilmez, bu kişilerin kararıdır.

    Lütfen tartışmalarınızı konular üzerinde yoğunlaştırın.

    Saygılar.

  346. yüzbaşı said

    Asım Köksal’ın İslam Tarihi 11. cilt 167-212 bu yazıda aydınlatıcı bilgiler var okumak isteyen açısından… tavsiye ederim ..saygılar

  347. yüzbaşı said

    ŞAH İSMAİL’İN DULKADIROĞULLARI DEVLETİ ÜZERİNE YAPTIĞI ORTA ANADOLU SEFERİ (1507) VE SONUÇLARI

    Thursday, November 12, 2009, 05:06 PM – Makalelerim
    Yazar Yönetici
    Prof.Dr Remzi Kılıç
    Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

    Giriş
    Şah İsmail, 1501 yılında Tebriz;de Safevî Devleti hükümdarı olarak taç giydikten itibaren, uzun bir süre mağlubiyet yüzü görmeksizin ülkesinin sınırlarını devamlı genişletmişti. Şah İsmail (1501-1524), kendisi de Uzun Hasan;ın torunu olduğu için Akkoyunlu Uzun Hasan neslinin hanedanlık mücadelesinden yararlanarak, Safevîler;in hakimiyetini Azerbaycan, İran, Horasan ve Doğu Anadolu topraklarına kadar yaymıştı. Safevî Devleti;ni kurduktan bir zaman sonra, gücünü toparlayarak büyük bir ordu ile Erzurum, Erzincan, Sivas yolu ile Dulkadıroğulları Devleti;nin başkenti olan Elbistan üzerine tahripkâr ve sonuçları ağır bir sefer yaptı. On binlerce Türkmen;in katledildiği ve adetâ Anadolu;da bir gövde gösterisine dönüştürdüğü Elbistan seferi, Dulkadıroğulları Devleti;ni sarsmış, belki de bu hanedanlığın inkırazına sebep olmuştur.
    Dulkadıroğlu Alauddevle Bozkurt Bey (1480-1515), Şah İsmail;in ansızın yapmış olduğu bu saldırı karşısında, Memluklular ve Osmanlılar;dan yardım istemiştir. Alauddevle Bozkurt Bey;in yardım çağrısına Memluklu Devleti her hangi bir girişimde bulunmazken, Osmanlı Devleti Padişahı II. Bâyezid (1481-1512), Vezir Yahya Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetlerini Dulkadıroğulları;na destek ve Şah İsmail;e gözdağı vermek amacı ile Ankara;dan Kayseri;ye doğru göndermiştir. Şah İsmail;in Dulkadıroğulları Devleti;nin yıkılışını hazırlayan Elbistan seferinin sebepleri, gelişmeler ve sonuçları değerlendirilecektir.
    Şah İsmail;in Ortya Çıkışı ve Anadolu;daki Faaliyetleri:
    Şah İsmail, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın kızı Halime Begüm;den (Alemşah) 892/1487 yılında doğmuştu . Babası Şeyh Haydar’ın ölümünden sonra, Akkoyunlu İbe Sultan, Erdebil’de Rumlu (Anadolulu) mahallesinde Dulkadırlu Aba yahut Ebe adlı bir kadının yanında, İsmail’in saklandığını duyarak, ele geçirilmesi için sıkı bir aramaya girişmişti. Henüz küçük yaşta olan İsmail, Erdebil’den müritleri tarafından alınarak Gîlân’a kaçırılmış (899/1493) ve Gilân’da altı yıldan fazla kalmış, burada zamanının pek çoğunu Lahicân şehrinde geçirmişti. Gilân hükümdarı Kârkeya Mirza Ali, Akkoyunlu Rüstem Sultan;ın Şah İsmail’i almak için yaptığı teşebbüsleri boşa çıkarıp, onu yanında büyütmüştü .
    Akkoyunlular arasında başlayan saltanat mücadeleleri kanlı bir şekilde devam ederken, Osmanlı Sarayı’nda yetişmiş olan Uzun Hasan oğlu Uğurlu Mehmed oğlu Göde Ahmed Bey, Akkoyunlu beylerinin ısrarı üzerine İstanbul’dan Azerbaycan’a gelip, Rüstem Sultan;ı mağlup ederek (902/1497) Akkoyunlu tahtına geçmişti. II. Bayezid’in yeğeni ve damadı olan Göde Ahmed bey, çok geçmeden İbe Sultan tarafından İsfahan yöresinde öldürülmüştü (Aralık 1497). İbe Sultan 1498’de Yusufbeyoğlu Elvend Mirza;yı Tebriz’de Akkoyunlu tahtına çıkarmıştı . 1498 Yılında, Yusuf Bey;in diğer oğlu Muhammedî, Elvend Bey;i mağlup etti (904/1499) ve İbe Sultan da öldürüldü. Bundan sonra Muhammedî İsfahan’da giriştiği hanedanlık mücadelesinde Yakub oğlu Murad Bey tarafından öldürülmüş (906/1500) ve bu uğraşlar devam ederken Şah İsmail, Gîlân’dan ayrılmıştı (905/1499) .
    Safeviye Tarikatı;nın Şeyhi olan İsmail, yanında pek az müridi ile Erdebil’de kalmayı kendisi için tehlikeli görerek, müritlerinin en çok bulunduğu Anadolu’ya yönelmişti. İsmail, Taliş’ten Erzincan’a kadar taciz edilmeden rahatça gelebildi. O’nun Anadolu’ya gelişi bu ülkedeki müritleri arasında büyük bir sevinç meydana getirdi. Her taraftan bölük bölük gelen Türkmenler; Ustacalu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Dulkadırlu, Karamanlu ve Varsaklara mensup bulunuyordu. Ustacalu Mirzabeyoğlu Muhammed Bey ve Şamlu oğlu Abdi Bey de kalabalık maiyeti ile gelenler arasında bulunuyordu. Safevî Devleti;ni kuran ve devam ettiren Anadolu Türkmenleri bunlardır. Bu Türkmenlerin büyük çoğunluğu veya hepsi Orta ve Güney Anadolu bölgelerinden idiler .
    Şah İsmail’in Erzincan’a gelişi şöyle ifade edilmiştir:
    Her ne yerde var ise bir bed nihâd
    Müfsid ü mülhid mübâhî-itikâd
    Vardı ol bed-kişe itti ittibâ
    Oldı Erzincân’da hayli ictimâ”
    Bundan böyle Kızılbaş-Türkmenler olarak zikredilen bu Safevî müritleri, Erzincan’dan şeyhleri İsmail (906/1501) ile birlikte hareket edeceklerdir. Burada baş ile gövde birleşmişti. Şah İsmail, yedi bin;den fazla silahlı askeri ile önce babası Şeyh Haydar;ın intikamı için Şirvanşahlar ülkesine saldırmıştı. O böylece hem baba ve dedesinin öcünü alacak, hem de bol ganimetle müritlerini memnun edebilecekti. Şirvan Şahı Ferrûh Yesar, 1501;de yirmi bin atlı ve altı bin piyadesi ile Şah İsmail;e karşı koydu ise de mağlup edilerek öldürülmüştü .
    Şah İsmail, bundan sonra Akkoyunlu Elvend Bey üzerine yürüyerek, 1502;de Nahçıvan havalisindeki Şurûr mevkiinde yapılan savaşta onu yenerek Azerbaycan’ı ele geçirmiştir. Safevî Şeyhi İsmail, Tebriz’e girip şahlığını ilan ederek saltanat tacını giyerken Akkoyunlu Elvend Bey de on beş bin kadar Türkmeni kayıp vererek Diyarbakır’a çekilmişti . Şah İsmail, Tebriz’de Safevî Devleti tahtına geçtikten sonra Şiiliği resmî mezhep ilan etmişti. ;On İki İmam; adına hutbe okuttu. Ayrıca kendi adına para bastırdı, valiler tayin etti, yetkili memurlar belirledi ve Safevî Devleti;ni resmen ilân etti . Bu arada bir çok masum insan haksız yere öldürülmüş, Tebriz’de çocuk, genç-ihtiyar, kadın-erkek demeden kırk-elli bin kadar Türkmen katledilmişti .
    Gerek Şirvan ülkesinde, gerekse Tebriz’de Şah İsmail’in zulmü adetâ halkı yıldırmıştı. O;nun bu olumsuz tavırları ve müritlerinin O;na aşırı derecede bağlılığı karşısında bir çok insan O;nun ordusuna katılmıştı. Bu kuvvetli ordu ile önce Irak’a hücum eden Şah İsmail, Akkoyunlu hanedanına mensup Murad Bey;i yenerek bütün Akkoyunlu ülkesini ve Şiraz’a kadar olan bölgeyi hakimiyeti altına almıştı. Bir biri ardınca; 1504;de Kazvin, İsfahan, Kum, Kâşân, Rey, Hemedan, Semnan ve Damgan gibi şehirler onun ülkesine katılmıştı .
    Şah İsmail;in müfrit bir Şiî taassubuyla hareket etmesi ve ortaya çıkan bu gelişmeler, Osmanlı Devleti’nin ve doğudaki Şeybânî-Özbekler hanedanlığının tepkisine yol açmıştır . Şah İsmail, Kazarûn şehrini aldıktan sonra orada bulunan Sünnî ulemânın tamamını katlettirmişti. İsfahan’da bulunduğu sırada ise, kendisine gönderilen Osmanlı elçilerinin huzurunda Sünnî bir âlimi ve bir gurup halkı haksız yere öldürtmüştü. Böylelikle Sünnî dünyasının lideri olan Osmanlı Devleti’ne karşı dostâne bir tutum içinde olmadığını göstermişti . Şah İsmail, Şiî bir devlet kurmayı tasarlamış, Akkoyunlu ülkesini de kendisine miras sayarak elde etmiş, çok kısa bir zamanda arzu ettiğinden fazlasına kavuşmuştu . Şah İsmail, Sünnî halka karşı şiddetini artırarak ezanı “Eşhedü enne Aliyyen Veliyyallah” şeklinde değiştirmişti. Ayrıca camilerde; Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın lânetle anılmasını emretmişti .
    Şah İsmail, kurduğu devletin temelini Şiilik Mezhebi üzere bina etmişti. Kendisine göre yepyeni bir fikir ve usûl koymuştu. Zaten aksi halde kurduğu devletin ayakta kalması belki de mümkün değildi. Şeyh Safiyüddin;in kurduğu ;Safevîyye Tarikatı; Şiilik Mezhebi ile kaynaşmıştı. Bu tarikatın davetçileri ve müritleri çoğalmış ve tarikat Osmanlılar;ın nüfuzunda bulunan Anadolu;da daha çok yaygınlık kazanmıştı.
    Şah İsmail, Sünnî olan Osmanlılar;a karşı kendilerini Hz. Ali neslinden gösterip Şiiliği ele alarak propaganda ederek, İran;da büyük çoğunluğu Sünnî olan halkı zorla ve pek çok cana kıyarak Şiiliği devlet dini yapmıştı . Şah İsmail, İran’da Safevî Devleti;ni geliştirmek ve siyasi nüfuzunu artırmak istemiştir. Bu da doğusundaki Özbekleri, batısındaki Osmanlı Devleti;ni ve güneyindeki Memlukluları rahatsız eden bir durum ortaya çıkarmıştı .
    Şah İsmail, kendisini meşru göstermek veya hakimiyetini güçlü ve devamlı kılmak için de kendisini Peygamber nesline bağlamak, Anadolu’daki Türkmen unsurları da yanına alarak, asıl hükümranlığını Anadolu üzerinde kurmak istemişti. Gayet planlı ve sinsi bir propaganda faaliyeti ile gönderdiği ;dailer; ve kendi adına çalışan ;halifeler; yolu ile adetâ Anadolu’yu kendisi için hedef seçmişti. Kendisi bulunduğu coğrafyanın gereği olarak, rahatça tutunabilmek için; Türkleri, Farsları, Arapları ve Moğolları şahsı etrafında bütünleştirmek ve böylece belki de büyük bir Safevî İmparatorluğu kurmayı düşünüyordu .
    Nitekim, bu düşüncelerinin tahakkuku için yıkmış olduğu Sünnî-Akkoyunlu Türk hanedanlığı yerine İran’da bir Şiî-Türk hanedanlığını tesis ettiği gibi, Şiileştirme politikasıyla da Anadolu Türkmenleriyle uğraşmaya başlamıştı. Anadolu’da Safevî ajanları ihtilâller çıkarmaya ve kandırdıkları Türkmenleri İran’a götürmeye çalışıyorlardı . Öte yandan Şah İsmail, üst üste üç darbeyle Akkoyunluları; Tebriz’den, Bağdat’tan ve Diyarbakır’dan yani diğer bir ifadeyle, bütün eski taht şehirlerinden ebediyyen silmişti.
    Şah İsmail’in ortaya çıkışını ve yaptığı icraatları tenkit eden Osmanlı tarihçisi Hoca Saadeddin Efendi;
    “Dostların toplayıp tâ başın çekti
    Fesatlık doruğa çıkıp geçti
    Babası kanın eyleyince dava
    Acem ülkesini bürüdü kavga
    Hem katliâm idüb eyledi yağma
    Yanardı ol yöre nereye varsa”
    ……………………………
    “Aldı varlığın bulduğun kırdı
    Genç yaşlı demedi kılıçtan geçirdi
    Kadınları çocukları bile ezdi
    Şîa töresin yaydı geliştirdi
    Müslümanları tepeledi bitirdi
    Ulemâ bile ölümden kurtulamadı” , demektedir.
    Şah İsmail’in atalarının bütün halifeleri, Anadolu diyarında yerleşmiş olduğu için, bunların sayısı hesaba gelmeyecek kadar çok idi ki, bu nedenle Anadolu vilayetlerine mektuplar gönderip davet ederek, ahbâp ve müritlerini yanına çağırırmış, onlar da hemen bu buyruğa icabet için Şah’a koşup giderlermiş , diye ilave etmektedir.
    Solakzâde Mehmed Hemdemî ise, Şah İsmail’in faaliyetlerini şöyle belirtiyordu:
    “Cem’i ahbâb idüb huruc etti
    Zirve-i fitneye urûc etti
    Babası kanını itti davâ
    Acem iklimini idüb pür kavga
    Buldığun kırdı aldı eshâbın
    Eddi bi-hâd mezid ahbâbın
    Şi’a âyînin eyleyüb Şâyî
    Ehl-i İslamı eyledi zâyi
    Ulemâ katlin iltizâm etti
    Aleme rahatı haram etti” .
    Bütün bu gelişmeler olup biterken Osmanlı Devleti pâdişahı II. Bayezid elbette bu hâdiselerden rahatsızlık duymuştur. Şiî-Safevî tehlikesi karşısında II. Bayezid, bazı tedbirler almıştır. Şah İsmail’in 1501;de Erzincan’a geldiği sırada II. Bayezid, Modon ve Koron’un fethi ile meşgul bulunuyordu. Bu yüzden Osmanlı tebaasından binlerce insan güçlük çekmeden hududa yakın olan Erzincan’da Şah İsmail’in yanına gidebilmişlerdi. Şah İsmail, Erzincan’dan hareket etmeden önce, II. Bayezid’e mektup yazarak, Ustacalu boyunun çoluk çocuklarını ve göçgünlerini Osmanlı ülkesinde bırakmalarına müsaade etmesi için ricada bulunmuştu .
    Şah İsmail, bir taraftan insan nüfusu bakımından beslenmekte olduğu Anadolu’ya gönderdiği halifeler vasıtasıyla yer yer isyanlara ve bu ülkeden toplu göçlere de sebep oluyordu. Bu faaliyetlere son vermek isteyen II. Bayezid, Türkmenlerin İran’a gitmelerini yasaklamış, bir kısmını da Rumeli’ye sürgün etmişti. Bazılarını da Modon ve yöresine yerleştirmeyi hükümetçe kararlaştırmıştı. Doğu;daki Uç beylerine gereği yapılması buyrulan emirlerde, bundan sonra Sûfî adında hiçbir kimseyi sınırdan geçirmemeleri, yollarını kesmeleri ve tutuklamaları bildirilmişti .
    Bunun üzerine Şah İsmail, II. Bayezid;e mektuplar gönderip bağlılığını bildirip, zavallı bir şekilde atalarının dostları için Acem diyârına geçiş izni istemiş ise de ricası yerine getirilmemiştir. Şah İsmail, bir mektubunda kısaca; II. Bayezid’den, Anadolu’dan akın akın Erdebil’e gelen ziyaretçilerin ve müritlerin serbestçe gidiş-gelişine müsaade verilmesini rica etmekteydi . II. Bayezid ise, bu mektuba verdiği cevapta; İran’a gitmek isteyen kimselerin Şah’ı ziyaret için değil, askerlikten kaçmak için oraya gelmek istediklerini ve gidenler ile gitmek isteyenlerin vergilerini vermediklerini, devlet hizmetinde bulunanların ve dinî müesseselerin bundan zarar gördüğünü belirtmişti. Bunun üzerine Şah İsmail, ikinci bir mektupla; yine Erdebil ocağına gitmek isteyen Anadolu Türkmenlerine müsaade edilmesini ve yasak getirilmemesini istemiştir .
    Şah İsmail’in Osmanlı Devleti için içten ve dıştan büyük tehlike teşkil ettiğini idrâk etmiş olmasına rağmen II. Bayezid, buna karşı kesin bir harekete geçememiştir. Sulh ve sükûnet istiyordu. Hatta Şah İsmail;in gönlünü almak için ziyaretten geri döneceğine söz verenlere ziyaret yasağının uygulanmayacağını belirtmiştir .
    Şah İsmail’in Dulkadıroğulları Üzerine Yaptığı Orta Anadolu Seferi: (913/1507)
    Şah İsmail, Azerbaycan;daki Tebriz şehrinde, Safevî Devleti tahtına geçtikten sonra durumunu kuvvetlendirmek için üst üste Gilân;a Şirvan;a Horasan;a seferler yapmıştı. 1507 Yılında ise, büyük bir ordu ile Orta Anadolu;da önemli bir hakimiyeti olan Dulkadıroğulları Devleti üzerine bir sefer düzenlemiştir. Tebriz;den batıya yönelmiş olarak; Erzurum, Erzincan, Sivas yolu ile Dulkadıroğlu Alaüddevle Bozkurt Bey’in üzerine yürümüştür . Şah İsmail;e karşı bu durumda, ne Osmanlı Padişahı, ne de Dulkadıroğulları;nın hâmisi sayılan Memlûklu Sultanı derhal bir tepki göstermemiştir .
    Hataî takma adı ile şiirler yazan Şah İsmail, Anadolu;da Kızılbaş-Türkmenler arasında adetâ bir kurtarıcı gibi karşılanıyordu. Doğu Anadolu bölge halkı Türk olduğu için, Türkçe konuşan ve Türkçe şiirler yazan, cesur ve aktif olan Şah İsmail’i çok seviyorlardı. Şah İsmail, Osmanlı Devleti;ne karşı Şiiliğin zaferini temenni eden nefesler kaleme almıştı. Bu durum Şiiliğe temayül eden Bâtınîleri çok etkiliyordu.
    Şah İsmail’in Anadolu’ya, Erzincan’a geldiğini duyan II. Bayezid’in oğlu Amasya valisi Şehzâde Ahmed, durumdan babasını haberdar etmiş ve Anadolu;daki Kızılbaş-Türkmenlerin Şah İsmail’in etrafında toplanmamaları için tedbirler alınmıştı. Safevî hükümdarı Erzincan’da bir aydan fazla oturmuş, ama beklediği kadar etrafına Kızılbaş-Türkmen mürit toplanmamıştır. II. Bayezid’den Dulkadırlu ülkesine geçmek için müsaade rica eden Şah İsmail’in bu isteği uygun görülmüştür .
    II. Bayezid, yine de Şah İsmail’den endişe ederek memleketine zarar vermemesi için tedbir olarak, Orta Anadolu’ya büyük kuvvetler yığmıştır. Ankara’da Anadolu Beylerbeyisi Karagöz Paşa ordusu ile Çubuk ovasında toplanmıştı. Vezir Yahya Paşa ise yetmiş bin kişi ile Kayseri-Sivas arasına gelmişti. Şehzâde Şehinşâh on bin askerle emir bekliyordu. Karagöz Paşa hepsine başkumandan tayin edilerek yirmi üç bin askerle Çubuk’tan Kayseri’ye gelmiş, yüz on beş bin kişilik Osmanlı Ordusu 1507 yılı boyunca hazır bekletilmiştir .
    Şah İsmail, bütün gücünü Anadolu’daki Türkmen aşiretlerinden ve müritlerinden elde ettiği savaşçılardan alıyordu. Sultan II. Bayezid, riski göze alarak gizli ve kesin bir emirle hazır toplanmış yüz bin kişi civarındaki Osmanlı Ordusu ile Şah İsmail’e ağır bir darbe indirebilseydi, onları ortadan belki kaldırabilirdi. Çünkü Şah İsmail’in yanında Osmanlı kuvvetlerine nazaran henüz az bir kuvvet mevcuttu.
    Şah İsmail;in Dulkadıroğulları üzerine seferinin sebepleri şöylece sıralanabilir; Anadolu;da Türkmen boyları arasında Şiiliği iyiden iyiye yaymak ve siyasi destekçilerini çoğaltmaktı. Şah İsmail’in Alauddevle Bey;in kızı Benli Hatun;u istemesi ve Şah İsmail;e bu kızı vermek istemediğini ifade edebiliriz. Bunun yanı sıra Alauddevle Bey, Şah İsmail;e karşı Akkoyunlu beylerini destekliyordu. Şah İsmail’e karşı onları devamlı tahrik ediyordu. Alauddevle Bey, Şah İsmail’den gelen elçiyi hapsetmişti. Bunlara, Şah İsmail’in Anadolu’daki müritlerine kuvvetini göstermek istemesini de ekleyebiliriz .
    Şah İsmail’in Dulkadıroğulları üzerine seferinin diğer sebepleri ise; Alauddevle Bozkurt Bey, Akkoyunlu mirzalar arasında çıkan taht mücadeleleri sırasında Elaziz ve Urfa;yı Dulkadırlu topraklarına ilhak etmişti. Diyarbakır;ı bile birkaç kez kuşatmış kısa bir müddette hakimiyet altına almayı başarmıştı. Şah İsmail, bunun hesabını da sormak istiyordu.
    Ayrıca, Şah İsmail;in yanına gidenlerin çoğunu Bozok yöresi Türkmenleri oluşturuyordu. Alauddevle Bey, Dulkadırlu Türkmenleri;nin ülkesinden Şah İsmail yanına gitmelerine başlangıçta kayıtsız kalmış iken, sonradan tehlikeyi sezerek, ülkesindeki Kızılbaşlar;ın İran;a gitmelerine engel olmaya başlamıştı. Şah İsmail;in Alauddevle Bey;in kızı Benli Hatun;u istemesi üzerine de, Dulkadırlu Bey;i önce kızını vermeyi vaad etti ise de, daha sonra Şah İsmail;in Şiiliğini ileri sürerek bundan vazgeçmişti .
    Bu hadiseler dolayısı ile Şah İsmail, Alauddevle Bey;e diş bilemeye başlamıştı. Hatta 1502 yılı ilkbaharında Akkoyunlu Elvend Bey;i takip ederek Tercan;a kadar gelmiş olan Safevî hükümdarı, Türkmenlerin kendi katına gelmelerine engel olan Alauddevle Bey üzerine bir kuvvet göndermişti. Önncelikle Akkoyunlu direnişini kırmaya çalışan Şah İsmail, Elvend Bey;in Tebriz;e hücum edeceği haberi üzerine geri dönmek zorunda kalmıştı. Şah İsmail, daha sonra Akkoyunlu beylerinden Murad ve Barık beylerin Bağdat;ta direnmeleri üzerine oraya yürümüş, onlarda önce Halep;e oradan da Alauddevle Bey;in yanına Maraş;a sığınmışlardı.
    Alauddevle Bey, Şah İsmail;in Bağdat;ı zaptı ve Diyarbakır taraflarını tehdit etmeye başlaması üzerine Sultan Bayezid;den yardım talep etti. Fakat, Sultan Bayezid, Şah İsmail;i kendi aleyhine tahrik etmemiş olmak için Alauddevle Bey;in bu isteğine ilgi göstermediği gibi, Şah İsmail;i zaferinden dolayı tebrik etmişti .
    Alauddevle Bey, kızı Benli Hatun;u Akkoyunlu şehzadesi Murad ile evlendirmişti. Murad Bey, 1504 yılı ilkbaharında Şah İsmail, Mazenderan;a sefer yapmak üzere Irak;tan hareket eder etmez Alauddevle Bey;in yardımı ile Bağdat;ı ele geçirmişti. Öte yandan Diyarbakır;ı elinde tutan Akkoyunlu Elvend Bey;in ölümü üzerine, Alauddevle Bey, Göde Ahmed;in oğlu genç yaştaki Zeynel Bey;i büyük bir kuvvetle Diyarbakır;a göndermişti. Alauddevle Bey, oğulları Şahruh ve Ahmed;i, kardeşi Abdurrezak ve oğulları Hamza ve Hudadad gibi hemen bütün Dulkadırlu şehzadeleri birliklerinin başında Diyarbakır kuşatmasına göndermişti. Abdurrezak Bey;in kumanda ettiği birlikler Diyarbakır;ı ele geçirip Zeynel Bey;e teslim ettikten sonra Ergani;ye yönelmişlerdi. Eğil, Atak ve Silvan;daki Kürt beyleri kendiliklerinden Dulkadırlılar;a katılmışlardı. Bu durum harekâtı daha da kolaylaştırmıştı .
    Akkoyunlu şehzadesi Zeynel;e yardım eden Dulkadırlu kuvvetleri, Diyarbakır, Mardin ve Urfa şehirlerini ele geçirdiler . Dulkadırlu seferi, Urfa;nın ele geçirilmesiyle son buldu. Fakat elde edilen sonuç sürekli olmadı. Alauddevle Bey;in son Akkoyunlu şehzadesine yaptığı yardım Şah İsmail;in ona karşı duyduğu kini bir kat daha artırmıştı. Safevî hükümdarı İran;da hakimiyeti sağladıktan sonra ülkesinin hudutlarını ihlal eden Kürtler;in saldırıları bir tarafa, Diyarbakır olayları onu endişelendiriyordu. Ayrıca Dukadırlılar;a gönderdiği elçisi Oğlan Emet;i Alauddevle Bey ;el içine ta;zir ve teşhir edip; Közgöl;ünde hapsetmişti. Nihayet 1505 ve 1506 yıllarında yapılan iki seferle Kürtleri ezen Şah İsmail, Alauddevle Bey;e karşı sefer için hazırlıklara girişmiştir .
    Şah İsmail, 1507 yılında Elbistan;a doğru yola çıktı. Kızılbaş-Türkmenleri etrafına toplamak amacı ile Erzincan-Suşehri yolu ile Osmanlı hududundan geçmeyi tercih etti. Osmanlı topraklarını II. Bayezid’den aldığı müsaade üzerine geçen Şah İsmail, Sivas’tan dolaşıp doğru Kayseri civarından Sarız yoluyla Elbistan’a doğru ilerlemişti. İlk vuruşma Safevî öncü kuvvetleri ile Dulkadırlu keşif kuvvetleri arasında meydana gelmişti. Alauddevle Bozkurt Bey;in Sarı Kaplan lakabı ile tanınan oğlu Kasım Bey, Safevîler;in öncü kuvvetleri komutanı Dede Bey;i bozguna uğratmıştı. Dede Bey, çarpışmada üç yüz kadar kayıp vererek, sadık adamlarından Halil Ağa;nın temin ettiği at ile canını zor kurtarmıştı.
    Şah İsmail;in yaklaşması üzerine Kasım Bey geri çekildi. Alauddevle Bey ise, Şah İsmail;e karşı koyacak güçte olmadığından, sarp Turna Dağı;na sığınarak Memluklar;dan ve Osmanlılar;dan yardım istemişti. Alauddevle Bey;in yanında piyade ve süvari dört bin kişi kadar kuvvet vardı. Şah İsmail ve kuvvetleri ise her tarafı yakıp yıkmışlar, Dulkadırlu eli perişan bir şekilde etrafa dağılmıştı .
    Dulkadıroğulları Devleti;nin başkenti olan Elbistan;a, Alauddevle Bey başa geçtikten sonra imar ve inşaat faaliyetleri içerisinde iki camii ve medrese yaptırmıştı. Alaudevle Bey, alimleri himaye etmiş, şehirde 1490-1507 yılları arasında gözle görülür bir canlanma meydana gelmişti. Şah İsmail;in Elbistan seferi ile şehrin saray ve kalesi yerle bir edilmişti. Bundan bir müddet sonra Dulkadıroğulları Devleti;in merkezi Maraş;a taşınmıştır .
    Turna Dağı eteğinde ordugah kuran Şah İsmail, bir hayli bekledikten sonra Alauddevle Bey;in dağdan inmeyeceğini anlayınca dönmeye karar verdi. Şah İsmail, intikamını Elbistan ve Maraş şehirlerini yakıp yıkarak almıştı. Öyleki, bu tahribattan mabedler dahi esirgenmedi. Elbistan Ulu Camii dahil pek çok yer nasibini almıştır. Kış mevsiminin yaklaşması üzerine Elbistan;dan ayrılan Şah İsmail, Ustacalu Muhammed Han;ı Diyarbakır valisi olarak atadı. Safevî Ordusu;nun geçtiği bütün yerler ateşe verilip tahrip edilmişti. Harput;taki Dulkadırlu kuvvetleri hapsedilerek, kalesine Safevî garnizonu yerleştirildi .
    Alauddevle Bey;in yardım çağrıları üzerine, Osmanlı Devleti Padişahı II. Bayezid, Vezir Yahya Paşa komutasındaki orduyu Ankara’dan Kayseri’ye doğru yürütmüş, bunu duyan Şah İsmail’in kuvvetleri ağırlıklarını bırakarak Fırat nehrini zorla geçmişlerdir . Dulkadırlu ülkesini terk ederken Harput’u ele geçiren Şah İsmail’e Diyarbakır hâkimi Musullu Emir Bey’de itaatini arz etmiştir. Bu suretle Musullu gibi kalabalık bir oymak Safevî emir ve oymaklarına katılmış, geniş ve fethi kolay olmayan Diyarbakır bölgesi de Safevî Devleti;nin idaresi altına girmiştir .
    Güneydoğu Anadolu’yu da ele geçiren Şah İsmail, bağlı bulunduğu Şiilik Mezhebi;ni yayılma siyasetinin bir vasıtası olarak kullandığından, Sünnîler;e karşı çok ağır muamelelerde bulunuyordu. Kendisine sadakat göstermelerine rağmen, Siirt ve Hısn-ı Keyfa emiri Melik Halil Eyyubî ile Cizre hâkimi Şah Ali Bey;i, diğer on iki bey ile birlikte yakalatarak hapsettirmiştir . Şah İsmail, sayıca üstün olan kuvvetlerine rağmen, Alauddevle Bey;e karşı kesin bir zafer kazanamadan Azerbaycan;a dönüp gitmiştir.
    Azerbaycan;dan hareket ederek, Diyarbakır;ı da Safevî topraklarına ilhak eden Şah İsmail, (1508-1509) Irak-ı Arab’a yönelmişti. Bağdat’ta Musa Kâzım’ın kabri üzerinde bir kubbe inşa ettirerek, Ebu Hanife’nin kabrini yakıp şehir ahalisiyle birlikte bazı Sünnî alimleri de öldürtmüştür . Şah İsmail Bağdat’ı 914/1509;da savaş olmadan teslim almıştır.
    Öte yandan Musullu Emir Bey, Elbistan;a gelirken Diyarbakır;ın idaresini kardeşi Kayıtmaz;a bırakmıştı. Safevîler;e düşman olan Kayıtmaz, Şah İsmail;in Diyarbakır;a vali olarak atadığı Ustacalu Muhammed Han;a şehri teslim etmeyi reddetti. Zaten Ustacalu Muhammed Han;a bölgedeki Kürtler de güçlük çıkarmış, sonunda Ustacalu oğlu çadırlarını sökerek Mardin civarına gitmek zorunda kalmıştı. Ustacalu Muhammed Han, Diyarbakır;dan ayrılınca Kayıtmaz Bey, Şeyh İbrahim Gülşenî;yi Urfa;da bulunan Alauddevle Bey;e göndererek ona itaatını sundu. Buna karşılık Alauddevle Bey, oğulları Kasım ve Erdivane komutasında Diyarbakır;a takviye kuvvetler göndermişti.
    Alauddevle Bey;in Kayıtmaz;a yardım ettiğini haber alan Ustacalu Muhammed Han, kardeşi Kara Han ile birlikte Diyarbakır;a (9014/1509) birlikleri ile gelerek, Dulkadırlu kuvvetlerini mağlup ettiler. Alauddevle Bey;in oğulları Kasım ve Erdivane esir düştüler. Kasım kendilerinin Şah İsmail;e gönderilmesini rica etti ise de, Ustacalu Muhammed her ikisini de idam ettirerek başlarını Şah İsmail;e yollamıştır. Kayıtmaz ve taraftarları direnişe devam ederken, Diyarbakır şeriflerinden biri Ustacalular ile birleşerek onların şehre girmelerini sağladı. Böylece galip gelen Ustacalu Muhammed, Kayıtmaz ile direnişe devam eden Dulkadırluları yakalatarak derhal katlettirdi .
    Alauddevle Bey, 915/1510 yılı ilkbaharında Şah İsmail Bağdat;ta iken, oğulları Şahruh ve Ahmed komutasında on dört bin kişilik bir kuvvet göndererek Diyarbakır;a yeni bir sefer girişiminde bulundu. Yine Mardin yakınlarında ordugah kuran Ustacalu Muhammed, süratle gelerek Dulkadırlu kuvvetlerinin karşısına çıktı. Yiğitçe vuruşmalarına rağmen Dulkadırlular çok zayiat vererek mağlup oldular. Şahruh ve Ahmed ile maiyyetlerinden kırk kişi esir düşerek derhal idam edildiler. Oğullarının kaybına çok üzülen Alauddevle Bey, siyah elbiseler giyerek uzun süre yas tutmuştur. Tarihçi Hasan Rumlu;nun ifadesiyle ;Diyarbakır;a göz dikmenin havanda su döğmek veya soğuk demir işlemek; olduğunu anlamıştır . Bir daha Dulkadıroğulları, Diyarbakır üzerine sefer yapamamışlardır.
    Şah İsmail, ortaya çıktığı 1499 yılından beri yaptığı hiçbir savaş ve saldırıda mağlup olmamıştı. Batı komşuları Osmanlılar;ın, hem de doğu komşuları Özbekler;in devamlı ikazlarına rağmen, bir türlü bu ülkelere olan Şii propagandasını durdurmamıştı. Çok sistemli ve ketum bir şekilde organize ettiği mürit ve halifeleri sayesinde arzu ettiği devletin temellerini atmış ve sınırlarını sürekli olarak genişletmişti. Yılmak bilmeyen ihtirasıyla hareket eden Şah İsmail, Özbekler;in hükümdarı Şeybânî Han;ın (1490-1510) Kazaklar ile mücadelesini fırsat bilerek Horasan’a yürümüş ve burayı işgal ederek pek çok Sünnî Müslümanı katlettirmişti .
    Şeybanî Han, bunu haber alarak bir kısım kuvvetlerini kuzeyde bırakıp hızla Horasan’a dönmüştü. Şeybanî Han’ın eksik ve yorgun bir ordunun başında olduğunu gören Şah İsmail, rakibinin üzerine yürümüş ve 1510’da yapılan çetin muharebeyi kazanmıştı. Şeybanî Han’ı öldürtmüş, derisini yüzdürmüş ve içerisine ot doldurtarak, bu yaptıklarını anlatan bir mektupla, durumu II. Bayezid;e bildirmekten zevk duymuştur. Şeybanî Han’ın başını da kendisine şarap kadehi yaparak, bununla da yetinmeyen Şah İsmail, harbin sonunda on bin’den fazla Sünnî-Müslümanı öldürerek kesik başlarından piramit yaptırmıştır. Bu zaferinden sonra hızla Türkistan’a ilerleyen Şah İsmail, Buhara, Semerkant ve Hive’yi işgal ederek, Sünnî Müslümanlara son derece kötü davranmıştır .
    1510’da Özbekleri ezmeye muvaffak olan Şah İsmail, bütün Horasan’ı ülkesine katmıştı. Artık Safevî ülkesinin sınırları; Fırat nehrinden Ceyhun nehrine kadar büyük bir devlet halinde ortaya çıkmıştı. Azerbaycan’dan başka, Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem’i, Fars eyâletini, doğu da Horasan’ı da içine alarak Herat’a, batı;da ise Osmanlılar ile olan hudut Erzurum, Erzincan, Kemah, İran’da kalmak üzere şimdi ki, Suşehri taraflarında başlıyor ve Rize, Hopa Osmanlılar;da kalarak, Karadeniz sahiline ulaşıyordu .
    Sonuç:
    Safevî hükümdarı Şah İsmail, Dulkadıroğulları hükümdarı Alauddevle Bozkurt Bey ile Akkoyunlu Devleti;nin dağılma sürecinde giriştikleri Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu toprakları üzerindeki çok şiddetli süren hakimiyet mücadelesini kazanmıştır. Safevî Devleti ile Dulkadıroğulları Devleti arasındaki sürtüşme ve mücadele 1501 yılından 1510 yılına kadar düşmanlık üzere devam etmiştir. Şah İsmail ile Alauddevle Bey arasındaki hakimiyet savaşları sonucu binlerce Türkmen öldürülmüştür.
    Dulkadroğulları Devleti askerî ve ekonomik bakımdan oldukça güç kaybına uğramıştır. Dulkadıroğulları başlangıçta; Harput, Urfa, Diyarbakır gibi şehirleri ve Güney Doğu;da bir çok kaza ve beldeleri ele geçirmiş olmasına rağmen sonunda buraları Şah İsmail;in Orta Anadolu seferinden sonra kaybetmiştir. 1510 yılından sonra Safevîler ile Dulkadıroğulları, Memluk Sultanı Kansu Gavri;nin girişimi sayesinde dost olmuşlar sa da, Alauddevle Bey;in iktidarı zayıflamış olduğu için bir daha kuvvet kazanamayacaktır. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim karşısında 1515;de Turna Dağı;nda mağlup olacaktır. Şah İsmail ve kuvvetleri karşısında üst üste almış oldukları yenilgileri Dulkadıroğulları Devleti;nin yıkılışının sebepleri arasında sayabiliriz.
    Ayrıca, bundan böyle İran’da XV. yüzyılın sonlarında ve XVI. yüzyılın başlarında Şiîliği devletinin resmî mezhebi kabul eden, sırtını Türk olan ve olmayan halka dayayan Safevî Devleti kurulmuştur. Bu devletin temeli, binası ve çatısı herşeyi Türk boyları ve oymakları, Anadolu’dan giden Türk evlatları tarafından vücuda getirilmiştir .
    Şah İsmail, İran’da siyasi birliği kurduktan sonra orada birçok değişiklikler meydana getirmiştir. Fakirlik ve meşakkat üzere yaşayan ahali, bu kuruluş sayesinde rahata, zenginliğe, bir çoğu da mevkii ve makama kavuşmuştur. Propagandaya memur olan halifeler ve dailer ihtimaldir ki, İran;daki bu rahat yaşayışı, Safevî Devleti adına kazanmaya çalıştıkları kitlelere ulaştırmışlardır. Fakat her şeye rağmen Şah İsmail’in büyük liderlik özellikleri, cesur ve zeki kişiliği en etkili unsurlardır .
    Şah İsmail için en mühim hedef Anadolu idi. Askerî kudretle bu teşkilatlı ve mükemmel Türk Devleti olan Osmanlılar;ı yıkması mümkün değildi. Şah İsmail, Osmanlı Devleti;ni oluşturan Türk unsurunun Sünnî olduğunu biliyordu. Bu nedenle II. Bayezid’den çekinmeden Şiiliği halifeleri vasıtasıyla Anadolu Türkmenleri arasında büyük isyanlara ve göçlere sebep olacak derecede yaymaya çalışıyordu. II. Bayezid, karşısında akıllı davranarak, O;na mektuplarında “baba” diye hitap ederek, Osmanlı ülkesinde bütün siyasi emellerini gerçekleştirmek isteyen ve adetâ riyakar bir politika izleyen Şah İsmail’in yegâne endişesi, başına bir kaç defa da problem açan, Trabzon valisi Şehzâde Selim idi.
    Nitekim, henüz Trabzon’da vali iken Şehzâde Selim, İran’daki meydana gelen saltanat değişimini, Şah İsmail’in karakter ve şahsiyetini, emellerini çok iyi tetkik etmişti. Şehzâde Selim, 1508 yılına doğru yapmış olduğu üç Gürcistan seferi ile Gürcistan’ın büyük bir kısmını hakimiyeti altına almıştı . Şehzade Selim bu arada, Anadolu’da Akkoyunlular;dan Safevîler;e geçen toprakların da bir kısmını ele geçirip Bayburt, Erzincan, Kemah, İspir, Gümüşhane ve Çemişgezek (Tunceli) arasındaki toprakları almıştı.
    Şah İsmail’in Alauddevle Bozkurt Bey üzerine giderken yanında ağır olduğu için taşıyamayıp Erzincan’da toprağa gömdürmüş olduğu toplara da el koymuştu. Bunu duyan Şah İsmail, çok kızıp hemen kardeşi İbrahim Mirza’ya asker katarak Trabzon’a Selim üzerine göndermişti. Şehzade Selim de gönderdiği askerle beraber İbrahim Mirza’yı yenerek, O’nu Trabzon’da hapsetmişti.
    Bu defa bizzat Şah İsmail, Erzincan üzerine gelerek kaleyi almak istediyse de, Şehzâde Selim, daha Safevî Ordusu yolda iken haber almış, yanında oğlu şehzâde Süleyman ile güneye doğru inerek Trabzon’dan Erzincan’a gelmiş ve ani bir gece baskınıyla Şah İsmail’i 1508;de bozguna uğratmıştı. Safevî Şah’ı Taşkent ile Diyarbakır arasına hükmederken, Osmanlı padişahının oğluna yenilmiş ve kardeşini de esir vermişti.
    Şah İsmail, II. Bayezid’e tehditler taşıyan bir protesto mektubu göndermiş, kendisini Akkoyunlular;ın meşru vârisi sayarak, Şehzâde Selim’in aldığı toprakları vermesini, Osmanlı ve Safevî devletleri arasında bir savaş bulunmadığını, Şehzâde Selim’in Trabzon’dan alınarak cezalandırılmasını vs. talep etmiştir. Şehzade Selim, başta Erzincan olmak üzere bu toprakların vaktiyle meşru Osmanlı toprakları olduğunu, atası Yıldırım Bayezid tarafından fethedildiğini ileri sürdü ise de Divân-ı Hümâyûn; Bayburt, Kemah, Erzincan ve İspir’in Safevîler;e geri verilmesini Trabzon valisi Selim’e emretmiştir. II. Bayezid oğluna: “Ancak sancağını muhafazaya meşgul olup, ziyade tecavüz eylemeyesin” ihtarını yapmıştır. Şehzâde Selim, gerçi emre itaat ederek bu toprakları Safevîler;e iade etmiş, fakat belki de bu ferman üzerine tahta çıkmaya karar vermiştir.

    KAYNAKÇA

    ASRAR, N. Ahmet; Kanunî Sultan Süleyman ve İslam Alemi, Hilal Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, ?.
    DANIŞMAN, Zuhuri; Osmanlı Devleti Tarihi, I-XIV, Yeni Matbaa, İstanbul, 1965.
    FERİDÛN, Ahmed Bey; Münşeatu’s Selâtin, I-II, 2. Baskı, İstanbul, 1274-1275 h.
    FIRAT, Mehmet Şerif; Doğu İlleri ve Varto Tarihi, 5. Baskı, T.K.A.E. Yayınları, Ankara, 1983.
    GÖYÜNÇ, Nejat; ;Kanunî Devri Başlarında Güney-Doğu Anadolu;, Kanunî Armağanı, T.T.K. Yayınları, Ankara,1975, (ss. 61-74).
    HAMMER, Joseph V. Pustgall; Osmanlı Tarihi, I-II, Terc. Mehmed Atâ, Özet. Abdulkadir Karahan, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1991.
    Hoca Saadeddin Efendi; Tâcü’t-Tevârih, I-II, İstanbul, 1279-1280 h.
    Hoca Saadeddin Efendi; Tâcü’t Tevârih, I-V, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 1992.
    KEVSERÂNİ, Vecih; Osmanlı ve Safevîlerde Din-Devlet İlişkisi, (El-Fakih ve;s-Sultan), Çev. Muhlis Canyürek, Denge Yayınları, İstanbul, 1992.
    KIRZIOĞLU, M. Fahrettin; Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi (1451-1590), T.T.K. Yayınları, Ankara, 1993.
    KRAMERS; J.H.; ;İran;, İslam Ansiklopedisi, V/2, 2. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1968, (ss. 1013-1053).
    RASİM, Ahmed; Resimli Haritalı Osmanlı Tarihi, I-IV, 1. Baskı, Şems Matbaası, İstanbul, 1326-1328 h.
    SABİTYAN, Zeki; Devre-i Safevîyye, (İsnâd ve Nâmehây-ı Tarihi), Tahran, 1964.
    SARAY, Mehmet; Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, T.K.A.E. Yayınları, Ankara, 1990.
    SOLAKZÂDE, Mehmed Hemdemî; Solakzâde Tarihi, I-II, Haz. Vahid Çabuk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989.
    SÜMER, Faruk; Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, T.T.K. Yayınları, Ankara, 1992.
    TANSEL, Selahattin; Yavuz Sultan Selim,.1. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1969.
    TAŞDEMİR, Mehmet; ;Elbistan;, İslam Ansiklopedisi, XI, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1995, (ss.1-3).
    TEKİNDAĞ, M. Şehabettin; ;Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim;in İran Seferi;, Tarih Dergisi, S. 22, XVII, İstanbul, 1968, (ss. 49-78).
    TOGAN, A. Zeki Velîdi; XVI. Asırdan Günümüze Kadar Müstemleke Devrinde Asya Tarihi, (Basılmamış Ders Notları), İstanbul, 1965-1966.
    UĞUR, Ahmet; İbn-i Kemal, Kültür Bakanlığı Yayınları, İzmir, 1987.
    ____________; Yavuz Sultan Selim, Erciyes Üniv. Yayınları, 1. Baskı, Kayseri, 1989.
    UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı; Osmanlı Tarihi, I-VIII, 5. Baskı, T.T.K. Yayınları, Ankara, 1988.
    __________; ;Bayezid II;, İslam Ansiklopedisi, II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1949, (ss. 392-398).
    YAZICI, Tahsin; ;Safevîler;, İslam Ansiklopedisi, X, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1966, (ss. 53-59).
    __________; ;Şah İsmail;, İslam Ansiklopedisi, XI, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970, (ss.275-279).
    YİNANÇ, Refet; Dulkadir Beyliği, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1989.
    _____________; ; Dulkadıroğulları;, İslam Ansiklopedisi, IX, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1994, (ss. 553-557).

  348. yüzbaşı said

    alevi oldukları için zulme uğradıkları yanlıştır. padişah denen devlet kölesi, devletin bekası için kendi kardeşini katlettiriyor. bundan da rahatsızlık duymuyor. boşa çamur atmayalım. atamızdır..

    Şah ismail’e destek veren, osmanlı askerlerine karşı mücadeleye kalkışan alevilere uygulanan durumdur. Zulüm falan değildir.
    Yavuz sultan selim zevk olsun diye o insanları öldürmemiştir.
    Bu kişiler şah ismail’e destek olmuş, osmanlı askerinin bölgelerinden geçmesine izin vermemiş, karşılık vermişlerdir.
    Aynı şekilde şah ismail de sünnilere aynı durumu uygulatmıştır.
    Sonuçta ortada bir savaş durumu vardır.

    Ayrıca ne yapacaktı yavuz sultan selim? Aferin lan ne güzel savaşıyorsunuz bize karşı öyle, size açılım yapayım, özerklik vereyim mi diyecekti?
    Koskoca osmanlı imparatorunu başka birileriyle karıştırıyorsunuz herhalde. yakın dönemlerde aksilik çıkaran türkmen unsurlar da safdışı edilmiştir.

  349. yüzbaşı said

    yavuz sultan selim ve safevilerin durumu…iyi okuyun arkadaşlar…
    bu mücadele aslında bir mezhep çatışması olmaktan ötedir. şah ismail osmanlının en yaşamsal damarı olan ipek yolununun kontrolünü ele geçirip osmanlının adeta boğazını sıkmasıyla ortaya çıkmıştır yani çok kişinin düşündüğü gibi bu çatışmada asıl sebep mezhep değil ekonomidir. buna bir kanıt da osmanlının doğuda safaviler yükselene kadar kendilerinin sünni olduğunun farkında bile olmamasıdır buna inanmayanlar büyük tarihcilerin yorumlarına bakabilirler. bunun yanında şah ismail anadoludaki alevileri yani göçebe türkmenleri şii propagandası yaprak kendi yanına çekmeye çalışmış böylece anadoluda ki aleviler ile istanbul arasında bir çevre merkez çatışması çıkmıştır, bunun yanında osmanlı da örneğin şeybanlı hanlığındaki yani safavilerin yanındaki sünni halkı şaha karşı kullanmaya başlamıştır bunun sonucunda da her iki devlet de kendini koruma ihtiyacı duymuştur.
    yani tarih boyunca görülen bu olaylar genellikle ekonomik kaynaklıdır.

  350. yüzbaşı said

    aydın insan araştırır yargılar sonuca varır demişsin ..bu ne demek lan bir anlamı var mı?felsefe özürlü

  351. yüzbaşı said

    çünkü yavuz sultan selim, hayatının her döneminde her savaşta şehitlik arzusu içind eolduğunu ve Allah aşkı ile yandığını bütün tarih kaynakları yazar ve kendi icraatlarında da bunları görürüz..senin bunlara aklın ermez ama… türkçe dersi vermeye devam et.kaç yerde dilbilgisi hataları yapılmış onu hemen yaz..asena gitti yerini doldurman lazım…

  352. yüzbaşı said

    senin şeyh dediklerin yunus emreler mevlanalar ve hacı bayramlar..neden düşmansın bunlara ve ak partiyi ve dodlayısıyla liderini destekleyen halka?? sölesene…yavuz için konuşuyorsun biraz da m.kemal için (dersim ve şeyh said ve daha niceleri)konuşursan çok sevinicem…utanmadan osmanlıyı karalayıp fatihten sonra osmanlı gerileme dönemeine girmiştir diyorsunuz yazık size yazık…ceddinize ve tarihinize sahip çıkıcağınza iftira atıyorsunuz…acılara biz de ortağız ama gerçekleri de göz ardı etmeden tabii ki ..tarih duygusal bi r roman değildir..bir hikaye gibi masal gibi okunup anlatılmaz.. herşeyi üstünüze alınmayın!!! yavuz yeryüüznde ki en önemli liderlerden biridir..birkaç liderden biridir tabii ha içinde kıyısında köşesinde yakınında ve uzağında m.kemal olamaz tabi o da ayrı bir konu…

  353. yüzbaşı said

    tuncay köseye…şeylerden bahsetmiş,aşağılarcasına gidin şeyhlerinizi dinleyin demişsin..osmanlının kurucusu.osman gazi dinlemiş şeyh edebaliyi,orhan gazi dinlemiş hacı bektaşi veliyi,2. murat dinlemiş hacı bayram veliyi,fatih sultan mehmet dinlemiş akşemsettini ve yavuz sultan selim dinlemiş zenbilli ali efendiyi ebu suud efendiyi.ve daha niceleri..bakın bakalım osmanlının dünyadaki o dönem itibarına ..hemde her alanda…tarihde hatalar da olmuştur doğrularda ..siz herşeyi redddeder vaziyettesiniz.. hem hatanın kimde olduğunu da ayrıca tartışırız!!!devletin bekaası için osmanlının katı kurallar uyguladığı bi rgerçek..ama bunu sadece bir kesim için değil!!! kendi aileleri çocukları kardeşleri vs içinde uygulamış ve bu sayede çokk uzun asırlar ayakta kalabilmiştir…şeyh saidi asılınca ingiliz ajanı oluyor yavuz sultan selim bir karar alınca zulüm oluyor değilmi?yavuz selim değil miydi bu devlette kendi kardeşini de ülke için öldürüp başa gecen !!! kendi kardeşini ülke için öldüren bir lider ülke için inanın herşeyi yapar..bu yol şehitlik yoluysa hele…

  354. aslan said

    senin türkçe meselesindeki basitliğini sağolsun Sevim Tur çok iyi anlatmış.azına sağlık Sevim…konuyu saptırmak istediğinin herkes farkına varmıştır zaten.burası tarlanmış gibi yazamaya aynı eziklik psikoljisi içinde devam ediyorsun ayrıca.bu en basit bir eziklik yönlerinden sadece bir tanesidir.sana ne yaptılar ki böyle azından köpük v e salyalar çıkarak konuşuyorsun millet ile…ve yine öyle bir zırvalamışsın ki; ben trabzonluyum,şivem böle bizim yörede böyle yerler içerler vs. diye…Sevim Tur çok iyi sölemiş seni adam yerien koyup yazanda suç … bütün bu yazdıklarından sonra tabii şöyle le bir sonuç da çıkıyor..dinsizin hakkından imansız gelir.senden büyükleri de vardır unut ma.o yazıların sadece bir kaçı, daha neler var neler…ha saçmalıkların da cabası tabii yanında…kompleksin ve iki yüzlülüğün takiyyeciliğin ve sinsiliğin artık su yüzünde…sen bırak bu işi.sana hayır yok görüyorsun…bir kişi sana katılmış olamaz…asena hariç :))) birde yalanını söyleyeceğim burda..herkes dinlesin lütfen. ankara mamakta doğup yaşadığını ve varoş olduğunu sonra da trabzonda olduğunu söylüyordu…burda bir sürü iki yüzlülük var mesela ziya gökalpin kürt olduğu halde türk milliyetçiği entellektüelliği konusunda fikir babası kabul edilmesi… burdaki iki yüzlüğü gösterir…zaten o dönemd e amaç, en çok tutabilecek olan türk milliyetçiliği teziydi..ve bu yürürlüğe sokuldu.dersim,şeyh sait bunların en önemli sonuçlarındandır..onlarcasını saymak da mümkün tabii ki…istiklal mahkemeleri ,muhalefetin sindirilişi,ve en önemlisi halkın desteği olmaksısızın bir dikta rejimi için masada verilen tavizler(lozan satış antlaşması)ve her birine de bahane olarak; o dönemin şartları denmesi küstahlığı…işte burdan aydınlık fikir dünyasına bir kapı aralamaktır mesele..yoksa bir densizin ve mezhebi bozuğun zırvalamasına katlanmak değil konu…dinle alakası olmayan ama sayfalar dolusu alıntı yazarak milletin vaktini çalmaktan utanmayan bir eziklik kompleksi olan soytarı ile dalaş yapmak değil.. amaç bir nebze de olsa, milletini ve memleketi gerçekten seven ..bütün değerleriyle geçmişindeki güzelliklere ve ihtişama sahip çıkan..fatihleri yavuzları akşemsettinleri hacı bektaşları anlayabilen,onların felseyfesiyle bütünleşebilcek olan kalplerdeki nuru okşayan ve gerektiğinde yüreğine kor basabilcek insanalarla devam etmek bu yola… bura da ne olduğunu ifade etmeyen aynı anda ankaralıyım mamaklıyım, aynı anda trabzonluyum aleviyim diyen, aynı anda chpliyim diyen ve çankaya kuklalarından biri olduğunu söyleyen ve aynı anda dini alıntılar kesip kopyalayıp kendini biliyor muş gibi gösterip siyasi terbiye uslüp öğretmeye çalışan,insanalrı çağdaşlaştırcaklarını söyleyen!!!! bakın nele r diyor bu soytarı…biz alplileri d e moderleştirip çağdaşlaştırıcaz!!!kızmamak lazım bunun atası da böyleymiş..iyi okunursa anlaşılacaktır…ben bir sefer ak partiliyim sen chplisin diye söz başlamadım am a ..şunu söyliyeyim eğer konhu siyasetse… türkiyede ciddi bir toplumsal kimlik sorunu var..biz kendimizi islamın dışında gördüğümüz sürece,inanın arkadaşlar bizi kimse kucaklamıycak..!!! bu tespit çok önemli.. biz islamı sahiplendikçe de her yönden kalkınıcaz…tabii islamı sahiplenmek arabı sahiplenmek yada reddetmek anlamına gelmiyor.. o son din ve hak dindir…hakka inanıcaksak. islamı terbiye ve ilimsiz bir yee varmak elbette ki pek mümkün görünmüyor.. eğer öle olsaydı din olgusu verilir miydi insanlığa.. kuran duvarda asılsın öpülsün diye mi …?ya bunlar sorun değil de şöle bişi var düşünen sorgulayan bir topluma da çok ihitiyaç var .. asimile oluyoruz gittikçe..düşünen ve sorgulayan insan olalım yeterli bizim için … saygılar

  355. tuncay köse said

    kısacası trabzonun bir köyünde doğduğum için türkçe sivem bozukdur ama su anda türkçe konusma hitap etme kursuna gidiyorum……güle güle…..

  356. tuncay köse said

    bir de sunu söleyeyim……yazı yazarken microsoft Office programı vardır ve bundada yazdığın yanlış kelimelerin doğrusu vardır yani kısacası yazın istanbul türkçesiyle cıkar ama ben konsuurken TRABZONLU OLDUĞUM İÇİN ÖZ KÜLTÜRÜMÜ KORUMAK İÇİN ÖZ ŞİVEMLE KONUSURUM AMA HALKA HİTAP EDERKENDE İSTANBUL SİVESİYLE KONUSURUZ CÜNKÜ HALKA NASIL HİTAP EDİLMESİ GEREKTİĞİ NELERLE OY ALABİLÇEĞİMİZ BİZE ÖĞRETİLİR……tabi siyasi bilimlerde okumadığın için bunları bilmemen doğal…………

  357. tuncay köse said

    AYDIN İNSAN ARAŞTIRIR, YARGILAR VE SONUCA VARIR. uğur mumcu nazım hikmet aziz nesin mümtaz soysal doğu ergil ilhan selcuk mustafa balbay mehmet haberal ve sivasda bir güç tarafından insanalrın dini duygularıyla oynayarak öldürülen 35 kişi gibi……

    CAHİL, YOBAZ; DUYAR, GÖRÜR VE HÜKME VARIR taraf yeni şafak zaman vakitde yazanalr ve onu okuyup savunanlar gibi……zamanın refah partisi…….tayyip erdoğan ve tayfası……

  358. tuncay köse said

    eleştiri ayrıdır haakret eterek saldırmak ayrıdır önce bunu öğrenin bay laikliği dinsizlik olarak görcek kadar cahiller ve yobazlar topluluğu……

  359. tuncay köse said

    BURAYA SON GİRİŞİMDİR…..CAHİLLERDEN ÖĞRENCEK HİÇ BİR SEYİM YOKTUR…….HELE HELE LAİKLİĞİ DİNSİZLİK OLARAK GÖRCEK KADAR GERİ BEYİNLİ YOBAZ BİRİSİNDEN HİÇ BİŞE YOK….

  360. tuncay köse said

    akplilerin başına çökcem her yerde ne zaman atatürke saygı göstermeyi öğrenirseler o zama kurtulcaklar benden…….insanalra küfür haakret etmeden fikirlerinizi söleyinde öle saygı bekleyin……neyse ya sizinle ir sey tartışılmaz cünkü tarih bilmiyosunki buraya girme amacınız sadece provakatörlük aynen bu sitenin kuruluş amacı gibi…..

  361. tuncay köse said

    KÜFÜR EDENLERE ADAM GİBİ DİYECEK KADARDA KÜLTÜRDEN YOKSUN BİRİ İŞTE….işte akp ve varoş zihniyeti ezilince hemen karsısındakine saldırma düşüncesi otomatik olarak……..CİDDEN GÜLDÜRÜYOSUNUZ BENİ……

  362. tuncay köse said

    Ezanlar Türkçe okutulmuş,kuran kursları yasaklanmış,Laiklik getirilmiş,Halifelik kaldırılmış vs vs.Bunlardan sonra hala Atatürk’ün din konusundaki düşüncelerini tartışmak yersiz bence

    laikliği dinsizlik sancak kadar işte bilgilisin zaten bunu eleştirdiğim için bana hakaretlerle saldır sonrada özgürlükden fikir özgürlüğünden bahset ne kadar komik yawww………..AH AH KEŞKE BENİM GİBİ CAHİL(SİZE GÖRE) OLSAN BELKİ KÜLTÜRLÜ OLURDUN…..

  363. tuncay köse said

    hele şükür karsıma türkçeyi adam gibi kullandırcak biri cıktı…….merak etme türkçeyi biliyorumda bu insanalra haakret eten iftira atan eleştirmeyi tartısmayı bilmeyenlere kalkıpta özenle yazamam………seviyemde birisiyse özen gösteririm…….

  364. tuncay köse said

    insanalra hakaret eten iftira atan birini savunan chpyi bilmeyerek konusan klsık akplilere vercek sözüm yoktur…..ZATEN AKPLİLER KARSISINDAKİNE HEMEN CAHİLSİN DERLER AMA LAİKLİĞİ DİNSİZLİK OLARAK GÖRCEK KADAR CAHİL OLAN KENDİLERİDİR……TRABZONA GİT TÜRKÇE NASIL KONUSULUYO GÖRÜRSÜN…….BAŞARILARIMIDA KANITLARIM BİLKENTTE GEL GÖRÜRSÜN…..

    başkalrının fikirlerine saygı var ama iftira atanlara yok…..küfür etenlere yok….cahil olanalra yok…..

    özgür düşünüş hakaret yada iftira düşünüş değil laikliği dinsizlik olarak görcek cahil……….

  365. Sevim TUR said

    Ey Tuncay KÖSE denen cahil, bre Türkçe katili çakma entel….
    Ne lan bu Türkçe?Türkçe mi bu yazdığın senin.Daha Ortaokul seviyesinde bile hakim değilsin anadiline kalkmış burda millete ahkam kesiyorsun.Millet sana tahammül ettikçe,üzerlerine gidiyorsun.
    Al sana yaptığın dil katliamından sadece bir kaç örnek…Türkçe diye konuştuğun dile bak.Bari doğrusunu öğren…

    Tapakası değil tabakası
    Türkiyeyi değil Türkiye’yi
    Tabiki değil tabii ki
    MUHATTAPA ALMIYAÇAĞIM değil, muhatap almayacağım
    Kadarda değil kadar da
    Bişem değil, bir şeyim
    Bide değil bir de
    Malesef değil, maalesef
    Muhattap değil muhatap
    Muhatapım değil muhatabım
    Galipa değil galiba
    Bileçeğinide değil bileceğini de
    Yopaz değil yobaz
    senin ulaşamıyacak akdar değil, senin ulaşamayacağın kadar
    yapçağına değil yapacağına
    bahsetiyo değil bahsediyor
    yapıo değil,yapıyor
    etiyo değil ediyor
    meshep değil mezhep
    konusurus değil konuşuruz
    konuşçağma değil konuşacağıma
    ALLAHI TAULEYA değil, Allah’u Teala
    Görelmısya değil, körelmiş ya
    Savoronaya değil Savarona
    Gitip değil gidip
    Yeneiliklerin değil yeniliklerin
    İdolojik değil ideolojik
    Kapul değil kabul
    Pskolojik deği psikolojik
    Vahdettin deği Vahideddin
    Mantacılık değil mandacılık
    Kapul değil kabul
    Gitiyim değil gideyim
    Rahmen değil rağmen
    Yüçelinden değil yüceliğinden
    ATATÜRK sebaitsdir değil Atatürk sabetayisttir

    Buna Türkçe’ye tecavüz derler Tuncay Köse !!!Sen başkalarına diyeceğine,önce kendini geliştir,gerekirse tekrar okula git,veya Türkçe kursuna git.İnsanın Anadiline hakim olamaması çok kötüdür,cehalettir,okul sıralarında çok başarısız ve beyinsiz olduğunu gösterir.Türk diyorsun,Türkçe diyorsun bir Türk olarak Türkçe’ye tecavüz ediyorsun.Saçma sapan yazdığın şeyler de hariç.Bir de ne olduğu anlaşılmayan,Türkçe’de olmayan kelimeler uydurmuşsun….sdolojik…..atrtısılırya…daha bir sürü zırva.
    İşin garip tarafı kendi cahilliğini görmemen ve herkese Türkçe bilmiyorsun,cahil,git Türkçe öğren falan demen.Hey Allah’ım ne günlere kaldık şu memlekette ya !!!Yalan dolan da cirit atıyor yazılarında.Amerika’da master yapacakmış,(bu beyinle mi),yok CHP Çankaya Bşk.Yardımcısıymış,CHP nin başına geçecekmiş…Sen Atatürk için Sabetay diyeceksin ve CHP başkanı olacaksın öyle mi?Hadi lan salak…Bir de gazetelerde yazı yazıyormuşsun dediğine göre..Bu Türkçe ile senin yazını tuvalette kıçlarını silmek için bile kullanmazlar aptal.Türk olmakdan utanman lazım,daha anadilini bile konuşamıyorsun.
    Tarih bilgisi,sosyoloji,ekonomi,felsefe,siyaset bilgilerine de hiç girmiyorum…Baştan sona cehalet.Sen öyle zannediyorum ki,evde oturan beyin özürlü,kompleksli birisin.Benim Türkçe özürlülerine olduğu gibi beyin özürlülere de tahammülüm var.Ama fikirlerini adam gibi yazarken insanlara it gibi saldırma.Hele kendin ilkokul seviyesinde Türkçe yazarken başkalarınınkine laf etme.Bu insanlar seni adam yerine koyup iki muhabbet ediyor,sen herkesi aşağılıyorsun,aşağılık adam!!
    Önce Türkçe öğren,daha sonra adam gibi hitap etmeyi,başkalarının fikirlerine saygı duymayı öğren.Yoksa böyle cahil,yalancı ve kompleksli biri olarak hayata devam edersin.
    Unutmadan,sitenin adı bile özgürdüşünüş.Yazmayı bilmiyorsun anlaşıldı da okumayı da mı beceremiyorsun ??? A bre aptal !!!

  366. tuncay köse said

    TÜRKÇE YAZMAYI ÖĞREN SİYASET BİLİMİ KRİTERLERİNİ ÖĞREN NASIL TARTIŞILIR BİR İNSAN NASIL ELEŞTİRİLİR ONU ÖĞREN TÜR TARİHİNİ AVRUPA DEVLETLERİNİN TAHRİHİNİ ÖĞREN SONRA TARTISIRIZ BUNLARI SAYHLERİN TARİKAT LİDERLERİN ÖĞRETEMEZ MALESEF……

  367. tuncay köse said

    MÜSLÜMANIM DE DENİZ FENERİNİ DESTEKLE İYİKİ YAPTI DE MİLYONLARCA İNSANI DOYURDU NEDE OLSA…….MÜSLÜMANIM DE İFTİRALARI KÜFÜRLERİ SIRAYLA DİZ…….MÜSLÜMANIM DE KENDİNİ YARATANIN YERİNE KOYUP YOK LAİKLİK DİNSİZLİKTİR ATATÜRK DİNSİZDİR ATATÜRKÜ SEVENLERDE DİNSİZ KİTAPSIZDIR DİYEREK İNSANALRA HAKARET ETEREK KÜFÜR ETEREK İFTİRA ATARAK Bİ YERLERE GEL……TAM SİZLERE YAKISIR DAVRANIŞ………

  368. tuncay köse said

    son kez yazıyorum PEYGAMBER VE ALLAH SEVGİSİ AVRSA ARTIK BANA CEVAP VERMEKDEN VAZGECİN…..ÇÜNKÜ BEN 3 YAZI YAZDIĞINDA İLK YAZISINA DÖNEN,,,,,,,,,,İNSANALRA İFTİRA ATMAKDAN KÜFÜR ETMEKDEN HAKARET ETMEKDEN BAŞKA BİŞE BİLMEYEN VAROŞLARLA,,,,,,,,,TÜRKÇE KONUSAMAYAN VE YAZAMAYAN EĞİTİMSİZLERLE,,,,,,,,BEYNİNİ SAHDE SEYHLERE YIKATIP ATATÜRKE HAKSIZ YERE SALDIRANLARA(BAK ELEŞTİRENELRE DEMİYORUM)VERCEK CEVAPIM YOK……

  369. tuncay köse said

    vah vah vah vah bu kadarda islamda bahsedipde iftira atanı görmedim…..cidden üzüldüm sana…….bu kadar cahil kalmayı nasıl becerdin sölesene…….

  370. tuncay köse said

    son kez yazıyorum PEYGAMBER VE ALLAH SEVGİSİ AVRSA ARTIK BANA CEVAP VERMEKDEN VAZGECİN…..ÇÜNKÜ BEN 3 YAZI YAZDIĞINDA İLK YAZISINA DÖNEN,,,,,,,,,,İNSANALRA İFTİRA ATMAKDAN KÜFÜR ETMEKDEN HAKARET ETMEKDEN BAŞKA BİŞE BİLMEYEN VAROŞLARLA,,,,,,,,,TÜRKÇE KONUSAMAYAN VE YAZAMAYAN EĞİTİMSİZLERLE,,,,,,,,BEYNİNİ SAHDE SEYHLERE YIKATIP ATATÜRKE HAKSIZ YERE SALDIRANLARA(BAK ELEŞTİRENELRE DEMİYORUM)VERCEK CEVAPIM YOK………….savunduğu seyin bile türkçe anlamının ne olduğunu bilmyecek kadar cahilsek biz ne yapalım……

  371. tuncay köse said

    son kez yazıyorum PEYGAMBER VE ALLAH SEVGİSİ AVRSA ARTIK BANA CEVAP VERMEKDEN VAZGECİN…..ÇÜNKÜ BEN 3 YAZI YAZDIĞINDA İLK YAZISINA DÖNEN,,,,,,,,,,İNSANALRA İFTİRA ATMAKDAN KÜFÜR ETMEKDEN HAKARET ETMEKDEN BAŞKA BİŞE BİLMEYEN VAROŞLARLA,,,,,,,,,TÜRKÇE KONUSAMAYAN VE YAZAMAYAN EĞİTİMSİZLERLE,,,,,,,,BEYNİNİ SAHDE SEYHLERE YIKATIP ATATÜRKE HAKSIZ YERE SALDIRANLARA(BAK ELEŞTİRENELRE DEMİYORUM)VERCEK CEVAPIM YOK……..

  372. tuncay köse said

    TEKRAR DİYORUM KONU ATATÜRKÜN TÜRK OLUP OLMAMASI BUNUNLA İLGİLİ SORU DAHİ SORSAN CEVAP VERMİYECEM………KÜFÜR ETTEN İFTİRA ATAN MÜSLÜMANLIĞA SIĞINARAK İNSANALRIN SEVDİKLERİNE SALDIRAN TÜRKÇE KONUSMAYI BİLMEYEN EĞİTİMSİZ HAYATINDA KİTAP OKUMAMIS UGUR MUMCU GIBI AYDINLARI ELEŞTİRENLERLE KONUSCAK HİÇ Bİ KONUM YOKTUR…….

  373. tuncay köse said

    yazıalrımın hiç biri sana değildi istediğin kadar havla benden cevap alamıyacaksın yaz yaz egolarını tatmin et

  374. tuncay köse said

    son kez yazıyorum PEYGAMBER VE ALLAH SEVGİSİ AVRSA ARTIK BANA CEVAP VERMEKDEN VAZGECİN…..ÇÜNKÜ BEN 3 YAZI YAZDIĞINDA İLK YAZISINA DÖNEN,,,,,,,,,,İNSANALRA İFTİRA ATMAKDAN KÜFÜR ETMEKDEN HAKARET ETMEKDEN BAŞKA BİŞE BİLMEYEN VAROŞLARLA,,,,,,,,,TÜRKÇE KONUSAMAYAN VE YAZAMAYAN EĞİTİMSİZLERLE,,,,,,,,BEYNİNİ SAHDE SEYHLERE YIKATIP ATATÜRKE HAKSIZ YERE SALDIRANLARA(BAK ELEŞTİRENELRE DEMİYORUM)VERCEK CEVAPIM YOK…………

    türkçe yazmayı bilmiyorum eğitimi sıfır kalkmıs benle siyaset tartıscak zaten tartısamıyoda hakaret etmekden küfür etmekden ve iftira atmakdan ileri gitemiyor bunları söledikden sonrada ALLAHIN kanunlarından yol göstericiliğinden bahseder madem ALLAHINA islama bu kadar bağlısın bu küfür bu hakaretler bu iftiralar neyin nesi…………AYNEN BEN MÜSLÜMANIM DEYİP YOLSUZLUK YAPMAK GİBİ YALAN SÖLEMEK GİBİ BİŞE…….

  375. aslan said

    balyoz için diyorsun ki sulandırmay mışş ..ulen ahmak ve satılmış adam ancak senin gibi konuşur..eğer o belgeler sahte olsaydı..genel kurmay başkanlığı ezilir miydi ? o belgelerin altında…ALLAH ALLAH diyen diyorsun işinize geldi mi ALLAH ALLAH işinize gelmedi mi kanunları ALLAH koyamaz adıtürk koyar…sapık herif ALLAH diyen erbaş ve erler mi? yoksa inancı salam müminler mi yoksa maşa mıır paşamıdır ne hainlerse ..onlar mı?yani sen kimi aldatıcağını sanıyorsun ?? kim sana inanır sanıyorsun… türkçe ile ilgili de hatalarını alıp alıp koyucam bir dahaki yazıma..unutma onları gözüne sokucam…

  376. aslan said

    duygu sömürüsü ve demogaji yapma!!! ölmüş adamın arkasından konuşmayın deyip durusun…. ölmüş adam kim lan bugün 72 milyon bundan öncekiler ve islam alemini ilgilendiren bir konu ise eğer ölmüşü kalmışı kim dinler..amaç ölüden medet ummak değil sizin gibi heykellerin önün d e eğilmek ..her yere resimlerini mecbur etmek(yasada var bilmiyorsan oku)değil amaç…amaç tarihi doğru anlamak ve anlatmak.. yoksa medet uman hala adıtürk diyen sizsiniz..hala yaptığınız her dindışı uygulamayı laik devlet değiştirelemz maddeler diye tutturan sizsiniz.. kemal var bak kemal kılıçbalığı.. sen onu iyi tanırsın…. dosyaları elinde sallar sallar durur sen d e al kırtasiyede bir sürü dosya var

  377. aslan said

    AMACIN ŞEERİATI İRAN,ARABİSTAN ,AFGANİSTAN GİBİ GÖSTERİP….NEDEN İSLAMIN GERİD E KALDIĞINI KENDİNE UYGUN BRİ BİÇİMDE ANLATARAK..AKLIN SIRA İSLAMA ZARAR VERMEK…GÜCÜN YETMEZ tuncay!!!

  378. aslan said

    BU YÜZDEN ŞEYHÜL İSLAM MAKAMI İSLAMİYET DOĞUSŞUNDNA BUGÜNE VARDIR
    …. İLK ŞEYHÜL İSLAM HZ ALİDİR!!!! SENİN BEYNİN SABİT SİNSİ VE TAKİYYECİ CAHİL BİRİSİN…TEHLİKELİİSN DOST GÖRÜNÜP ARKADAN VURCAK BİR TİPSİN…TAM Bİ R SOYTARISIN .. SİNSİ LİK YAPMA BURDA YAKIŞMAZ… VEDE ŞERİAT SENİN DEDİĞİN BİÇİMDE
    ALLAH’IN KANUNLARI DEĞİLDİR… HA İSTİYOSAN BİR GÜN DİL BİLGİSİ ÜZERİNDE DE TARTIŞIRIZ ÇOK GÜVENİYORSAN KENDİNE…!!! SOYTARILĞA LÜZUM YOK
    BURANIN KRALI DEĞİL OLSA OLSA KRALIN SOYTARI OLURSUN SEN…

  379. aslan said

    ALLAH ŞERİAT DİYE BİR YÖNETİM BİÇİMİ KOYMAZ TUNCAY İYİ DİNLE!!! SADECE DEDİĞİM GİBİ ÖLÇÜ OLARAK TEMEL PRENSİPLER KONUUSNDA KESİN HÜKÜMLÜDÜR..MESELA FAİZİN YSAKALANAMSI GİBİ ZİNANIN YASAKALNAMASI GİBİ VS ..ŞİMDİ SÖYLE HALA ŞERİAT ALLA’IN KANUNNU MU? DİYORSUN KAFASIZ HERİF

  380. aslan said

    Dinimizde belli bir devlet şekli yoktur. Bazılarının şeriat kuracağız diye diye insanları korkutmasına bakmayın, İslam, belli başlı prensipleri koyarak insanları sistemin şekli konusunda serbest bırakır. Dört halifenin seçilmesine ve yönetim şekline bakalım, hepsinin de sistemi ayrı ayrıdır. Ayrı sistemle seçilmişler ve teferruatta pek çok farklı idareleri olmuş. İslam Hukuku içerisinde devlet sisteminin yeri ancak yüzde iki buçuktur.kalın kafalı şimdi bunu aklına sok

  381. aslan said

    ALLAH Kanun koyucu değil akıl verici ve yol göstericidir.senin şeriat anlayışın at eşek şeklinde olduğu için türkçeden dem vurursun hala..varoşum ..ama savaş çıktığı zamanda ALLAH için savaşırım kemal için değil kemalin askeri olarak sen kemal için savaşabişlirsin.. varoşlar birşey mi yaptı sana??? varoşlardan nedne oy alamadığınız belli zaten..seçkinci tuzu kuru düzen adamı laik düzen entellektüeli faiz ic ve zinacı zümre bozuntusu kompleks küpüsün. sahtekar ve takiyyecisin…bu düzen içind ekendien yer bulduğun için kuveetli savunucusun cumhuriyert tarihi döneminde ki şeke r fabrikaları tren yoları bçırçır fabrikaları..ülkeyi aç bırakmamak içindir sadece..dünya çapında bir durummuş gib gösterme hiç ..senin aklın ermez böel şeylere..onu kalkınma sanarsın.. konumuz türkçe mi ki sen türkçeden bahsediyorsun hep? nedne madem bir kere savoronayı konuş muyorsun
    konumuz tayyip değil ama tayyibi konuşuyorsun bi rseferde 600 dönüme yakın olan anıt kabir hangi amaçla yapıldı onu söyle…27 sene tek parti ve muhalefeti sindiren chp yi söyle..darbeleri destekleyen ve psikolijk harbin siyasi kanadı olan chpi eleştir.. şu savoronayı anlat bakayım bana
    sivas kongresini
    samsun meselsini ve o gemiyi anlat baan seyir defteri nerde o geminin? kimler vardı içind e kimden emir alındı o gemide kimlerle ne konuşuldu??*bir anlat bakayım biliyorsan…

  382. tuncay köse said

    Şeriat Allah’ın koyduğu, inanılmasını ve yaşanmasını emrettiği i’tikadî, içtimaî, iktisadî, hukukî ve ahlâkî kanunların bütünüdür

    zaten bişe bilmediğin için küfür ve hakaretle bana saldırıyosun

  383. tuncay köse said

    MODERN DEĞİLSİN GERİSİN YOPAZSIN DEMEM ZORUNA MI GİTTİ BAY VAROŞ…….

  384. tuncay köse said

    cevap vermeyeçeğim türkçe yazmayı bilmeyen insanalra hakaretlerle iftiralar atan birisine cevap vermeyeçeğim uğraşma muhatapım ve seviyemde değilsin…..cıkman için cok ama cok uğraşman gerek…….sence kendisi ilah üstümüydü işte bunu sorcak kadar cahil eğitimsizsin işte………cahillere cevap yok……

  385. tuncay köse said

    ŞERİAT ALAHIN KANUNU DEMEKTİR…….ŞERİAT DÜZENİNİ İSTİYENLERDE İSLAMIN KANUNLARIYLA YÖNETİLMEK İSTİYENLERDİR……şeri atı diye yazılmaz şeriatı diye yazılır zavallı eğitimsizim bu kadar eğitimsizken atatürkü anlamanıda beklemem zaten…..evet ben dar beyi,nliyim ki daha savunduğum bir kelimeyi yazamıyorum………sen ve senin gibilere evrensel birikim ve traihsel birikimle değil aşağalıyıcı kelimelerle konusmak gerekir çünkü o dilden anlıyorsunuz……..

  386. tuncay köse said

    bu aradada kendisini başka isim yazarak gösterip o kişiden cevap almaya calıscak kadarda düşük biri işte……egolarını tatmin etme….gözümde daha cok alcalma cidden yazık ya……

  387. tuncay köse said

    sana sadece acıyorum muhattapım değilsin diyen bir insanla hala muhattap olmaya calıscak kadar zavallı kendi ırkının dilini ve cümle kurmasını bilmeyecek kadar eğitimsiz cahilsin işte…….ÜNLÜ FELSEFECİ FRANK WOLTER DER Kİ SAYGI GÖSTER Kİ SAYGI GÖRESİN……..

  388. tuncay köse said

    evet peygamberinizi ve ALALHINIZI seviyorsanız yazmayın dedim ama arkadasın herhalde peygambere sevgısı yokkı hala yazıyor…….ve yazarkende islamı savunduğunu söleyip küfür ve hakaretler ediyor ve kendini ilah sanıyorsun gibi iftira atıyosa kul hakkına giriyor ve ne kadar müslüamn olduğunuda gösteriyor……………ölmüş kişilerede hakaret etip islamda bahsedecek kadar ve türkçe yazmayı bilmeyecek kadar eğitimsiz merak etme seni eğitsekde hiç bi işe yaramaz……BEN VE BENİM GİBİLER ZAVALIDIR GÖZLERİNİZDE AMA İNSANALRA İFTİRA EDEREK HAKARET ETEREK ÖLMÜŞLERİN ARKASINDAN KONUSUP KUL HAKKINA GİREREK HEM MÜSLÜMANLIĞINIZI HEMDE İNSANLIĞINIZI GÖSTERİYOSUNUZ…….

  389. aslan said

    ayrıca eğer islam hukuku ise… bu modern anayas ile ters düşmeden düzenlenemz mi?? bu birr….. ikincisi m.kemal bu kanunları kim eve neye göre koydu? sence kendisi ilah üstümüydü?halkın desteği filan yok bir sefer sen unut onu..hiç bi r dönemde asla ve asla halk desteği almamıştır…

  390. aslan said

    tuncay köse sen seriatın ne demek olduğunu biliyorsan ben hiç bişi bilöiyorum.. islam şeri atı ile şeriatı karıştırma..dar beyinli olmayı bırak biraz evrensel ve tarihsel birikim il e konuş

  391. ali said

    bak kardeşim sen çok kaba ve bir bozuk kişiliksin..sendromunu anlamak zor değil… sıkıntılısın..ve sıkıntı veriyorsun…her defasında hakaret den söz ediyorsun..kendi hakaretlerini hiç görmüyorsun..sana pabuç bırakmaz bu milletin çocukları…soysuz vatansız ve benliğini reddeden bir dille konuştuğunun hiç farkında değilsin..burası bir tartışm a platformu sözüne gelince …herkesin tartışmasına veya eleştirisine nerede tahammül ettin bir tane örnek versene..yok ki veresin…amacın başkalarını küçük düşürüp kendini yüceltip kutsayıp denzi baykal yerien geçmek miş zaten onu da okudum..sonrada m.kemal yerien geçmeyi düşünürsün artık..kendine yüzen bir saray almayı da unutma sakın!!!geriye kalan devrimleri de tamamla istersen bazıları eksik kaldı..camieleri kaldır evde de namaz kılabilir sonuçta bu insanlar..ve de ki; sizin namazınıza mani olan mı var evde kılın!!!muhalaefet de cıkarsa eğer..hemen kur istiklal mahkemelerini muhalefeti ipte sallandır..birde tarihi kendi adamlarına yazdır..yaptıkların anlaşılmasın diye…sana karşı koyanlara yada muhalefete de ingiliz ajanı deyiver…sonra da en son devleti yalakalarınla işa et ve milleti çağdaşlaştırma projesini başlat…sonra da de ki ;o zamanın şartlarına göre bunlar meşrudur de.ama ben de her insan gibi hatalar yapabilirim de ve bitir…nasıl olsa senden sonra elbet zengin ettiğin ve elinle kuvvetlendirdiğin topluluk senin hakkını savunucaktır…

  392. aslan said

    yaşasın bruju vazi vs demişsin.. ve eklemişsin ..diğer anadolu insanları da opera bale senfoni orkestrası vs gibi noktalara getirip çağdaşlaştırıp modernleştirceğiz..lan hayvan!!it soyu!! sen kimsin lan bu milleti kedni zorba batılı brujuvazi sapkın popüler kültürle eğitip modernleştirip çağdaşlaştıracığım diyorsun .. lan ayı sana bu görevi kim verdi toplumu çağdaşlaştırma gibi bir sapık düşünceye nasıl olurda burda ifade edersin..ne kadar beyinsiz… olduğun bir kez daha çok ii anlaşılıyor..ha eğer hakaret diyorsan hepsi iltifat sana ..sen bu millete yoz, gerici, kaba , diyorsan ve onları ben çağdaşlaştırım diyorsan .. kendini ya ilah sanıtorsun yada beyinsizsin..daha başka ne denilebilir ki senin hakkında.. türkan saylan gibi bazı insan suretinde yaratıkların yolundan gitmeye devam et ..toplumu çağdaşlaştır.. nede olsa mikemal siz bu görevi de verdi..bir kemalist olarak sizden başak ne beklenebilir ki… yazık size zavallılar…

  393. tuncay köse said

    atatürke iftira atamazsın……..eleştir ama adam gibi ayrıc burası atrtısma platformu cevap alçağınıda unutmadan yaz ama tabi bişe bilemediğin için bunu düşünmüyo sadece küfür ediyosunuz sonrada müslümanım……..

  394. tuncay köse said

    işte bilgisiz biride anca bu kadarını başarır bişe ortaya atar eleştirincede hemen hakaret ve küfüre başvuru beyin ve kapasite meselesi……….

  395. tuncay köse said

    al bir cahil daha ve tartısmayı bilmeyen zavallı daha……eee bi cahilden laikliği dinsizlik sananla ne kadar bilgilidir ki yada ne tartışcaksın ki??????????

  396. Sevım TUR said

    Sen bu sitenin bekçi köpeği misin?Herkese havlıyorsun ya!Sana kim ne dedi şimdi akıl özürlü, yumuşak edalı, Türkçe fakiri, IQ fukarası,Posttraumatic stress disorder seni…Bi sus lan.Ben sana bir şey mi dedim ki yırtık dondan çıkan herşeye turfanda salata gibi saldırıyorsun!!!Herkes efendi gibi yazıyor işte,sen de adam gibi dursana.İçindeki Homo primigenius’mü rahat vermiyor sana anlamadım ki!

  397. Sevım TUR said

    Sana kim kemik attı !!!

  398. tuncay köse said

    al bir cahil daha hadi kış kış sizlere sizlerle tartışacak konularım yok……….laikliği dinsizlik olarak görcek kadar beynin geride kalmıs……….ATASINA DÜŞMAN OLAN BİR IRKIDA ASLA KORUMAM LANETTEN BAŞKA BİRSEY BEKLEMESİNLER BENDEN……

  399. Sevım TUR said

    Ne fark eder Atatürkün ne olduğu.Dünya var olduğu sürece milletler de var olacak,milletler var oldukca da doğal olarak her zaman liderler olacaktır.Birden fazla lider adayı olduğunda,güçlü olan kazanacaktır.Bu hep böyle olmuştur,böyle devam edecektir.
    Bir milyon yıl sonra Atatürk hatırlanmayacak bile,Türkiye Cumhuriyetinin adı belki XZ5R olacak,Almanyanınki HYG5T olacak,Afrika kıtası sular altında olacak muhtemelen.Atatürk ve bugünkü Türkiye Milyarlarca yıllık dünya hayatından sadece bir kesit,hepsi bu.Kendinizi dar alanlarda sıkıştırmayın bence.Ama illa bir soruya cevap aranıyorsa,Atatürk hakikaten Türk mü idi veya dindar mıydı…Bunların cevabı çok açık ortadadır.Yaptıklarına bakarsanız ne kadar dindar olduğu veya olmadığı çok açıktır.Nutuk’da çok açık olarak ifadeler vardır.Ezanlar Türkçe okutulmuş,kuran kursları yasaklanmış,Laiklik getirilmiş,Halifelik kaldırılmış vs vs.Bunlardan sonra hala Atatürk’ün din konusundaki düşüncelerini tartışmak yersiz bence.Başka söze gerek yoktur.Türk müydü yoksa başka ırkdan mı,bunu bilmek için de soy ağacının açıklanmasını beklemek gereklidir.Maalesef yeteri kadar bilgi yoktur dedeleri,dayıları veya amcaları vs hakkında.Sarı saçına,mavi gözüne bakılarak Türk değildir demek de biraz yanlış olur.
    Kurtuluş savaşındaki başarıların tamamını Atatürke mal etmek bence bu millete karşı haksızlık olur.Hem de çok büyük haksızlık.Bu millet 7den 70e ihtiyar genç demeden cephelerde savaşmış,herşeylerini bizlerin bugünleri için vermişler.Savaşta,diğer komutanların ve özellikle bu milletin gösterdiği kahramanlıkları yine o komutanlara ve bu şanlı Türk milletine vermek gerekir.Bu millet buna layık görülmelidir ve layıktır.Liderler gelir liderler gider.Ama bu Türk milleti var olmayınca lider de olmaz maalesef.Bir zamanlar Göktürklerdik,bir zamanlar Selçuklular,bir zamanlar Osmanlı,şimdi Türkiye Cumhuriyeti.Kimler geldi kimler geçti..Ama Türk milleti hala ayakta şükürler olsun.Eğer birbirimizi sevmekten ve kollamaktan vazgeçmezsek, daha binlerce sene var olacağız.Bir elin beş parmağı gibi farklı olabiliriz,ama hepimiz bir el için var olursak ve dayanışma içinde olursak,bu elden bu bayrak inmez inşallah.

  400. tuncay köse said

    Atatürk’e göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü hazırlayan önemli sebeplerden birisi İslamiyet’ten uzaklaşmaktı:

    ‘Türkler’ diyor Atatürk, ‘İslam oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl alışkanlık ve inançlarıyla İslamiyet’i karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet’ten uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Gerçek İslam’ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkil ediyor… 4

    Evet, Türk insanının yaşadığı din gerçek İslam’dan uzak, hurafeler ve batıl inançlar üzerine kurulu bir dindi. Bu din, Türkiye’yi karanlığa götürüyordu. Bu gidişi durdurmanın tek çaresi vardı: Gerçek İslam’ın halka anlatılması… Yani hurafeleri, batıl inançları içinde barındırmayan, Atatürk’ün, ‘akla, fenne, ilme uygun…’5 dediği, dinin özünü teşkil eden Kuran’ın anlatılması gerekiyordu. Atatürk bu amaçla şunları söylüyordu:

    Türkler, dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kuran, Türkçe olmalıdır. 6

    Türk Kuran’ın arkasında koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım; arkasında koştuğu Kitap’ta neler olduğunu Türk anlasın. 7

    Atatürk, Kuran’a olan bağlılığını onu ‘Kitab-ı Ekmel’ yani (En Mükemmel Kitap)8 diye tanımlayarak dile getiriyordu. Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Köşkü’ne hafızları çağırtarak sık sık Kuran okutmuş, ayetler üzerinde incelemelerde bulunmuş ve hafızlarla meal ve tefsir konularında fikir alış verişinde bulunmuştu.

    Atatürk özel sohbetlerinde pek çok kez dindar olmanın gerekliliğinden, Peygamber Efendimiz’in hayatından, Asr-ı Saadet ve Hülefayı Raşidin (dört halife) dönemlerinden, dinimizin yüceliğinden, Allah’ın kudretinden söz etmiştir. İslam Dininin son ve mükemmel din, Peygamberimiz (sav)’in de son peygamber olduğunu her fırsatta vurgulayan Atatürk, ulusuna da dindar olmayı, dinini öğrenmeyi öğütlemiştir.

    Din eğitiminin öneminin de farkında olan Atatürk, bu eğitimin okullarda verilmesi gerektiğini şu sözleriyle ifade etmiştir:

    Her fert din ve diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası mekteptir. Fakat nasıl ki her hususta yüksek mektep ve ihtisas sahipleri yetiştirmek lazımsa, dinimizin hakikatini tetkik, tetebbu ilmi ve fenni kudretine sahip olacak güzide ve hakiki ulema yetiştirecek yüksek müesseselere sahip olmalıyız. 9

    Atatürk, dinimizin akıl ve mantığa uygun olduğunu da aşağıdaki sözleriyle belirtmiştir:

    Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam’ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı. 10

    İslam Dini hakkında bu kadar güzel fikirlere sahip olan ve her ortamda bu düşüncelerini dile getiren Atatürk, açıktır ki Allah’tan korkan, Allah’ın emirlerini elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışan bir Müslümandı.

    Atatürk; Peygamber Efendimizi çok iyi tanımış, onun üstün özelliklerini çeşitli vesilelerle anlatmıştır:

    O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonuca kadar O, ölümsüzdür. 11

    Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harbte bile askerî dehâsı kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Hz. Muhammed (sav) bu harb sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi. 12

    ‘O’nun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar.

    Hz. Muhammed (sav)’in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir’de kazandığı zafer, fani insanların karı değildir; O’nun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır. 13

    Atatürk’ün Hz. Muhammed (sav)’e duyulacak sevgiyi tarif ettiği sözleri ise şöyledir:

    Büyük bir inkılap yapan Hazreti Muhammed (sav)’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.14

    İslam Dininin son ve mükemmel din, Peygamberimiz (sav)’in de son peygamber olduğunu her fırsatta vurgulayan Atatürk, ulusuna da dindar olmayı, dinini öğrenmeyi öğütlemiştir.

  401. tuncay köse said

    “Bütün insanlar, Hazret-i Âdemin neslinden geldiğine göre, zenciler ve diğer ırkların nasıl meydana çıktığını açıklar mısınız?”

    Biyolojide modifikasyon denilen görünüş değişikliği yanında, mutasyon denilen genlerde değişiklik olayı vardır. Beyaz insandan siyah, esmer veya sarı insanların türemesi mümkündür. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:

    (Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı yeryüzünün her tarafından alınan topraktan yarattı. Bu sebeple neslinden, siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar olduğu gibi, bu renkler arasında bulunanlar da oldu. Bazısı yumuşak, bazısı sert, bazısı da halis ve temiz oldu.) [Ebu Davud]

    “Irkçılığın dinimizdeki yeri nedir?”

    Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler, ırkçılığı, ırk üstünlüğünü kesin olarak reddetmektedir. Birkaç misal verelim! Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat 13]

    [Takva, Allahü teâlâya inanıp, Onun emir ve yasaklarına riayet etmektir. Kısaca haramlardan sakınmak demektir.]

    Bir önceki âyet-i kerimede, Ey iman edenler buyurulurken, bu âyet-i kerimede Ey insanlar şeklinde hitap edilmektedir. Hitap yalnız inananlara değil, bütün insanlaradır. Bütün insanlar, aynı ana-babadan, yani Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havva’dan meydana geldiler. Bu bakımdan bir ırkın diğerine üstünlük taslamaya hakkı yoktur.

    Âyet-i kerimede, tanışmakta kolaylık olması için, milletlere ve milletler içinde kabilelere ayrıldığımız ve Allah indinde üstünlüğün, Müslümanlığa bağlılıkla ölçüleceği bildirilmektedir. Araplar veya Yahudiler üstündür denmiyor. Birkaç âyet önce de Müminler ancak kardeştir buyuruluyor. [Hucurat 10]

    Müminler kardeştir

    Arapların veya başka bir ırkın değil, yalnız müminlerin kardeş olduğu açıkça bildirilmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar]

    (Acemlerden, dininizi kabul edenler ve nesebinize katılanlar olacaktır.) [Hakim]

    (Müslümanlar kardeştir. Takva hali hariç, kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.) [Taberani, Ebu Nuaym]

    (Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır.) [Tirmizi]

    (Ey Kureyşliler, kıyamet günü herkes ameli ile gelir. Siz dünyayı omuzlayarak gelmeyin! Bu halde gelip de, “Ya Resulallah” deseniz, tarafınıza bakmam.) [Taberani]

    (İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir.) [İbni Lal]

    Peygamberimizin tevazuu

    Peygamber efendimiz, (Ben sizin en iyiniz olduğum gibi, babam da babalarınızdan daha iyidir) buyurmuştur. Böyle söylemek öğünmek değildir. Peygamber efendimiz tevazu ehli idi. Böyle söylemesi hakikati bildirmek içindir. (Ben evliyayım) demek öğünmek olur. Fakat (Ben Peygamberim) demek böyle değildir. Gerçeği bildirmek vazifesi olduğu ve vazifesini yapmak mecburiyetinde de olduğu için böyle buyurmuştur. Nitekim imam-ı Rabbani hazretlerinin, Müjdeci Mektublar kitabında bildirdiği hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Kıyamette, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakikati bildiriyorum, öğünmüyorum.)

    (Allahü teâlânın habibiyim. Peygamberlerin reisiyim. Öğünmek için söylemiyorum.)

    (Peygamberlerin sonuncusuyum, öğünmüyorum, ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im “aleyhissalatü vesselam”. Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyisinde yarattı. Allahü teâlâ, insanları fırkalara [kavimlere, ırklara] ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra bu en iyi fırkayı kabilelere [cemaatlere] ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra, bu cemaati evlere ayırdı. Beni, en iyi evden [yani aileden] dünyaya getirdi. İnsanların en iyisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamette, herkes sustuğu zaman, ben söyleyeceğim. Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim. Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, onlara müjde vericiyim. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdi, en iyisiyim. O gün emrimde binlerce hizmetçi vardır. Kıyamet günü, Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsine şefaat edici benim. Bunu öğünmek için söylemiyorum.) [Hakikati bildiriyorum. Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem, vazifemi yapmamış olurum.]

    Peygamber efendimizin ırkı

    Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Mesela, lisan-ı Arap, güzel dil demektir. Coğrafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında doğup büyüyen ve onların kanından olan kimse demektir. Peygamber efendimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak ibadettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu’ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler; saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap diye tanıttırmış. Anadolu’nun temiz, saf Müslümanları da Araba olan hürmetlerinden dolayı, bunları sevmişlerdir. Çünkü, dinimizde siyah, beyaz ayırımı yoktur.

    Siyah bir Müslüman beyaz bir kâfirden çok üstün, çok daha kıymetlidir. Siyah olmak, imanın şerefini azaltmaz. Resulullah efendimizin çok sevdiği Hazret-i Üsame ve Bilal-i Habeşi hazretleri siyah idi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyaz idi. Allahü teâlâ insanın rengine değil, iman ve takvasına kıymet vermektedir. Siyahların, esmerlerin kendilerini Arap olarak tanıtmaları, İslam düşmanlarının işlerine yaradı. Bu düşmanlar, siyah insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar, köle olarak kullandılar. Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslümanları Peygamberimizden soğutmaya uğraştılar. Siyah resimlere, kara köpeklere, resmin negatif filmine Arap dediler. Arap saçı, Arap sabunu, kara Fatma böceği gibi uydurma isimlerle Arap milletini kötülediler. Aşağıda Peygamber efendimizi öven hadis-i şerifler ayrıca Arap milletinin de üstünlüğünü göstermektedir.
    (Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]

    (Allahü teâlâ, İsmail aleyhisselamın soyundan Kureyşi seçti, Kureyşten de, Haşimoğullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim]

    (Allahü teâlâ, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi.) [Tirmizi]

    (Allahü teâlâ, Arabistan’daki seçilmişler arasından beni seçti.) [Taberani]

    (Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.) [Buhari]

    (Arabı sevmek imandan, onlara buğz etmek küfürdür.) [İ.Neccar]

    (Bana buğz eden dinden çıkar, Araba buğzeden, bana buğz etmiş olur.) [Hakim]

    (Şu üç şey için Arabı sevin: Ben Arabım, Kur’an Arapça, Cennet dili de Arapçadır.) [Hakim]

    Şimdi gerçek Arap çok azalmıştır. Çoğu Asya’ya cihada gitmiş, bir daha dönmemiştir. Arap bu kadar övüldüğü halde, ırkçılık yapanlarının Cehenneme gideceği de bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte, (Arap, ırkçılık yüzünden sorgusuz sualsiz Cehenneme atılır) buyurulmuştur. (Ebu Ya’la)

    Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransızdan üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]

    Vatanı sevmek imandandır

    “Vatan sevgisi imandandır hadisi uydurma mıdır?”

    Art niyetli kimseler İslam âlimlerine olan itimadı sarsmak için, iyi niyetli kimseler de buradaki maksadı anlamadıklarından dolayı böyle hadisleri uydurma sanıyorlar. Halbuki her dilde, çok zaman zarf söylenir, mazruf anlaşılır. Mazruf, zarfın içindeki demektir. Mesela soba yanıyor dediğimiz zaman, sobanın kendisi değil içindeki odun, kömür, gaz yanıyor demektir. Yoksa sobanın kendisi değildir. Bu sınıf tembel dendiği zaman, sınıftaki öğrencilerin tembel olduğu anlaşılır. Böyle örnekler Kur’an-ı kerimde de vardır:
    (Köy halkına sor) yerine, (vese’lil karye = köye sor) ifadesi kullanılmıştır. (Yusuf 82)

    Zalim köylüler manasına (Karye-tiz-zalim = zalim köy) ifadesi kullanılmıştır. (Nisa 75)

    Vatanını seven herkese mümin denmez. Fakat mümin vatanını sever. Yani, vatanını sevmek mümin olmanın alametlerindendir.

    Temizlik imandandır buyuruluyor. Yani müminin alametlerinden biri de temiz olmaktır. Fakat her temiz olana mümin denmez. Kâfirlerden de temiz olanlar çıkar.

    Haya imandandır buyuruluyor. Yani, imanlı olmanın alametlerinden biri de hayalı olmaktır. Fakat her hayalı olana mümin denmez.

    Arabı sevmek imandandır buyuruluyor. Her Arabı değil, Müslüman olan Arabı sevmek gerekir. Ebu Cehil de, Ebu Leheb de Arab idi. Halbuki bu Arapları seven kâfir olur. Vatan sevgisi de böyledir. Müslüman olan vatan sevilir. Vatanın Müslümanlığı, halkının Müslümanlığı demektir. Vatanını sevmek, taşını, toprağını değil, oradaki Müslümanları, yakınlarını, akrabalarını sevmek demektir.

    (Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şerifi, İslam âlimlerinin en büyüklerinden ve ikinci bin yılın müceddidi olan imam-ı Rabbani hazretlerinin, Mektubat kitabının 155. mektubunda ve hümanistlerin bile sevdiği Evliyanın büyüklerinden Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin Mesnevi’sinde vardır.

    Millet ve milliyetçilik

    “(Millet din demektir. Bunun için Fransız milleti, Türk milleti denmez. Türk milliyetçisiyim demek de, Türkün dinindenim demek olur ki çok yanlıştır) diyenler çıkıyor.”

    Millet kelimesi çeşitli manalara gelir. Birkaçı şöyledir:

    1- Din manasında kullanılır. “Millet-i İbrahim”, “Millet-i Resulullah” gibi.

    2- Ümmet manasında, bir din mensuplarının tamamına denir. “İslam milleti”, “Yahudi milleti” gibi.

    3- Topluluk manasına gelir. “Kâfirler tek millettir”, “Kâfir milleti zalimdir” gibi.

    4- Sınıf, cins, taife manasına kullanılır. “Kadın milleti”, “Şoför milleti” gibi.

    5- Halk manasına kullanılır. “Bu millet, iyiye layıktır” gibi.

    6- Kavim manasında kullanılır. Din, dil, tarih, gelenek, kültür, ideal ve vatan birliği olan topluluk demektir. “Türk milleti”, “Arap milleti” gibi.

    Milliyetçi demek, aynı dine mensup, aynı dili konuşan, ortak tarihi olan, aynı gelenekleri ve aynı kültürü olan, aynı ideale ve aynı vatana sahip olan kimse demektir. “Ben milliyetçiyim” demek yanlış olmaz. Kelimenin yalnız bir manasını düşünmek doğru değildir.

    Sual: Fransa’dan yazıyorum. Mısırlı bir arkadaşım var. Bayrağını din gibi kabul etmektedir. Bayrağıma paçavra diyen kâfir olur diyor. Böyle sevgi ve ırkçılık olur mu?
    CEVAP
    Mısır bayrağının diğer bayraklardan farkı ne de, ona bez veya paçavra diyen kâfir oluyor? İster Mısır, ister Libya veya diğer milletlerin bayraklarına paçavra demek, uygun değilse de, kâfir olmayı gerektirmez. Her millet, kendi bayrağını sevebilir. Fakat ırkçılık yaparak, (Hangi milletten olursa olsun benim bayrağımı sevmeyen kâfir olur) demek çok yanlıştır.

    “Tesettüre riayet eden, namazlarını kılan Müslüman bir çingene kızıyım. Müslüman bir Türk ile evleneceğim. Fakat babam, ırk ayrımı yapıyor, (ileride sorun çıkar) diyor. Dinimizde ırk ayrımı var mıdır? (Çingene ile evlenince, tuğla eriyinceye kadar yıkanılsa cünüplük çıkmaz) sözü doğru mu?”

    Türk, Arap, Ermeni, Fransız nasıl bir ırk ise, çingene de bir ırktır. Türkün, Arabın Müslümanı ve başka dinden olanı olduğu gibi, çingenelerin de, Müslümanları ve başka dinden olanları vardır.

    Dinimizde ırk ve renk ayrımı yoktur. Allah indinde, Müslüman bir çingene, Müslüman olmayan bir Türk kralından çok üstündür. Biri ebedi Cennetlik, öteki ebedi Cehennemliktir. Hiç mukayese kabul eder mi? Siyah olan Bilal-i Habeşi, beyaz Ebu Cehil’den çok üstündür.

    (Çingene ile evlenince, tuğla eriyinceye kadar yıkanılsa cünüplük çıkmaz) sözü, cahillerin uydurdukları çirkin bir iftiradır. Bir kimse nasıl cünüp olursa olsun, gusledince, yıkanınca temiz olur.

    İkiniz de İslamiyet’in emirlerine uyduğunuza göre, hiçbir sorun çıkmaz. Evlenmeniz çok iyi olur. Mutluluklar dileriz.

    “(Irkçılık yapan bizden değildir) ne demek?”

    Biz Müslümanlarda ırk üstünlüğü yoktur. Buna rağmen, iyi kimseler geldiği için Arabı severiz, Türkü severiz. Sevmemizin mahzuru olmaz. Fakat Müslüman bir Arabı, Müslüman Fransızdan üstün tutamayız. Böyle bir ırkçılık yapmak dinimize aykırıdır. Hele Hıristiyan bir Türk, Müslüman Araptan üstündür demeyiz. Böyle söyleyen Müslümanlıktan çıkar.

    İslamiyet hangi ırk, dil ve ülkeden olursa olsun, bütün Müslümanların birbirinin kardeşi olduğunu bildirir. İslam dininde, Allahü teâlânın huzurunda herkes birbirine müsavidir. Namaz kılarken, en büyük rütbeli bir Müslüman ile en küçük rütbeli, en zengin ile en fakir, bir beyaz ile bir zenci Müslüman yan yana durur ve Allahü teâlâya birlikte secde ederler.

    Dinimizde ırk ve millet üstünlüğü yoktur. Müslüman zenci bir hizmetçi, kâfir bir beyaz Türk kraldan üstündür. Kâfir kral, ebedi Cehennemde, Müslüman zenci hizmetçi ise, ebedi Cennette kalacaktır.

    Yahudi kendini asil bilir. Hıristiyan, zenciyi aşağı görür. İslam’da ise ırk, renk ve dil ayrımı yoktur. İslam dini, ırk, renk, milliyet, siyasi inanç, lisan ve tahsil seviyesi ayırt etmeksizin, her insanın şeref ve itibarına hürmet eder. Bu sebepten de, yabancılar arasında Müslümanlık yayılmaktadır:

    (İslam’da, ırk, renk ve dil farkı gözetilmediğini, herkesin eşit olduğunu, namaz kılarken de rütbe ayrımı yapılmadığını gördüm. Müslüman oldum.) (Thomas Clayton – Amerika)

    Yunus Emre ve hoşgörü

    “Yunus Emre’yi kötüleyen biri, (Bir taraftan “Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü” diyerek hoşgörülüğünü sergilerken, bir taraftan da, “Beş vakit namaz kılmayan, bilin Müslüman olmadı, ol Cehenneme girse gerek” diyerek müsamahasızlık çukuruna düşmüştür. Hoşgörünün zirvesine çıkmak gerekir) diyor. Hoşgörü ne demektir?”

    TDK’nın sözlüğünde, (Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu) deniyor. Dikkat ediniz, her şey deniyor. Her şeyi anlayışla karşılamak diye tarif ediyor. Yine TDK’da, Mezhebi geniş ifadesini tarif ederken, (Namus konusunda aşırı hoşgörülü davranan kimse) deniyor.

    Yunus Emre’yi kötüleyen kimseye göre, hoşgörü denilen şeyin bir sınırı yoktur. Ne kadar hoş görülürse, o kadar iyidir. Halbuki sınırsız hürriyet gibi, sınırsız hoşgörü de çok yanlıştır. Kötüler hoş görülür mü? Anarşistler ve diğer suçlular hoş görülürse, toplumun nizamı nasıl sağlanır?

    Kâfirleri sevmemek gerekir ise de, dinimizin emri gereği, onlara eziyet etmek, kalblerini incitmek haramdır. Zaruret olunca, onlara dostluk göstermek de caizdir. Sevmemek ayrı, onları üzmek ayrı şeydir. Din adına, kâfirin, kâfirliğini hoş görmek tehlikelidir. Allahü teâlâ, bu kimsenin anladığı manada hiçbir Müslümanı hoşgörünün zirvesine çıkarmasın!

    Tarak dişi gibi eşit

    Müslüman, dinimizin izin verdiği ölçüde hoşgörülü olur. Bunun azı da, çoğu da zararlıdır. Yunus Emre hazretlerinin, “Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü” diyerek yetmiş iki millete aynı gözle bakması, dinimize aykırı değildir. Çünkü dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Bir hadis-i şerifte, (İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir) buyurulmuştur. (İbni Lal)

    Bunun için kâfir de olsa, bir kimseden kendini üstün görmek caiz değildir. Çünkü kâfir, Müslüman olup ebedi saadete kavuşabilir, Müslüman da, maazallah küfre düşüp Cehennemlik olabilir.

    Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, mecusi olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da gel) diyor. Manası, (Gel sana Müslümanlığı öğreteyim de gerçeği gör) demektir. Çünkü Allah için olmayan sevgi ve düşmanlığın hiç önemi yoktur. Hadis-i şerifte, (İmanın en sağlam temeli ve en kuvvetli alâmeti, hubbi-i fillah, buğd-i fillahtır) buyuruluyor. [Ebu Davud]

    Yani, Müslümanları sevip, onlara yardım ve hayır dua etmek ve din-i İslam’ı beğenmeyenleri, İslamiyet’e ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemek ve imana, hidayete kavuşmaları için dua etmektir. Buğd, sevmemek, düşmanlık etmek demektir. Buğd-i fillah, Allah için sevmemek, Allah için düşmanlık etmek demektir. Bunun zıddı ise ‘Hubb-i fillah’tır. Allah için sevmek, Allah için dostluk etmektir.

    Allah için sevmek

    Resulullah efendimiz buyurdu ki:
    (Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiç bir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz!)

    Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya sordu:
    – Ya Musa, benim için ne işledin?
    – Ya Rabbi, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim.

    – Ya Musa, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak yoldur, kulluk vazifendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zekatlar, kıyamette, sana gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlığında, sana ışıktır. Bunların faydası sanadır. Benim için ne yaptın?
    – Ya Rabbi, senin için ne yapmak gerekirdi?

    – Sırf benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?
    Musa aleyhisselam, Allahü teâlâyı sevmenin, Onun için olan en kıymetli amelin, Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah olduğunu anladı. (Mektubat-ı Masumiyye)

    Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa’ya da vahyetti ki:
    (Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlukların ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K.Saadet]

    Irkçılık nedir?

    “(Irkçılık yapan bizden değildir) buyuruluyor. Ne yapmak, ırkçılık olur?”

    Kendi ırkını dinimizin üstünde tutmak, kendi milletinden olan gayrimüslimi başka milletten olan Müslümandan üstün tutmak, ırkçılık olur.

    bu son yazımdır ve sonsuza tek bu milletin FELSEFE ACISINDAN HZ MUHAMMED(SAV) MEVLEANAYI YUNUS EMREYİ ATATÜRKÜ SİYASİ ACIDAN ATİLLAYI ALPARSLANI FATİH SULTAN MEHMETİ YAVUZ SULTAN SELİMİ KANUNİ SULTAN SÜLEYMANI ATATÜRKÜ ÖĞRENMEK ALAMSI İÇİN VE ATATÜRKÜN CAĞDAŞ MODERN TÜRK TOPLUMUNU YARATMAK İÇİN UĞRAŞAÇAĞIM……..İNSANALRIN BİRBİRENE SAYGI DUYDUĞU İNSANALRIN BİRBİRİNİN IRKININA DİNİNE DÜŞÜNCESİNE BAKMAKSIZIN BİRLİKTE YAŞAMA ARZUSUYLA ÇALIŞÇAĞIMA ALAHIN KATINDA SÖZ VERİYORUM…….

    BİRİLERİ ŞERAİT SEVDASINDAYKEN BU MİLELTİN AKPYE NEDEN OY VERDİĞİNİ BİLMEYECEK KADAR CAHİL KÖR GERİ VE YOPAZ KALMISLAR…..ASLINDA BİZİM GERİ YOPAZ DEMEMİZE GEREK YOK 1299 DA KURULUP 1923 KADAR SÜRE GELMİŞ BİR DEVLETİN ÖZLEMİNİ CEKCEK KADAR GERİDE KALMIS SİNEMAYA TİYATROYA GTMEYİ LAİKLİĞİ MEDENİ KANUNU CUMHURİYETİ DİNSİZLİK SANAN BİR TOPLULUKDUR KENDİLERİ………

  402. tuncay köse said

    YAŞASIN BURJUVAZİ TAPAKASI……YASASIN ELİT VE ENTELEKTÜEL İNSANLAR TOPLULUĞU….İNŞALLAH ALAHIN İZNİYLE TÜRKİYEYİ FLORYADA Kİ İZMİRDEKİ SU ANDA SAHİL KESİMDE BULUNAN BİR COK İNSAN GİBİ ANADOLU İNSANINIDA KÜLTÜRLÜ OPERAYLA SANATLA SİNEMAYLA TİYATROYLA İLGİLENEN ÇAĞDAŞ MODERN BİR TOPLUM HALİNE GETİRCEZ VE TABİKİ DİNİ İNANIŞINIDA……….

  403. tuncay köse said

    ayrıca şeriatta sadece huku demeside ne kadar cahil olduğunu gösteriyo cünkü kendinde ahlak olmadığı için ahlaki yönünü gizliyor………

    Şeriat Allah’ın koyduğu, inanılmasını ve yaşanmasını emrettiği i’tikadî, içtimaî, iktisadî, hukukî ve ahlâkî kanunların bütünüdür

  404. tuncay köse said

    BU YAZIM ASLANA DEĞİLDİR YAZI YAZSADA OKUMAYAÇAĞIM VE MUHATTAPA ALMIYAÇAĞIM…..AZCIK ONUR GURUR VARSA YAZMAZ…….karsıma geçmiş kendisini geliştiremeyen coban kalmıs coban giten insanlara hakaret küfürden başka laf sölemeyi bilmeyen tiyatro sinema opera gibi kültürsel olaylardan anlamayan varoşları savunan biriyle konuşcak tek kelime bile yoktur……….zaten küfür eden birini savunan bir kişinin insanlığıda müslümanlığıda ortadadır…..

  405. tuncay köse said

    YAZI BANA AİT DEĞİL BAŞKA YERDEN BULDUM VE CUMHURİYET GAZETESİNE HALK DERGİSİNE BİLKENT NEWS MAGAZİNE VE SOSYALİST DEMOKRASİ DERGİSİNE BEN KOYDUM…..GERİSİNDEKİ DÜŞÜNCELERİMİDE SONRA YOLLAYAÇAĞIM…..YAZARIN ADI ALİYDİ SOYADINI UNUTTUM…..İNÖNÜ ÜNÜVERSİTESİNDE ÖĞRETİM ÜYESİ VE İSLAMİ BİR SİTEDE YAZAR……

  406. tuncay köse said

    Bugün Atatürk vefatının 70. Yıldönümü. Bundan yetmiş yıl önce, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ebediyete intikal etti. ülkemizde 10 kasım ile başlayan hafta Atatürk Haftası olarak bilinir. Bu çerçevede bende merkezini Atatürk’ün ve onun cumhuriyeti emanet ettiği gençliğin oluşturduğu bir yazı yazmaya karar verdim.
    Aslına bakarsanız, yoğun çalışma programım sebebiyle, şu sıralar pek fazla köşe yazısı yazmaya vakit bulamıyorum. Fakat bugün şahit olduğum bazı hadiseler beni bu yazıyı yazmaya sevk etti…. geçtiğimiz Cuma günü Malatya Aydınlar Ocağında “Atatürk ve İslam” konulu bir konferans vermiştim. Bugün de 10 kasım Atatürk’ün ölüm yıldönümü olduğu için, derslerimde Atatürk ve İslâm konusunu işledim.
    Öğrencilerime Atatürk ve İslâm konusundaki bilgilerinin ne düzeyde olduğunu sorduğumda aldığım cevaplar gerçekten ilginç ve bir o kadar da düşündürücüydü. Bu arada belirtmem gereken not, yazıda söz konusu olan öğrenciler, görev yaptığım İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki öğrenciler değil, İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretimi derslerine girdiğim öğrencilerdir.
    Gelelim ilginç cevaplara; öncelikle belirtmem gerekir ki öğrencilerimin Atatürk konusunda kulaktan dolma ve bilgi temelinden yoksun bir halde olduklarını gösteren bu cevapların düşündürücü olduğunu belirtmeliyim. Birincisi, öğrencilerin bir kısmının tamamen Atatürk ve İslâm konusunda hiçbir bilgilerinin olmaması, ikincisi ve daha vahim olanı Atatürk ve İslâm konusunda, Atatürk’ün bir din düşmanı olarak görülme oranının azımsanamayacak miktarda çok olması ve üçüncüsü çoğu öğrencinin konuya ilgi duymamasıdır.
    Kanaatimce bunun en önemli nedeni ise Atatürk ve İslâm konusunda yeterince bilgi veren kaynakların bulunmayışı, bulunsa bile gerekli duyuru ve ilanlarının yapılmaması sebebiyle bu eserlerden toplumun haberdar olmayışıdır.
    Atatürk ve İslâm konusu gerçekten toplumumuzun genelinin çok az bildiği yada hiç bilmediği bir konudur. Üzülerek belirtmem gerekir ki, toplumumuz Atatürk’ün İslâm anlayışı konusunda çok da olumlu düşünmemektedir. Bunun iki temel nedeninden birincisi rozet Atatürkçüleri, diğer İslâm’ı kendi siyasal çıkarları için kullanan kesimdir. Her iki takım da Atatürk’ün Müslümanlığını, daha doğrusu Müslüman olmasını hazm edememektedir.
    Evet açıkça söylemekten bir sakınca görmüyorum: Atatürk müslümandır. Onun Müslüman olduğu konusunda Atatürk’ün “İnsanın dinsiz olmasının imkanı yoktur… Tabiatıyla biz, içine girdiğimiz dinin en çok isabetli ve çok olgun olduğunu biliyoruz ve imanımız da vardır” sözleri yeterli kanıttır. Bir başka delil ise Manevî kızı Sabiha Gökçen’in aktardığı şu anektottur: “Bir sabah, Ata’nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldü. Bir süre ayakta bekledim, birden derin bir iç geçirdi ve “Allah” dedi. (O bunu sık sık tekrarlardı.) Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak, bir hayli şaşırdım. O’nun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. Ata’nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki; “Sen dindar mısın?” diye sordu. Ben de ailemden aldığım din terbiyesiyle “Evet, dindarım” dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti. “Çok iyi… Allah büyük bir kuvvettir. O’na daima inanmak lazımdır.” dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandır (S. Arif Terzioğlu, Yazılmayan Yönleriyle Atatürk, yy, 88-89).
    Onun şu sözü de, Hz. Muhammed’e olan bakışını yansıtır: “Hz. Muhammed, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde, bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adımız silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür”(Utkan Kocatürk, 195).
    Hz. Muhammed ile ilgili bir diğer sözü de şöyledir: “Büyük bir devrim yaratan Hz. Muhammed’e karşı beslenen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla yaşamak gerektir”( Sarıkoyuncu, Atatürk Din ve Din Adamları, 30).
    İyi ama neden birileri Atatürk ve İslâm konusunda olumsuz kanaattedir? Kanaatimce bunun en önemli nedeni, Atatürk’ün bu yönünün vurgulanmaması ve İslâm aleyhinde hareketlermiş gibi gösterilmek istenen bazı icraatlarıdır. Bu icraatlardan birisi halifeliğin kaldırılmasıdır. Ülkemiz insanları, maalesef dinimiz hususunda yeterince sağlıklı bilgi sahibi olmadıkları için, dinimizi siyasi çıkarları adına kullanan bazı kimseler, halifeliğin kaldırılmış olmasını, dinin kaldırılmasıyla bir tutmakta ve bu sebeple halifeliği kaldıran Atatürk’ü dinsiz ilan etmektedir. Halbuki halifelik dini bir gereklilik değildir. Halifelik dünyevi-siyasi bir kurumdur ve bizim dinimizde Peygamberimizin ifadeleriyle “ruhbanlık yoktur”. Yani Allah adına insanların işlerini görüp gözetme yetkisi hiç kimseye verilmemiştir, verilemez. O halde dünyevi-siyasi bir kurum olan halifeliğin kaldırılması, yine dünyevi-siyasi bir eylemdir, dinle ilgisi yoktur.
    Bunun yanında laiklik ilkesinin bazı kesimlerce din düşmanlığı şekline sokularak sunulması da bu ilkeyi getiren Atatürk’ün İslâm düşmanı olarak lanse edilmesinde kullanılan bir diğer argümandır. Halbuki laiklik Atatürk’ün ifadeleriyle: “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekeffül etmek demektir”. Yani Atatürk laikliği, insanların din ve vicdan hürriyetinin devlet tarafından garanti altına alınmasından başka bir şey değildir. Fakat birileri bunu dinsizlik olarak ele almakta ve bu anlayışları çerçevesinde uygulamaya çalışmaktadır. Bu anlayışın tehlikelerine dikkat çeken Atatürk: “Laik hükümet tabirinden dinsizlik manasını çıkarmaya yeltenen fesatçılara fırsat vermemek lazımdır” diyerek, laikliğin dinsizlik olmadığını, onu dinsizlik şeklinde algılayıp, uygulamaya çalışanların ise fesatçılar olduğunu açıkça söylemektedir. Üstelik bizim dinimizde “dinde zorlama yoktur” (Bakara, 2/256) ve “sizin dininiz size benim dinim bana” (Kafirun) şeklinde ifadesi bulan din ve vicdan hürriyetinin bütün insanlar için tanındığını gösteren ayetler ile Atatürk’ün laiklik anlayışı birebir örtüşmektedir.
    Bu çerçevede Atatürk’ün İslâm Anlayışı adında bir kitap çalışmam olduğunu duyurarak yazımı bitirmek istiyorum. Umarım çalışmam tamamlandığında, beklediğim faydayı sağlayacak ve insanların eline ulaşması için gerekli ilan yardımını görecektir

    BİLKENT ÜNİVERSİTESİ
    İKTİSADİ İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ SİYASET BİLİMİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ
    TUNCAY KÖSE

    CUMHURİYET GAZETESİ HALK DERGİSİ BİLKENT NEWS MAGAZİN SOSYALİST DEMOKRASİ DERGİSİ

  407. tuncay köse said

    türkçe öğren gel belki sorularına cevap veririm…….saol ya senin yazılarını gördükçe cok gülüyorum yawwww…..

  408. tuncay köse said

    HADİ VAROŞLARIN YANINA TÜRKÇE YAZAMADAN SİYASETİ TARTIŞIN SİZ ERDOĞANIN NE BÜYÜK MÜSLÜMAN VE DİNDAR OLDUĞUNU TARTŞIN YAPTIĞI VE PARTİSİNDE YOLSUZLUK YAPANLARA İZİN VERMESİNE RAĞMEN……

  409. tuncay köse said

    bana dini anlatma ben dini senin taptığın ve putlarını diktiğin kişinin astırıp kestirdiği insanlardan öğrenirim

    kendi ağzınla dedin ben ise KURAN İNCİL VE TEVRATTAN ÖĞRENİRİM….YANİ HZ MUHAMMED(SAV) HZ İSA VE HZ MUSADAN ÖĞRENİRİM…..HADİ GÜLE GÜLE HOCALARIN BEYNİNİ YIKAMAYA DEVAM OLA SEN CÜBEBLİ AHMEMTTEN FETTULLAH GÜLENDEN ÖĞREN İSLAMI…..

  410. tuncay köse said

    ATATÜRKE İSTEDİĞİN HAKARET İFTİRAYI ATABİLİRSİN AMA ERDOĞANI ELEŞTİRME ALLAH YAKAR SİZİ KİMİN KİME TAPTIĞI COK ACIK ORTADA ERDOĞANA NASIL TAPTIĞINIZ ORTADA YOLSUZLUKLARINA RAĞMEN NASIL ELEŞTİREMEDİĞİNİZ 2 LAF SÖLEYEMEDİĞİNİZ ORTADA CAHİLİM OKU OKU OKU AYETİ İNMİŞ HZ MUHAMMED(SAV) SENDE OKUDA BELKİ YIKANMIŞ BEYİNİN TEMİZLENİR……

  411. tuncay köse said

    AH ZAVALLIM BİLKENTTE BURSLULARINDA OKUYAÇAĞINI VE YÜZDE 65 BURSLU OKUDUĞUNU BİLMEYECEK KADARDA CAHİLMİŞ EEE DOĞAL ARAŞTIRMADAN KULAK BİLGİLERİYLE KONUSMAK BU OLSA GEREK YAZIN SALDIRI DOLU HAKARET DOLU EZİLDİĞİNDENDİR NE YAPSIN HALA ACISINI CIKARMAYA CALISIO…..

  412. tuncay köse said

    uğraşma cevap alamıyacaksın………kudur olduğun yerde ama iftira atmakdan başka işe yaramayan biriyle konuşcak bişem yoktur…..TEKRAR YAZIYORUM KEMALİSTİM VE ECEVİTCİYİM CHP ECEVİT CİZGİSİNDE GÖRÜYOSAN SİYASİ BİLGİNİN NE KADAR EKSİK OLDUĞU BELLİ OLUR SADECE…….HA BİDE SEN NE KADAR UĞRAŞIRSAN UĞRAŞ MÜSLÜMANIM……

  413. tuncay köse said

    daha türkçeyi yazamıyacak kadar cahil birisiyle kalkıp siyaset tartışamam malesef onun için özür diliyorum senin dilinden anlıyacak kemalistlerle kavga et benim kemalistlik insanlık ve siyaset anlayısım uyusmuyo onun içindirki daha cok tartışmak istemiyorum……kendi öz dilini bile yazamayan siyaset bilgisi sıfır olan ve insanlara hakaret etmekden iftira atmakdan başka bişe bilmeyen kişilerle malesef muhattap olmuyorum……ÖNCE KENDİ ÖZ DİLİNİ ÖĞREN AZCIK DAHA KİTAP OKU ATATÜRKÜ ARAŞTIR HZ MUHAMMED(SAV)ARAŞTIR SİYASET BİLGİSİ EDİN SONRA TARTIŞIRIZ………

  414. tuncay köse said

    galipa türkçen sıfır arapça malesef yazamıyorum klavyem müsait değil ingilizcede fransızca ve almanca bilçeğinide sanmıyorum ee osmanlıcada ben bilmediğim için tekrar türkçe yazcam

    BENİMLE MUHATTAP OLMA YAZIALRINA CEVAP ALAMIYACAKSIN BEN BİLGİLİ İNSANALRLA BİLGİ ALIŞVERİŞİ YAPMAK İÇİN GİRİYORUM BU SİTEYE……KAVGA ETMEYE İNSANALRA HAKARET KÜFÜR SAYGISIZLIK ETMEYE DİNİYLE IRKIYLA DÜŞÜNCESİYLE YARGILAMAYA DEĞİL….

  415. aslan said

    eziklik ifaden midir bu?? nedir? kendini ifade etme gayretin? sanırım düşüncelerin ve o bahsettiğin kitlelere hitap şeklin bozguncu bir anlayışın ve egemen seçkinci zümrenin fino köpeklerine ve yaltakçılarına göre güzeldir.biz manayı manadaki özü arıyoruz çok merak etseydik baştan diplamalarımızla konuşurduk burda..sizin sınıfçı anlaşınız zaten öteden beri bilindik bir konu.bana göre sizler pkk dan daha bölücüsünüz..çümkü yahudiyi örnek alıyorsunuz..yahudi kim ne yapar kısaca söyleyeim de öğren!(bilkentteki hocalarından duyamazsın bu gerçeği)yaptığı bozgunculuğu ve suçu başkası yapmış gibi göstermeye çalışır yahudi.. bir de takiyye yapar..ve kendini en üstün ırk görür ..masonlar ve sabetayistlerde onların köpeği olmayı gönüllü olarak kabul eder.. sen ne mi yaptın mesela hakeret ettin hakarete uğramış gibi aldatmaya çalıştın ki… biz onu da farkederiz…mesela ne mi yaptın..?şu mevkideyim bu klastayım şu okulu bitirdim ve siz varoş ağzıyal konuştunzu vs dedin ..belkid e dedikleirni inkar edersin..bu d senin bencillik kompleksini ve kibrini gösteri kii yahudide aynıdır..başak ne mi dedin..? takiyye yaptın hz muhammet msutafa (s.a.v.) ve onu anlamak varken sen ondan bahsettin ama kemalizmi savundun.. mustafa kemal hakkında en ufak bir alt yapı çalışman olmadığı halde düzen adamı bazı basit tarihçilerin yada emin çölaşan,uğur dündar,gibi adanların yazılarıyla, hürriyet ve ve cumhuriyet gibi yahudi sermayesi (aydın doğan mason)gazete demeçlerinle burda ahkam kesiyorsun.sonra da hemen suçlamay a geçiyorsun ve diyorsun ki hz muhammet böyle güzel örnek olurken siz ne yapıyorsunuz?? senin zaten chpden başka bi r noktada olman beklenemezdi ki… herşeyiniz takiyye…saymakla bitirimem ..bugün yargı genel kurmay yüksek brokrasi üniversiteler. tabibler odası .. ato ist barosu vs gibi daha bir çok kuruluş ve masonik örgüt (tüsiad) kesinlikle aynı çzigidedir bu nasıl olur??? türkiyede chp ak partinin %30 kadar oy alır am a bakarsın hep onun istediği düzende gider.. ve derki bu atatürkün düzenidir bu rejim onundur kimse hiç bir şey teklif edemez biz istemeden..bakın şöyle söyleyeyim ok yadan çıktı bu işin dönüşü asla ve asla ol ma ya cak!!! türkiye osmanlı kuruluşundaki felsefeye dönecek inş..ve dünyaya hakim olacak siz istemesenizde.. ve osmanlının kuruluşunu ve temellerini söylüyorum iyi dinle ..çok iyi dinle!!! hakikat,şahadet;tarikat,şeriat(yani hukuk)sen şimdi şeriatı da iran yaparsın… ne islamı biliyorsun
    ne kemalizm denilen safsatayı… ne de bektaşiliği biliyor ve anlıyorsun …ve hiç birşeyi bilmediğin gibi biliyor muş gibi nara atıp feryat edip kendi yaptıklarını bize yaftalıyorsun..ve de düzen damıısn zaten içinde bulunduğun düzende kemalistim demeyip ,maşa olmayıp hakka tabii davransan ..bulunduğun yerde kaç saniye oturabilrsin bilmem yani iyi olan herşeye sahip çıktığını sanıyorsun ama takiiyeciler hep yapar bunu .. balıkesir hutbesi iyi oku …söylemler hep aynı!!! ama okumadan bilmeden ve ihtiras yapmadan tartış benimle… hiç bir şeye cevap veremedin.. işine gelmeeyince de o ayrı konu dedin… ben olaylaran bahsediyorum tabiiki konuyu senin istediğin gibi tartışmıycağım.. sana mı sorcaktım neyi tartışcağımı burda.. babakana gemiyi çok görenler m. ali erbille düzen damı uğur dündarla emin çölaşanla ve halkı sevmeyen ahmet n.sezar ile ferraye bine cem öer hakkında hiç bir söz etmezler ..amam bu ülkenin başbakanın oğlu gemi alınca ve o gemiyle nakliye yapınca konuşurlar arkasında ki % 47 halk desteğine düşman yani halka düşman birinden zaten ne beklenirki?? mustaf a kemal ne için almış o savoranyı diye sorunca ses yok konumuz bu değil dersin.. kurana dil uzattığı o mustaf filmini söyleyince inkar edersin..inkar takiyye yalan iftira bencillik sizin anlayışız birde sınıfcı egemen zümre tuz kurluk deilen gerçek de cabası ..zaten şaşardım senin emek çekmiş ezilmiş bitap düşmüş anadolu insanın yanınd a oduğunu görseydim eğer..bilkentte bbanın parası (allah olmayana da versin inş) okumuşsun yaa okuyamayan ekmek derdine düşen insanları varoş diye küçmsemeyi bilirsin ancak.. ideolojinin de idooloji olmadığını öğrenmişsin sevindim buna…bana dini anlatma ben dini senin taptığın ve putlarını diktiğin kişinin astırıp kestirdiği insanlardan öğrenirim ..senden değil …tabii siz e göre onlar gericidir sömürücüdür..müslüm gündüzleri ,ali kalkancıları fadime şahinleri de bu ülkede siz evliya şeyh diye çıkarmadınız mı darbeye geekçe gösterip gerçek şehy ve evliyaları küçük düşürmek için..biz çok iii biliriz sizi…dünyanın en sinsi takiyyecileriniz siz ve sizin güruhunuz

  416. asena said

    yavuz cahil senin bi tartışmaya katılacak kadar beyninin olduğuna inanmıyorum.

    Özgür düşünce dilediğin gibi cahilce hakaret etmek demek değil.Özgürlüğün dışına çıkıyorsun.Aklı başında insanların çok ufak ayrıntılar arasında bağdaşmaması.

    Mustafa Kemal Paşa din adamı değil.Çok değerli bir paşa o da Allahın yaratttığı bi kul senden benden farkı ülkesi için çalışmış çabalamış olması tabii yalnız kendisi değil arkasında yanında kendisi gibi vatansever Türk Askerleriyle birlikte.

  417. tuncay köse said

    neyse sizinle hacıyacak vaktim yok master tezime calısmam gerek hadi güle güle belki bi ara yine gelir eziklerim seni cok düşkünsünya ondan söledim…..

  418. tuncay köse said

    ey yopaz ey gerici ey orta cağ devrinde kalmıs öküz geri zekalı beyinsiz(böle konusmamı istediğin için konusuyorum)

    hani lider olamazsın dedinya CHP CANKAYA GENCLİK KOLLARI BAŞKAN YARDIMCISIYIM……diksiyon alanında konusma alanında ve kitleyi etkileme alanında ceşitli ödüllerim var…..kısacası senin ulaşamıyacak akdar başarım var onun için tanımadığın kişi hakkında yorum yapçağına git eline bi kitap alda azcık bilgilen beynini geliştir belki türkçe yazmayıda öğrenirsin…….HANİ O COK BEĞENDİĞİN ERDOĞAN BEYEFENDİ VARYA ONA 2 SENE DANISMANLIK YAPTIM BEN BEYEFENDİ O MİTİNG KONUSMALARINI BEN YAZDIM SALAK…….BİLKENT ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE SİYASET BİLİMİ MEZUNUYUM……

  419. tuncay köse said

    ey allahım dindarım diyo sen müslüman olmazsın diyerek insanalrı müslümanlıkdan uzaklaştırdığının farkında değill peygamber efendimizden bahsetıyo düşmanına bile hakaret etmemişken karsısındakine haakret basıyo…..peygamberimizden bahsetiyo karsısındakini tanımadan yok sen darbecısın yok sen tıcaret yapamazsın diye hakaretler ediyo ASIL ÜZÜCÜ OLANIDA BUNU DİNE VE DİNDAR İNSANLARA SIĞINARAK YAPIO SANKİ ONALRDA ÖLE YAPCAKMIŞ GİBİ…….EEE ATATÜRK KENDİ GİBİ İNSANLARI ASTIĞI İÇİN BU KADAR RAHATSIZYA NEYSE…..

  420. tuncay köse said

    düşüncelere saygılıyım diyor 2 söz gecmiyo sen 1960 darbecissin deyip konuyu değiştiriyo hakaretler etiyo ey yopaz geri kalmıs sinemaya tiyatroya gitmeyi dinsizlik sancak akdar geri insan beni tanıyomusunda benim hakimda hüküm veriyosun UNUTMA ALLAH(CC)İFTİRA ATANI YALAN SÖLEYENİ SEVMEZ BENCE GİT İSLAMI ÖĞRENDE CIK KARSIMA DAHA COK EZİLMEDEN…..

  421. tuncay köse said

    kimsenin dinine düşüncesine bişe demem diyosunya atatürkün içkisinden dininden sanane madem kimsenin dini seni ilgilendirmiyo??????*niye atatürke haakret etiyosun bari çelişme……

  422. tuncay köse said

    TÜRKÇE YAZ TÜRKÇE YAZDIKALRINI ANLAMIYORUM….YAZDIKALRINA CİDDEN SÖLENECEK SÖZ YOK GÜLMEK DIŞINDA……SİNEMAYA TİYATROYA KARI OLMAN KÜLTÜRE KARSI OLMAN NE KADAR BİLGİLİ NE KADAR CAHİL OLDUĞUNU GÖSTERİYOYA NEYSE….

  423. tuncay köse said

    evet dindar olduğunu söleyenlerin klasik lafları ezildikleri ve sölediklerimin karsısında söleyecekelri bişe olmadığı için ya konuyu değiştirirler ya hakaret eterler…….

  424. tuncay köse said

    onları okurken mustafa kemal atatürküde oku git genel kurmaya izin alarak gir ve atatürkün günlüklerinden latife hanımın günlüklerinden atatürkün manevi kızından ve türk milletinden atatürkü dinle belki bu kadar insan onu neden bu kadar seviyor anlarsın……..HA SİZİN ATATÜRKÜ NEDEN SEVMEDİĞİNİZ NEDEN BU KADAR HAKARET ETTİĞİNİZİ BİLİYORUM SORUN NEDEN İNSANLARA ÖZGÜRLÜK VERMESİDİR……SAKIN AMA SAKIN BANA TÜRBAN SORUNUNDAN BAHSETME…….BAŞBAKANIN GİBİ BENİM ANNEM TÜRBANIYLA GATADA MUANE OLURKEN BENİM HANIMIM GİREMEDİ MAĞDURİYETİNE YATMA……artık dinin arkasına sığınmayı bırakında belki yeni doğan kişilerden bi kac dini seven birisi cıkartırız…..SANA SON YAZIMDIR…

  425. tuncay köse said

    aleviyede meshep değil kültür demen zaten cahilliğini gösteriyo….sen hem kemalist hem dindar olamıyaçağını düşünmeye devam et…..ama benle muhattap olma cünkü beynini cubbeli ahmet hoca gibi ismail ağa cemaitindeki hoca gibi hocaların cok güzel yıkamıs…..git doğu ergini oku belki siyaset nasıl tartısılır insanalr neden yanlıslıklarıylada sevilebilir anlarsın….MEVLEANAYI YUNUS EMREYİ NECİP FAZILI VE GEORGE S.YAHUDİDEN HZ MUHAMMED(SAV) VE SU ANDA DUNYADAKİ EN HOŞGÖRLÜ İNSAN HALA NEDEN HZ MUHAMMED(SAV) ONU OKU belki islamiyeti öğrenirsin pek sanmam ama umut var…..

  426. tuncay köse said

    git eline sol bir yazarın kitapını al dersimi oku birde milliyetci yazardan oku ve sonra buraya dersimi yaz dersim nedir neden oldu sorsam sana onun hakkında bilgin yoktur kalmıs atatürke hakaret etıyıyosun bunun üstünden……bak tekrar dıyorum sevmeyebilirsin ama saygı duymak zorundasın…….eleştirebilirsin ama haakret etemessin…..git siyasi uslüpü öğren türkçeyi öğren konusurus belki……seviyemde ddeğilsin ve bana verceğin hç bir sey olmadığı için bana yazmazsan sevinirim….

  427. tuncay köse said

    son olarak benim demek istediğim 1980de kominizmi yok etmek için kemalizm arkasına sığınarak asıl kemalistleri ve koministleri vuran darbeyi yapan 4 5 deyyuz yuzunden tum kemalistleri dinsiz diye nitelendirçeğinize insanaların dinini insanalrın kendisine bırakında gercek dindar kim anlasılsın…..sonuc olarak insanları yargılayaçağınıza küfür etçeğinize hakaret etçeğinize adam gibi eleştirin BU LAFIM HEM DİNDARIM DİYENLERE HEMDE KEMALİSTİM DİYENLEREDİR…..

  428. tuncay köse said

    asenadan banane kardeşim asenenın düşünceside kendisinedir….asenanın yazıalrının hiç birini okumam cünkü o kişi antidüzen sitesindende atatürkü eleştiren bir provakatördür aynen senin ve aslanın gibi…….islama karsı kavgada bahsettinya soruyorum o zaman sana bu islama karsı kavganın en büyük olan adayıyla iş birliği yapan ve onlardan ödül alan erdoğanı neden destekliyosunuz……SONUNA AKDAR KEMALİSTİM VE SONUNA KADARDA MÜSLÜMANIM HA SENİN DÜŞÜNCENE GÖRE KEMALİST DİNDAR OLAMAZYA BENDE DİYORUM Kİ EĞER SİZ MÜSLÜMAN OLSAYDINIZ BUNA ALLAHIN YERİNE KARAR VERMEZDİNİZ CÜNKÜ KİMİN MÜSLÜMAN KİMİN MÜSLÜMAN OLMADIĞINI TEK YARATAN BİLİR…..hitlerin sistemini kurmak istiyende kemalistler mi erdoğan mı cok acıkca ortada…..SON OALRAK TÜRKÇEYİ ÖĞREN VE KİTAP OKU Kİ TARTIŞABİLELİM SENLE CÜNKÜ DAHA TÜRKÇE YAZMAYI BİLEMEZKEN NE TARTISCAKSIN BİRDE DEDİKLERİNİZİ HEP TEKRARLAYIP DURUYOSUNUZ…..

  429. aslan said

    sana acıyorum tuncay köse
    alet ve maşa olduğunu hiç anlıyamıycaksın ..şakşakçılığın sonunda hep bir şeyler eksik diye diye yakınıp durucaksın

  430. yüzbaşı said

    madem yorum yapıyorsun madem eleştiri için anlayışlısın… neden bir sefer bile asenayı eleştirmedin!!! ben söyleyeyim aynı kaptan su içmişsiniz.wishi neden eleştirmedin… yaptıkalrına gelince kuran ve süneti hiç bilmiyorsun sanırım ..bu gün türkiye kurana göe yaşamıyorsa ve islam ülkeleri ..ezilmeye mahkumdurlar..kurana göre yaşayan diğer toplumlar liderdirler siz hala dünyada ki en büyük kavganın islam akarşı olduğunu anlayamadınız.. psiklojik harp işte bunlar için ..biz birbirimizi yiyeylim diye..kemalit sistem inancı olanı ezen bir sistemdir..bu acıyı çekenler bilir ve bu sorunu hala yaşayanlar bilir.buun alt yapısında israil amerika ve ingiliz yapılanmasını göremeyenler pek fazla sahne arkasını tahmin edemezler.hala laik anti laik ulusalcı kemalist vs gibi dikatöryanın ve hitler usuluü sindirmenin farkına varamadık.. b u çok kötü bir durum..bakınız daha önemli bir şey söylüycem size bu ülkede eğer laik sistem varsa fransadan alına ve bütün kanunlar dışardan alınmışsa…ve diğer kanunları da darbe ile yapılmışsa bunu sorgulmayan insanlar kandırılmıştır..bu gün alevi kardeşlerimizde kandırlmış bir tolumdur..geneli itbariyle bu noktaya dikkat çekmek isterimm..kürtler de aynı şekilde kandırılmaya çalışılıyor yıllardır..unutmayın tek nokta islam ..ona sarılmazsak kaybeden biz oluruz

  431. aslan said

    aaleviyim dersin pekii dersimi neden untursun ..dedeni kesine mi saygı duyuyorsun?? sen şeyh saidi de ingilzi ajanı sanıyorsun..kesin çünkü okuduğun kitaplar bu yönde beynini yıkıyor olmalı.. kendini çok bilgili sanmakla ne kadar da ahmakça bir duruma düştüğünün farkına varıcaksın elbet… savoranaya da cevap veremezsin … o dönemde mustafa kemalin meclisi kimlerde oluşturduğuna da cevap veremezsin…tek parti diktatöryasına da cevabın yok ve hala kemalistim dersin ama bütün hatalarını da kabul ederek söylersin bunu.. bunun adı uşaklıktır yaltaklıktır.. özgür bir platformda herkes düşüncelerini sölerken , bilgisiz, cahil ,vs vs diye ekleyerek hakaret etmemiş oluyorsun da iltifat mı ediyorsun??? alevi isen hz alinin yoluan git istersen hz osmanın yoluna git hepsi aynı kapıya çıkar (cennet yolu) amaa hem kemalist hem marksist hem darvinist hem de hz muhammet ümmetiyim deme ..eğer alevi isen alevilik bir mezhep değil kültürüdür bunu iyi öğren..ha sen ister mezsep dee ister din de ne dersen de ..am a gerçeği değiştirmez… hz ali içki mi içerdi? hz ali meyhaneye mi giderdi sinemaya mı giderdi? hz ali camiye giderdi hz ömerde öyle hz osmanda ve bütün ashap…onlar en yakın arkadaşlarıydı peygamber efendizimizin..onu örnek alırlardı …hz ali kemalist miydi ? hz ali laik miydi?? hz ali ilmin kapısıydı…efendimiz (s.a.v) en sevdiği sahabelerinden biriydi…efendimize her şeyiyle bağlıydı ve bizd e ona bağlıyız..ama aleviliği sen kültür değilde mezhep olarak yorumluyorsan gel dön derim bu yoldan ahiretin için…namaz müminin miracıdır??? hak mzhepler dört tanedir..maliki hanefi şafi ve hambeli diğerleri ( vehabi şii ve uzantısı olan bir kültürüdr alevilik .. sen din de diyebilirsin..herkesin inancı kendine.kötülediğimi filan düşünme.. bişi demem ben kimsenin inacına ..çünkü efendimzi (sav)o durudma senin dinin san a benim ki bana demiştir biz de onu örnek alır ve doğru biliriz…neys e bu konu üzerine derinlemesine bilgim yok ama temel yönleri hakkında fikrimi söledim.. milleti zır cahil sanıp da kafayı yiyenlerden olma ..bu san a tavsiyem… ayrıca 1960 darbesini savunan bir dangalaksın onu da söyleyeyim… sen maşa olcak bir insasın çünkü her telden de calıyorsun… işçi ol tekelci ol memur ol am a ticaret yapma batarsın siyaset yapma küllü batarsın…hele liderlik mi asla cünkü sen taraf olacak kadr ne inanca nede ilkeli bir duruşa sahipsin…ve sen 2. abdülhamit dönemini anlamadan … m.akifleri necip fazılları anlamadan mevlanadan söz edemezsin onun yazdıkalrı san a ağır gelir onlar çok dindar müslümanlardı.. tasavvuf ehli evliyalardandır..hani senin çok sevdiğin mustafa kemalin hocaları toptan kaldırmalıyız dediği ve istiklal mahkemelerinde sorgusuz ve avukatsız kestirdiği astırdığı evliyalar varya onlardan işte ..orda yunuslar gitti orda mevlanalar gitti orda hacı bayramlar gitti orda imam gazaliler gitti orda akşemseddinler gitti…hadi inkar et o örümcekleşmiş ve kalbi karartılı düzen kalıplarıyla….nasıl olsa üfürük çalmayı çok iyi biliyorsun

  432. tuncay köse said

    Takıyye, inancının aksini söylemektir. Buna Müdara da denir. İnancını, görüşünü, partisini, grubunu, gittiği yolu saklamak demektir. Sırrını açıklayan kimse, çok defa söylediğine pişman olur, üzülür. İnsan, söylemediği sözünün hâkimidir, söylediğinin ise, mahkumudur. Keşke söylemeseydim der ama iş işten geçmiştir. Malı ve eşyayı emin olarak saklayan çok insan, sır saklayamaz. Hiç ummadığınız kimse, gizli sırlarınızı açıklayabilir. Onun için eskiden, Zehebini, zihabını ve mezhebini gizli tut derlerdi. Yani paranı, dini inancını, siyasi görüşünü, grubunu gizli tut demektir.

    bunu demişsin bana ama ben acıkca siyasi görüşümü söledim KEMALİSTTİM VE ECEVİTCİYİM DEDİM……meshebim ise alevidir……dini inancım ise müslümanlıktır ve müslümanlık olduğu içinde HZ ÖMERİN ADALET ANLAYISINDAN VE HZ MUHAMMED(SAV) MÜSLÜMANLIK ANLAYISINDAN YOLA CIKIYORUM………görüyoruz ki akp eskidende erbekanı destekleyen milli görüş tayfası insanlara iftira atmakdan ve küfür ederek saygısızlıktan başka bişe yapmazlar…..küfür iftira gibi islama inanan insanalra yakısmayan davrınıslardada bulunurken sanki dört dörtlükmüş gibide bide başkalarını sanki kendileri ALLAH mıs gibi sanki o insanla yasamıs gibi yargılarlar…..SONRADA NEDEN İSLAMIN ADI KÖTÜ….

  433. tuncay köse said

    son yazımdır sana o soruları git beynini yıkayanalra sor…..çünkü ben sen ve senin gibi varoş mahallede yasıyan mahalle arası kavga ve mahalle arasındaki gibi küfürlü konusmakdan başka bişe bilmeyen eğitimsiz kültürsüz kendini geliştirememiş insanlara cevap vermiyorum aldığım İSLAMİ AHLAK TERBİYE VE KÜLTÜR YÜZÜNDEN…..

  434. tuncay köse said